BLOG

Arşiv
Kategoriler
en-ucuz

En Ucuz & Daha Ucuz

Bilişim sektöründen ve dışından birçok iş fikri, planı ve stratejisi üzerine fikirlerimi soran arkadaşlarım oluyor.
Sürekli anlattığım ve ciddi bir sorun olduğunu düşündüğüm “En ucuza ya da daha ucuza satacağız” lafını sık sık duyuyorum.

İş ve pazarlama stratejinizin sadece “En Ucuz” ya da “Daha Ucuz”a dayanıyorsa her şeyi baştan düşünmeniz gerekir.

Markanızı konumlandırırken Fiyat, Kalite ve Servis Denklemine ciddi vakit ayırıp, nasıl fark yaratırım? sorusuna cevap aramak çok daha doğru bir yöntem olabilir.

yurtdisi

Hedef Yurtdışına Açılmak

Sabah metroda Capital Dergisi’ni okurken Kayseri’de yerel bir kahve zinciri sahibinin röportajı gözüme çarptı. Genç girişimci kardeşimiz başlattığı Starbucks modeli kahve işinde başarılı bir şekilde 10’un üzerinde bayiye ulaşmış. Röportajın ana teması “hedefinin yurtdışına açılmak olduğu”.

Geçenlerde ziyaret ettiğim bir eticaret firması sahibi hedeflerinin yurtdışına açılmak olduğunu ballandıra ballandıra anlattı. Günde ortalama 10 paket yaptıklarını öğrenince şaşkınlığımı saklayamayarak “Hedef neden yurtdışı?” diye sordum. Aldığım cevap ise “Daha şirketi kurmadan bu vizyonla yola çıktık” oldu.

ABD’deki bir eticaret modelini birebir Türkiye’de uygulayarak başarılı olan bir girişimci arkadaşım New York’a ofis bakmak için gelmişti. “Neden New York?” diye sorduğumda, New York’ta bu işi yaparlarsa Türkiye’de PR ve imajlarına çok büyük katkısı olacağını söyledi. Yüklü miktarda para harcadı, aylarca New York’a gitti geldi. Sonra ne oldu bilmiyorum, bildiğim ne New York’ta ne de Amerika’da markasının adını hiç duymadım.

Dereyi görmeden paçaları sıvamak…

Olayın ilk boyutu. Daha Türkiye’de oturmamış, sürdürülebilirliğini ispatlamamış bir işi olan insanın yurtdışına açılma hayalleri kurması durumu bu.

Tereciye tere satmak…

Bir de bu boyutu var. Para kazandığı iş modelini aldığı ülkeye gidip, örnek aldığı firmalara rakip olma hayali belki girişimcilik gibi gözükebilir ama çoğu zaman cahil cesaretinden öteye gidemez.

Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak…

Bu da olayın 3. boyutu.

Bazen olaylara 3 boyutlu yaklaşmakta fayda var.

Hedefini yurtdışı olarak belirleyip başarılı olan, farklı sektörlerde birçok Türk şirketi var. Birçoğu gururumuz olan markalar. Sözüm meclisten dışarı notunu eklemek istedim.

istanbul

İstanbul – New York Hattı

Lise sonu New York’ta okuduktan sonra, master için Amerika’ya temelli dönüşüm ile ABD’de 11 yıldan fazla yaşadım. Hayatımın üçte biri ve özellikle son üçte biri ABD’de geçince doğal olarak Amerika ikinci vatanım oldu. İlk olarak 1996 yılında, büyük bir heyecanla adım attığım ABD’de acısıyla, tatlısıyla uzun yıllar geçirdim.

Gurbette yaşıyorum diye kültürümü, ülkemi, adet ve geleneklerimi hiçbir zaman unutmadım. Aksine uzakta olmam özlemimi arttırdı ve kökenime daha sıkı sarıldım.

Hiçbir zaman asimile olmadım, ama daima yaşadığım topluma entegre oldum ve bir yabancı gibi yaşamadım.

Eğitimimi ve iş hayatında tecrübelerimi cebime koyarak bir gün ülkeme geri dönmekti hep hayalim.

Yurtdışında yaşayanlar için 10 yıl bir dönüm noktasıdır. Bir ülkede 10 yıldan fazla yaşadıktan sonra karar vermek gerekir. Ya o ülkede devam edip, Türkiye’yi yılda bir gelip tatil yapılan bir ülke olarak sevmek ya da kesin dönüş yapmak arasında bir tercih vaktidir. Herkes için olmasa da benim çevremde gözlemlediğim yabancı arkadaşlarım ve benim için bu böyle idi.

Ben de son birkaç yıldır içimde büyüyen İstanbul hasreti ile Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya karar verdim.

Son 3-4 aydır bu yoğun, yorucu ama bir o kadar da heycanlı süreci yaşıyorum.

Yıllardır New York-İstanbul hattı yaşadım. Evim, işim New York’ta da olsa bir ayağım hep İstanbul’da oldu. Bundan sonra evim İstanbul’da olacak ve New York’a sıkça gideceğim. Kısacası İstanbul-New York Hattı yaşayacağım.

Türkiye’ye kesin dönüş sürecinde birçok arkadaşım ve yakın dostum “New York bırakılır mı?” diye sordu/soruyor. Bu sorunun cevabını, Türkiye’ye taşınmadan önce çok düşündüm.

Dünyada birçok şehri görme şansım oldu ve tartışmasız, İstanbul beni en çok büyüleyen şehir olarak hep kaldı. İkinci sırada New York olsa da İstanbul’un yerini hiçbir şehir alamadı benim için. Ailem ve dostlarıma olan özlemim hiç eksilmedi, aksine sürekli arttı.

New York’ta e-ticaret üzerine bir danışmanlık şirketim var ve bu şirket çalışmalarına devam edecek. Ancak bundan sonra Türkiye’de beni çok heycanlandıran internet sektörüne yatırım yapacağım. Yeni girişimler, yeni ekipler, yeni başarı hikayeleri peşinde koşacağım.

İstanbul’da ilk ofisimizin hazırlıkları bitti sayılır ve yorucu birkaç aydan sonra çalışmalara başlayacağız. Sizlerle girişimlerimi, yatırımlarımı ve Türkiye internet sektörü ile ilgili gelişmeleri buradan paylaşıyor olacağım.

Yakın çevremde birçok kişi artık İstanbul’da yaşadığımı biliyor. Bu geçiş sürecinde çok ihmal ettiğim blogumda, siz değerli dostlarımla da hayatımdaki bu önemli kararı paylaşmak istedim.