fikir

Fikriniz Sıradansa Vakit Kaybetmeyin

Sıradan fikirlere, potansiyeli olup da sıradan işleri seçen insanlara, sıradan bahanelere, sıradan daha birçok şeye gıcık kapıyorum.

Bu oldum olası böyleydi ve böyle olacak. Bazen açık sözlülüğümün ve girişimci ruhumun bana verdiği aşırı özgüvenle insanları sıradan oldukları için bozuyorum. Aslında hedefim onlara ellerindeki potansiyeli kullanamadıklarını hatırlatmak ve teşvik etmek.

Yaklaşık bir saat önce 1 Nisan bitti ve 2 Nisan başladı New York’ta. Geçen sene burda ufak bir 1 Nisan Şakası yapmıştım, bu sene yapmadım, yapamadım.

Bu aralar yeni projelerle çok yoğunum, çok heyecanlıyım ve oturup doğru düzgün bir şaka bulmak için vaktim yok. Sıradan bir şaka yapmaktansa yapmamak benim tarzıma daha uygun.

Ben bu akşam Manhattan’dan eve dönerken aklımdan bunlar geçiyordu ve bu konuyla ilgili bir blog yazısı yazmak da aklımda yoktu, ancak her gün düzenli ziyaret ettiğim bloglardan birisi olan Seth Godin‘in bu sene 1 Nisan’da neden şaka yapmadığına dair bugünkü yazısını okuyunca ben de fikirlerimi paylaşmak istedim.

Bu sene 1 Nisan’da Kirtok.com okuyucularına değil ama başka birisine bir şaka yaptım hem de nasıl bir şaka, sizinle de paylaşmak istedim.

nisan 1


Şu Ana Kadar Yaptığım En Riskli 1 Nisan Şakası

Fıkra ve komik hikayeleri anlatmak aslında ciddi yetenek işidir ve bende sanırım bu yetenek pek yok. O yüzden bugün yaptığım 1 Nisan şakasını anlatmadan önce klasik bir hatırlatma yapayım; Eğer o ortamda olup şaka yapılan kişinin suratını görseydiniz hikayenin tam tadına varabilirdiniz. Herneyse uzatmadan şakayı anlatmak isterim.

31 Mart Salı günü başlayıp toplam 5 gün sürecek çok önemli bir toplantı zincirine katılıyorum. Gündüzleri toplantıdayım, geceleri çalışıyorum (ve blog yazıyorum :) ), birkaç saat uykudan sonra tekrar soluğu Manhattan’da alıyorum.

Şakanın kahramanı Hollanda’dan gelen, Avrupa’da 600’ün üstünde mağazada markası satılan, aslen tasarımcı, bir o kadar da yaratıcı bir iş adamı. Benim danışmanlığını yaptığım Amerikan firması bu markanın da içinde bulunduğu 4 tekstil markasını Amerika’ya ilk lanse edecek firma ve bu projenin hem online hem mağazacılık ayağını biz yürütüyoruz. İş büyük, toplantıdaki insanlar önemli, benim ve şirketim için çok önemli bir toplantı serisi ve toplantıları ben yürütüyorum.

31 Aralık salı günü gayet iyi ve samimi geçen yarım günlük daha çok tanışma ve ön giriş toplantısı ardından 1 Nisan sabahı Soho’da toplantının yapılacağı loft ofiste buluştuk. Ofise yürürken zihinsel olarak kendimi toplantıya hazırladığım için yaratıcılığım had safhada. Bu tarz toplantı yönetmeleri stand up’a çok benzetirim ben. Eğer iyi gününüzdeyseniz ve iyi hazırlandıysanız çok yaratıcı fikirler ve sonuçlar ortaya çıkabilir.

Herneyse ben yaratıcı moddayım ve aklıma bir fikir geldi, o anda Amerikan şirketin sahibi ve CEO’su yanımda ve ona sessizce toplantıya 1 Nisan şakası ile başlayacağım lütfen bozuntuya verme dedim, karşılıklı sessizce gülüştük.

Derken masaya yerleştik, kahvelerimizden ilk yudumları aldık, Hollanda’dan gelen misafirlerimizle kaldıkları otelin konforu hakkında birkaç dakika sohbet ettikten sonra ben beyaz tahtanın başına geçtim. Tam gündem konusu ile ilgili powerpoint sunumu ile toplantıyı açıyordum ki bir anda durdum.

Danışmanlığını yaptığımız Amerikan şirketin sahibine dönüp ismi ile hitap ederek “Lütfen kusura bakma ancak ben senin firmanın başarısı ve bu projede kar etmesi için burdayım, o yüzden günlerdir kafamı kurcalayan ve bence bu büyük ve önemli proje için tek sorun olan şeyi açıklamak zorundayım” dedim.

Hollandalı firmanın sahibine de “Umarım sizin için sorun değildir ancak siz de 4 markayı temsilen (Bu arada markalardan birisi Türk :) lütfen ismini sormayın) burdasınız ve Amerika gibi önemli bir pazara giriyorsunuz, hepimiz baştan dürüst olursak uzun vadede hepimiz kazanırız dedim ve izin istedim” Kendisi de merak ve şaşkınlıkla ama çok nazikçe tabi ki buyrun dedi.

Şimdi çok az ön bilgi geçmem lazım. Bu Hollandalı arkadaş markasına aşık, hayatını buna adamış, henüz yaşı genç ve çok başarılı. Avrupa’da sosyete dergilerinden düşmeyen birisi, 911 turbo sürüyor, Amsterdam’da en pahalı loft’ta oturuyor, adamın tek derdi markasının Amerika pazarına doğru lanse edilmesi, para falan umrunda değil. Çevresi sayesinde diğer önemli 3 Avrupa markasını da temsil ediyor, bir nevi onlara yardımcı oluyor. Bu kısmı belirtmem şarttı, çünkü söylediğim gibi adamın markası hayatı.

Ben ön konuşmadan sonra kalemi aldım ve beyaz tahtaya 4 markanın ismini yanyana yazdım. İlk marka hakkında iki üç cümlelik kısaca konuştum (potansiyel müşteri demografiği, pazar payı vs), aynı şekilde 2. ve 3. marka hakkında da konuştum. Toplam 4-5 dakika sürdü üç marka hakkında birkaç cümle kurup altlarına güçlü oldukları noktaları yazmam. En sona özellikle Hollandalı misafirimizin markasını yazmıştım.

3. marka hakkında konuşmamı bitirince, bir anda durdum, masaya doğru 2-3 adım yürüdüm ve kahvemi aldım, çok sakince bir yudum kahve içtim, tahtaya geri döndüm ve “Üzülerek belirtmek isterim ki bu proje için en büyük sorun MARKANIN ADI” dedim ve bu adamın markasının üstünü çizdim :) Evet aynen öyle, direk üstünü çizdim.

Masadakilere döndüm ve “Benim kafama takılan, emin olmadan söylemek istemediğim ve artık emin olduğum şey bu markanın bu konseptte kesinlikle yeri olamayacağı” dedim. Bir anda ortam dondu, sessizlik var. Bizim Amerikalı patron gülmek üzere zor tutuyor kendini.

Hollandalı misafirimizin suratı tam anlamı ile bembeyaz oldu. Hatta birşey olacak diye korktum bir an :)

Olayın şokunu henüz yaşarlerken tadını da kaçırmadan tahtaya geri döndüm ve bir yandan “Bu marka yerine bu konsepte uyan ve tutacağına emin olduğum bir marka buldum ve bu markanın adı…..” diyerek tahtaya APRIL FOOLS (yani 1 nisan şakası) yazdım :)

Bizim Hollandalı misafir kelimenin tam anlamı ile bütün loft’un yüksek tavanından yankılanacak şekilde kahkalara boğuldu. Birkaç dakika herkes kahkaha atmaktan kıpkırmızı oldu. Daha sonra yaklaşık 5-6 dakika başımızdan geçen güzel 1 nisan şakalarını paylaştık ve kendisi çok içten bir şekilde bu şakayı hiçbir zaman unutmayacağını, kalp krizi geçirmek üzere olduğunu, son 3 ayını bu işe ayırdığını söyledi :)

Kahkalarla, neşeli ve pozitif başlayan toplantımız bir o kadar yaratıcı ve verimli geçti.

Yaptığım En Riskli 1 Nisan Şakasından Çıkartılacak Dersler

  • Sıradan bir fikre vakit kaybetmektense hiç uğraşmamak daha doğru olabilir. (bkz. kirtok.com’da bu sene sıradan olacağına hiç şaka yapmamam).
  • Fikrinizin yaratıcı olduğuna güveniyorsanız risk almaktan çekinmeyin (yaptığım şaka riskli idi, ters tepebilirdi. Bir anda küfür bile yiyebilirdim, şaka desem bile berbat bir atmosferde toplantı devam edecekti ama risk aldım.)

İşte bu hikaye de yoğun, yorucu 10 saatlik toplantıdan kalan tatlı bir anı oldu, sizlerle de paylaşmak istedim.

Peki bu sene 1 Nisan’da siz ne kadar yaratıcı bir şaka yaptınız?

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorumları Gör(6)
  1. 40 yaşındaki bir Japona hayatındaki ilk bir nisan şakasını yaptığımız da çok sevinmiştik, oda çok şaşırmıştı ve şoktaydı. Google girdi 1 nisana baktı sonra bize “yu ren jie kuai le” aptallar bayramınız kutlu olsun dedi. Biz nereden bile bilirdik ki Çinliler 1 nisan için aptallar bayramı telaffuzunu kullanıyor. O gün bugündür Uzakdoğululara şaka yapmıyorum :)