BLOG - Girişimcilik

en-ucuz

En Ucuz & Daha Ucuz

Bilişim sektöründen ve dışından birçok iş fikri, planı ve stratejisi üzerine fikirlerimi soran arkadaşlarım oluyor.
Sürekli anlattığım ve ciddi bir sorun olduğunu düşündüğüm “En ucuza ya da daha ucuza satacağız” lafını sık sık duyuyorum.

İş ve pazarlama stratejinizin sadece “En Ucuz” ya da “Daha Ucuz”a dayanıyorsa her şeyi baştan düşünmeniz gerekir.

Markanızı konumlandırırken Fiyat, Kalite ve Servis Denklemine ciddi vakit ayırıp, nasıl fark yaratırım? sorusuna cevap aramak çok daha doğru bir yöntem olabilir.

yurtdisi

Hedef Yurtdışına Açılmak

Sabah metroda Capital Dergisi’ni okurken Kayseri’de yerel bir kahve zinciri sahibinin röportajı gözüme çarptı. Genç girişimci kardeşimiz başlattığı Starbucks modeli kahve işinde başarılı bir şekilde 10’un üzerinde bayiye ulaşmış. Röportajın ana teması “hedefinin yurtdışına açılmak olduğu”.

Geçenlerde ziyaret ettiğim bir eticaret firması sahibi hedeflerinin yurtdışına açılmak olduğunu ballandıra ballandıra anlattı. Günde ortalama 10 paket yaptıklarını öğrenince şaşkınlığımı saklayamayarak “Hedef neden yurtdışı?” diye sordum. Aldığım cevap ise “Daha şirketi kurmadan bu vizyonla yola çıktık” oldu.

ABD’deki bir eticaret modelini birebir Türkiye’de uygulayarak başarılı olan bir girişimci arkadaşım New York’a ofis bakmak için gelmişti. “Neden New York?” diye sorduğumda, New York’ta bu işi yaparlarsa Türkiye’de PR ve imajlarına çok büyük katkısı olacağını söyledi. Yüklü miktarda para harcadı, aylarca New York’a gitti geldi. Sonra ne oldu bilmiyorum, bildiğim ne New York’ta ne de Amerika’da markasının adını hiç duymadım.

Dereyi görmeden paçaları sıvamak…

Olayın ilk boyutu. Daha Türkiye’de oturmamış, sürdürülebilirliğini ispatlamamış bir işi olan insanın yurtdışına açılma hayalleri kurması durumu bu.

Tereciye tere satmak…

Bir de bu boyutu var. Para kazandığı iş modelini aldığı ülkeye gidip, örnek aldığı firmalara rakip olma hayali belki girişimcilik gibi gözükebilir ama çoğu zaman cahil cesaretinden öteye gidemez.

Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak…

Bu da olayın 3. boyutu.

Bazen olaylara 3 boyutlu yaklaşmakta fayda var.

Hedefini yurtdışı olarak belirleyip başarılı olan, farklı sektörlerde birçok Türk şirketi var. Birçoğu gururumuz olan markalar. Sözüm meclisten dışarı notunu eklemek istedim.

yapmak-icin

Bir İşi Yapmak İçin Yapmak

Eski blog yazılarıma göz atarken arada yazdığım sıradan yazılar canımı sıktı.

Bu blogda yüzlerce yazı yazmışım. Tek tük de olsa sıradan yazılar yazmış olabilirim. Ancak bunun nedenini düşündüm ve her sıradan yazıda aynı sonuca vardım.

Bu sıradan yazıları sırf yazmak için yazmışım.

Belki içimden hiç yazmak gelmemiş ve uzun süre ara vermemek için yazmışım, belki yazacak konu bulamamışım ve öylesine bir konu seçmişim. Ama sonuçta sırf yazmak için yazmışım.

Beni düzenli okuyanlar sıradan işler ve tembellik ile ilgili fikirlerimi iyi bilirler.

Yaptığınız iş ne olursa olsun isteyerek, severek, özen göstererek yapmak gerek. Her insan sevdiği işi yapacak kadar şanslı değil. Ama yaptığımız işi sevmek ya da en azından çaba göstermek bizim elimizde.

Ara sıra sıradan işler yapar herkes. Hayat, koşuşturma, kişisel durumlar vs derken yapmak için yaptığımız işler çıkabilir ortaya. Bu çok normal.

Önemli olan bunun rutin ve düzenli bir hale gelmesinin önüne geçmek.

Kendime not olarak yazdım, sizlerle de paylaşmak istedim bu yazıyı.

hikaye

Bir Hikayeye İhtiyacınız Var

İnternet ile birlikte geleneksel medyaya kıyasla çok daha ucuza ve çok daha hedefe yönelik pazarlama ve reklam kampanyaları yapma imkanımız var. Bunu özellikle internet girişimcisi olan herkes biliyor.

İnternet pazarlamanın kalitesi ROI bazında tartışmasız olsa da geleneksel medyanın gücünü bir kenara atmak hata olur.

Birçok internet girişimcisi için televizyon ve gazetelere reklam vermek hayal. Milyonlarca dolar yatırım almışsanız ya da arkanızda bir medya grubu varsa durum farklı, ancak bu birçok girişimcinin kolay kolay başına gelmeyen bir durum.

Peki televizyon ve gazete reklamlarına harcayacak parası olmayan bir internet girişimcisi bu ulusal medya kanallarında nasıl yer bulabilir?

Yeni açtığınız siteniz hakkında reklam kokan bir haberi kolay kolay ücretsiz yaptıramazsınız, yaptırsanız da geri dönüşü tartışılır.

Ancak ilgi çekici ve farklı bir hikayeniz varsa hiçbir reklam bütçeniz olmadan ulusal medyada haber olabilirsiniz…

Haber Olabilmek İçin Hikaye Fikirleri

Her girişimcinin ya geçmişinde, ya girişiminde ya da müşterilerinden gelen ve haber değeri olan kesinlikle bir hikayesi vardır. Marifet bu hikaye ya da hikayeleri bulup çıkarmakta.

Birkaç fikir…

    • Girişimcinin Hikayesi

Bu sizin hikayeniz. İnsanlar daima başarı ve başarısızlık hikayelerini severler.

Pegasus’un Ali Sabancı tarafından kurulduğu ilk yıllar geldi aklıma. Ali Sabancı (ya da PR ajansı) mükemmel bir hikaye hazırlamıştı. “Koskoca Sabancı holdingden ayrılıp, girişimciliğe atılan Ali Sabancı” idi hikayenin adı.

Bunu başarılı olmuş aile şirketlerinin 2. ve 3. nesilleri her gün yapıyor. Ancak sadece Ali Sabancı çıktı ve bir hikaye haline getirerek sayısını hatırlamadığım programda röportajlar, konuşmalar ve tamamen parasız reklam kazandı.

    • Ürünün/Servisin Hikayesi

Bazen farkında olarak bazense olmadan onlarca ürünün gizli reklamını bir haber olarak gazetelerde okuyoruz ya da televizyonlarda izliyoruz.

İnternet girişimcileri bu anlamda çok daha şanslı. Sattıkları ürün çok klasik bir ürün olsa bile, yarattıkları fark ile (web sitesi, pazarlama teknikleri, servisleri, vs) bir hikaye çıkarmak normal şirketlere göre daha kolay. Burda biraz yaratıcı olmak yeterli.

    • Müşterinin Hikayesi

Müşterinin hikayesi doğru yönlendirilirse her zaman başarılı bir PR aracıdır. Zappos bunun en güzel örneklerinden birisi. Müşterilerinin kendilerine sunulan hizmetten memnun kalmaları sonucu oluşan birçok hikayeyi birer PR başarı hikayesine çeviren Zappos, normalde milyonlarca dolar reklam bütçesine bedel airtime kazanmıştır bugüne kadar.

Biraz beyin fırtınası sonucu mükemmel bir hikaye geldi aklınıza. Networkünüz aracılığı ile gazeteci ve habercilere ulaşma imkanınız varsa ne ala, hemen harekete geçin.

Ancak tek çareniz basın bülteni göndermek ise, lütfen ama lütfen hazırlayacağınız basın bültenine önem verin.

Türkiye’den her hafta onlarca basın bülteni gelir bana. %99.9’u direk çöp tuşuna basmalık. Gelen kutusundan çöpe gönderirken bile harcadığım vakte acıdığım bültenler çoğunluğu.

Hikayeniz ne kadar güzel olursa olsun, ona paralel kalite ve güzellikte bir basın bülteni hazırlamazsanız, medyada yer bulma şansınızı azaltırsınız.

KurumsalHaberler’de konuk yazar olarak yazdığım 10 Adımda Ses Getiren bir Basın Bülteni Nasıl Hazırlanır yazıma göz atmanızı tavsiye ederim.

İnternette ya da geleneksel medyada, hiç para harcamadan haber olmak ya da röportajlar yapabilmek için tek ihtiyacınız olan şey bir hikaye.

Ve o hikayeyi bulup çıkarmak sizin elinizde. Bol şanslar…

online-c2c

İnternette Girişi En Zor İş Modeli – C2C

İngilizce olarak “Consumer to Consumer” kısaltması olan C2C modeli, Türkçe olarak “Tüketiciden Tüketiciye” ya da “Müşteriden Müşteriye” olarak kullanılabilir.

ABD’de internette C2C iş modeli denince, eBay, Craigslist, Etsy gibi birkaç site akla gelir.

Türkiye’de ise Sahibinden ve GittiGidiyor akla ilk gelen iki örnek olabilir.

Başarılı olduğu takdirde, bana göre en iyi iş modelidir C2C. Sonuçta “satıcı ile alıcıyı” ya da “tüketici ile sağlayıcıyı” bir araya getirirsiniz ve genellikle bir aracı ücreti alırsınız.

First-mover Advantage (İlk Giren Avantajı)

C2C iş modeli, First-mover advantage dediğimiz, ilk girenin çok büyük avantajı olduğu bir iş modelidir. Gelin burda eBay örneğini ele alalım.

eBay 1995 yılında kurulmuş, dünyanın en büyük online açık arttırma sitesidir. O günden beri, eBay’in başarısını ve hızlı yükselişini gören binlerce firma eBay’e rakip olmayı denemiş ancak başaramamıştır.

Yahoo 1998’de eBay’e rakip olmak için Yahoo Auctions’ı yayına almış ve yüzlerce milyon dolar yatırım yapmıştı. Amazon 1999’da büyük umutlar ve hedeflerle Amazon Auctions’ı yayına almış ve eBay’e rakip olma hayali ile büyük yatırımlar yapmıştı.

Amazon ve Yahoo’nun açık arttırma siteleri artık hayatta değil.

eBay’e birçok farklı modelle rakip olmayı deneyen yüzlerce firma oldu bugüne kadar, ancak hiçbirisi başarılı olamadı.

Peki bunun nedeni ne idi? eBay’in gittikçe yükselen ücretlerinden her geçen gün daha da şikayetçi olan eBay’de satış yapan onca firma varken neden alternatif bir site başarılı olamadı?

Arz Talep Dengesi

Neden aslında çok basit. C2C iş modelinde en kritik nokta, müşterinin sitede istediği çeşidi anında bulma talebi ve satıcının daha çok müşteri olan siteleri tercih etme isteği. Yani ticaretin temel kuralı olan arz talep, C2C iş modelinde de aynı şekilde çalışıyor.

Açık arttırma denince hem müşterinin hem satıcının aklına hep ilk eBay geldi, evini kiralamak isteyen, arabasını satmak isteyen ilk olarak Craigslist’e girdi, ve oyuna yeni giren oyuncular ya müşteri ya da satıcı/sağlayıcı tarafında eksik kaldılar. Arz, talep dengesini bir türlü sağlayamadılar.

Online vs Offline İş Düşünce Tarzı

Türkiye’de son yıllarda Sahibinden.com’un hızla artan başarısı ile heyecanlanıp, ona rakip olmak isteyen onlarca firma çıktı ortaya. Bazıları proje aşamasında kaldı, bazıları ise direk rakip olmayı denediler.

Ancak genel seri ilan alanında birçok normal internet kullanıcısının aklına Sahibinden.com dışında hiçbir site ismi gelmez.

Sahibinden.com’a rakip olmak için yatırım yapan şirketlerin çoğu en büyük hatayı offline düşünüp, online platformda uygulayarak yaptılar.

Offline’da daha iyi bir mağaza, daha çok reklam, daha iyi adres, daha çok PR gibi birçok etkili araç ne yazık ki online da first-mover avantajı olan bir firmaya karşı o kadar da etkili olamayabiliyor. Bu özellikle C2C modelinde kendini gösteriyor.

Bazı firmalar ise, birinci olmasak da ufak bir pazar payı alırız mantığı ile yola çıktılar. Ancak online C2C modeli, buna da fırsat vermedi ve bu firmaların çoğu şu anda yayında değiller.

First-mover Avantajı Olmayanlar için C2C’de Başarmak

Peki online C2C modelinde daha önce başarılı olmuş bir örnek varken başarılı olmak imkansız mı?

Kesinlikle hayır.

Öncelikle hali hazırdaki first-mover bugüne kadar neler yapmış, neleri doğru, neleri yanlış yapmış sorularının cevabı için çok iyi bir araştırma gerekli. Yurt dışı benzer modellerin çok iyi incelenmesi gerekli.

Bana göre hali hazırda başarılı first-mover’ları olan online C2C alanlarında başarılı olmak için 2 alternatifiniz var.

    1. Fark Yaratmak:

Daha önce fark yaratmak konusundan defalarca bahsettim. Gerçekten fark yaratıp, başarılı olmuş bir C2C first-mover’ı olan bir alanda karlı bir iş modeli oluşturulabilir, bu imkansız değil.

Yemeksepeti.com parayı götürdü kardeşim, biz %10 değil, %3-%5 alacağız restoranlardan diyerek yola çıkmış, şimdi ise adını bilmediğiniz birçok girişim oldu Türkiye’de. Hepsi kendince fark yaratmıştı, aslında yaptıkları “DAHA” kelimesinin ardına sığınmaktı. Daha ucuz, daha kaliteli, daha, daha….

Fark yaratmış ve C2C’de first-mover’ı olan, hatta satüre olmuş bir pazarda sıfırdan çıkıp, liderliğe oynayan örnekler yok mu dünyada? Tabi ki var.

Plenty of Fish buna mükemmel bir örnek.

Hali hazırda büyük oyuncuları olan (borsada işlem görenler dahil), online dating (arkadaşlık) alanında, sıfırdan girip, fark yaratacak bir modelle başarıyı yakalamış bir örnek. İncelemenizi tavsiye ederim.

Plenty of Fish, yıllardır aylık bir ücret ödeyerek üye olunan online arkadaşlık sitelerinin aksine “tamamen ücretsiz arkadaşlık sitesi” modelini getirip, gelir modelini %100 reklam üzerine kurmuş bir site. Daha önce birçok benzer model denenmesine ve başarısız olmasına rağmen Plenty of Fish, dünyanın önde gelen online arkadaşlık sitelerinden birisi konumunda bugün.

Plenty of Fish, büyük oyunculara rakip olmayı denemiş ve “daha ucuzuz, daha kolay kullanılır sitemiz, daha çok insan var” gibi birçok sloganla yola çıkmış yüzlerce, hatta binlerce siteden farklı olarak. “Tamamen ücretsiz!” dedi ve bu başarılı olmalarına en büyük neden oldu.

Bu sadece bir örnek, online C2C’de first-mover’ları olan birçok alanda, fark yaratıp başarılı olmuş onlarca şirket var dünyada.

    1. Dikeye Yönelmek:

Her zaman daha az riskli bir alternatif de dikeye yönelmek.

Etsy bunun çok güzel bir örneği. Herkes eBay’e rakip olmaya çalışırken, Etsy, biz sadece el işi ve sanatsal ürünlere odaklanacağız diyerek yola çıktı ve bugün kendi alanında bir numara.

Online C2C iş modelinde, hali hazırda marka olmuş bir first-mover varsa, gerçekten ihtiyaca cevap verebilecek, komunite oluşturabileceğiniz bir dikey alan sizi başarıya götürebilir.

Başarılı olunduğu takdirde en güzel ve karlı iş modellerinden birisidir online C2C. Ancak first-mover’ların olduğu alanlarda, girişi de en zor modeldir.

Online C2C’de başarılı olmak için gerçekten fark yaratacak ya da ihtiyaca cevap verecek doğru dikeye yönelecek projeler üretmeniz dileği ile.

amerika-sirket

Amerika’da Şirket Kurmak

Bana sıkça sorulan sorulardan birisi “Amerika’da nasıl şirket kurabilirim?” Ben de bu sorunun cevabını her seferinde tek tek cevaplamaktansa bir yazı haline getirmeye karar verdim.

Çok Önemli Not: Bu yazıda “Amerika’da Şirket Kurmak” konusunda yazdığım tavsiye ve bilgilerden dolayı başınıza gelebilecek maddi ve manevi hiçbir zarar beni bağlamaz. Bilmeden de olsa hatalı ya da eksik bilgi vermiş olabilirim. Bir avukata danışmadan ABD’de resmi hiçbir iş yapmanızı tavsiye etmem. Bu yazdıklarım, tamamen kişisel tecrübelerimin sonucudur.

  1. ABD’de Şirket Tipleri
  2. ABD Vatandaşı Olmadan Amerika’da Şirket Kurabilir Miyim?
  3. ABD’de Nasıl Şirket Kurarım?
  4. DBA (Doing Business As) Nedir?
  5. Amerika’da Şirket Kurarak Vize ya da Green Card Alabilir miyim?
  6. Amerika’da Şirket Adresi Nereyi Gösterebilirim?
  7. ABD’de Şirket Kurulumu İçin Gerekli Maddeler
  8. Sonuç Olarak

ABD’de Şirket Tipleri

Amerika’da şirket kurmak için ilk olarak hangi tip şirket kuracağınıza karar vermelisiniz.

    1. Sole Proprietorship:

Türkçe karşılığı “şahıs firması”dır. Kurulumu en kolay şirket tipidir. Ancak şahıs, şirketin bütün zararına kişisel kefil olmuş sayılır ve bu nedenle çok tercih edilen bir şirket tipi değildir.

    1. LLC ya da Limited Liability Company:

Türkiye’deki Limited Şirketi modeline çok benzer. LLC kurmak için hiçbir ortağa ihtiyaç yoktur. Tek başınıza kurabilirsiniz. Kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır.

LLC’nin Avantajları: Kişisel ve şirket verginizi bir arada yaparsınız. Bu şekilde muhasebe vs gibi masraflarınız her sene daha az olur. Şirket ve kişisel hesabınız ortak gibidir. Şirketten para alıp, ekstra bir vergi vermeden harcayabilirsiniz.

LLC’nin Dezavantajları: Adı üstünde, kişisel mesuliyetiniz (liability) limitlidir, ancak sıfır değildir. Şirketin kontratları, zararları, iflası vs gibi kötü durumlar, şahsi olarak sizi de bağlar.

    1. Corp., Inc. (Corporation, Incorporated):

Türkiye’deki A.Ş. modeline çok benzer. Corporation kurmak için ortağa ihtiyaç yoktur. Corporationlar iki tip olur. C ve S Corporation. Teknik olarak nedenini tam bilmesem de, yabancıların S Corporation’dan uzak durmaları hep tavsiye edilir. Zaten corporation’ların çoğu C Corporation’dır. Bir corporation’ı tek başınıza da kurabilirsiniz, hiçbir ortağa ihtiyacınız yoktur. Corporation’ın da LLC gibi, kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır.

C Corporation’ın Avantajları: Şirket sahibinden bağımsız bir tüzel kişiliktir. Şirket sahibi/sahipleri her ne kadar sıfır mesul (liable) olmasalar da, diğer şirket tiplerine göre riski en az modeldir. Hisse satışları daha kolaydır.

C Corporation’ın Dezavantajları: Şirket için her sene ayrı vergi yapılır. Bu da ekstra bir masraf doğurur. En büyük (bana göre tek) dezavantajı, şirket sahibi, isterse şirkette maaşlı çalışan olur, isterse de şirketten kar payı alır. Her iki alternatifte de LLC’ye kıyasla vergi dezavantajı vardır. Sonuçta hem şirket, hem de şahıs (şirket sahibi) ayrı ayrı vergi öderler.

C Corporation ayrıntılı bilgi & S Corporation ayrıntılı bilgi.

ABD’de en popüler 3 şirket tipi bunlardır. Ancak başka şirket tipleri de vardır. Daha detaylı bilgiyi IRS sitesinden bulabilirsiniz.
Başa Dön

ABD Vatandaşı Olmadan Amerika’da Şirket Kurabilir Miyim?

ABD’de şirket kurmak için Amerikan vatandaşı olmanıza gerek yoktur. Hatta green carda, ya da ABD’de bile olmanıza gerek yoktur. Amerikan Devleti, yabancıların ve ABD’de kaçak yaşayanların iş yapıp, vergilerini ödeyebilmeleri için şirket kurulumu konusunda her türlü kolaylığı sağlar.

Amerika’da verginizi düzgün verdikten sonra, Türkiye’ye nazaran bürokratik işlemler çok daha kolay işler.

Amerikan vatandaşı değilseniz ya da green card’ınız yoksa hangi tip şirket kuracağınız önemlidir. ABD’de kişisel vergileri, yıl sonunda her vatandaş kendisi doldurup devlete bildirim yaptığı için iş ve kişisel verginizi birbirine karıştırmamanızı şiddetle tavsiye ederim.

Birçok avukat ve muhasebeci bu konuda bilgisizdir ve size vizeniz ne olursa olsun istediğiniz tarz şirket kurabileceğinizi söylerler. Ancak “Sole Proprietorship” ya da “LLC” tarzı bir şirket kurarsanız, yıl sonunda şirket gelir beyanını kişisel verginizle birlikte beyan etmek durumundasınızdır. Bu da ileride (Green Card başvusuru yaparken, vs) karşınıza çıkabilir. Hiç beklemedeğiniz bir gün, bir ABD memuru size, “yıllar önce turist vizesi ile gelir nasıl beyan ettin?” şeklinde bir soru sorabilir. Çevremde buna benzer hikayeler duydum ve bu nedenle eğer ABD vatandaşı değilseniz veya green card’ınız (ya da EAD kartınız) yoksa kesinlikle C Corporation kurmanızı öneririm.
Başa Dön

ABD’de Nasıl Şirket Kurarım?

ABD’de federal kanunlar dışında eyalet kanunları bulunduğu için her eyaletin şirket kurulum formları, harçları ve talep ettiği belgeler farklıdır. Ancak şirket kurmak genel olarak çok basit bir işlemdir.

Hangi tip şirket kuracağınıza karar verdikten sonra önünüzde 3 opsiyon bulunmaktadır:

    1. Kendi Şirketinizi Kendiniz Kurabilirsiniz:

Amerika’da şirket kurmak için hiçbir aracıya ihtiyacınız yok. Şirketi kuracağınız eyaletin web sitesinden gerekli dökümanları sağlayıp (örn: NY eyaleti kurulum dökümanları), bunları doldurarak ve kurulum ücretini de ödeyerek şirketinizi kendiniz kurabilirsiniz.

ABD’de Small Business Administration (SBA) adlı bir devlet kurumu vardır. Türkiye’deki Kosgeb’e benzer mantığı. Her eyalette ofisleri bulunan bu kuruma gittiğiniz takdirde, şirket kurulumundan teşviklere, ihracattan ithalata kadar birçok konuda ücretsiz danışmanlık alabilirsiniz.

    1. İnternetten Yardım Alarak Şirketinizi Kurabilirsiniz:

İnternette Legalzoom gibi birçok şirket bulunmaktadır. Kurmak istediğiniz şirket tipi ve eyaletine göre yapacağınız siparişte size o şirketin şirket kurulumu için gerekli belgeler, hangi adreslere göndereceğiniz ve yapacaklarınızı basamak basamak anlatan bir dosya gelir. İnternette her şeyi kendiniz bulup şirketi kurmanızdan daha kolaydır bu yöntem.

    1. Şirketinizi Bir Avukat ya da Muhasebeci Aracılığı ile Kurabilirsiniz:

Benim tavsiyem bu opsiyon. Birkaç yüz dolar daha ucuza getirmektense, başınız ağrımaz. Muhasebeciler (CPA yani mali müşavir olsun ya da olmasın) bu işi avukatlara göre daha uygun fiyata yapar. Sonuçta amaç sizin muhasebenizi yaparak uzun vadede bir iş ortaklığı oluşturmaktır. New York’ta bir muhasebeci LLC ya da Inc., bir şirketi $500-$1000 arası bir ücrete kurar sizin yerinize.

Sizin yapmanız gereken sadece şirketin ismini seçmek (genelde 3 opsiyon isterler) ve 1-2 hafta içinde şirket belgelerinin elinize ulaşmasını beklemektir.

*ABD’de bulunan Türk ve Türkçe konuşan çalışanı olan huku bürolarının ve muhasebecilerin listeleri.

Başa Dön

DBA (Doing Business As) Nedir?

Şirketinizin ismi ne olursa olsun, (örn: ABC, Inc.) dilediğiniz başka bir isme DBA başvurusu yaparak şirket adı olarak kullanabilir ve fatura kesebilirsiniz.

Bu özellikle internette iş yapan firmalar için büyük avantajdır. Ana bir şirket adı alıp, marka olarak kullandıkları web siteleri için farklı DBA başvurusu yaparak (örn: WebSitesi.com) aynı çatı altında birden çok markayı yönetmenizi sağlar.

DBA başvurusu şirket kurulumu sırasında ya da daha sonra yapılabilir. Eyaletlere göre değişmekle birlikte, DBA başvuru ücreti $150 civarındadır.

Başa Dön

Amerika’da Şirket Kurarak Vize ya da Green Card Alabilir miyim?

ABD’de yapacağınız yatırımın boyutuna göre E-1 ya da E-2 vizesi alabilirsiniz. Bunlar yatırımcı vizeleridir ve her ikisinin de belirli minimum yatırım şartları vardır. (Daha ayrıntılı bilgi).

Çok genel hatları ile, yeni kurduğunuz şirkete minimum $75.000 civarı bir sermaye yatırırsanız (Türkiye’den transfer ederseniz) yatırımcı vizesi genelde alabilirsiniz. $500.000 ve üstü yatırımlarda ise green card alabilirsiniz. Şirket kurarak E vizesi alma niyetiniz varsa, şirketi kurmadan önce kesinlikle bir göçmen avukatı (immigration lawyer) ile görüşmenizi tavsiye ederim.

Ancak sadece şirket kurulum masraflarını yatırarak hiçbir yatırımcı vizesi almadan şirket kurabilirsiniz. ABD’de şirket kurmak için herhangi bir Amerikan vizesine dahi ihtiyacınız yoktur.
Başa Dön

Amerika’da Şirket Adresi Nereyi Gösterebilirim?

Şirket kurmak için ABD’de yaşamanıza gerek yok. Peki adres nereyi gösterebilirsiniz? Türkiye adresi olabilir mi?

Sorunun cevabı, ABD’de şirket kuracağınız eyalette bir adres göstermeniz gereklidir. Eğer bir ofisiniz yoksa tavsiyem sanal ofis servislerinden birisine üye olmanız. Sanal ofis hizmeti sunan firmalar size adres, telefon numarası, postalarınızın size yönlendirilmesi (mail forwarding) gibi birçok hizmet sunarlar. Hatta bazı sanal ofis şirketleri 24/7 sekreter hizmeti dahi sunmaktadır.

“Şirket kuracağınız eyalet ya da şehrin adı + virtual office” şeklinde Google’da yapacağınız bir arama birçok alternatifi karşınıza çıkaracaktır.
Başa Dön

ABD’de Şirket Kurulumu İçin Gerekli Maddeler

En son olarak madde halinde listelersek,

  1. Şirket adresi belirlenmesi.
  2. Şirket adına karar verilip, gerekli başvuru dökümanlarının doldurulması (siz ya da muhasebeciniz/avukatınız tarafından).
  3. Başvuru dökümanlarının, başvuru ücreti ile birlikte (eyalete göre değişmekte) gönderilmesi.
  4. Şirket kurulum dökümanları ve onayı geldikten sonra, bu belgelerle birlikte bir şirket banka hesabı açılması.

Başa Dön

Sonuç Olarak

Eskiden tekstilciler, ihracatçılar ve benzeri iş dalındaki firmalar ABD’de şirket kurmayı tercih ederlerdi. Bu bazen fuarlarda dağıttıkları broşürde New York ofis adresi göstererek prestij sağlamak, bazen de ABD’deki müşterilerine kolaylık sağlamak (fatura vs) içindi.

Artık internet ve globalleşen ticaretle birlikte ABD’de şirket kurmak isteyen birçok firma var.

Özellikle internet şirketleri için Amerika’da şirket kurmanın birçok avantajı olabilir. Yatırım almaktan, yazılım ve servis şirketlerinin fatura kesme kolaylığına kadar birçok nedenden dolayı ABD’de de bir adresim ve şirketim olsun diye düşünebilirsiniz.

Bu uzun yazıda yazdıklarım sizi korkutmasın. Amerika’da şirket kurmak tahmin ettiğinizden çok daha kolay. Umarım çok genel de olsa ABD’de şirket kurma konusunda paylaştıklarım faydalı olur.

Başta belirttiğim notu tekrar belirterek yazımı sonlandırmak istiyorum. Amerika’da şirket kurmak istiyorsanız, şirketi kurmayı düşündüğünüz eyalette lisanslı bir avukat ya da muhasebeci ile çalışmanızı tavsiye ederim. Bu yazı, sizlere çok genel fikir vermek amaçlı, tecrübelerimi paylaştığım bir yazıdır. Başınıza gelebilecek aksiliklerden dolayı hiçbir mesuliyet kabul etmediğimi tekrar belirtmek isterim.

siir

Mükemmelim Sendromu

İnsana en büyük kötülüğü kendisi yapar. Biz girişimciler için her şeyi bildiğini sanmak, özellikle genç yaşlarda çok tehlikeli bir sorun.

CV göndermiş genç bir arkadaş, 4 dil bildiğini yazıyor, İngilizce mükemmel. Arıyorum habersiz New York’tan, İngilizce başlıyorum konuşmaya, “merhaba, nasılsın?” kısmında kekelemeye başlıyor telefonda. Bırak mükemmeli, iki kelimeyi bir araya getiremiyor henüz.

Sosyal medya ajansı kuracakmış genç girişimci, yatırım istiyor. Gönderdiği emailda “Sosyal Medya Uzmanı” yazıyor. Bakıyorum Twitter hesabına, bi futbolcu hakkında tweet atmış, “aq” diye başlıyor. Diğer tweetleri de evlere şenlik. Ama öyle bir CV yollamış ki emailında, iki dakikamı ayırıp bakmasam adam uzmanlık olayını aşmış derim.

Hiç çekinmeden SEO uzmanıyım diyor. Aynı kullanıcı adı ile birçok webmaster forumunda spam link satıyor. “Bak kardeşim, bu yıllardır anlatmaya çalıştığımız SEO mantığına aykırı” desem, boşa vakit harcamış olacağım.

Sevgili girişimci adayı kardeşim,

Eleştirilere aldırma dedim, hata ettim. Özür Dilerim.

Bir iki güvendiğin insana sor, konunun uzmanları ile tanış, onlara danış, “hocam, üstadım, benim yaptığım işler bunlar, nasıl, olmuş muyum? daha çok yol almam lazım mı?” de. Seçtiğin konuda uzmanlaşmak için biraz emek harca.

Bu kadar gözün kapalı “en mükemmel benim” moduna girme ne olur. Kendini rezil edersin, başka da bir cacık olmaz. Millet güler geçer.

ne-istedigini-bilmek

Ne İstediğini Bilmek Yetmez

Girişimci adayları ve girişimciler doğaları gereği daha heyecanlı, daha sabırsız.

Yaş, tecrübe ve daha birçok etken bunun ilacı.

Her hafta onlarca email geliyor birçok girişimciden. Bazıları heyecanla yazılmış, okurken hissediyorum, ben de heyecanlanıyorum. Bazıları son çare olarak yazılmış, umutsuz kelimeler, beni de üzüyor.

Yazılan emaillarda, yapılan yüz yüze görüşmelerde, girişimcilerin çok önemli bir kısmı ne istediğini aslında tam olarak bilmiyor.

Girişimci ya da girişimci adayı iseniz, güvendiğiniz insanlara, takip ettiğiniz blogger’lara, fikrine değer verdiğiniz iş adamlarına, yatırımcılara ve daha birçok kişiye ulaşmak istemeniz çok normal, hatta doğru olan şey.

Ancak bunu yapmadan önce size iki tavsiyem var:

1) Ne İstediğinizden Emin Olun

Siz karar vermiş olabilirsiniz. Ama karar vermek yetmez.

İster yeni bir girişim fikri olsun isterse de işinizi geliştirmek için fikir danışın, tam olarak ne istediğinizi madde madde bir kağıda yazın.

Bana gelen emailların çok önemli bir kısmı, bir iş fikri ile başlıyor, girişimcinin ne istediğinden emin olmadığı yazdıklarından çok net bir şekilde belli oluyor ve bu iş tutar mı şeklinde son buluyor.

Ne istediğinizden tam olarak emin olmadan karşı taraftan doğru yardımı alamazsınız.

2) Kendinizi İfade Edin & İsteğinizi Net Belirtin

Ne istediğini bilen, dersine çalışmış birçok girişimci emailı da geliyor. Ancak benden ne istedikleri belli değil.

Ne istediğinizi çok net bilebilirsiniz, ancak bunu karşınıza ifade etmezseniz hiçbir anlamı olmaz.

Mümkün olduğunca kısa ve net bir şekilde karşıdan talebinizi belirtin. İsteğiniz yatırım, fikir, tanıtımda destek ya da herhangi bir şey olabilir.

Ne istediğinizi bilmek yetmez, kendinizi net ifade edin ve isteğinizi karşı tarafa belirtin. Emin olun emaillarınıza ve görüşmelerinize çok daha verimli ve sonuca dönük cevaplar alırsınız.

tembel

a) Başarı, b) Başarısızlık, c) Hiçbiri

Dünyanın birçok ülkesinde, sayısını hatırlamadığım kadar girişimci tanıdım bugüne kadar.

Başarılı, başarısız, tanınan, tanınmayan…

Bir de, bir türlü girişim yapamamış girişimci adayları tanıdım.

Başaramamaktan korkup, hep bir girişim hayali ile yaşayan, kendini girişimci sanan insanlardı önemli bir kısmı.

Başarının ölçütü herkese göre değişir, hepimiz biliyoruz.

Bazı girişimci adayları ise en mükemmeli oluşturmaya çalışırken treni kaçırmışlardı.

Bir kısım ise tembellikten ve bahanelerden bir türlü girişim yapamamıştı.

Sonu başarılarla ya da hüsranla dolu olsun hiç farketmez, bir girişimi denemiş bütün gerçek girişimcileri hep takdir ettim.

Kimseye hazır olmadan acele etmesini tavsiye etmiyorum.

Ancak yıllar geçtikten sonra, geriye baktığınızda yaptığınız girişimlerin başarı ve başarısızlık anılarını mı hatırlamak istersiniz, yoksa sadece keşkelerle dolu, boşa geçmiş yılları mı?

Arada kalan yıllar geçirmektense karar verip, hemen harekete geçmek için bugün en doğru zaman olabilir. Karar sizin…

adana-kebap

Uzmanlaşmak için 10.000 Saat Kuralı

Ağustos 1996’da güneşli, rahatsız etmeyen bir sıcak günün sabahı, lise son sınıfı New York’ta okurken yanında kalmaya başladığım aile(m) ile birlikte kahvaltı yaparken, bana doğup büyüdüğüm şehir olan Adana’nın en meşhur yöresel yemeğinin ne olduğunu sormaları ile başladı.

Tabi ki hiç düşünmeden “Adana Kebap” dedim. Onların kafasında kebap kelimesi şiş kebabın dünyadaki ünü ile birlikte yemek hakkında hemen bir fikir oluşturdu doğal olarak. Ben de heyecanla daha önce aslında hiç yapmadığım ama severek yıllardır yediğim Adana Kebabını anlatmaya başladım.

Onlar mı istedi, ben mi teklif ettim tam olarak hatırlamıyorum ancak benim ilk Adana Kebap yapış maceram işte o gün gerçekleşti.

İlk denemelerde şişin üstündeki etin önemli bir bölümünü mangala düşürmemi saymazsak, bir şekilde Adana Kebap yapmayı gerçekleştirdim. Amerikalı ailem çok beğendi, ya da beğenmiş gibi yapıp beni üzmek istemediler.

Ancak benim yaptığım Adana Kebap yıllardır Adana’da yediğim kebaplara pek de bir benzerlik göstermiyordu.

Kendime güvenimin doruk noktalarında olduğum 17 yaşımda, aslında çok da basit olduğunu düşündüğüm bir kebap yapmayı beceremememiştim. Bu da doğal olarak beni üzmüştü baya.

1997 yazında Adana’ya ilk gidişimde yıllardır gittiğim bir kebapçıya gittim ve ustası ile görüşmek istedim. Beni mutfakta, ocak başında karşılayan ustaya hikayemi anlattım ve lezzetli bir Adana Kebap yapmanın sırrı nedir diye sordum.

Çıraklıktan yetiştiği her hali ile belli olan usta bana cevap olarak “10 yıl” dedi.

Nasıl yani diye düşünürken, bu lezzeti yakalamam tam 10 yılımı aldı dedi.

Çocuk denecek yaşta bu işe babasının yanında başladığını, ilk birkaç yıl sadece soğan salatası yaptığını ve daha sonra et seçiminden kebap yapılışına kadar yıllarca babasından eğitim aldığını anlattı usta.

1997 yılında tanıştığım bu ustanın hikayesini, 2008 yılında Malcolm Gladwell adlı bir yazarın “Outliers: The Story of Success” kitabını okuyunca tam olarak anladım.

Uzmanlaşmak için 10.000 Saat

Malcolm Gladwell, Outliers kitabında, haftada 20 saat ayırarak 10 yıl boyunca bir alan üzerine çalıştığınız takdirde toplam 10.000 saatinizi o alana ayırmış ve artık o işin uzmanı olmuşsunuz diyor özetle.

Ben buna bir de ekleme yapmak istiyorum. Seçeceğiniz uzmanlık alanında çalışmaya başladığınızda sırf çalışmak ya da uzman olmak için değil, gerçekten isteyerek ve hevesle harcayacığınız 10.000 saat sizi o konuda otorite yapar.

Uzmanlaşmanın önemini daha önce yazmıştım, bu nedenle ayrıntıya girmeyeceğim.

Birçok insan ömrünü hiçbir konuda gerçekten uzmanlaşmadan, hatta bunun için çaba sarfetmeden geçiriyor. Eğer bu birçok insandan birisi olmak istiyorsanız hiçbir şey yapmanıza gerek yok.

Ancak yaşınıza, konumunuza ya da diğer hiçbir etkene bakmadan, ben bir alanda gerçekten otorite olmak istiyorum diyorsanız planınızı programınızı yapıp 10.000 saatlik bir çalışmaya başlamanız gerekiyor.

Bahaneler üretip, ertelemektense, bugün hemen karar verip, daha da geç olmadan çalışmaya başlama vakti.

joshuabell

Bir Sokak Müzisyeninin Hikayesi

Hareketli bir Ocak sabahı, saat 7:51’de, Washington, D.C.’deki The L’Enfant Plaza metro istasyonunda binlerce insan işlerine gidebilmek için koşuşturma halinde.

Kot, uzun kollu bir t-shirt ve bir beyzbol şapkası giymiş bir adam istasyonun ana lobisinden girip, kemanını kutusundan çıkarıyor. İçinden çıkardığı keman kutusunu açık bir şekilde önüne koyan bu adam, cebinden kırışık birkaç dolar ve biraz da bozuk parayı çıkartıp, önünde duran açık keman kutusunun üstüne bırakıyor.

Birçok sokak müzisyeninin bulunduğu Washington D.C.’de hergün yüzlercesine rastlayabileceğiniz bir hikaye buraya kadarı.

Elinde kemanı, önünde bozuk paraları üstüne özenle yerleştirdiği keman kutusu ile müzik yapıp dilenmeye hazır olan bu müzisyen, Johann Sebastian Bach’ın Partita No. 2, D Minor’ünden “Chaconne” yi çalmaya başlıyor. Birçok klasik müzik otoritesine göre keman için yazılmış gelmiş geçmiş en iyi parçalardan birisi bu. Ancak “Chaconne” metrodan çıkıp işine koşan insanlar için pek de ilgi çeken bir parça olmuyor.

İlk kişinin bu sokak müzisyenini farketmesi, önünden tam 63 kişi geçtikten sonra gerçekleşiyor.

Bu müzisyen, tam 43 dakika boyunca klasik müziğin en önemli parçalarını kemanı ile çaldıktan sonra önündeki keman kutusunda biriken parayı saymaya başlıyor.

Binden fazla insanın önünden geçmesi ve tam 43 dakika keman çalması sonucu, sokak müzisyeninin önünde toplam $32.17 birikiyor.

Bu hikayenin videosu:

43 dakikada $32.17 kazanmak aslında hiç de fena bir para değil diye düşünebilirsiniz.

Ancak aynı müzisyenin bundan tam 3 gün önceki konserinde saatine 115,000 dolar kazandığını bilseydiniz farklı düşüneceğinizden eminim.

Peki kim bu sokak müzisyeni?

İsmi Joshua Bell…

Keman Virtüözü Joshua Bell’in Hikayesi

Joshua Bell dünyaca ünlü bir keman virtüözü. Beş yaşında kemanla tanışan Bell, on dört yaşında Philadelphia Orkestrası ile ilk solo konserini vermiş.

Dahi çocuk tanımına çok uygun bir çocukluk geçiren ve 1967 doğumlu olan Joshua Bell, Grammy ödülü kazanmış ünlü bir virtüöz olarak müzik hayatına devam ediyor.

Hikaye 2006 yılında Washington Post gazetesinin Joshua Bell’e yaptığı bir teklif ile başlıyor. Aslında bir deney gibi planlanan bu teklifte Joshua Bell, L’Enfant Plaza metro istasyonunda konserlerinde de kullandığı, değeri 3.5 milyon dolar olan kemanı ile çalıyor.

Kalite Başarının Garantisi mi?

Joshua Bell’in keman dendiğinde kalitesi, birçok ödül ve otorite yorumu ile ispatlanmış bir gerçek.

Peki konserlerine aylar öncesinden bilet bulunamayan, çok küçük yaşlardan itibaren dünyaca ünlü bir keman virüözü olacağı belli olan, kariyeri başarılarla dolu Joshu Bell’in Washington D.C.’deki sokak müzisyenliği deneyimi neden hayal kırıklığı ile sonuçlandı?

Ürününüz, sunduğunuz hizmet, kişisel markanız, ya da projeniz ne kadar kaliteli olursa olsun başarılı olması için kalite tek başına yeterli etken olamaz.

Çok para kazanmak, popüler olmak, çok kişiye ulaşmak ya da bunlara benzer birçok farklı başarı kriteriniz olabilir.

Kalite, başarıya giden yolda önemli bir etkendir, ama birçok etkenden sadece birisidir.

Doğru ekip, pazarlama, PR, reklam, planlama, ve daha birçok etkenin bir araya gelmesi ile kaliteli bir ürün ya da hizmet başarıya ulaşabilir.

Bundan sonraki projenizde ya da daha önce başarılı olamamış ve size göre çok kaliteli olan projenizde (ya da ürününüzde, servisinizde, vs) başarmak için gerekli etkenlerden hangilerinin eksik olduğunu ortaya çıkarmanız, çok kaliteli bu projenizin belirlediğiniz hedeflere ulaşması ve başarılı olması için en doğru yol olacaktır.

outsourcing

Outsourcing ve Değişen İş Dünyası

Yaklaşık 6 yıldır çalıştığım ve çalışmaya devam edeceğim bir avukatım var New York’ta. Hem avukatımın ofisi hem de benim ofisim Manhattan’da olmasına rağmen çok nadir yüz yüze gelmişizdir. Çoğu işimizi email, fax ya da telefonda hallederiz.

Paperwork dediğimiz birçok kağıt işini, avukatımın yanında çalışan Dino adlı bir paralegal (avukat yardımcısı/katip) yapar yıllardır. Son 6 yıl içinde Dino ile birkaç ayda bir mutlaka email ya da telefon ile görüşmüşümdür.

Buraya kadar herşey normal. İşin ilginç yanı, geçtiğimiz sene, yaklaşık 5 yıl Dino ile çalıştıktan sonra, kendisinin Arnavutluk’ta yaşadığını ve New York’taki avukatımın yanında outsource yöntemi ile çalıştığını öğrenmiş olmam.

Outsourcing ve globalleşen ticaret ile iş dünyası, iş yapış biçimleri ve meslekler de değişimden nasibini alıyor.

Outsourcing Sadece Teknoloji Şirketleri İçin Değil

Teknoloji şirketlerinin ağırlıklı olarak outsourcing yöntemini tercih etmesi, doğal olarak “Outsourcing sadece teknoloji şirketleri için bir yöntem mi?” sorusunu akla getiriyor.

Teknoloji ve internet şirketleri dışında birçok alanda outsourcing artık günlük hayatımızda daha fazla rol alıyor. Birkaç örnek vermek gerekirse;

  • ABD’de McDonald’s ya da başka bir fast food restoranında, aracınızın içinden çıkmadan verdiğiniz drive-thru siparişinizi alan kişi Honolulu ya da Hindistan’da olabilir.
  • Hastanede çekilen filminizi, dünyanın diğer ucunda bir radyolojist inceleyip sisteme sonuçları giriyor olabilir.
  • İş başvurusunda sizinle görüşen, ya da çalıştığınız şirketin insan kaynaklarını yöneten firma Paychex gibi bir outsourced şirket olabilir.

Bu örneklere birçok farklı sektörde birçok farklı ekleme yapılabilir.

Peki outsourcing özellikle yeni iş hayatına giren, ya da meslek seçimi aşamasında olan gençler için bir tehdit mi? Eğer tehdit ise, nasıl önlemler alınabilir?

Girişimciler & Şirket Sahipleri için Outsourcing

Özellikle internet ve teknoloji sektöründe Türkiye’de girişimci ya da iş sahibi olanlar için outsourcing büyük bir avantaj teşkil edebilir.

Doğru pozisyonların outsource edilmesi ile şirketinizi daha düşük operasyon maliyetleri ve daha verimli bir yapıya ulaştırabilirsiniz. Bu da, uzun vadeli bir oyuncu olup, ülkede senior seviyede birçok pozisyon yaratmanıza sebep olabilir.

Çalışanlar & Öğrenciler için Outsourcing

Meslek seçimi ya da mesleğinizde kendinizi geliştirme planı yaparken dünyada, sizin mesleğinizi ilgilendiren outsourcing trendlerini takip etmenizi tavsiye ederim. Geleceğin meslekleri denen, bildiğimiz klasik meslekler dışında birçok iş dalını araştırmak da özellikle öğrenciler için fikir verebilir.

Outsourcing Öcü Değildir

Sendikalar, işçiler, çalışanlar ve birçok kesim, dünyanın birçok ülkesinde outsourcingi çok kötü bir şeymiş gibi lanse etmeye çalışır.

Outsourcing, doğru yerde ve zamanda kullanıldığı takdirde, birçok şirketin karlı ve verimli bir şekilde büyüyüp daha çok iş imkanı yaratmasını sağlayan, daha fazla vergi vermesine sebep olan, hatta bazı durumlarda şirketlerin batmasını engelleyen bir iş modelidir.

Herşeyi Bilmek

Her şeyi Bilmek

Türkiye’de kaldığım 3 hafta sürecinde sayısını hatırlamadığım kadar taksiye bindim.

Hangi ülkede ya da şehirde olursam olayım, taksi şoförleri ile sohbet etmeyi çok severim. Bazen 15 dakikalık bir yolculukta bile onlardan o şehir ya da ülke hakkında çok şey öğrenirim.

İstanbul’da konuştuğum taksi şoförlerinin neredeyse hepsi siyasetten sağlığa kadar her konuda bilgililer ve öğretmeyi seviyorlar. Herbiri bir otorite edasıyla bana ülke ekonomisi hakkında yorumlar yaptılar, sağlık tavsiyeleri verdiler, konuştular da konuştular…

Konuştuğum 10 taksi şoförüne bugün sana bir fırsat verilse ve başbakan olsan bu ülkeyi yönetebilir misin? kendini böyle bir göreve hazır hissediyor musun? diye sorsam, emin olun en az 9’u kesinlikle evet der gibi geldi.

Her meslek gurubundan, her sosyal ortamdan, her yaştan birçok insan var dünyada her konuda fikri olan, herşeyi bildiğini sanan.

Herşeyi bilmek doğal olarak imkansız. Bir de herşeyi bildiğini sanmak var, ki bu en tehlikeli şey hayatta…

Ben de üniversite yıllarında herşeyi olmasa da birçok şeyi bildiğimi sanırdım. Şimdi dönüp bakınca ne ukalalıklar, ayıplar, hatalar yapmışım diyorum bilmişliğim yüzünden. Keşke hiçbirşey bilmiyor gibi her konuya yaklaşsaydım ve en ufak tecrübesi olan insanlardan dahi birşeyler öğrenmek için daha çok çaba sarfetseydim. Neyse ki bu hatamı erken yaşta farkettim ve kendimi geliştirdim.

İnternet çağıyla yetişen yeni nesilde ise bu durum daha da vahim noktalarda şu anda.

Geçenlerde henüz 20 yaşında bir genç, bana projesini anlattıktan sonra, “peki pazarlama planınız nedir?” diye sorduğumda, cevap olarak “ben zaten pazarlama uzmanıyım, onu hallettik” dedi. Şaşırsam mı, üzülsem mi bilemedim, “peki o zaman, bundan sonra pazarlama ile ilgili sorularım olursa sana danışırım” dedim, “tabi ki, her zaman” diye de cevap verdi :)

Herşeyi bildiğini sanmanın yaşla da pek ilgisi yok aslında. Her yaşta, her mevkide, her ortamda, herşeyi bildiğini sanan birçok insan çıkıyor karşımıza.

Böyle bir huyunuz varsa, tavsiyem yeni bir başlangıç yapın. Her konuya hiçbirşey bilmiyor gibi yaklaşın. Her tecrübeli insandan ne öğrenirim diye düşünün.

Ne yaparsanız yapın, bir konu seçin ve uzmanlaşın. Uzmanlık konunuzda bile herşeyi bildiğinizi iddia etmeyin.

Bir alanda en bilgili olsak bile, mütevaziliğin asaletten geldiğini unutmamak gerekli bence, haksız mıyım?

uygulamak

Öğrenmekten Uygulamaya Vaktiniz Kalıyor mu?

İnternet sektöründe çalışan herkesi ilgilendiren bir konu. Girişimcisi, profesyonel çalışanı, yöneticisi, öğrencisi, hepiniz, hepimiz için ciddi bir sorun.

İnternetin hayatımıza girmesi ile başlayan bilgi çağı….. şeklinde başlayan klişe bir cümleyle uzun uzun anlatabilirim konuyu. Anlatmıyorum, çünkü benim okuyucularımın vakti değerli, uzatmadan konuya giriyorum.

Çok yoğun tempoda geçen bir mesai saatinde, Hacker News, Twitter, TechCrunch, ya da yüzlerce diğer kaynakta rastladığımız bir konuyu okumaya başlıyoruz birçoğumuz ve birkaç saat sonra, aynı konu ile ilgili onlarca diğer kaynağı okurken/incelerken buluyoruz kendimizi.

Biraz girişimci ruhunuz varsa öğrenmeye aç olursunuz, öğrenmek güzeldir, cicidir, yaşı yoktur, süperdir.

Ama öğren, öğren, öğren nereye kadar???

Sürekli öğrenmek, merak duyduğunuz konularda yeniliklerin hepsini takip etmeye çalışmak hiç bitmeyecek bir at yarışında sadece koşmak, koştukça yol katetmek ama aslında her turun sonunda bir önceki turda olduğu yerde olmak gibidir.

Tamam, sorun ortada. Peki öğrenme ve uygulama dengesini nasıl kurmalı?

Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Olsa ben uygulardım ve bitirmem gereken onca proje varken kendimi kandırıp, beni çok heyecanlandıran yeni bir programlama dilini öğrenmeye vakit ayırmazdım.

Teşhisi koymadan sorunu çözemezsiniz. Öncelikle teşhisi koyun ve ortada bir problem olduğunu kabul edin.

Sorun information overload sorunu. Öğrenmeye ve gereksiz bir ton işe çok fazla vakit harcıyorsanız ve öğrendiklerinizi uygulamaya yeterli vaktiniz kalmıyorsa burda bir sorun var. Information overload beraberinde odak sorununu bonus olarak sunar. Şimdi uygulamaya nasıl vakit ayırırız konusuna biraz kafa yoralım.

Öğrendiklerinizi Uygulama için Hareket Planı

    1. Karar VerinKaç kez karar vermenin önemini vurguladım yazılarımda ve konuşmalarımda bilmiyorum. Ama bıkmadan, usanmadan vurgulamaya devam edeceğim.

      Ortada bir problem var, teşhisi koydunuz ve çözüme geçmeden önce karar vermeniz gerekiyor. Hem ruhen hem de fiziken kendinizi çözüme hazırlayın. Karar verme süreciniz bir yazıyı okuyuduktan sonra 1dk da olabilir, sakin bir şekilde kafanızda ölçüp tartmak için 2 hafta da. Ama ne yapın edin, karar verme sürecini mümkün olduğunca kısa tutun.

      Öğrenmenin sonu yok, herşey en mükemmel olsun, öyle başlayacağım yaklaşımı uygulamada ciddi sorunlar doğurur.

      Karar vermek üzerine yazdım daha önce, tekrar ediyorum: “Daha fazla zamana ihtiyacınız yok, sadece karar vermeye ihtiyacınız var…”

    2. Harekete Geçin

Karar vermek ile harekete geçmek arasında planlama sürecine mümkün olduğunca kısa vakit ayırın. Birçok proje harekete geçmede geç kalındığı için rafa kalkar.

Harekete geçmek başarıya giden yolda çok önemli bir basamak.

Harekete geçmek illa büyük bir projeye başlamak değildir. Hergün düzenli takip ettiğiniz blog sayısını 20’den 10’a indirmek ya da haftada en fazla 5 saat televizyon izleme kararınızı uygulamak da harekete geçmektir.

Verdiğiniz kararları geciktirmeden uygulayın.

    1. Uzmanlaşın

Her konuda, herşeyi bilmenize gerek yok.

Bir konuda uzmanlaşın. Seçtiğiniz konuda en iyi olduktan sonra, emin olun uygulama kısmı çok daha kolay olur.

    1. Öğrenme/Uygulama Dengesini Kurun

Öğrenme devamlı bir süreç. Herhangi bir konuda uzman bile olsanız, bu kadar hızlı ilerleyen teknoloji çağında yenilikleri takip etmeden uzmanlığınızın sürekliliğini yakalayamazsınız.

Uzun vadeli bir öğrenme/uygulama planı yapmak, gerekirse günlük programınızda öğrenmek için ayıracağınız zamanı bile belirlemek işinizi kolaylaştırabilir.

Yazması, söylemesi kolay, ama hayata geçirmesi çok da kolay bir iş değil bu. Öğrenmekten uygulamaya vakit bulamamak, özellikle internet sektörüne meraklı bütün girişimci adaylarının yaşadığı ciddi bir sorun.

Siz istedikten sonra yapamayacağınız hiçbir şey yoktur, öncelikle buna inanın.

Öğrenmek, okumak, araştırmak tutkuyla bağlı olduğum konular. Ama herşeyin dozunda olanı güzel hayatta, bu öğrenmek de olsa. Öğrendiklerinizi uygulamaya başlamak için bugün en doğru gün olabilir.

risk

Bu iş tutar mı?

Haftada aldığım en az 3-4 emailda aynı soru soruluyor;

“Bu iş tutar mı?”

“Şu işe gireyim mi?”

“Amerika’daki şu sitenin klonu Türkiye’de başarılı olur mu?”

Ah keşke sihirli bir formül olsa da tutar dediğim her iş tutsa ve herkes başarılı olsa. Ancak böyle bir formül yok. Bir işin tutup tutmayacağı birçok değişkene bağlı. Yatırım gücü, ekip, pazarlama, servis kalitesi bunlardan sadece birkaç tanesi. Benim kesin tutar dediğim bir işe başka birisi bu işe girmek delilik diyebilir.

Her projeye haftalarca bir çalışma yapmadan bu iş bence tutar ya da tutmaz demem imkansız.

Aynı tip soruları tek tek cevaplamaktan gerçekten yoruldum. Bu tip sorulara cevap niteliğinde bir yazı yazmaya karar verdim. Bundan sonra gelecek sorulara cevap olarak bu yazının linki gönderilecek.

Not: Yazıda verdiğim linkleri sırası ile okuyarak yazıya devam etmenizi tavsiye ederim.

“Bu iş Türkiye’de tutar mı?” tarzı soruların çoğu yurtdışındaki bir projeyi örnek vererek başlıyor.

Site klonlama üzerine fikirlerimi yazdım, okumanızı tavsiye ederim. Yurtdışında başarılı bir projeyi klonlarken bile “Nasıl Fark Yaratırım?” sorusunun cevabını daima arayın.

“Bu iş tutar mı?” Sorusuna 5 Basamaklı Bir Cevap

    1. Ön Araştırma Yapın

Herşeyden önce hem yurtdışı hem de yurtiçi pazarında çok iyi bir ön araştırma yapın. Rakipleri ve benzer iş modellerini çok iyi analiz edin. Ön araştırmayı ciddiye alırsanız uzun vadede yapabileceğiniz birçok pahalı hatayı baştan önlemiş olursunuz.

Her proje bir markadır. Yaratacağınız bu yeni markada 3’ün 2’si kuralını çok iyi anlayın ve planlayın.

Ön araştırmadan sonra iş modeli aklınıza yatıyorsa bir sonraki basamağa geçin.

    1. Fırsat Maliyetinizi Hesaplayın

Fırsat maliyeti konusunu ayrıntılı yazdım. Fırsat maliyetinizi çok iyi hesaplayın. Akıllı girişimci ölçümlenebilir risk alır. Fırsat maliyetini doğru hesapladığınız zaman risk planlamasında da çok işinize yarayacaktır.

    1. Zor Bir Yola Çıkmaya Hazır Olun

Dışardan bakıldığında girişimcilik çok güzel gözükür. Adam kendi işinin patronu, istediği zaman çalışıyor, bir gün benim de hayalim girişimci olmak diye düşünebilirsiniz. Umudunuzu kırmak istemem, ama bir de madalyonun öteki yüzü var.

Girişimciliğin zorlukları üzerine yazdığım yazıda ayrıntılı bahsettim, bunlara hazır olup olmadığınıza emin olun.

    1. Karar Verin

Çok iyi bir ön araştırma ve fırsat maliyetinizi hesapladıktan sonra çok önemli bir süreç başlar, bu da karar vermek.

Birçok girişimcinin yaptığı en büyük hata karar verme sürecini çok uzatmaktır. Maddi manevi gücünüzü, bu projeden beklentilerinizi ve planlarınızı belirledikten sonra, ne yapıp edip, hızlı karar verin.

Karar vermek üzerine de yazdım. Yanlış bile olsa hızlı verilmiş karar, çok uzun süre arada kalmaktan iyidir.

    1. Harkete Geçin

Karar verdiniz ve herşeyinizle bu işe girmeye hazırsınız. Hiç vakit kaybetmeden harekete geçin. Kısa vadeli hedefiniz yatırım aramak ise, ayrıntılı bir iş planı hazırlayın. Eğer kendi imkanlarınız ile bir işe girecekseniz, basit ve hızlı bir hareket için iş planınızı yapın.

Özellikle yaşınız çok genç ve tecrübeniz yetersiz ise tavsiyem herhangi bir girişim yapmadan önce bir konuda uzmanlaşmak için çalışmanız ve iş tecrübesi yapmanız.

Kendinizi bir girişim yapmaya hazır hissediyorsanız yukardaki her maddeye ciddi kafa yorun, her işe girerken bir risk aldığınızı unutmayın ve B planınızı buna göre yapın.

Her geçen gün internette önemli köşeler kapılıyor, bunu unutmayın. Vakit nakittir.

“Bu iş tutar mı?” sorusunun cevabını ben size veremem, eğer yukardaki maddeleri tek tek çalışıp, “bu iş bence tutar” diyorsanız hiç vakit kaybetmeyin.

Çalışma azmi ve şans yanınızda olsun.

pratik

Pratik Olmak Lazım

Tek başına girişimcilik serüvenine atılanlar ve küçük şirketler, karşılarına çıkan her türlü soruna pratik çözümler bulmada ustadırlar.

Bazen büyük ve kurumsal bir şirkette aylarca imza trafiğinde kaybolacak bir fikir ya da konu, ufak bir şirkette 24 saatte hayata geçirilir.

Küçük girişimler neden daha pratik, daha atak ve daha dinamiktirler hiç düşündünüz mü?

Çoğu kişi kurumsal şirketler gibi hantal değiller, o nedenle diye düşünüyor olabilir.

Aslında küçük girişimlerin neden pratik, atak ve dinamik olduğunun cevabı; yokluktur.

Küçük girişimcinin çok değerli bir fikre planlama aşamasında 6 ay ayırma gibi bir lüksü yoktur.

Girişimci hızlı karar verir ve harekete geçer, pratik olur ve işi bitirir.

musteri-sorunu

Pazarlamada Önemli Silah; Müşterinin Sorunu

Acemi Pazarlamacının silahı, ürünün özellikleridir. (features)

Tecrübeli Pazarlamacının silahı, ürünün sağlayacağı faydalardır. (benefits)

Zeki Pazarlamacının silahı, ürünün sağlayacağı çözümdür. (solution)

dir, dır, dür…

En zeki 100 pazarlamacıdan 99’u bile, müşteriye çözümü pazarlarken müşterinin sorununa odaklanmaz.

Müşteri genellikle ya sorununu bilmez ya da sorunu olduğunu kabul etmez.

Lateral düşünen pazarlamacının silahı, müşterinin sorununu keşfedip, müşteriye bunu doğru bir dille anlattıktan sonra, elindeki çözümü sunmaktır.

basarinin-olcutu

Başarının Ölçütü

Başarmak üzerine birçok yazı yazdım bugüne kadar.

Karar verin, hedefinizi belirleyin, harekete geçin, başarıya giden yolda karşınıza çıkan engelleri aşın dedim. Hatta elde edeceğiniz en büyük başarı hayallerinizle sınırlıdır dedim.

Kısacası kafanızı çok ütüledim başarma konusunda. Ama başarmak üzerine bir anımı sizinle paylaşmak istedim bugün.

Yıl 1996, Albany’de lise okurken New York’a günübirliğine ziyarete geldim. Yanımda okuldan bir arkadaşımla birlikte Manhattan’da yüksek binaların arasında yürümeye başladık. O zaman Manhattan beni çok büyülemişti.

Mersin’de, çocukluğum boyunca yazları geçirdiğimiz ailemin yazlık evinde bir komşumuz vardı, Nejat Amca. Nejat Amca New York’ta yaşıyordu ve tekstil üzerine bir şirketi vardı. Bana bir önceki yaz, New York’a gelince mutlaka ziyaretime gel diye adresini vermişti. Ben de arkadaşımla birlikte Manhattan Midtown’da Nejat Amca’nın bana verdiği adresi buldum ve bir gökdelenin yirmi küsürüncü katında, onlarca tekstilci ofisinin arasında, içinde iki masa olan, tozlu ve hafif karanlık ofisini ziyaret ettim Nejat Amca’nın.

Yaklaşık yarım saat sohbetten sonra vedalaştık ve binadan çıkınca gökyüzüne doğru yükselen katlara doğru kafamı kaldırdım, içimde garip bir heyecanla. “Adam başarmış, Manhattan’da bir ofisi var. Bir gün ben de başaracağım” dedim içimden.

O zamanlar lisedeydim, girişimci ruhu ve heyecanı ile ileriye yönelik hayaller kuruyordum. Aradan 10 yıl geçmeden, New York’ta ilk ofisimi kiraladığım günlerden bir Cuma akşamı ofiste oturmuş haftanın analizlerini yapıyordum. Canım biraz sıkkındı, kendi kendime başarmak için daha çok fırın ekmek yemem gerek diyordum, ve bir an aklıma 1996’daki sözlerim geldi.

O zamanlar hayali bile çok büyük olan birşeydi benim için New York’ta ofis sahibi olmak. Bu hayali gerçekleştirmiştim ama daha yolun o kadar başındaydım ki. Önümde başarmam gereken o kadar çok şey vardı ki.

İşte o gün başarının aslında çok değişken bir kavram olduğunu anladım. Kişiye, zamana, mekana ve daha birçok duruma göre başarı çok değişkendi.

Farklı işler yapan birçok başarılı insan tanıdım iş hayatında. Neredeyse hepsinin ortak özelliği, başardım moduna hiçbir zaman girmemeleri idi.

Başarının ölçütüne takılmadan, her başarıdan sonra, çıtası daha yüksek olan hedefler belirleyip, daha büyük başarılar için çalışmaya devam etmek gerekli olan.

“Başardım” diyerek geçici bir boşlukta hissettiğiniz zaman, çıtayı yükselterek daha büyük hedefler belirlemenin vakti gelmiş demektir.

24-mart-etohum

Etohum Notlarım

Türkiye’de iken Burak Büyükdemir’in davetlisi olarak Etohum‘a katıldım.

Öncelikle sevgili Burak Büyükdemir’e Türk internet sektörü için yaptığı bütün değerli çalışmalar için tekrar teşekkür etmek istiyorum. Etohum başta olmak üzere, sektörü bir araya getirmeye ve büyütmeye yönelik çok değerli çalışmaları hiçbir zaman unutulmayacak.

24 Mart 2011’de gerçekleşen Etohum, Microsoft Türkiye Ofisi’nde idi ve benim katıldığım ilk Etohum toplantısı oldu.

Röportaj şeklinde başlayıp, katılımcıların soruları ile devam eden, bence çok verimli bir buluşma oldu.

24 Marttaki Etohum’a katılan kişiler ve projeler hakkında daha ayrıntılı bilgiyi burdan bulabilirsiniz. Hem 24 Marttaki, hem de diğer Etohum röportaj videolarını burdan izleyebilirsiniz.

Burak Büyükdemir ile Etohum’daki Röportajımız

monopoly2

Türk İnternet Sektöründe Tekel Sorunu

İngilizce: Monopoly Türkçe: Tekel ya da Monopol.

Herhangi bir alanda mevcut sistemin işleyişinin tek bir birimin kontrolünde olması; gücün tek elde toplanması.

Ticaretin her alanında, çok uzun yıllardır bilinen ve tartışılan bir konu tekel konusu. Bu konuda her ülkenin kendine göre oluşturduğu farklı yasaları bulunmakta.

İnternet, birçok sektöre göre henüz daha yeni bir alan olduğu için monopoli kuralları da dünyada yeni şekilleniyor.

Türkiye’de Rekabet Kurumu‘ndan haberdarım, ancak özellikle internet sektörüne yönelik mevzuat hakkında hiçbir bilgim yok. Bu yazıda paylaşmak istediğim de tekel sorununun hukuki boyutu değil. Türkiye’de internet sektöründe iş yapan bazı önde gelen şirketlerin tekel olabilmek için attıkları centilmenlik dışı adımlar.

Yazılarımı okuyan sizler beni tanırsınız, hayat felsefem daima yapıcı olmaktır, yazmayı düşündüğüm birçok yazıdan yanlış anlaşılabilir diye vazgeçtiğim olmuştur. Ancak Türkiye’de henüz oluşmakta olan internet sektöründe öncü birçok şirketin yaptığı büyük bu yanlışı paylaşmak sektörün geleceği açısından çok önemli.

Önde gelen bir e-ticaret şirketinin tedarikçilerine “ürünlerin internette en ucuz benim sitemde satılmak zorunda” şeklinde bir anlaşma imzalatması rekabete aykırıdır. Türkiye’yi bilmem ancak ABD’de suçtur.

Online bilet satan bir şirketin organizasyon sahibine, en yakınlarına dahi başka kanallardan bilet satamazsın, ya hepsini biz satarız ya da hiç yardımcı olmayız demesi “ben tekelim, sektör beni ilgilendirmez” demektir.

Grup alışveriş sektörüne ilk giren firmalardan birinin yöneticisinin fırsatlar için sadece exclusive anlaşma yaptıklarını & iş stratejileri açısından bunun önemini vurgulaması belki illegal olmasa da sektörün büyümesinin önüne geçecek temel bir monopoly sorunudur.

Türkiye internet sektöründe bunlara benzer birçok farklı örnek çıkmakta karşımıza. Örneklere takılmaktansa büyük resmi görebilmek önemli olan.

Farklı alanlarda birçok öncü ya da büyük internet şirketinin yöneticilerinin hep “ben” şeklinde konuşmaları. Sektör büyüsün istiyoruz derken aslında “biz tek olalım da gerisi önemli değil” şeklinde yaklaşımları monopoly’nin temelini oluşturur.

Sektörde birçok kişinin gözlemlediği ancak pek konuşmadığı bir konu monopoly konusu.

Türkiye’de henüz çok başlangıçta olan e-ticaret ve internet sektörünün geleceğine en önemli tehditlerden birisi tekel konusu.

Küçüklerin düşündüğünü konuşması, gerektiği yerde sesini yükseltmesi, büyüklerin ise bu konuyu sektörün geleceği açısından düşünüp ciddi bir şekilde ele alması gerekir.

Ortada ufak bir pasta var. Ya herkes en büyük dilimi alabilmek için birbiri ile yarışacak, ya da el ele verip daha büyük bir pasta hayali için çalışılacak.

Adil şartlarda, birbirine saygılı ve tatlı rekabet hem sektöre hem de her boyutta şirketlere faydalı olur.

Türk internet sektörünün geleceğini düşünüyorsak eğer herkese görev düşüyor. Özellikle sektörün büyükleri, sektörel sivil toplum kuruluşları, dernekler ve Rekabet Kurumu monopoly konusuna ciddi önem vermeli ve hep beraber bu daha büyük bir pasta yapmak için çalışmalıyız.

tembellik

Tembellik

Hepimizin aradığı şey başarının sihirli reçetesi. Bu sihirli reçetenin içinde birçok farklı bileşen var.

Girişimci olmak isteyen ve henüz yolun başında birçok kişiyle tanıştım bugüne kadar. Ya da kendi işini yapıp bir türlü hedeflediği başarıyı yakalayamayan insanları dinledim.

Hepsinin olmasa da, çoğunun ortak bir özelliği var, bu da; tembellik.

Uzun bir blog yazısı ile vaktinizi almaktansa, direk sonuca geçiyorum.

Tanıştığım birçok girişimci ve girişimci adayı iyi konuşuyor, motive durumda ve çok heyecanlı. Ama iş yapmaya, yani çalışmaya geldiğinde 10 kişiden 9’u tembel.

Çevrenize ne kadar yoğun çalıştığınız yalanını söyleyebilirsiniz. Ancak gece başınızı yastığınıza koyduğunuzda ve kendinizle başbaşa kaldığınızda lütfen şu soruyu kendinize sorun:

Gerçekten yeterince çalışıyor muyum?

Günde 10 saat ofiste bulunmak çok çalışmak demek değildir.

Eğer tembel olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durumu düzeltmeye yönelik bir çabanız yoksa, girişimcilik kesinlikle size göre değil, buna emin olabilirsiniz.

Bu soruya vereceğiniz dürüst cevap, belki de bugün tembelliğin ve verimli çalışmamanın ciddi bir sorun olduğunu kabul edip, bu sorunu çözmeniz için ilk adımı atmanızı sağlayacak.

pasta-susleme-sanati

Pasta Süsleme Sanatı

İş hayatı pasta süslemeye benzer.

Pazarlama, reklam, halka ilişkiler, CRM, teknoloji ve birçok araç, sunduğumuz ürünü ya da servisi süsleyip sunmamıza yardımcı olur.

Bütçesi olan, aklını kullanan firmalar her aracı sonuna kadar kullanıp, ürünlerini süsleyebildikleri kadar süsler ve tüketiciye sunarlar.

Hedef bellidir; “En süslü, en albenili pastayı yapabilmek.”

Bazı firmalar pastayı süslemeye o kadar önem verirler ki, en temel noktayı tamamen unuturlar.

İyi bir pasta, hijyenik ve lezzetli olmalıdır.

En süslü düğün pastasından bir parça tattıktan sonra devamını yemek istemediğiniz kesin bir anınız vardır. O süslü, albenili, tadıma bak diye gözünüze bakan pasta aslında gayet lezzetsiz ve sıradan çıkmıştır.

Pastayı süsleyerek müşteriye sunmakta hiçbir sorun yoktur, ancak süslemeden önce ilk adım olan lezzetli bir pasta yapmak herşeyden önemlidir.

En büyüğünden en küçüğüne birçok şirket en lezzetli pastayı yapmaya çalışmaktansa kaynaklarının önemli bir kısmını bu pastayı süslemeye harcamaya devam ediyor.

Sevgili hava yolu şirketi;

Bana uçuşta daha iyi yemek vermeden, reklamlarında dünya yıldızlarını oynatmadan önce, sadece ve sadece söz verdiğin zamanda, güvenli bir şekilde beni gitmek istediğim yere ulaştırsan,

Çok değerli cep telefonu operatörü;

Bana onlarca süslü seçenek sunmadan, sürekli promosyon mesajlarına boğmadan önce, istediğim an, istediğim yerden kaliteli ve kesintisiz bir telefon görüşmesi yapmamı sağlasan,

Çok meşhur oteller zinciri;

Onlarca şatafatlı hizmetinden bahsetmeden önce benim istediğim, temiz ve konforlu konaklama imkanı sunsan,

Dünyaca ünlü fast food markası;

Binbir pazarlama uğraşından önce, hızlı, temiz ve lezzetli bir yemek sunsan,

yani herşeyden önce, ne iş yaparsan yap, ürününü en iyi şekilde yapsan, sonra pastayı süslemeyi düşünsen daha iyi olmaz mı?

Yüzlerce sektörde, binlerce şirket pastayı süslemeye o kadar kendini kaptırmış ki, pastanın en temel özelliğini tamamen unutmuşlar.

Bu da aklını kullanan girişimcilere en yüksek rekabet olan sektörlerde bile fırsatların hala olduğunu gösteriyor.

Siz siz olun lezzetli bir pasta yapmadan o pastayı süsleme telaşına kapılmayın.

projeler

Bir Koltukta Kaç Karpuz Taşınabilir?

Üniversite öğrencisi, heyecanlı bir genç arkadaş birkaç soru sormuş email ile.

“Neler yapıyorsun” diye sordum. Öğrenciymiş, aynı zamanda bir firmada çalışıyor ve hali hazırda 10’un üzerinde aktif web projesi var. Süper heyecanlı bir şekilde yeni projesinden bahsetti.

Sustum, dinledim. Söz sırası bana gelince, “hiç girme” dedim. “Elinde eğer hakkıyla yaparsan, zaten vaktinin tamamını alacak işler var” dedim.

Belli etmemeye çalıştı ama bozuldu. Sanırım başımdan atmaya çalıştığımı düşündü…

Ben dahil her girişimcinin birçok kez yaptığı bir hata bu. Şahsen ben artık bu hatayı yapmamaya çok dikkat ediyorum. Beni ne kadar heyecanlandırırsa heyecanlandırsın, eğer elimdeki işlerle birlikte yürütemeyeceğim bir proje ya da fikir olursa kesinlikle başlamıyorum.

Birkaç dakika durup düşünün. Şu anda elinizdeki işler, projeler, okul, eğitim vs. Gerçekten hepsini hakkıyla, gereken iş gücünü ve dikkati vererek yapabiliyor musunuz? Yoksa herşey istemeseniz de yarım mı kalıyor?

“On işi yarım yapmaktansa bir işi tam yapmak” ne zamandır aradığınız sorunun cevabı olabilir.

hayaller

Elde Edeceğiniz En Büyük Başarı

Hayatta elde edeceğiniz en büyük başarıyı hiç düşündünüz mü?

Üniversite son sınıfta, okulun bitmesine birkaç ay kala sınıftan mühendis adayı arkadaşlarla çay kahve içip, sohbet ediyorduk kampüste.

Bu sohbet sırasında “Arkadaşlar, okul bitmek üzere, hepimiz birer mühendis olacağız çok yakında, en büyük hayaliniz, elde etmek istediğiniz en büyük başarı ne iş hayatında?” diye sordum.

Masadaki arkadaşlardan birisi hayalinin büyükşehir belediyesinde kadrolu mühendis olmak olduğunu belirtti ve ardından kendince önemlerini anlattı hayalindeki bu işin.

İşte o gün, kendi kendime bir söz verdim:

Hayatta elde edeceğim en büyük başarı, sadece ve sadece hayallerimle sınırlı olabilir. Bu nedenle daima büyük hayaller kuracağım.

Geçmişi bir kenara bırakın ve lütfen birkaç soru sorun kendinize…

Bugün ne yapıyorsunuz?

Yaptığınız işten memnun musunuz?

Hayalinizi yaşıyor musunuz?

Potansiyeliniz daha büyük hayaller kurmak için yeterli mi?

Bu soruların dürüst cevabını ancak siz verebilirsiniz. Eğer gerçekten şu andaki konumunuzdan memnunsanız ve daha büyük hayaller kurmak için kendinize güveniniz yoksa ne ala.

Ama, farkında olarak ya da olmadan hayalleriniz sizi elde edebileceğiniz büyük başarılardan alı koyuyorsa ne yapmalısınız?

Amaçsız yaşamak için çok kısa bu hayat.

Büyük bir hayal ya da hayaller kurmak yolun sadece başı. Esas olan bu hayallerden amaçlar belirleyip, harekete geçmek.

Hayatta elde edeceğiniz en büyük başarı, sadece ve sadece hayallerinizle sınırlıdır. Büyük hayaller kurmaktan, bu hayalleri birer amaca dönüştürüp, gerekirse büyük özverilerde bulunarak peşlerinden koşmaktan korkmayın.

Büyük başarılara ulaşmak için, bazen içinde bulunduğunuz komfordan fedekarlık etmeniz gerekebilir ve büyük amaçlara ulaşmak için şu kısa hayat, yapılan büyük fedakarlıklara değebilir.

yalniz-girisimci

Girişimci Yalnızdır

Sürekli fikirleri olan ama bir türlü harekete geçmeyen ve kendine girişimci diyenlerden bahsetmiyorum. Fikir üreten, uygulayan, sonucu ne olursa olsun denemekten çekinmeyen girişimciler bahsini ettiğim.

Kendi işinin sahibi olma, işveren olma, projeler üretme, hakkında haberler çıkması ve buna benzer birçok cazibesi var girişimciliğin.

Nadiren de olsa başarısızlık hikayelerinin paylaşıldığı ama bu hikayeleri paylaşanların aslında çoktan büyük işler başardığı, çoğunlukla şişirilmiş başarı hikayeleri ile dolu bir yol girişimcilik yolu.

Doğal olarak çok cazip içinde olmayana, davulun sesinin uzaktan hoş geldiği gibi…

Birçok girişimcinin başından geçmiş, birçoğunun hiç paylaşmadığı, girişimci adaylarının duymaktan pek hoşlanmayacağı gerçekler var hayatta.

Hedefiniz iyi bir girişimci olmak ise, gerçekleri duymaya herkesten çok hakkınız var.

Girişimci yalnızdır, çünkü

    • Girişimci parasızdır

Tam anlamı ile sıfırdan girişimciliğe başlamış ve hayatında hiç parasız kalmamış girişimci tanımadım hiç. Bazısı ilk girişimini ayağa kaldırana kadar parasız kalır, bazısı hızlı büyürken, bazısı girişimi tutmayınca, ama bir şekilde her girişimcinin parasız dönemi ya da dönemleri olur.

Para ne yazık ki hayatta en önemli ihtiyaçlardan biridir. Para olmadığı zaman, çevrenizde birçok şey ve birçok insan da olmaz.

Bunu yaşamış girişimciler beni iyi anlar.

Girişimci adayları, aman canım, parasızlık da gelip geçer diyebilir. Ancak parasızlığın getirdiği stres ve yalnızlık birçok girişimcinin yarı yolda pes etmesinin en büyük sebebidir.

Çevrenizde gerçek dost dediğiniz birçok insan nedense birer birer uzaklaşır parasız kaldığınızda.

İşte bu yüzden iş hayatında kendini hep olduğundan büyük gösterme çabası vardır. Acıdır, ama bu girişimcilerin tecrübelerinden edindiği sonuçlarla geldikleri noktadır.

Girişimciliğe baş koyan birisi, parasız kalmayı göze alıp, yapayalnız kalacağı günleri baştan bilmeli ve bu yola ufak engellerde pes etmemek üzere çıkmalıdır.

    • Girişimcinin zamanı azdır

Girişimci normal bir işte çalışan herhangi bir arkadaşı gibi özgür değildir. Arkadaş sohbetlerinde hep özenilen insan olur. Ne güzel, istediğin zaman çalışırsın, istemediğin zaman çalışmazsın diye birçok arkadaşı kıskanır girişimciyi.

Ancak ortalama bir girişimci, haftada 40 saat, herhangi bir işte çalışan birinden neredeyse iki kat daha fazla çalışır.

Girişimcilik özveri ister.

Cuma akşamı, arkadaşların dışarda sohbet edip, eğlenirken ve ısrarla seni arayıp çağırırken, onlara ve kendine binbir bahane bulup, çalışmayı, işine konsantre olmayı gerektirir.

Girişimci, arkadaşlarına, sevdiklerine ve çevresine istediği zamanı hiçbir zaman ayıramaz.

Doğal olarak bir girişimci, herhangi bir işte çalışan birisine göre çok daha yalnız kalır sosyal hayatta da.

    • Girişimciyi herkes anlayamaz

Girişimci ruhen de yalnızdır.

Doğası gereği, girişimci ruhlu birisi farklı bakar hayata. Birçok kişinin görmediği fırsatları görür, çoğuna delilik gibi gelen fikirleri vardır.

Her girişimci hayatının bir döneminde anlaşılamamak sorunu ile karşı karşıya kalır.

Bir girişimcinin yapacağı en büyük hata, onu anlamayanların, fikirlerine yaptığı anlamsız eleştirilere önem vermektir. Birçok girişimci bu hataya düşer.

Girişimcilerin altıncı hissi kuvvetlidir. Eğer heyecan veren bir fikir gelmişse girişimcinin aklına, onu anlamayanlardan ne onay bekler, ne de destek. Bildiğini yapar ve fikrini harekete geçirir.

Girişimciden girişimciye değişen daha onlarca neden vardır yalnızlık üstüne.

İster ilk projeden itibaren başarı yakalansın, isterse birçok başarısız deneme olsun, girişimcilik denen uzun yolda, eninde sonunda yalnızdır girişimci.

Eğer büyük hayalleriniz varsa, her ufak engelde sendeledikten sonra o uzun yola devam etme gücünü kendinizde buluyorsanız, arkadaş, dost ve ailenizden birçok kişiyi kaybetmeye hazırsanız girişimcilik serüvenine atılın derim.

Büyük hayallere, büyük fedakarlıklar yapmadan ulaşamazsınız.

engelleri-asmak

Engelleri Aşmak – Başarmak İçin 3. Adım

Başarmak için ilk adım olan hedef belirlemek ve ikinci adım harekete geçmek üzerine yazdım.

Başarmak için üçüncü ve çok önemli bu son adım da engelleri aşmak.

Başarıya Giden Yolda Karşımıza Çıkan Engeller

Başarıya giden yoldaki bu adımlar aslında hayatın her alanında ele alınabilir olsalar da, özellikle girişimciler için daha bir önem taşırlar.

Bir girişimci için engeller saymakla bitmez.

Yatırım alamamak, doğru ekibi kuramamak gibi genel engellerden başlayarak proje bazında hergün birçok spesifik engele kadar sıralanabilir engeller.

Engelleri Belirlemek

Teşhis konmamış bir hastalığın nasıl tedavisi olmazsa, belirlenmemiş engelin de üstesinden gelinemez.

Hedefe giden yolda, öncelikle karşınıza çıkan engelleri doğru belirlemeli ve nasıl üstesinden geleceğinizi planlamalısınız.

Engeller Nasıl Aşılır

Karışınıza çıkan engelleri belirlediniz ve sıra aşmaya geldi. Önünüzde üç yol var.

    1. Engelleri Ortadan Kaldırın

Belirlediğiniz engelleri ortadan kaldırmak en iyisi. İyi bir plan ve programla bu engelleri tamamen nasıl ortadan kaldırabilirim sorusunu kendinize sorun.

    1. Engellerin Etrafından Dolaşın

Bazı engeller, ne kadar isterseniz isteyin, ortadan kaldırılamaz.

Kimisine göre öğrenci olmak girişimcilikte en büyük engel. Bu durumda, eğer okulu bırkmak alternatif değilse (ki kesinlikle böyle birşeyi tavsiye etmiyorum) yapmanız gereken bu engelin etrafından dolaşmak. Sizin için okul engelse, zaman yönetiminizi daha iyi yapıp, daha verimli çalışarak girişimci olabilirsiniz.

Parasızlık engelse ve her ne yaptıysanız da para bulamıyorsanız, projenizi sıfıra yakın bütçe ile nasıl tekrar şekillendirebilirsiniz üzerine çalışmanız gerekiyor.

Ortadan kaldırılamayan engellerin etrafından dolaşabilmek ciddi bir çalışma ister. Ama emin olun imkansız değildir.

    1. Bahaneler Üretin

Önüne çıkan engeller hakkında bahaneler üretmek dışında pek birşey yapmamak aslında en kolay ve en popüler seçenek.

Birçoğumuz hem günlük hayatta hem de iş hayatında önümüze çıkan, çoğu zaman farkında olduğumuz engelleri nasıl aşarım sorusunu kendimize soracağımıza, bunları birer bahaneye dönüştürüp başarısızlığımıza neden göstermeye bayılırız. Bu seçenekten uzak durun derim.

Hedefi doğru belirlenmiş, doğru zamanda, geç kalmadan harekete geçilmiş, bu yolda önüne çıkacak engeller belirlenmiş ve birer birer aşılması için çalışılmış bir süreçte başarılı olmak çok daha kolay olacaktır.

Başarıya giden yolda daha onlarca etken var, ve her biri ayrı bir yazı olabilir. Ancak, hedef belirlemek, harekete geçmek ve engelleri aşmak en önemli 3 adım.

Eğer başarmak için bir amaca doğru yol almaya karar verdiyseniz, yolunuz açık, şans her daim yanınızda olsun.

Başarmak İçin 3 Adım:

exit

Hedefi Exit Olan Girişim Olmaz

Geçtiğimiz iki ay içinde fikirlerini benimle paylaşan birçok girişimci adayına “Hedefin Ne?” sorusunu sorduğumda, üç kişiden “Exit Yapmak” cevabını aldım.

Başarıya giden yolda ilk adım hedef belirlemek, ancak birçok girişimci adayı, kısa ve uzun vadeli hedeflerini belirlerken yanılgıya düşüyor.

Hedefin Ne Sorusuna Girişimcilerin En Sık Verdiği Cevaplar

  • Para kazanmak (Direk rakam verenler de oluyor)
  • Exit yapmak
  • Başarmak
  • Ses getiren bir proje yapmak

Bu listedeki, ya da buna benzer belirlenen hedefler aslında hedef değildir.

Exit yapabilmek, hedefe ulaşmanın getirdiği sonuçlardan sadece birisidir. Hedefe ulaştığınızda, büyük ihtimal para kazanacağınız gibi.

Uzun vadeli, ana hedefi ya da hedefleri belirlerken acele etmek yanlış hedef belirlemenize, yanlış hedef de nereye gittiğinizi bilmeden bir yola çıkmanıza neden olur.

Devrim Demirel’in blogundan, Exit ve Yatırım Alma üzerine güzel bir yazı, yatırım ve exit sürecini yaşamış birinin bu değerli tecrübelerinden faydalanmanızı tavsiye ederim.

Umarım, hedefi doğru belirlenmiş, başarılı girişimler yapar, hedeflerinize ulaşır ve eğer sizin için de uygunsa güzel exitler yaparsınız. Henüz bir girişimin başlangıcında iken, exit yapmanın bir girişimci için hedef olamayacağını hatırlamanızı umuyorum.

pegasus-is-basvurusu

Pegasus İş Başvurusu

Google’da Pegasus İş Başvurusu şeklinde bir arama yaptıktan sonra bu yazı karşınıza çıktıysa, ya da amacınız Pegasus Hava Yolları’na iş başvurusunda bulunmak ise hem yanlış hem doğru yerdesiniz.

Pegasus Hava Yolları’nın işe başvuran her adaydan, başvuru ücreti adı altında 15 lira talep etmesini öğrenmem üzerine yazmaya karar verdiğim bir yazı bu. Eğer kariyer planlarınız arasında Pegasus’ta çalışmak varsa, bu yazı, doğal olarak sizi de yakından ilgilendiriyor. Birkaç dakikanızı ayırıp, okumadan Pegasus’a başvuru yapmaya başlamayın derim. Ancak vaktim yok, ben 15 liramı öder, başvurumu yaparım diyorsanız, başarı ve bol şans diliyorum, sizi şöyle alalım.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, ne Pegasus’la ne de havacılık sektöründe başka bir firma ile iş anlamında, organik ya da inorganik hiçbir bağım yok. Beni tanımayanlar için başka bir nokta da, amacım burada Pegasus’u kötülemek yerine, bana göre yanlış olan bir uygulamalarını eleştirmek ve mümkünse bu uygulamadan vazgeçmelerine aracı olmak.

Pegasus’un iş başvurularında, adaylardan ücret talep etmesinden birkaç saat önce şans eseri haberim oldu. Birkaç saat içinde bu konuda blog yazmama neden olacak kadar önem teşkil eden şey ne oldu sorusunu 3 ana başlıkta toparlamaya çalışacağım.

1) Pegasus İş Başvurusunda Ücret Talep Edildiğini Öğrenmem

Bu yazıyı yazmadan birkaç saat önce, sosyal medyada şans eseri rastladım bu konuya.

Bu uygulamanın halen devam edip etmediğini araştırırken, bloglarda, haber sitelerinde ve sosyal medyada birçok kez paylaşılıp, eleştirildiğini gördüm konunun. Ancak ne yazık ki halen devam eden bir uygulama olduğunu öğrendim.

Hoşuma gitmeyen bu uygulamayı kendimce eleştirmek için şu şekilde, biraz kara mizah kullanarak paylaştım bu uygulamayı.

Eğer sadece, “Pegasus’un iş başvurusunda adaylardan ücret talep etmesi bence yanlış” tarzı bir paylaşım yapsaydım bu kadar yorum ve ilgi almayacağını tahmin ediyordum tabi ki.

Tahminlerim doğru çıktı ve bu paylaşımdan birkaç saat sonra, bu yazıyı yazarken, 100’ün üzerinde yorum yapıldı bile bu paylaşıma.

Birkaç dakika önce alınmış bir Pegasus iş başvurusu ekran görüntüsü aşağıda:

Pegasus İş Başvurusu Ekran Görüntüsü

2) İnternetin ve Sosyal Medyanın Gücü

İnternet ve sosyal medyanın kullanımındaki artış, eski tip iş mantığı ile çalışan birçok firmanın dezavantajına oldu. Her ne kadar internet sayesinde eskiden ölçümlenemeyen birçok kriter artık ölçümlenebilir hale gelse de, marka değeri halen tam olarak ölçümlenemeyen bir kavram.

Pegasus iş başvurularında adaylardan talep ettiği ücretin şirkete toplam getirisini çok basit bir hesapla tam olarak hesaplayabilir. Ancak internette ve sosyal medyada, sırf bu konu hakkında on binlerce yazının, haberin ve paylaşımın markasına verdiği zararı nasıl hesaplayabilir?

Eskiden firmalar “Şikayetlerinizi bize, memnuniyetinizi çevrenize iletin” derlerdi. Ancak artık herkes şikayetini de memnuniyetini de internette paylaşıyor. Ve eskiden şikayetini ya da memnuniyetini ancak çevresindeki 3-5 kişiye ulaştırabilen son kullanıcı, artık internet sayesinde sesini binlerce, hatta çok daha fazla kişiye ulaştırabiliyor.

İnternette Pegasus hakkındaki olumsuz eleştirilerin büyük bir çoğunluğu, sunduğu servisin kalitesi ve ürün & servis için ekstra ücret talep etmesi konuları.

Bir marka yaratırken fiyat, kalite ve servis denkleminde Pegasus, şirket politakası olarak en ucuz uçak bileti sunmayı hedefleyip, doğal olarak servis ve kaliteden ödün vermeyi tercih etmiş olabilir. Bu bir tercih meselesidir. Dünyada bu mantıkla, başarılı ve karlı şekilde çalışan birçok marka örneği var. Bu konuda Pegasus’u şahsen eleştirmiyorum.

Özellikle ve tekrar belirtmek istiyorum, benim eleştirim, Pegasus’un iş başvurusunda adaylardan ücret talep etmesi.

3) Ali Sabancı’ya Açık Mektup

Sayın Ali Sabancı

Sizi şahsen tanımıyorum, iş hayatınızı da yakından takip etme fırsatım olmadı. Ancak soyadınızdan dolayı, ailenizin Türkiye iş hayatına ve sanayisine çok büyük ve değerli katkıları olduğunu çok iyi bilen birisiyim.

İnternette edindiğim bilgilere ve gözlemlerime dayanarak, sizin de bir girişimci olduğunuzu ve Pegasus’u kurarken bu girişimci ruhun verdiği heyecanla hareket ettiğinizi tahmin ediyorum.

Öncelikle her ne iş dalı olursa olsun, girişim yapan ve ülkemizde bir kişiye dahi olsun istihdam yaratan birisine saygım sonsuzdur, bunu belirtmek istiyorum. Sizi de girişimciliğiniz ve yarattığınız istihdamlar için tebrik ediyorum.

Pegasus Hava Yolları’nın İş Başvuru sürecinde adaylardan ücret talep etme politikasını eminim kendinizce açıklayabilirsiniz.

Ancak işsizlik rakamları halen çok ciddi düzeyde seyreden ülkemizde, birçok işsiz insanın bu tarz bir uygulama ile madur kaldığını size hatırlatmak isterim. Mağduriyetin yanı sıra, birçok iş arayan vatandaşımızı, aynı zamanda rencide edici bir politika olarak da görülebilir bu durum.

İster başvuru sayısının yüksekliğini bir bahane olarak sunun bu konuya, isterseniz de şirket politikanızda iş başvurularını önemli bir gelir kalemi olarak hesaplayın, ya da dünyadan benzer örnekler vererek bir açıklama getirmeye çalışın, sonuçta yanlış yanlıştır.

Biz girişimciler de, her insan gibi hata yapabiliriz. Bence önemli olan bu hatayı kabul edip, zararın neresinden dönülse kardır mantığıdır.

Sizden beklentim, Pegasus iş başvurularında adaylardan alınan ücret politikanızı gözden geçirip bu hatadan ilk fırsatta vazgeçmenizdir.

Eminim istihdam yaratarak mutlu ettiğiniz binlerce Pegasus çalışanının yanı sıra, ülkemizde şu anda işsiz olan birçok insan tarafından da, bu vereceğiniz karar çok olumlu karşılanacaktır.

Pegasus İş Başvurularında alınan ücret konusunu yakından takip edip, gelişmeleri bu yazımı güncelleyerek aktaracağım. Eğer sizden de direk bir haber gelirse, emin olabilirsiniz ki burada duyuruyor olacağım.

Bu isteğimi, başarılı olup, ülkemizde çok daha fazla istihdam yaratmanızı gönülden isteyen girişimci bir kardeşinizden ve hemşerinizden gelen yapıcı bir eleştiri/istek olarak görürseniz beni mutlu edersiniz.

Saygılarımla

Ahmet Kırtok

Pegasus Örnek Olabilir

Daha kısa yazılar yazmalı diyorum ve ardından böyle uzun bir yazımı okuyorsunuz. Ancak konuyu tam olarak açıklamak için gerekli gördüm ayrıntıları yazmayı, vaktinizi aldım, affola.

Bloglar çok önemli diyoruz internetin ve medyanın geleceğinde, ama birçoğumuz yanlış gördüğümüz konulara yapıcı eleştiriler getirmeye vakit ayırmıyoruz. Bizce yanlış olan uygulamaları, ucu bize dokunmadıkça ben eleştirmezsem, siz eleştirmezseniz, kim eleştirecek?

Son olarak belirtmek isterim; Bu yazıma Sayın Ali Sabancı’dan ya da Pegasus Yönetiminden bir yorum geldiği takdirde, yazıyı güncelleyip, sizlerle paylaşacağım.

Pegasus’a İş Başvurusu yapmak için bilgisayar başına geçip, değerli vakitlerini bu yazıyı sonuna kadar okumaya ayıran herkese de başarılar ve bol şanslar diliyorum.

harekete-gecmek

Harekete Geçmek – Başarmak İçin 2. Adım

Başarmak için ilk adım olan amaç belirlemek konusunu yazdıktan sonra, amacını belirlemiş, ne yapmak istediğini bilen birisi için ikinci adım ne olmalı konusuna geldi sıra.

Girişimciler harekete geçme konusunda üçe ayrılır.

    1. Tembellikten ve bahaneler üretmekten hiçbir zaman harekete geçemeyenler.

Çevremiz kendisini girişimci olarak nitelendirip, sürekli fikir üreten, ama aslında hiçbir zaman harekete geçemeyen insanlarla dolu. Ben çoğunluğu oluşturan, birinci kategorideki bu insanlara girişimci demiyorum.

    1. En mükemmeli olsun diye uğraşmaktan harekete geçmekte geç kalanlar.

Mükemmelliyetçilik tam bir girişimci hastalığıdır. En iyisi olsun, herşeyi ben yapayım, kimseye güvenemiyorum, bu fikir benim çocuğum gibi, vs gibi birçok cümle kurabilir bu gruptaki girişimciler. Ne yazıkki birçok proje en mükemmelini yapmaya çalışırken yarıda kalır.

    1. Amaçlarını belirleyip, hızlı plan program yaparak, vakit kaybetmeyip harekete geçenler.

İşte bu kategorideki girişimciler aslında sayı olarak en az olanlarıdır. Her ne pahasına olursa olsun, bahanelerle vakit kaybetmektense harekete geçip, uygulama yaparlar. Yolun sonunda başarısızlık ihtimali de olsa, risk alıp, en azından denemeliyim kafa yapısına sahiptir bu girişimciler.

Fikrinize güveniyorsunuz, başarmak için ilk adım olan hedeflerinizi belirlediniz ve sıra harekete geçmeye geldi.

Herşey sizin elinizde.

İster bahaneler üreterek hiç başlamayın projelerinize, ister hep yetersiz bulup daha iyisini planlamakla geçirin vaktinizi.

Harekete geçip, sizden önce başardığı zaman birisi, en iyi ihtimalle “Ben bunu düşünmüştüm!” dersiniz.

Harekete geçmek için en iyi gün, ne dün, ne de yarındır, en iyi gün bugündür.

Başarmak İçin 3 Adım:

fark

Fark Yaratmak

Her girişimcinin bir fikri var. Herkes başarılı projelere imza atmak istiyor.

Fikrini ya da projesini benimle paylaşan girişimcilere, “Farkınız Ne?” diye sorduğumda, neredeyse hepsinin kullandığı ortak bir kelime var: DAHA.

Süper bir fikrim var diye başlıyor cümleler….

Daha iyi servis vereceğiz.

Daha kaliteli olacak.

Daha lezzetli olacak.

Daha çok startup ruhumuz var.

Daha ucuza sunacağız.

Daha tecrübeliyiz bu sektörde.

Daha çok çevremiz var.

Daha, daha, daha… şeklinde devam ediyor.

Fikir ya da Projenin Farkı Ne?

Daha ile başlayan neredeyse hiçbir faktör FARK yaratmaz.

Gerçek anlamda nasıl bir fark yaratabilirim sorusuna daha ile başlamayan bir cevap bulmanız gerekli.

Bütün iş planınız daha ucuza sunmak üstüne kuruluysa, emin olun birileri sizden ucuza satacaktır.

Daha lezzetli, daha anlayışlı vs gibi subjektif faktörlerse farkınız ve tek dayanağınız, vay halinize.

Daha çok çevreniz var diyerek fark yaratamayacağınızı çevreniz sizi yalnız bıraktığında ancak anlarsınız.

Daha kelimesini silin hafızanızdan ve gerçek, elle tutulur, fark yaratacak bir neden bulun iş fikrinize.

Dahalar rekabette size avantaj sağlayabilir, marka yaratırken öne atabilir, ancak “farkınız ne?” sorusuna cevap veremez.

Birçok marka, fikir, proje ya da şirket, farkı olmadığı için sıradan olmaya mahkumdur.

Fark yaratırken hakim olmanız gereken iki önemli konu, Marka Yaratırken 3’ün 2’si Kuralı ve Markalar Arası Geçiş Bariyeri. Mutlaka okuyun derim.

Bu arada Uğur Özmen‘in aynı konudan, güzel bir örnekle bahsettiği yazısı Öncelik Sırası‘nı mutlaka tavsiye ederim.

mukemmelliyetcilik

En Mükemmeli Ararken

Yazmaya başlayıp yarıda bıraktığım yüzün üzerinde yazı var bu blogda. Hiçbirisi yayınlanmadı.

Kesin denemeliyim dediğim birçok pazarlama kampanyası, saatler, günler harcandıktan sonra rafa kalktı.

Birçok proje fikri, planlama aşamasında yarı yolda kaldı.

Bunlara benzer onlarca şey oluyor hayatımızda hergün. Ya hiç başlamıyoruz, ya da yarıda bırakıyoruz.

Çünkü daima en mükemmeli yapmak istiyoruz.

En mükemmeli ararken…

  • Zaman geçiyor, fırsatlar kaçıyor
  • Heves bitiyor, yarıda kalıyor
  • Alternatiflere gerektiği önem verilmiyor
  • Atı alan Üsküdar’ı geçiyor

Bu liste uzadıkça uzar…

En mükemmeli ararken kaçırdığınız fırsatları, yarım bıraktığınız işleri, hiç başlamadığınız fikirleri düşünün.

Bir sonraki adımda, belki de en mükemmeli beklemektense, en hızlı adımı atıp, yaparken, tecrübe ile en mükemmele ulaşabilirsiniz.

Ya da en mükemmeli hiç bulmadan da, başarı, mutluluk ve amaca ulaşabilirsiniz.

Ne dersiniz?

hirsiz

Bütün Müşterilerimiz Potansiyel Hırsızdır!

Bir mağaza ya da alışveriş merkezi düşünün, kapısında: “Bütün Müşterilerimiz Potansiyel Hırsızdır!” yazıyor.

Böyle bir işyerinin müşterisi olmak ister miydiniz?

2008 yılında, merkezi New York’ta bulunan bir mağazalar zincirine stratejik danışmanlık yapmak üzere ilk toplantıma gitmiştim. Mağaza girişinde, çanta ya da poşetlerinizi girişte bırakıp bir numara almanızı isteyen 18-19 yaşında bir çocuk karşıladı beni. Israrla elimdeki laptop çantasını almak istiyordu.

Ben, sıradan bir müşteri gibi davranıp, çantamı veremeyeceğimi söylediğimde, bana mağazaya giremeyeceğimi söyledi.

Daha sonra durumu açıklayıp, toplantı için mağazanın üst katında bulunan ofise geçtim ve tahmin edersiniz ki toplantıda ilk konu kapıda çantaların alınması oldu.

Şirket sahibi, tam esnaf mantığı ile düşünen, 4. nesil mağazacı abimiz ısrarla bu uygulamanın doğru olduğunu, hırsızlık yapmayacak birinin gocunmadan çantasını bırakması gerektiğini söyledi.

Ben de ona, “Peki müşterileriniz de böyle mi düşünüyor acaba?” diye sordum.

Kendisi bana bir danışman olarak, kapıda çantaların ve poşetlerin alınmamasının şirket açısından daha avantajlı olduğunu rakamlarla ispatlamamı istedi.

Ben de ona, böyle bir çalışma için yapabileceğimiz şeyleri anlattıktan sonra, aslında burdaki fırsat maliyetini 100% ölçmemizin imkansız olduğunu anlattım.

Uluslararası birçok mağazalar zincirinde yapılan hırsızlık bir maliyet olarak bilançoya yansır. Ancak bu, her müşteriye sen potansiyel hırsızsın demeyi gerektirmez.

Bu sadece bir örnek. İçinde ürün olan her işte hırsızlık olabilir. Yaptığınız iş ne olursa olsun, önemli olan bunu iş modelinize nasıl yansıtacağınız.

Burda önemli olan, fırsat maliyetini göz önünde tutarak, müşteri memnuniyetini nasıl arttırırız sorusuna odaklanmak.

Varsayımlarla birçok radikal karar verebilirsiniz, ya da her şeyi ölçmeye çalışabilirsiniz.

Ancak konu müşteri memnuniyeti ve şirket kültürü olduğunda, her şeyin ölçümlenemez olduğunu anlamalısınız.

Fark yaratıp, en mükemmeli sunmak için, müşterilerinize potansiyel hırsız gibi davranmaktansa, bazen, kısa vadede size bir maliyet yüklese de, onlara güvendiğinizi hissettirmelisiniz…

bugun-basarmak

İnternette Bugün Başarmak Dünden Daha Zor

İlk web sitemi tasarlayıp yayına koyduğumda yıl 1997 idi. Geocities’de yaptığım bu site benim için internetle dolu bir hayatın aslında resmi başlangıcı idi.

O zamanlar ne kadar çok köşe boştu, neler yapılabilirdi, ne büyük projelerde öncü olunabilirdi kimbilir.

Geriye bakıp yapılmamış ya da yarıda kalmış girişimlere bahaneler üretebilirim, sesli olmasa da içimden keşkelerle başlayan cümleler kurabilirim.

Ama hiçbirinin bugün için bir faydası yok…

Girişimcileri, özellikle internet alanında girişim yapmak isteyenleri teşvik ederim her zaman. Yapın, beklemeyin, doğru projeyse vakit kaybetmeyin derim.

Bugün, eskisinden çok daha hızlı olma günü.

Köşeler kapılıyor, hem de çok daha hızlı.

Elbette yeni iş fikirleri, yeni iş modelleri çıkıyor internet için de. Ancak bugün, internette başarılı bir proje yapmak için dünden daha zor bir gün.

İşin bir de daha kötü tarafı var…

Yarın, internette başarmak, bugünden daha da zor olacak. İşte bu yüzden, gelin yarını beklemeden, mükemmeli aramadan, hemen bugün harekete geçin.

david-rees

Bir Kalem, Bir Kalemtraş ve Bir Mor İneğin Hikayesi

Hikayenin kahramanı David Rees. New York Eyaleti’nin kuzeyinde, Beacon adlı ufak bir şehirde yaşıyor. Eskiden politik karikatürler çizen bir karikatüristmiş kendisi.

David Rees (twitter, blog), 2010 yazında Artisanal Pencil Sharpening adlı bir internet sitesi kuruyor. Gönderdiğiniz kurşun kaleminizin ucunu $15 karşılığında manuel bir kalemtraşla açtıktan sonra size kargoluyor.

Fikir çok basit, iş modeli çok basit. Ancak ilginç olan durum, bu girişimin getirdiği ses.

David Rees’in bu girişim hikayesi, Forbes, Fast Company, Gawker, LA Times, National Post başta olmak üzere, binlerce ulusal ve yerel habere konu oldu.

Rees’in, David Letterman Show‘a çıkması için Facebook’ta kampanya başlatan bir hayran kitlesi bile var.

David Rees’in bu girişimcilik hikayesi, büyük markalara milyonlarca dolara mal olacak bir pazarlama ve PR geri dönüşü gerçekleştirdi, hem de bir kuruş dahi harcamadan.

Bu şirket David’e milyon dolarlar kazandırmayabilir, ama belki de şu anda bu başarı hikayesini anlatan kitabını kaleme alıyor ya da gelen televizyon showu tekliflerini inceliyor kendisi.

Bu, neden bu kadar başarılı bir mor inek hikayesi sorusunun cevabı ayrıntılarda saklı.

Bu girişimle ilgili bütün kaynakları paylaştım, merak edenler o ayrıntıları araştırıp, girişimlerinde, bu hikayeden uygulanabilir örnekler nasıl çıkartırım sorusunu kendilerine sorabilirler.

Mor inekler günlük hayatta az bulunur, değerlidir, ilgi çeker, paylaşılır, ses getirir.

Ufak bir ayrıntı:Verdiğiniz sipariş, aşağıda görüldüğü şekilde, 3 parça halinde size geri gönderiliyor.

Ucu açılmış kalemin müşteriye gönderilmeden önceki son haliUcu açılmış kalem

David Rees tarafından kalemin ucu açıldığına dair orjinallik sertifikası

Sertifika

Manuel kalemtraşla kalemin ucu açıldıktan sonra kalan parçacıklar

heyecan

Heyecan Bittiyse

Girişimciler, kurumsal çalışanlar, öğretmenler, KOBI’de çalışanlar, sporcular, aşıklar, yazarlar ve saymadığım herhangi bir işe ya da gruba dahil olanlar.

Başlangıçta büyük bir heyecanla başladı herşey biliyorum…

Belki sabahları çalar saatsiz uyanmanıza neden oldu o büyük heyecan, belki de sabahlara kadar uyuyamamanıza.

O heyecandı belki öğretebilmek için, diplomanızı aldığınız hafta, adını dahi hiç duymadığınız, yılın altı ayı elektriği ve ulaşımı olmayan bir köye gönüllü gitmenize neden olan.

O heyecan yüzünden bütün arkadaşlarınız kurumsal işlere girmeye başlarken, hiçbir garantisi olmadan, risk üstüne risk alarak, varınızı yoğunuzu koyarak girişimci oldunuz belki de.

Çocukluğunuzdan beri hayalini kurduğunuz mesleğinize kavuştuktan sonra, o hep “ah keşke girebilsem” dediğiniz şirkette işe başladığınızda, gözü kör olası o heyecan yüzünden, kimse sizi zorlamasa da insan üstü çalıştınız yıllarca.

Hala içinizde o heyecan ile bağlıysanız yaptığınız işe, ne güzel. Umarım o heyecan hiç bitmez.

Ancak heyecan bittiyse…

Heyecan bittiyse de paniğe kapılmamak lazım bu kısa hayatta.

Önünüzde iki seçenek var.

1) Heyecanı Tekrar Yakalamak

İçinizdeki heyecanın bitmesinin birçok nedeni olabilir.

Size o ilk heyecanı yaşatan hedefleriniz nelerdi? Bunları tek tek sıralayın. Belki de hedeflerinize ulaştınız ve yeni hedefler belirlemeniz gerekiyor ki yaptığınız işte eski heyecanınızı yakalayasınız.

Bunun için, öncelikle büyük resmi gözünüzün önüne getirin. Başarmak için ilk adım olan uzun vadeli ve kısa vadeli amaçlarınızı tekrar belirleyin.

Belki de şu anki durumunuzda (işinizde, girişiminizde, vs) ilk baştaki hedeflerinize ulaşmak için bir türlü altından kalkamadığınız engeller var. Hedefleriniz aynı da olsa bu engelleri doğru belirleyip, üstüne gitmeden o eski heyecanınızı yakalayamazsınız. Bu engelleri belirleyin ve üstesinden gelmek için bir yol haritası hazırlayın.

Belki çok daha basit bir nedenden bitti heyecanınız. Uzun bir tatil ya da özel hayatınızda değişiklikler (hobiler, yeni bir aşk, vs) şu anki psikolojik durumunuzu düzeltebilir ve heyecanınızı geri getirebilir.

Heyecanınızın bitme sebeplerini bulmak ve bu sebeplerin üstüne gitmek sizin elinizde.

O heyecanı tekrar yakalayıp, çok daha büyük adımlar atabilirsiniz şu an yaptığınız işte.

2) Yeni Heyecanlara Yol Almak

Herşeyi denediniz, her sebebi çıkardınız, her engeli aşmaya çalıştınız, her hedefinizi gözden geçirdiniz, ama bir türlü o heyecanı tekrar yakalayamıyorsunuz.

Biten heyecan hem motivasyonunuzu, hem veriminizi, hem de mutluluğunuzu yok etme noktasına getirdi.

İşte bu durumda, kendinize zaman ayırın, iyi düşünün ve bir karar verin.

Belki de ceketinizi alıp yeni heyecanlara yelken açma vakti gelmiştir.

Hangi seçeneği seçerseniz seçin, yolunuz açık, heyecanınız bol olsun…

araci

İnternette En Popüler İş Modeli: Aracılık

Ekonomi arz talep üstüne kurulu bir denge.

Nasıl normal hayatta iş modelleri ve ürünler belirli bir talep karşısında ortaya çıkıyorsa, internet iş modellerinde de durum aynı.

Aracılık internette en popüler iş modeli ve hergün milyonlarca websitesi talebi olanlarla, arz edenler arasında bir köprü oluşturuyor.

Basit, ama daima iş yapacak bir model aracılık. Aracılar kurdukları köprülerle insanları ve ürünleri (servis, bilgi, vs) birleştiriyorlar.

İnternette yeni bir iş modeli mi arıyorsunuz? Hangi sektörde olursa olsun arasında köprü kurulmamış alanlar daima iş yapacaktır.

İnternette Aracılık İş Modeline Örnekler

  • Sevgili arayanlar arasında köprü olun. (Arkadaşlık siteleri)
  • Sorusu olanla cevabı bilen arasında köprü olun. (Soru cevap siteleri)
  • Bilgi arayanlar ile aradıkları bilgi arasında köprü olun. (Arama motorları, kaynak siteler, vs)
  • İş arayanlarla işverenler arasında köprü olun. (İş arama siteleri)
  • Reklam verenle o reklamları görmek isteyenler arasında köprü olun. (Reklam networkleri)
  • Alışveriş yapanlarla aradıkları ürüne daha kolay ulaşmaları için köprü olun. (Karşılaştırma siteleri)
  • Hizmet arayanlarla hizmeti sunanlar arasında köprü olun (Lokal dizinler, servis karşılaştırma siteleri, vs)
  • Aynı konuya ilgili insanları buluşturmada köprü olun (Meetup tarzı buluşma siteleri, vs)
  • İndirim arayanlarla indirim sunanlar arasında köprü olun (Grup alışveriş, kupon, fırsat siteleri, vs)

Bu liste uzayıp gider, siz yeter ki köprüye ihtiyacı olan iki ucu bulun ve birleştirmek için kolları sıvayın.

Ne yaparsanız yapın, sakın ha “Bütün köprüler çoktan kurulmuş” demeyin.

Çünkü hergün binlerce yeni köprü kuruluyor ve bu köprüler, uzun yıllardır birbirine ulaşmayı bekleyen iki ucu birbirine kavuşturmaya devam ediyor.

ceketini-alip-cikabilmek

Ceketini Alıp Çıkabilmek

İş hayatında attığım her adımda, yaptığım her anlaşmada, başladığım her projede şu soruyu sorarım kendime:

Ceketimi alıp çıktığım zaman dönüp arkama bakar mıyım?

Girişimciliğin bana göre en güzel yanı, kurumsal ve bürokratik engellerden olabildiğince uzak olması.

Bir işe girmeye karar verdiğimde son karar benimdir. O işten çıkmak istediğimde ise kimse beni tutamaz.

Sabahlara kadar bilgisayar başında geçen saatler, insanüstü gösterilen gayretler, hayattan fedakarlıklar bir insanı gerçek girişimci yapar.

Sonuçta belki bir başarı heyecanıdır peşinden koştuğumuz, belki de takdir edilme duygusu.

Gireceğim her işte, atacağım her imzada, sattığım her projede, ya da verdiğim her kararda en önemli soruyu tekrar tekrar sorarım kendime, ceketimi alıp çıktığım zaman dönüp arkama bakacak mıyım?

Şu ana kadar ceketimi alıp çıktığımda o kapıdan, hiçbir zaman dönüp arkama bakmadım.

Edindiğim tecrübelere sıkı sıkı tutundum, yaptığım hataları kulağıma küpe ettim, başarılarımla kibirlenmedim ve bir sonraki durağa doğru yeni bir heyecanla yürüdüm.

Keşkeler vakit kaybettirir, bitirir, tüketir adamı.

Başlangıçlar güzeldir, sonlar her zaman istediğimiz gibi olmaz.

Daima başlangıçta, geç olmadan sorun kendinize; “Ceketinizi Alıp Çıkabilecek Misiniz Dönüp Arkanıza Bakmadan?”

klonlama

Site Klonlama Rehberi

Yazının başlığını gördükten sonra şaşırarak başlayanlar olabilir okumaya. Hatta, milletin alın teri ile yaptığı işin klonlanmasının rehberi mi olur diye beni eleştirecekler.

Yazıyı sonuna kadar ön yargısız okursanız eminim aynı noktada buluşacağız.

Gerek internette, gerekse günlük hayatınızda karşınıza çıkan iş modellerini, markaları, firmaları ve ürünleri hızlıca bir düşünün.

Bunlardan kaç tanesi gerçekten bir buluş sonucu ortaya çıkmış?

Sorunuzun cevabı; Çok az sayıda bir kısmı.

Hatta belirli bir sektörde yapılan buluşlar sonucu ortaya çıkmış markaların birçoğu artık piyasada yok. Bir buluş ya da patent sonucu ürün haline gelmiş markaların yerine, onları klonlayarak, iş modellerinin birebir aynısı ya da çok benzeri ile piyasaya girmiş birçok marka bugün piyasada.

Birçok farklı sektörde, Türkiye’nin önde gelen markalarına bakalım:

  • Migros, marketler zinciri iş modelini dünyada ilk bulan isim mi?
  • Türk Hava Yolları, uçağı ya da hava yolu işini icad mı etti?
  • İddaa, Türkiye’de kurulduğunda dünyada bir ilki mi gerçekleştirdi?
  • Uno‘dan önce ekmeği poşete koyup satmayı kimse düşünmedi mi?
  • Gittigidiyor.com dünyada açık arttırma modelini ilk olarak mı kullandı?
  • Hepsiburada.com‘dan önce internette ürün satan firma yok muydu?

Bu listeye, Türkiye’de birçok farklı sektörden, önde gelen neredeyse bütün markaları ekleyebilirsiniz.

Girişim ile İcadın Farkı

Bu çok önemli bir konu. Özellikle Türkiye’de internet sektöründe her yeni girişimde duyduğum klasik eleştiriler çok benzer. Adamlar ABD’den birebir kopyalamış, bu mudur yaratıcılık, bu mudur girişimcilik tarzı anlamsız tartışmalar alıp başını gidiyor.

Sonuçta doğru bir fikri, iş modelini alıp Türkiye’ye doğru uyarlayan girişimci her zaman kazanıyor. Onlarca, hatta yüzlerce örneği var bunun.

İnternette başarılı bir girişim yapmanız için ne mucid olmanıza gerek var ne de birçok patenti olan icatlara.

Türkiye’ye Uyarlanacak İnternet Projesi Nasıl Bulunur?

Ağırlıklı olarak ABD’deki başarılı internet projeleri dünyanın birçok ülkesinde klonlanıyor. En fazla internet projesini ABD’nin ürettiğini düşünürsek, bu sonuç çok normal.

Bu durumda ABD’de başarılı olan ya da başarılı olma potansiyeli yüksek projeleri yakın takibe almak yapılacak ilk iş olmalı.

Eğer herkesten önce bu tarz projelerden haberdar olmak istiyorsanız, ABD’de bir networkunuz olmak zorunda. Bunun için ABD’de yaşamak zorunda değilsiniz, ancak Türkiye’de ya da başka bir ülkede yaşamanız tabi ki dezavantaj.

Çünkü özellikle sektörel fuarlarda ve toplantılarda herkes şu anda ve yakın gelecekte sektörün nereye gideceğini, ne gibi projelerin çıkmakta olduğunu, hatta fikir aşamasındaki birçok projeyi tartışır.

Sektörün içinde sağlam bir networkunuz yoksa bu başarılı proje bulamayacağınız anlamına gelmez.

Bu noktada, özellikle ABD dışında yaşayanlar için birkaç tavsiyem olacak.

İlk olarak seed funding ve early stage funding yapan venture capital şirketlerini ve angel investorları yakın takibe alın. Bu şirketlerin neredeyse hepsi yaptıkları yatırımları hem basın bülteni olarak hem de web sitelerinden paylaşırlar. Ayrıca bu şirketlerin ortakları sosyal medyada ve bloglarında hangi sektörlere gireceklerini, hangi tarz projelerle ilgilendiklerini paylaşmaktan çekinmezler. İşinizi daha da kolaylaştırmak için, benim takip ettiğim VC sahiplerini ve Angel Investorları bir Twitter Listesinde topladım. Direk bu listeyi takip edebilirsiniz. Bu listeye eklemeler yapacağım.

Türkiye’de rakipleriniz geçen senelerde başarılı olmuş siteleri klonlamak ile uğraşırken, siz seneye hangi projeler ses getirecek sorusunun cevabını bulabilirsiniz.

Başka bir önerim ise araştırdığınız sektörün fuarlarını ve organizasyonlarını yakından takip edin. Eğer bu fuarlara katılamazsanız (çoğu ABD’de olduğu için), en azından web sitelerinden katılımcı listelerini inceleyin. Sektörde birçok proje ilk lansmanlarını bu tarz sektörel fuarlarda yaparlar.

Ayrıca sektörel fuarlardan sonra internette birçok ayrıntılı blog yazısı, video ve paylaşım bulmanız mümkün.

Yurtdışında Başarılı Bir İnternet Projesini Türkiye’ye Uyarlamak

Yurtdışında sektör araştırmanızı yaptınız, klonlamayı düşündüğünüz projeye karar verdiniz. Türkiye’de kesinlikle başarılı olacağını düşündüğünüz bu proje için hızlı adım atmanız gerekiyor.

Her işte pazar araştırması çok önemli, ancak yurtdışında başarılı olmuş diye bir projenin Türkçesine pazar araştırması yapmadan başlamak, yapılan en büyük hatalardan birisi. Pazar araştırmasına çok ciddi önem vermek yapılacak en doğru şey bu konuda. Çünkü Türk insanı böyle bir projeye nasıl yaklaşır sorusu ancak ciddi bir pazar araştırmasından sonra ortaya çıkar.

Şunu hiçbir zaman unutmayın, siz bir internet girişimcisi olarak çoğu projede müşteri profiline dahil değilsiniz. Yani sizi heyecanlandıran ve başarılı olacağını düşündüğünüz bir proje, herkeste aynı etkiyi bırakmayabilir.

Doğru yapılmış bir pazar araştırmasından sonra Türkiye’nin şartlarına göre uyarlanmış iyi bir iş planı işinizi çok kolaylaştırır. Özellikle bir yatırım arayışına girecekseniz, ilk olarak ABD’de başarılı bir iş modeli, Türkiye için yapılmış iyi bir pazar araştırması ve sağlam bir iş planı ile şansınızı çok yükseltirsiniz.

Seçtiğiniz projede Türkiye’ye özel neler eklenebilir, fark yaratacak neler yapılabilir sorusunu sorun kendinize. Bu sorunun cevabı size hem ek bir pazar yaratabilir, hem de başarılı olması çok zor olan bir projeyi başarılı hale getirebilir.

Örneğin Burger King’in, ABD’de evlere paket servisi yokken, Türkiye’de bu uygulamayı yapması, yaptığı pazar araştırması sonucu şirkete ciddi bir ek gelir getiren başarılı bir iş olmuştur.

Ya da Gittigidiyor.com’un ABD’de eBay’in uyguladığı ödeme sisteminden Türkiye’nin şartlarına daha uygun güvenli ödeme sistemine geçişi çok önemli bir başarı hikayesidir.

Klonlarken Yapılmaması Gereken Hatalar

Başarılı bir internet projesini Türkiye’ye uyarlarken yapılacak en büyük hata “hırsızlık” konusu. Evet, hırsızlık tabirini kullandım. İş modelini uyarlamak ile yapılan işi (tasarım, kod, içerik, vs) birebir kopyalamak çok farklı konular.

Bu hem emeğe saygısızlık hem de çok başarılı olabilecek bir işte rezil olmak anlamına gelir. Doğru olan kendi altyapınızı ve kendi içeriğinizi oluşturmanız.

Türkiye’deki ziyaretçi ve müşteri profilinin kaldıramayacağı ya da istemediği özellikleri onlara sunmak ikinci büyük hata. Sırf ABD’de tuttu diye Türk insanının birçok nedenden dolayı (örf, adet, gelenek, ödeme şekli, ulaştırma zamanı vs) kabul edemeyeceği özellikleri projenizde kullanmanız büyük hata olacaktır.

Türkiye’den Dünyada Ses Getirecek Projeler Çıkabilir

Google yayına başlarken ne ilk ne de son arama motoru idi. İş modeli olarak bir klon olan Google, yarattığı farklarla sektörde önce pazar payı edindi, daha sonra dünya lideri oldu.

Doğru seçilmiş iş modellerini, doğru bir planlama ile uyarladığınız zaman ve bir sonraki basamak olarak fark yaratacak, belki de daha önce denenmemiş özellikler de ekleyerek, dünyada ses getirecek global projelere dönüştürebilirsiniz.

basari

Başarmak İçin İlk Adım

Girişimci, öğrenci, memur, öğretmen, şirket sahibi, mühendis, futurist, ya da her ne meslekten, her ne iş alanından olursa olsun herkes başarının sihirli formülünün yazıldığı bir reçete arıyor.

Başarının formülünü aramak demek içinde girişimcilik ruhu olması, heves, hırs olması demek ve bunlar çok güzel şeyler.

İnsanoğlunun çoğu tüketime odaklı bir hayat yaşarken, birşeyler yapmaya çalışmak, üretmek için çabalamak takdire şayan bir durum.

Burada, hiçbir ticari kaygı duymadan, tek bir amaç doğrultusunda bildiklerimi paylaşıyorum yıllardır. Bu blogda ve hayatta en büyük amacım “insanların hayatlarını değiştirebilmek“.

Gerek kendi hikayelerimle gerekse birçok başarı hikayeleri ve motivasyon yazılarımla bu amaç için çalışıyorum. Belki kişisel bir blog için çok büyük bir amaç benim amacım. Ama büyük hayaller kurmadan büyük başarılara ulaşılamayacağını düşünürüm eskiden beri.

Yıllardır birçok Türk arkadaşımdan mesajlar, yorumlar, yardım istekleri aldım bu blog aracılığı ile. Bazıları teşekkür emailları idi, bazılarında projelerini paylaşanlar oldu, bazılarında şu yazınızdan sonra hayatım değişti deniyordu ve birçoğu bana başarının sırrını soruyordu.

Bu yazıda amacım başarının reçetesine ulaşmak için neler yapılması gerektiğini paylaşmak ve benden yol göstermemi isteyen, ancak sadece bir fikir dışında elinde birşey bulunmayan genç arkadaşlara genel bir yol haritası çizmek.

Hatta bazen sadece içinde birşeyler yapma heyecanı olan, bırakın bir hedefi, hiçbir fikri ya da uzmanlık alanı olmayanlara kendimce başarıya giden yolu tarif etmek için yazıyorum bu yazıyı.

Sizli bizli konuşmayı bir kenara bırakıyorum. Şimdi sen ve ben varız karşı karşıya. Aslında önemli olan, senin kendinle baş başa kalman ve aşağıda yazdıklarımı okuduktan sonra kendi kendine sorular yöneltmen.

Eğer bu yazdıklarımı okuduktan sonra anlattıklarım senin için hiçbir anlam ifade etmiyorsa, yapabileceğim pek birşey yok senin için.

Ancak yazdıklarımı okuduktan sonra, durup kendine bazı sorular soruyorsan ve bugünü, bu yazıyı okuduğun günü, belki de değişim için, yeni sen için bir başlangıç günü sayıyorsan, bu yazı hedefine ulaşmış olur. Şimdi bu okuduğun yazı dışında bütün browser’ları kapatmanı istiyorum. Facebook, MSN, Skype vs gibi, bu yazıyı okurken seni rahatsız edebilecek herşeyden 5-10 dakika uzaklaş lütfen.

Diğer sitelerin hepsini ve seni rahatsız edebilecek herşeyi kapattıysan devam edebiliriz.

Ben bu anlatacaklarıma çok önem veriyorum. Ben bugün sana başarının sırrını, o sihirli reçeteyi veriyorum. Benim için çok değerli bu reçeteyi seninle paylaşırken, senden tek isteğim beni iyi dinleyip, anlamaya çalışman, ve hem okurken hem de okuduktan sonra, söylediklerimi yapman.

Başlıyorum, umarım hazırsındır. Biraz uzun olacak başarının reçetesi, ben kahvemi aldım, beni engelleyecek bütün herşeyi kapattım, cep telefonumun sesini de kıstım. Göz ucuyla dahi olsa, Hudson Nehri’nin sahile vuran ve aslında yazarken çok huzurlu hissetmeme neden olan dalgalarına bakmamak için perdeleri de kapattım.

Şu anda çok huzurlu ve sakin bir ruh halinde olman çok önemli benim için. Belki iş çıkışı serviste okumaya başladın bu yazıyı, ya da çok yoğun bir anında hızlıca okuyup işine bakman gerek.

Başarının reçetesini bir kez yazacağım ve bu yazdıklarım hep burada olacak. O yüzden senden tek ricam, burdan sonra devam etmemen ve sakin bir zamanda geri dönüp, yazıyı baştan okuman.

Ama eğer çok sakin ve huzurlu bir ortamı yakaladıysan, artık başlayabiliriz.

Amacın Ne?

Bugüne kadar ister internette ister başka bir sektörde birşeyler yapma heyecanı ile dolu olabilirsin. Ancak bir dakika dur ve şu ana kadar yaptığın herşeyi bir kenara koy.

Bu Hayatta Amacım Ne? sorusunu kendine sor.

Belki şu ana kadar hayatta kendine büyük bir amaç belirledin ve zaten bu amacın peşinde koşuyorsun. Senin adına çok sevindim.

Ancak şu ana kadar hayatta, uzun vadede ana bir amaç belirlemediysen, yalnız değilsin.

İnsanların çoğunun hayatta bir amacı olmadığını biliyor muydun?

Şu anda, kendine amacım ne sorusunu sorar sormaz hemen bir cevap vermene gerek yok. Belki de hayattaki amacını belirlemek yıllarını alacak. Önemli olan, bu soruyu kendine sorman ve önemini kavraman. Ama belki de bu sorunun cevabını vermek için en doğru zaman. O zaman burada durup düşünmen gerek.

Gerek kısa vadeli, gerekse uzun vadeli amaçlarını belirleyemezsen ve aslında bunların hepsinin tepesinde ana bir amaca ulaşmak için bir yol haritan olmazsa, rotasını kaybetmiş, sağa sola sallanan bir tekneden farkın olmaz bu hayatta.

Küçük Hedefler

Kısa vadeli veya başardığın zaman dünyayı değiştirmeyecek amaçlara küçük hedefler diyorum ben. Küçük hedefler deyip geçme sakın, büyük amaçlara ulaşabilmek için seni yola çıkaran, ve o yolu katetme şevkini sana veren, çok önemli aşamalar bu küçük hedefler.

Attığın her adımda küçük hedeflerin olmalı.

Girişimcilikte amacım ne? Üniversite okurken amacım ne? AhmetKirtok.com’u okurken amacım ne? Sosyal medyada vakit geçirirken amacım ne? Üniversiteden sonra iş hayatında amacım ne? Kurmayı düşündüğüm internet işinde amacım ne? Önümüzdeki haftaki iş görüşmesinde amacım ne? Yarınki vereceğim konferansta amacım ne? gibi onlarca, yüzlerce soru büyük amaca giderken küçük hedeflerini belirlemene yardımcı olacak.

Şimdi büyük amacı unut, gelecek hayallerini bir kenara koy, heyecanını dizginle ve çok kısa vadede hayatında, senin için en önemli konuya karar ver.

Bu konu gerek iş gerekse özel hayatından herhangi bir konu olabilir. Ancak kısa vadede, başarmak istediğin, ya da çözüme ulaştırmak istediğin, bugünlerde kafanı kurcalayan ve senin için en önemli konu olmalı bu konu.

Bu kafanı kurcalayan konuda amacın ne?

Küçük hedeflerini belirle. Bu hedefler hem manevi hem de maddi hedefler olabilir. Rakamsal küçük hedefler, hem ölçümlenebilir hem de ulaşıldığında motive eder. Küçük hedeflerini belirlerken, rakamsal hedefler koymaktan çekinme.

Karar Vermek

Her zaman söylerim; Bir girişimci için, karar vermek ve başarmak için yola çıkmak, yapacağı işte çok önemli bir yol katetmesi demektir.

Ancak, amacını belirlemediğin, sonunda nereye gitmek istediğini bilmediğin bir yola çıkmaya karar vermektense hiçbir adım atmaman daha faydalı olabilir.

Bir yola çıkmaya karar vermeden önce amacım ne sorusuna net cevabın olmalı.

Amacım Belli, Peki Sonra?

Çıkacağın girişimcilik serüveninde, ana amaçlarına karar verdin, peki sonra?

Ana amaca giderken, karşına birçok küçük hedefler ve de engeller çıkacak. Bu engelleri tek tek belirleyip, üstesinden nasıl geleceğine karar vermen gerek.

Bir internet girişiminde başarılı olmanın ana kurallarından bahsetmiştim. Bu kurallardan başlayabilirsin. Hangileri senin için engel olabilir? Hangi basamaklar üzerine yoğunlaşman ve kendini değiştirmen gerekiyor?

Başarmak için, amaca giden yolda, karşına çıkacak engelleri çok iyi tanıman gerekiyor.

Başarılı olamayanların en büyük nedenleri de belii. Bu nedenleri kendine bahane etmemek için, henüz yola çıkmadan çok iyi kavraman lazım.

Bugün Yeni Bir Başlangıç Olabilir

Belki aylardır, ya da yıllardır olağanüstü bir çalışma temposu içindesin, ama hiçbir zaman yaptıkların seni yeterince tatmin etmiyor.

Başardıkların gerçek başarı gibi gelmiyor.

Çünkü amaçsız, bir yol haritasız, aslında nereye gittiğini bilmeden koşuşturuyorsun hayatta.

Bugün, senin için yeni bir başlangıç olabilir. Bu yazıyı okuduktan sonra, ya birçok kişinin yapacağı gibi, işim gücüm başımdan aşkın diyerek, amaçsızca çalışmaya devam edeceksin, ya da durup birkaç saatini, ya da birkaç gününü büyük amaçlarını ve bu uzun yolda küçük hedeflerini belirlemeye ayıracaksın.

Bugün yeni bir başlangıç olabilir, ve bu senin elinde.

Başarmak İçin 3 Adım:

gecis-bariyeri

Ürün, Servis & Markalar Arası Geçiş Bariyeri

1997 yılında ilk cep telefonuma sahip oldum. Turkcell’den aldığım bu hattı 2002 yılında ABD’ye yerleşene kadar hiç değiştirmedim. Hatta, halen Türkiye’ye gittiğimde aynı 532’li numaramı kullanırım.

Peki 1997 yılından 2002 yılına kadar, beş sene sürecinde, piyasaya yeni giren ve çok daha cazip fiyatlar sunan Telsim gibi başka bir firmaya geçmeyi neden düşünmedim?

Çünkü, telefon numaramı değiştirmek zorunda kalacaktım.

Bir müşteri olarak Turkcell’den Telsim’e geçiş bariyeri (ya da maliyeti) benim için çok yüksekti. Maddi olmasa da manevi olarak bu yüksek maliyet hoşuma gitmedi ve operatörümü değiştirmedim.

9 Kasım 2008’de Türkiye’de, isteyen herkes, numarasını değiştirmeden, başka bir operatöre geçmeye hak kazandı. 2008’den bugüne, her üç cep telefonu abonesinden birisi müşterisi olduğu şirketten ayrılıp, başka bir opeartöre geçti.

Geçiş/Değiştirme Bariyeri/Maliyeti

Geçiş Bariyeri ya da değiştirme maliyeti, gerek kurulum aşamasında olup pazardan nasıl pay alırıza cevap arayan, gerekse hali hazırda pazar payını arttırmaya çalışan şirketler için çok önemli bir konu.

Küçük, büyük, birçok şirketin hem yeni müşteri edinme stratejilerini belirlemek, hem de müşteri kayıplarını engellemek için yaptıkları çalışmalarda aslında gerekilen önemi vermedikleri bir konu Geçiş Bariyeri, ya da Değiştirme Maliyeti.

Geçiş bariyerine birkaç örnek daha verdikten sonra, konuyu iki farklı bakış açısından ele alacağım. Bu iki bakış açısı, yeni müşteri edinmeye çalışan şirketlerle, müşterilerinin rakip firmaya geçmesini engellemek isteyen şirketler olacak.

Geçiş Bariyerine Gerçek Hayattan Örnekler

    • Online Proje Yönetim Sistemimizi Değiştirme Hikayesi

İnternet sektöründe olanlar muhtemelen bilirler, Basecamp, popüler bir online proje yönetim sistemidir. Biz de gerek kendi projelerimizde, gerekse birçok danışmanlık projemizde kullandık Basecamp’i yıllarca. Ancak bizim için çok önemli birkaç özellik eksikti Basecamp’te ve rakip ürünler arasında yaptığım araştırmada, birçok benzer ürünle karşılaştım.

Ancak, yıllarca kullandığımız Basecamp’de, eski ve yeni birçok projemizin verilerini nasıl başka bir platforma taşıyacağımız sorusu aklımın bir köşesinde kaldı. Araştırmalarımın sonunda, Basecamp’e kıyasla, çok daha fazla özelliği olan, hatta daha uygun fiyata kullanabileceğimiz TeamWork adlı bir firmaya geçmeye karar verdik.

Bu geçişte, benim için en önemli karar verme nedeni, TeamWork’de tek buton tıklayarak, Basecamp’deki bütün projelerimizi ve verilerimizi transfer edebilmemizdi. Bu şekilde, hiçbir vakit kaybetmeden yeni proje yönetim sistemine geçebilecektik. Bizim için en önemli geçiş bariyeri olan zaman sorununa yanıt bulmuş olduk. Bunun yanı sıra, daha fazla özelliği olan bir çözümü, daha uygun fiyata kullanabilme avantajı da verdiğimiz kararda rol oynadı.

TeamWork, Basecamp ile aynı özellikleri ücretsiz dahi sunmuş olsaydı, projelerimizin en yoğun olduğu dönemde, veri transferi işine vakit ayıramayacağımızdan, muhtemelen ya bu geçişten vazgeçecek, ya da erteleyecektik.

TeamWork, pazar araştırmasını çok iyi yapıp, pazardaki en büyük oyuncudan nasıl müşteri alacağını çok iyi planlamıştı. Çünkü biz müşteriler için olmazsa olmaz geçiş bariyeri sorununa çok pratik bir çözüm sunmuştu.

    • Gillette’in Birden Çok Kullanımlı Traş Bıçaklarını Pazara Sunma Hikayesi

Ustura ile traş devri, tek kullanımlık bıçakların pazara girmesi ile sona erdi. Uzun yıllar tek kullanımlık traş bıçaklarını kullanan tüketiciler, teknoloji olarak çok daha ileri, elektrikli traş makinelerine, üreticilerin planladıkları rağbeti neden göstermediler?

Bunun nedeni, geçiş maliyetinin maddi olarak yüksek olması idi. Tüketiciler, sürekli alsalar da, fiyatı çok uygun olan tek kullanımlık traş bıçaklarını tercih etmeye devam ettiler.

İşte tam bu noktada, geçiş bariyerinin önemini çok iyi kavramış ve pazarlama stratejisi ile dünyada birçok tüketicinin alışkanlığını değiştirmeye yönelik bir planla ortaya çıktı Gillette.

Plan aslında çok basitti. Bütün ön araştırmada ortaya çıkan, elektrikli traş makineleri, tüketicilerin çok hoşlarına gitsi dahi, alıştıkları rakamın çok üstünde bir rakam vermek istemedikleri bir üründü.

Gillette de, 1998 yılında 750 milyon dolarlık üretim & ar-ge yatırımı ve 300 milyon dolarlık pazarlama bütçesi ile yeni ürünü Mach 3’ü piyasaya sürdü.

Gillette’in bu yeni ürünü, pazara hakim tek kullanımlık traş bıçaklarına kıyasla çok daha kaliteli bir ürün sunarken, en büyük geçiş bariyeri olan fiyat konusuna çözüm getiriyordu. Gillette özellikle pazara ilk girerken, Mach3’ü herkesin deneyebilmesi için çok uygun fiyata sattı.

Gillette’in planında, iyi bir kar marjıyla makineyi satıp kar elde etmektense, bu traj bıçaklarının ucuna takılan, değiştirilebilir jiletlerin satışından elde edilecek kar vardı.

Gillette’in, pazardaki geçiş bariyeri sorununu çözüp, lider olacak bir ürün piyasaya sürmesine neden olan bu başarılı süreçte en önemli etken, henüz ar-ge sürecinde, ürünün özellikleri ve kalitesi kadar potansiyel müşterilerin davranışlarının ve pazarın çok iyi analiz edilmesi idi.

Verdiğim bu iki örneğe ek olarak, onlarca, hatta yüzlerce örnek eklenebilir.

Hergün karşımıza birçok yeni ürün, servis ya da marka çıkıyor. Hali hazırda kullandığımızdan ya da tükettiğimizden belki de çok daha avantajlı bu yeni ürünleri neden tercih etmiyoruz? Ya da neden tercih ediyoruz? soruları bize birçok geçiş bariyeri örneği olarak geri döner.

Finansal maliyet, zaman, öğrenme süreci ve maliyeti, entegrasyon maliyeti, psikolojik maliyet, erişilebilirlik, yüzlerce geçiş bariyerinden sadece birkaçı.

Pazara Yeni Giren Firmalar

İster makine üreticisi olun, ister bir internet girişimcisi. Pazara girmeye hazırlandığınız yeni ürününüz için yaptığınız araştırma ve planlama sürecinde, rakip olarak belirlediğiniz şirketleri kullanan her müşteri, sizin potansiyel müşteriniz.

Bu potansiyel müşterileri yeni ürününüzü kullanmaya nasıl ikna edeceksiniz? Onlarca bileşeni olan bu denklemde, en önemli bileşenlerden birisinin geçişte oluşabilecek bütün bariyerleri kaldırmak olduğunu unutmayın.

Müşteri Tabanı Oturmuş Firmalar

Müşteri tabanı oturmuş firmalar geçiş bariyeri konusunu iki açıdan ele almalılar.

    1. Yeni müşteriler nasıl edinirim?

Müşteri gözüyle ürün ya da servisinize baktığınızda, potansiyel bir müşterinin rakip bir markadan sizin markaya geçiş sürecinde oluşabilecek bütün engelleri, maliyetleri ve bariyerleri kaldırmalısınız.

Burada yapılan en büyük hata algıda. Bir marka, bizim ürünümüz daha iyi, daha çok özelliği var, müşteri eninde sonunda bizi tercih edecek şeklinde yaklaştığı zaman geçiş bariyeri konusunu kavrayamadığı net ortaya çıkıyor.

Geçiş bariyerini ortadan kaldırmak, hali hazırdaki ürün/servisinizin daha kaliteli, daha özellikli, daha ucuz olması ile alakalı değil. Pazar payını arttırmak isteyen şirketler, geçiş bariyeri konusunu öncelikle iyi öğrenip, daha sonra müşteri davranışını çok iyi analiz etmeliler.

Müşterilerin sizi tercih etmesine, ya da en azından denemesine engel bütün bariyerler ortadan kalkınca pazar payınız da artmaya başlayacaktır.

    1. Müşterilerimi nasıl elimde tutarım?

Reverse engineering mantığı ile, birçok şirket, hali hazırdaki müşterilerinin rakip bir şirkete geçiş bariyerini arttırmanın çözüm olduğunu düşünüyor. Buna bir örnek, cep telefonu firmalarının belirli süre kontrat yapmaları ve erken ayrılan müşterilere büyük cezalar ödetmeleri. İşte bu şirketler yeni düzenden habersiz, CRM düşmanı ve uzun vadede hakettikleri yeri alacak şirketler.

Hali hazırdaki müşterilerinizin sizden ayrılıp rakip bir şirkete müşteri olmalarını önlemekte en büyük silahınız, müşteriyi kazanırken verdiğiniz sözleri tutmanız, vaad ettiğiniz kalitede ürün ve servis sunmanız ve CRM’i doğru uygulamanız olmalıdır.

Bir müşteri için sadakat nedenlerini çok iyi kavrayıp, sadakatın sadece indirim ve kuponla olmayacağını bilmek gerekir.

Geçiş Bariyerlerini Kaldırın

Müşteri gözüyle, markanıza, ürününüze ya da servisinize geçişte oluşabilecek bütün bariyerleri ve maliyetleri ortaya çıkarıp, doğru bir stratejik planlama ile bu bariyerleri ortadan kaldırmak sizin elinizde.

Ya harekete geçmeyi sevmeyen birçok şirket ve kişi gibi yoğun temponuzda okunmuş ve unutulacak bir yazı olarak anımsayın bu yazıyı, ya da bugün, hemen çalışmaya başlayıp, geçiş bariyerlerini ortadan kaldırarak yepyeni müşterilere ulaşın.

Her zaman olduğu gibi, harekete geçmek ya da geçmemek sadece sizin elinizde.

firsat-maliyeti

Fırsat Maliyeti

Fırsat maliyeti; Alternatifler arasında yapılan seçimde diğer alternatiflerden vazgeçilmesi, feragatta bulunulması gereken mal ve/veya kazanç miktarıdır.

Birçoğunuz için Fırsat Maliyeti’nin sözlük tanımı pek bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak fırsat maliyeti dediğimiz kavram, gerek iş hayatınızda ve gerek günlük yaşamınızda aslında sizi en çok zarara sokan bir ekonomik tanımdır.

Fırsat Maliyeti Hesabına Gerçek Hayattan Bir Örnek

Süper bir fikrim var, kendi işimi kurmalı mıyım?

Bu örnek bana birçok farklı ortamda en çok sorulan sorulardan birisi. Özellikle birçok genç arkadaşım, önce akıllarındaki fikri söyledikten sonra bu fikir için bir iş kurup kurmamaları konusunda benden yorum isterler. Ben de çoğu zaman “Fırsat Maliyeti”ni hesapladın mı? diye sorarım ve işte bu noktada bir sessizlik olur.

Girişimci ruhu taşıyan birçok insanın aklına sürekli iş fikirleri gelir. Bu fikirleri hayata geçirip geçirmemek arasında kararsızlık yaşamak kadar doğal birşey olamaz (çoğunuza tanıdık geliyor değil mi?). Ancak önemli olan böyle bir karardan önce kişinin fırsat maliyetlerini iyi hesaplamasıdır.

Kendi işimi kurmalı mıyım sorusunu cevaplarken fırsat maliyeti kişiden kişiye değişir. Örneğin ayda 3000 lira maaş ile büyük bir şirkette çalıştığınızı ve kendi işinizi kurmak için bu işten ayrılmak durumunda kalacağınızı düşünelim. Kararsız kaldığınız bu ikilemde, fırsat maliyetini hesaplamak ilk akla gelen konu olmalı.

Birçok kişi, bu durumda kendi işinizi kurduğunuz takdirde, fırsat maliyetinin sadece her ay alamayacağınız 3000 lira olduğunu düşünür. Ancak fırsat maliyeti bu örnek için birden fazladır ve birkaç madde ile örneklemek gerekirse:

  • Her ay 3000 lira: Kendi işinizi kurmak için çalıştığınız şirketten ayrıldığınız günden itibaren aylık alacağınız maaş. Eğer uzun süreli bir planlama yapıyorsanız, hali hazırda çalıştığınız firmada alacağınız zamları da hesaba katmanız gerekir.
  • Çalıştığınız firma sayesinde yapabileceğiniz bağlantılar ve iş fırsatları: Çünkü bu örnekte büyük bir şirketten ayrılılıyorsunuz.
  • Ekip sinerjisinden doğan verimlilik ve artılar: Fırsat maliyeti sadece maddi değil, manevi konuları da kapsar. Çünkü bu manevi konuların çoğu maddi kazanç ya da kayıp olarak size geri döner. Girişimcilikte, özellikle başlangıç aşamasında, karşılaşacağınız en büyük zorluklardan birisi yalnız olmanız olacak. Bu da dolayısı ile veriminizin düşmesine neden olabilir. Düşen verimden doğan iş gücü kaybı da fırsat maliyeti hanenize yazılacaktır.
  • Yeni doğan görevlere ayrılan vakit: Büyük bir şirkette çalışırken, normalde sizin sorumluluğunuzda olmayan birçok görev, kendi işinizi kurduğunuz zaman sizin sorumluluğunuzda olacak. Belki ofiste çay kahve yapmaktan, bankaya gidip gelmeye kadar, büyük bir şirkette yapmak aklınıza bile gelmeyecek işlere hem zaman hem para harcamanız gerekecek.

Yukarıdaki liste, kişiye göre değişmekle beraber, uzayıp gidebilir. Fırsat maliyeti tanımını bir örneğe dökmek için birkaç maliyeti açıkladık sadece.

Her gün en doğru kararı vermemiz gereken ve birden çok alternatifimizin olduğu birçok soru ile karşı karşıya kalırız.

Günlük iş hayatında fırsat maliyetini hesaplamamız gereken sadece birkaç örnek daha veriyorum:

  • Elimizde bulunan nakti yeni müşteriler edinmek için pazarlamaya mı, yoksa elimizdeki müşterilerin değerini arttırmak için CRM’e mi yatırsak? Ya da nasıl paylaştırsak?
  • Yeni kurulmuş ve çok hızlı 10 müşteriye ulaşmış bir reklam ajansıyız. Yaptığımız kaliteli işlerden dolayı birçok firma müşterimiz olmak istiyor. Hızlı büyümeye devam edip yeni müşterileri kabul mu etsek yoksa büyüme hızımızda (hem müşteri hem de ekipte sayı artışı olarak) bir strateji mi belirlesek?
  • Geçen yılki CRM departmanı analizlerinde müşterilerin %10’u, müşteri ilişkilerimizin %60 maliyetini oluşturuyor. Servis kalitemizden ödün vermeyip her müşteriye en mükemmel hizmeti sunmaya devam mı etsek, yoksa CRM stratejimizi bu sene için tekrar mı planlasak?

Bir marka yaratırken ya da hali hazırdaki bir işi büyütmeye çalışırken 3’ün 2’si kuralı bizi daima bir tercih yapmamız gereken alternatifler ile karşı karşıya bırakır.

Bu süreçte yapılacak çalışmada, fırsat maliyetinin doğru hesaplanması birçok şirket için “başarma ya da başaramama” arasında bir seçim olacak.

Fırsat Maliyeti & Risk

İş hayatında hep duyduğumuz bir söz var:

“Girişimci Risk Alır”

Ben ise bu söze direk olarak katılmıyorum. Bana göre:

“Akıllı Girişimci, Ölçümlenebilir Risk Alır”

Gerek verdiğim örnekteki gibi yeni bir iş kurma sürecinde, gerekse iş hayatındaki birçok diğer önemli karar aşamasında risk hesabınızı mutlaka iyi yapın.

Ve bence, riskinizi hesaplarken, ilk olarak “Fırsat Maliyeti”nden başlayın.

new-york-city-turkish-found

Turkish Founders Club New York Toplantısı

ABD’de ortak bir kanı Kalifornia’daki startup ortamı ve heyecanının hiçbir zaman New York’ta olamayacağı üzerine. Ancak bu ortak kanıyı yıkmak için çalışan birçok kişi arasında, New York girişimcilik arenasında ismi her geçen gün daha çok konuşulan bir isim Murat Aktihanoglu var.


Murat Aktihanoglu
Twitter: @muratny | Friendfeed: Murat

Bir Türk girişimcinin New York’ta teknoloji girişimcileri ve yatırımcılarının bir araya gelmesinde ilk akla gelen isimlerden biri olması doğal olarak bizleri hem mutlu ediyor, hem de gururlandırıyor.

Murat Aktihanoglu ile yaklaşık üç sene önce ortak bir arkadaşımızın aracılığı ile internet ortamında tanıştık. Yaklaşık üç yıldır internetten görüşmemize rağmen kendisi ile yüz yüze tanışma fırsatını dün akşam düzenlediği Turkish Founders Club adlı organizasyonunun ilk toplantısında yakaladım.

ABD’de girişimcilerle yatırımcıların biraraya geldiği farklı formatlarda birçok toplantıya, konferansa ve sohbete katıldım, özellikle belirtmek isterim ki, Murat Bey’in organizasyonu gerek toplantı mekanı, gerek katılımcılar ve gerekse yönetim olarak birinci sınıf bir organizasyon oldu. Kendisine tebrik ve teşekkürlerimi bir kez daha iletiyorum ve bundan sonra organizasyonlarını yakından takip edeceğimi belirtmek istiyorum.

Murat Aktihanoglu’nun sahibi olduğu Entrepreneurs Roundtable adlı bir organizasyonu ve Location-Aware Applications adında Mayıs 2010’da piyasaya çıkmış bir de kitabı var.

Ayrıca Turkish Founders Club organizasyonuna hem ev sahipliği yapan, hem de sponsorlarından olan Chadbourne & Parke LLP hukuk firmasındaki değerli ev sahiplerine de teşekkürler.

Dün akşamki toplantının venture capital tarafında iş hayatı başarılarla dolu, İzmirli bir Türk işadamı olan Spark Capital ortaklarından Santo Politi bizlerleydi. Ayrıca aşağıda isimlerinden bahsedeceğim altı farklı girişimci de yatırımcılara ve katılımcılara projelerini sundular.

Spark Capital Ortaklarından Santo Politi

Santo Politi
Santo Politi
Twitter: @santopoliti | Tumblr: Santo Politi

Santo Politi, İzmir doğumlu, lise eğitimini İzmir’de tamamladıktan sonra Boğaziçi Üniversite’sinden mezun olmuş. Daha sonra gerek eğitim gerekse iş hayatında başarılarla dolu bir kariyere sahip.

Santo Politi hakkında daha fazla bilgiye Spark Capital’daki profil sayfasından ulaşabilirsiniz.

Spark Capital, portföyünde Twitter, Tumblr, Kickapps gibi büyük isimleri bulunduran Boston merkezli bir risk sermayesi yatırım firması.

Santo Bey, dünkü organizasyonda yaptığı açılış konuşmasından sonra, projelerini sunan bütün girişimcilere de hem sorular yöneltti, hem de fikirlerini paylaştı.

Turkish Founders Club’da Sunum Yapan Girişimciler & Projeleri

Her girişimcinin yaklaşık beş dakikalık sunumundan sonra katılımcılar sorularını sordular ve sunumlardan sonra katılımcıların da kendilerini tanıtmaları ile organizasyon sona erdi.

Organizasyonun hemen ardından networking amaçlı salonda kaldık ve New York & çevresinden birçok değerli girişimci ve yatırımcı ile tanışma ve sohbet etme fırsatı bulduk.

Amerika’da özellikle bilişim sektöründeki Türkler’i biraraya getiren böyle bir organizasyonu gerçekleştiren Murat Aktihanoglu ve Melek Pulatkonak başta olmak üzere, emeği geçen herkese ve sponsorlara teşekkürlerimi iletiyorum ve bir sonraki Turkish Founders Club’da görüşmek üzere diyorum.

group-buying

Grup Alışverişin Geleceği

Grup alışveriş sektörü ile ilgili üçüncü ve son yazımda iş modelini masaya yatırıp, dünyada ve ülkemizde geleceği ile ilgili öngörülerimi paylaşacağım.

Eğer daha önceki yazıları okumadıysanız, aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Grup alışveriş sektörünün geleceği hakkında öngörülerde bulunmadan önce iş modelini çok iyi anlamak, avantajlarını ve dezavantajlarını sıralamak, daha sonra dünyada ve Türkiye’de grup alışveriş geleceğine yönelik yorum yapmak doğru olacağı için, konuyu 4 ana başlık altında topladım.

  1. Grup Alışveriş İş Modeli
  2. Grup Alışveriş Pazarının Geleceği
  3. Türkiye Pazarında Grup Alışveriş Modeli & Geleceği
  4. Grup Alışveriş İşine Girmeli Miyim?

1) Grup Alışveriş İş Modeli

 


Grup alışveriş, iş modeli olarak aslında yeni bir iş modeli değil, yani ortada bir icat yok. İnternetteki grup alışveriş iş modeli, hali hazırda günlük hayatımızda kullandığımız bir iş modelinin akıllıca ve inovatif bir fikirle internet sektörüne taşınmış hali.

Bugüne kadar özellikle Amerika’da çok büyük bir pazarı olan kupon sektörünün internete uyarlanmış birçok versiyonunu gördük, Groupon ile birlikte kupon ve grup gücünün bir araya getirilerek yaratılan grup alışveriş modeli, başarısının sırrını bence lokal pazarları hedef almaktan alıyor.

2010 başında, dünyanın en büyük affiliate marketing şirketi olan CJ‘in kurucularından Todd Crawford ile New York’ta bir konferansta tanışmamız ardından yaptığımız uzun sohbette küçük ve orta ölçekli, özellikle lokal şirketlerin reklam pastasını hedefleyen internet projelerinin yakın gelecekte ne kadar ses getireceği üzerine konuştuk.

Kendisi o süreçte özellikle offline advertising pastasından pay almayı hedefleyen, benzerlerinden farklı bir verticala fokus olmuş, performance marketing alanında çalışacak, yeni firması Impact Radius‘u hayata geçiriyordu.

Todd Crawford ile offline kupon pazarından Google TV Ads’e, Groupon modelinden Pay Per Call’a kadar birçok endüstri üzerine fikir alışverişi yaptık. Fikirlerine çok önem verdiğim, internetin duayenlerinden birisi olan Todd ile Groupon modeli de olmak üzere birçok lokal reklam pazarını hedefleyen firmaların iş modelleri üzerine hem fikir olmamız beni gerçekten heyecanlandırdı.

Grup Alışveriş İş Modeli Neden Çok Başarılı Oldu?

Grup Alışveriş temelinde kazan – kazan – kazan felsefesi olan bir iş modeli. Amaç müşteriye normal şartlarda edemeyeceği yüksek indirimde fırsatlar sunarken, lokal işyerini yüksek sayıda yeni müşterilerle tanıştırmak ve işlemi gerçekleştirirken şirket olarak aracı olup, kar etmek. Sonuçta amaç: Doğru uygulanan fırsatlarda alışverişin üç ayağının da mutlu ve karlı bir tecrübe yaşaması.

Aşağıdaki grafikte Kazan Kazan Kazan formülünün üç ayağı olan müşteri, lokal işyeri ve grup alışveriş sitesi ve iş akışı gösterilmekte.

Grup Alışveriş Kazan Kazan Kazan Formülü

Şimdi bir pazarlamacı gözü ile grup alışveriş iş modelinin neden bu kadar başarılı olduğuna müşteri (consumer), lokal iş sahibi (local business) ve websitesi sahibi (Groupon, vs) tarafından, üç farklı açı ile bakmaya çalışarak, en önemli avantajlarını sıralayalım.

Lokal Reklam Pazarının Hızla İnternete Kayması

BIA/Kelsey’nin bu sene içinde yayınladığı bir araştırmaya göre 2009 yılında ABD’de toplam $235.6 milyar dolarlık reklam pastasının %55’i, yani $130.2 milyar doları lokal reklamlara harcandı. Online ve interaktif medya ise bu rakamın $15.2 milyar dolarının kullanıldığı kanal oldu. 2009 yılında lokal reklamlar için internette harcanan $15.2 milyar doların, 2014 yılında $36.7 milyar dolara çıkması tahmin ediliyor.

Doğal olarak bu rakamlar ve lokal reklam pazarının internet ayağındaki hızlı büyüme beklentileri gerek girişimcileri gerekse yatırımcıları harekete geçiriyor. İş modeli olarak lokal reklam pastasından pay almayı hedefleyen Groupon ve grup satın alma sektöründeki diğer firmalar doğru zamanda doğru pazar seçmiş durumdalar.

Not: Türkiye pazarı için yaptığım araştırmada internetin lokal reklam pastasından aldığı pay üzerine kesin rakamlara ulaşabildiğim bir rapor bulamadım. Kaçırdığım bir rapor varsa yorumlarda haber verebilirsiniz, bu bölüme eklerim.

Fırsatlarda Limitli Zaman Uygulaması (Limited Time)

Pazarlamada daima başarılı olan bir uygulama limitli zaman uygulaması. Yıllardır denenmiş, ve fırsat sitelerine uyumu tartışılmaz. Karar vermek için en fazla 24 saat gibi limitli bir zamanı olan müşteri, kendini satın almada karar verme aşamasını hızlandırmak durumunda hisseder ve sunulan call to action’a gösterdiği rabet artar.

Yapılan birçok araştırmada da ispatlandığı gibi limitli zaman uygulaması, CTR (click through rate) ve conversion rate’i arttırır.

Karşı Konulamaz Bir Fırsat Sunması (Irresistable Offer)

Grup alışveriş modelinin bu denli başarılı olmasındaki en önemli etkenlerden birisi sunulan fırsatın gerek offline, gerekse online, herhangi başka bir kanalda bulunamaz ya da çok zor bulunur indirimler olması. Burada kazan kazan kazan modelinde, lokal işyeri sahibinin işine gelmeyecek gibi görünen bu yüksek indirim, aslında bir reklam maliyet olarak düşünülmeli ve pazarlanmalıdır.

Zaten bu fırsat sayesinde ürünlerini ya da mekanını birçok yeni müşteriye denetme/tanıtma fırsatı bulan işyerlerine düşen görev, doğru bir strateji ile yeni kazanılan bu müşterilerin uzun vadeli müşteri haline dönüştürülmesi için gerekli çalışmayı yapması ve altyapıyı hazırlamasıdır.

Nakit Akışı Avantajı (Cash Flow)

Nakit akışının önemini anlatmaya onlarca blog post dahi yetmez. Grup alışveriş modelinin en güzel yanlarından birisi ödeme modeli ve dolayısı ile nakit akışına katkısıdır.

Müşteri fırsatı beğendiği an kredi kartı ile ödemeyi yapar ve grup alışveriş sitesi topladığı nakitin işyerine verilecek kısmını anlaşılan tarihte öder. Bu durumda hem grup alışveriş sitesi hem de lokal işyerleri nakit akışı konusunda sorun yaşamaz.

Müşteri de çok iyi bir fırsatı kaçırmamak için yaptığı bu ödeme konusunda, internet alışverişlerinden de alışık olduğu için (önce öde, sonra ürün eline gelsin) rahatsızlık duymaz. Şu ana kadar da Groupon ve daha önceki benzer grup alışveriş modellerinde müşterinin önceden ödeme yapması hiçbir sorun yaratmamıştır.

Kullanılmayan Fırsatlar

Müşteri fırsatı satın aldıktan sonra, bu indirimi son kullanma tarihine kadar kullanabilir. Ancak kullansa da kullanmasa da son indirim tarihinde fırsat geçersiz olacağı için kullanılmayan fırsatlar direk olarak lokal işletmelerin karı olarak kalır.

Bu da geleneksel kupon iş modellerinde sıkça görülen ve işletmelerin çok sevdiği bir yöntemdir. ABD’de her sene milyarlarca dolarlık kupon kullanılmadan son kullanma tarihi geçmektedir.

Minimum Risk

Grup alışveriş modeli, risk anlamında iş modeli olarak minimum risk taşıyan bir iş modelidir.

Müşteri, alışveriş sitesi ve lokal işyerlerinin herbiri kendine göre riskler taşısa da birçok internet iş modeline göre riski düşük sayılabilir. Kredi kartına para iadesi isteme (charge back) konusu ödeme sistemleri kurulurken dikkatli planlanmalıdır.

Basit ve Kafa Karıştırmayan bir Model (Simplicity & No-Brainer)

İş modelinde amaç basit ve kafa karıştırmayan bir arayüz ile her yaştan, her backgrounddan müşteriye hitap etmek.

Bence Groupon’ın öncü olduğu arayüz ile amaca çok uygun klonlar çıkıyor ortaya. Groupon CEO’su Andrew Mason’a sitede birden çok fırsatı aynı anda görme özelliği gelecek mi diye sorulduğunda, zaten birçok böyle site olduğunu ve Groupon’ın tek fırsatla yola devam edeceğini belirtiyor. Customized deallarla ise daha targeted ulaşım deal sayısı arttıkça daha da oturacaktır.

Kulaktan Kulağa Pazarlama Gücü (WOMM)

Grup alışveriş bir iş modeli olarak WOMM’a çok uygun bir model. Şu ana kadarki gerek sosyal medyada, gerekse geleneksel ve yeni medyada görüldüğü gibi insanlar hoşlarına giden ve büyük indirimlerle yakaladıkları fırsatları genelde arkadaşlarıyla ve takipçileri ile paylaşmayı tercih ediyorlar.

Bunun yanı sıra affiliate marketing yöntemi ile de grup alışveriş siteleri WOMM’a başka bir açı kazandırarak potansiyel müşterilere ulaşıyorlar.

Grup alışverişin iş modeli olarak neden kazan kazan kazan olduğunu bazı önemli avantajları ile açıkladım. Yukarda belirttiğim önemli avantajlar dışında daha birçok pozitif yan sayılabilir.

Şimdi de grup alışveriş modeli ve sektörünün tehlikeli olabilecek, dezavantaj ya da eksi sayılabilecek yönlerine bir göz atalım.

Müşteri Sadakat Sorunu (Customer Loyalty)

Gerek Amerika’da gerekse Türkiye’de grup alışverişi konusu açıldığında müşteri sadakat konusunun çok tartışıldığını duydum.

Bence CRM konusuna hakim olmayan grup alışveriş klonları için cidden önemli bir konu.

Doğru planlanmış bir CRM ve marketing kampanyası ile müşteri sadakatinde yaşanabilecek dezavantajların avantaja çevrilebileceğini düşünmüyorum.

Pazara Giriş Kolaylığı (Ease of Entry)

Başarılı olan her iş modelinde olduğu gibi grup alışveriş sektöründe de dünya çapında mantar gibi türeyen Groupon klonları pazara girişi bu kadar kolay olan bir sektörde uzun soluklu bir iş kurulabilir mi sorusunu akla getiriyor.

Birçok insandan duyduğum “Fırsatlar iyi oldu mu gerisi hikaye” cümlesine “Güler misin, ağlar mısın” diyorum. Uzaktan davulun sesinin güzel geldiği iş hayatında plansız programsız, hedefsiz bütçesiz grup alışveriş sektörüne girenler pazarın sature olma aşamasını dahi göremeden beyaz bayrak çekmeye mahkum kalacaklar.

İnovatif yaklaşımla, fark yaratmaya yönelik atılacak adımlar pazara giriş kolaylığı engelini ortadan kaldıracaktır.

Müşteri Memnuniyet Sorunu (Customer Satisfaction)

Grup alışveriş pazarındaki önemli sorunlar dendiği zaman birçok kişi şu ana kadar ilk iki konuya (ease of entry ve customer loyalty) ağırlık veren yazılar ve yorumlar yaptı internette.

Aslında insanların gözden kaçırdığı çok önemli bir nokta müşteri memnuniyeti. Çünkü grup alışveriş sektörü iş modeli olarak geleneksel iş alanlarından bu konuda ayrılıyor. En önemli soru şu: Müşteri kimin müşterisi? Tamam, müşteri alışveriş sitesine ödeme yapıyor ve fırsatı satın alıyor, aslına bakılırsa fırsatı kullandığı andan itibaren hem grup alışveriş sitesinin, hem de lokal işletmenin müşterisi haline geliyor.

Grup alışveriş sitesi ile müşteri arasında yüz yüze hiçbir iletişim olmuyor. Eğer sitede teknik bir arıza ya da çok sorunlu bir checkout sistemi yoksa müşteri zaten satın almak istediği fırsatı satın alıyor ve memnun kalarak siteden ayrılıyor. Ancak müşteri memnuniyeti konusunun asıl önemi bundan sonra başlıyor. Lokal işletmeye fırsatı değerlendirmek için giden müşteri burada yaşadığı tecrübe üzerine memnun kalıyor ya da kalmıyor.

Amerika’da yapılan araştırmalarda bazı lokal işletmelerin, grup alışverişin önemini kavramadan, bu kuponlarla gelen müşterilere kaliteli hizmet vermedikleri ortaya çıkıyor. Bazı durumlarda ise bir anda beklenmedik sayıda müşterinin akınına uğrayan yerel işletmeler, alışık olmadıkları bu durumdan dolayı gerek eleman, gerekse supply eksikliğinden ötürü müşteriyi memnun edemiyorlar. Aldığı ürün ya da hizmetten memnun olmayan müşteri direk olarak grup alışveriş sitesini de sorumlu tutuyor.

Bu durumda aslında hiç suçu olmayan grup alışveriş siteleri müşteri memnuniyeti konusunda ciddi sorunlar yaşıyor.

Fırsatları kullanan son kullanıcıların müşteri memnuniyet sorunlarının aşılması için grup alışveriş sitelerinin işletmelere ilk olarak şartlarını çok net sözlü ve yazılı bildirmeleri, gerekli her türlü eğitimi vermeleri, daha çok para kazanmaya çalışmaktansa işletmelerin altından kalkabilecekleri sayıda fırsat sunmalarını özellikle belirtmeleri ve ya şirket içi ya da 3. parti bir firma ile anlaşarak denetleme işlemlerini gerçekleştirmeleri gerekiyor.

Grup alışveriş sitelerinin en çok başını ağrıtacak müşteri memnuniyeti sorunu son kullanıcı ile bitmiyor. Fırsatlardan faydalanan müşterileri memnun etmenin yanısıra, bu fırsatları sunan işletmelerin de grup alışveriş tecrübelerinden memnun ayrılmaları gerekiyor.

İşletmelerin en büyük şikayetleri arasında kupon kullanan müşterilerin ucuzcu olmalarını düşünmeleri (ABD’de kupon pazarı ciddi bir pazar ve bu genel bir sorun), grup müşterilerini gören diğer müşterilerin de indirim istemeleri (hatta size kar ettiriyoruz, grup alışveriş sitesine komisyon vermektense bize de indirim yapın tarzında), ve özellikle grup müşterilerinin yoğunluğundan işletmelerin loyal müşterilere yeterince ilgi ve kaliteli hizmet sunamamaları ve dolayısı ile hali hazırdaki loyal customerlarını kaybetme riskleri olması.

Lokal işletmelerin de başarılı bir tecrübe yaşaması ve memnun kalmaları için grup alışveriş sitelerindeki satış temsilcilerinin çok iyi bir eğitimden geçmesi. Sırf deal bağlama mantığı ile yaklaşmayarak, gerçekten böyle bir dealı kaldırabilecek kapasitesi olan işletmelerle çalışmaları. İşletme yetkililerini sorunsuz bir tecrübe yaşamaları için ellerinden geldikleri kadar bilgilendirmeleri ve destek hizmetleri sunmaları gerekiyor.

Grup alışveriş modelinde sorun, negatif yan ya da eksikler bunlarla sınırlı değil. Tabi ki hem müşteriler hem de işletmeler bu modele alışıp en az birkaç fırsat tecrübesi yaşadıktan sonra hem yeni sorunlar ortaya çıkacak hem de hali hazırdaki sorunlara çözüm üretimleri başlayacaktır.

ABD Portland’da Groupon’da bir fırsat sunduktan sonra yaşadığı kötü tecrübeleri bir blog yazısında paylaşan, ve Groupon CEO’su Andrew Mason’ın Groupon blogunda cevap verdiği ufak bir kafe sahibinin hikayesi illa ki grup alışveriş tecrübesinden memnun kalmayacak işletmelerin de olacağının bir örneği.

Ancak bu sorunların çözümünde temel ihtiyaç grup alışveriş sitelerinde eğitimli, gelişime ve yeniliklere açık bir ekip kurmak olacak. Bu da tabi ki zamanla fırsatların maliyetine yansıyacak bir konu.

Sektöründe Önemli Oyuncuların Grup Alışveriş Pazarına Girmeleri

Kendi sektöründe hali hazırda bütün şehirlerde pazarlama ve satış ağı bulunan, ulusal müşteri tabanı oturmuş ve bi startupa kıyasla çok fazla avantajları bulunan oyuncuların grup alışveriş sektörüne girmeye karar vermeleri aslında en tehlikeli konulardan birisi.

Şu anda grup alışveriş sektöründe ABD’de geçen sene Google’un $550M satın alma teklifini reddeden Yelp, Gilt‘in sahip olduğu Gilt City, Türkiye’de ise Doğan Grubu’nun Yakala.co, Mekanik.net’in Mekanik Fırsat gibi girişimleri oldu bile.

Ulusal ya da global boyutta çok büyük oyuncuların böyle hızlı büyüyen bir pazardan pay almak istemeleri hali hazırdaki grup alışveriş sitelerini ciddi tehlikeye sokabilir. Örneğin Google’un grup deals tarzı bir servisi ABD’de ya da dünya çapında hayata geçirmesi sonuçlarını öngörmesi zor bir girişim ve grup alışveriş siteleri için büyük bir risk olur.

2) Grup Alışveriş Pazarının Geleceği

 

Grup alışveriş sektörünün geleceğinin 3 aşamada olacağını düşünüyorum.

1. Aşama

    • Ulusal oyuncular sektöre katılmaya devam edecek

Hem ABD’de, hem Türkiye’de, hem de diğer ülkelerde Groupon tarzında, ulusal (birçok şehre hizmet veren) daha birçok yeni oyuncu pazara girecek. Böylesine büyük bir pastadan pay almak isteyen birçok girişimci ve yatırımcı kolları sıvamış çalışıyorlar şu anda. En azından 2011 yılı ilk yarısının sonuna kadar ilk aşama dediğim pazara yeni oyuncuların girmeye devam etmesi ve rekabetin artması devam edecek diye düşünüyorum.

    • Niş alanlarda ve farklı verticallarda grup alışveriş modelleri türeyecek

Gerek klasik eticaret modellerinde, gerekse Groupon modeli yeni iş modellerinde Eticarette Niş Kuralı geçerlidir. Doğru nişi bulan ve doğru planlamayla sektöre giren başarılı olur. Burada çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Niş derken olaya vertical boyutu ile bakmak lazım. Grup alışveriş modeline örnek vermek gerekirse, lokalizasyon (örn. sadece izmir için deal sitesi), sektör (örn. tatil fırsat sitesi), müşteri demografiği (örn. sadece üniversite öğrencilerine hitap eden fırsat sitesi) şeklinde verticalları istediğiniz gibi genişleterek değerlendirmelisiniz.

    • Hali hazırda müşteri tabanı olan offline ve online firmalar grup alışveriş modelini deneyecek

Grup alışveriş modelinde önemli risklerden biri olarak verdiğim örnekteki gibi müşteri tabanı olan birçok firma grup alışveriş modelini denemeye başlayacak. Örnek DoktorSitesi.com‘un fırsat bölümü açıp, hamburger+patates+bira fırsatı sunması gibi.

    • Grup alışveriş siteleri lokal reklam pastasından aldıkları payı arttırarak devam edecekler

Son kullanıcı müşterinin grup alışveriş modeline ne kadar sadık kalacağına ve dolayısı ile grup alışveriş sitelerinin internetteki lokal reklam pastasından aldıkları payı ne kadar arttırdıklarına da bağlı olarak sektöre yeni oyuncuların girmeye devam edeceği birinci aşamanın daha da uzaması doğal olacaktır.

    • Grup alışveriş sektöründe alt ve yan dalların oluşması

Dünyada ve Türkiye’de Grup Alışveriş Siteleri yazımda bahsettiğim gibi hali hazırda ortaya çıkmış alt ve yan alanlar genişlemeye devam edecek.

    • Rekabet Artacak

İş modeli gereği çok şeffaf olan grup alışveriş sektöründe rekabet gittikçe kızışacak. Başarılı olan fırsat kampanyalarından sonra işletmeler rakip grup alışveriş siteleri tarafından daha cazip teklifler alacaklar. Fiyat kırma (daha az komisyon alma) politikasını tek silahı olarak kullanan firmalar kısa vadede avantaj sağlama şansı yakalasa da orta ve uzun vadede devamlılığı zor bir yöntem olduğu için zorlanacaklar.

2. Aşama

    • Konsolidasyon

Sektörün çok hızlı büyüdüğü, daha doğrusu oturmaya başladığı birinci aşamadan hemen sonra bütün dünyada konsolidasyon süreci başlayacak. Sektöre niş alanlar ağırlıklı olmak üzere girişler devam edecek, ancak ciddi yavaşlama görülecek. Bu süreçte pazardaki oyuncular finansal kaynaklarını yeni seri yatırımlarla güçlendirecek. Bence konsolidasyon sürecinde sektörün taşları yerine oturmaya başlayacak.

    • Satın Almalar & Ortaklıklar

Dünyada grup alışveriş sektöründe satın almalar ve ortaklıklar başladı bile. Türkiye’de geçtiğimiz ay (Eylül 2010) Yonja Medya Grubu Fırsat Bu Fırsat adlı deal aggregation sitesine ortaklığını açıkladı. Grup alışveriş sektöründe ikinci aşama olarak adlandırdığım bölümde satın almalar, ortaklıklar ve şirket birleşmelerini bütün dünyada sık duyuyor olacağız.

    • Pastanın Bölüşülmesi

İkinci aşamada özellikle büyük oyuncuların pazar payları yavaş yavaş yerine oturmaya başlayacak. Birçok ülkenin büyük oyuncuları oturmaya başlayacak.

    • Exclusivity Dönemi

İlk aşamada özellikle daha ucuz fiyat ve daha az komisyon stratejisi yüzünden zarar gören grup alışveriş siteleri exclusive fırsat anlaşmaları yapmaya çalışacaklar (ya da bu yazıyı okuyup, hemen yarın başlayacaklar) :)

3. Aşama

    • Saturasyon

Hali hazırdaki birçok pazarlama ve reklam kanalı denendikten sonra sektör saturasyon dönemine girecek. Bence bu dönemde şirketlerin yönetim kadrolarının becerisi büyük rol oynayacak. Çok hızlı büyüyen bir şirketin büyümesinin yavaşlaması ya da durması ciddi beceri isteyen bir yönetimle sağlıklı tutulabilir.

    • İnovasyon

Üçüncü aşamada agresif büyümenin zorluklarından kurtulan firmalar inovasyon arayışına girecekler. Fark ürün çeşitliliğinden servis kalitesine kadar fark yaratabilen inovatif firmalar markalarını sağlamlaştırmaya doğru emin adımlarla devam edecekler.

    • Pazar Yaratma

Yeni pazarlar yaratma ve hali hazırdaki pazardan alınan payı geliştirme çalışmaları hiç durmadan devam edecek. Özellikle sektörün saturasyon aşamasında yeni pazar yaratmaya ayrılan bütçelerde artış görülecek.

3) Türkiye Pazarında Grup Alışveriş Modeli & Geleceği

 

Türkiye’deki Grup Alışveriş Siteleri yazımda Türkiye’deki önemli oyuncuları paylaşmıştım.
İnovasyon çok önemli bir nokta. Türkiye pazarında (tahminimce) bütün grup alışveriş siteleri bir Groupon klonu olarak yayına başlamış olabilirler, ancak burada önemli olan kimlerin iş modelinde inovasyon yaparak fark yaratacağı bence.

Gittigidiyor örneği bence Türkiye’deki grup alışveriş sitesi sahiplerinin çok ciddi incelemesi gereken bir model. Bilmeyenler için kısaca hatırlatmak gerekirse, Gittigidiyor bir eBay klonu olarak başladığı yayın hayatına, kendi inovasyonları olan bir güvenli ödeme sistemi entegre etmiş ve eBay’i Türkiye şartlarında çok daha kullanılır bir hale getirmişti.

Bu modeli grup alışverişe nasıl uyarlarız diye düşünürken kesinlikle sadece ödeme sisteminden bahsetmiyorum. Grup alışveriş modeli, fırsat sunumundan seçilecek verticala, ana iş modelini geliştirmekten pazarlama tekniklerine kadar inovasyona çok açık ve çok yeni bir model.

Türkiye’deki grup alışveriş sektörünün de Grup Alışveriş Pazarının Geleceği bölümünde bahsettiğim 3 ana aşamaya paralel olarak ilerleyeceğini düşünüyorum.

Tek politikası fiyat kırmak olan, yeterli bütçe olmadan, plansız programsız sektöre giren firmalar orta ve uzun vadede piyasadan silinecekler. Bu nedenle yapılacak pazarlama ve iş planında yöneticilerin çok dikkatli adımlar atması gerekiyor bence.

4) Grup Alışveriş İşine Girmeli Miyim?

 

Gerek Amerika’da gerekse Türkiye’de son zamanlarda bana sorulan soruların başında sanırım bu geliyor. Birçok girişimci grup alışveriş modelinin çok hızlı çıkışını ve sektöre giren oyuncu sayısını görünce girişimcilik heyecanı ile bir Groupon Klonu kurmak istiyor.

Bu yazım Türkçe olduğu için Türkiye pazarı ile ilgili görüşlerimi anlatayım.

Türkiye’de Grup Alışveriş Pazarına Girmek İçin Çok mu Geç Kalındı?

Pazara Giriş Kolaylığı (Ease of Entry) çok dikkat edilmesi ve çok iyi hesaplanması gereken bir nokta. Özellikle ulusal çapta bir grup alışveriş sitesi hayata geçirmek istiyorsanız geçen hergün hali hazırda pazarda olan oyuncuların hanesine artı bir, sizin hanenize eksi bir yazdırmak demek.

Çok uçuk bir örnek vermek gerekirse, bugün internetten kitap satma fikri için çok mu geç sorusuna, yapılacak yatırıma bağlı cevabı verilebilir. Amazon gibi bir dev ve birçok başka dev oyuncu olmasına rağmen 20 milyar dolarlık bir yatırım ile bunu başarmak imkansız değildir. Bu absurd örneği vermemdeki amaç, belki bundan 5 yıl sonra grup alışveriş sektörüne ulusal oyuncu olarak girmek milyarlarca dolara mal olabilir noktasını vurgulamak.

Sonuçta ister ulusal ister lokal ya da spesifik bir nişte olsun eğer grup alışveriş sektörüne girmeyi düşünüyorsanız elinizi çabuk tutun derim. Burada elinizi çabuk tutundan kastım, fırsat iyi olursa tutar diyerek akşam kurduğunuz bir Groupon clone script ile sabah yayına girmek değil. Çabuk hareket edip çok iyi bir pazar araştırması ve rakip analizi yapmak ve hedeflediğiniz büyüklükte sektöre girebilmek için gerekli yatırımı yaptıktan/bulduktan sonra sağlam adımlarla hareket etmek çok önemli.

Türkiye’de grup alışveriş sektörünün yaratılmasında emeği geçen bütün girişimci ve yatırımcılara bir internet girişimcisi olarak teşekkür ediyorum ve bol şans diliyorum.

Hepinizin, özellikle sektör çalışanları, yöneticileri, girişimcileri ve yatırımcılarının yorumlarını bekliyorum. Yorumlarınızda eğer sektörün içindenseniz hangi firmadan olduğunuzu da belirtirseniz ayrıca sevinirim.

Grup alışveriş sektörünün dünyada geleceği ile ilgili öngörülerim, tamamen şahsi fikirlerim ve tahminlerim olup, uzun yıllar internet sektörünün içinde bulunmamdan doğan tecrübelerimin ve grup alışveriş sektörünü Groupon’ın yayına girmesinden itibaren yakın takibimin birleşiminin bir sonucudur.

Kaynaklar & Tavsiyeler

Eğer grup alışveriş sektörünü yakından takip etmek istiyorsanız ya da bu alanda bir girişim yapmayı düşünüyorsanız, okumanızı/takip etmenizi tavsiye ettiğim bazı kaynaklar:

Türkçe

İngilizce

Bu yazı, 3 blog postluk bir grup alışveriş serisinin üçüncü ve son yazısı. Diğer yazılara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Grup alışveriş sektörü ile ilgili bu yazı dizisini hazırlarken bana gerek brainstorming, gerekse araştırma konularında yardımcı olan dijital pazarlama uzmanı olan kardeşim Volkan’a teşekkür ediyorum.

groupon-logo

Groupon Modeli – Dünyada ve Türkiye’deki Grup Alışveriş Siteleri

Grup alışveriş pazarı ile ilgili 3 yazılık mini serimin ikincisine başlarken, eğer birinci yazı Grup Alışveriş Sektörü‘nü okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim.

Her ne kadar Groupon.com’ın Kasım 2008’de yayına girmesinden önce Woot tarzı, kollektif satın alma gücünün kullanıldığı günlük deal siteleri gibi birçok iş modeli mevcutsa da, Groupon şu ana kadarki benzer modellerden farklı bir iş modeli ile internet tarihinde en hızlı büyüyen şirketlerden birisi olmayı başardı.

Bu yazıda, Groupon ve grup alışveriş sektörü hakkında mümkün olan en çok veriyi ve önemli haberleri birarada bulacaksınız. Grup alışveriş sektörünün bu kadar çok konuşulduğu bir dönemde rakamları, satın almaları, yaratılan yan iş dallarını ve önemli haberleri bir arada bulmak eminim faydalı olacaktır.

Bazı önemli satır başları ile Groupon’ın kurulduğu günden bugüne neler yaptığına bir göz atalım.

Groupon Kilometre Taşları 2008-2010

  • Kasım 11, 2008‘de sadece Chicago’ya hizmet veren bir grup alışveriş sitesi olarak yayın hayatına başladı.
  • Mart 17, 2009‘da ikinci şehir olan Boston’da fırsatlar sunmaya başladı.
  • Mart 17, 2010‘da Rob Solomon başkanlığa (president) getirildi.
  • Mayıs 4, 2010‘da Ödül Programını hayata geçirdi. Kullanıcılar, Groupon’dan aldıkları deallar ve yaptıkları katılımlar için G adı verilen Groupon puanları toplayıp, ileride yapacakları alışverişlerde indirim olarak kullanabilecekler.
  • Temmuz 28, 2010‘da kişiselleştirilmiş fırsatlar (deal personalization) özelliğini hayata geçirdi.

Groupon’ın Bugüne Kadar Aldığı Yatırımlar & Piyasa Değeri

Groupon Satın Almaları & Girdiği Pazarlar

Groupon’ın dünya çapında gerçekleştirdiği satın almalar ve yeni yatırımlar.

Groupon Sayesinde Doğan İş Modelleri

Groupon’un başlattığı grup alışveriş modeli ile birlikte doğan yan iş dalları ve niş grup alışveriş sektörleri.

  • Birçok fırsatı bir arada toplayan (aggregate) siteler. Örnek: Yipit, 8Coupons
  • Kullanılmayan dealların satın alanlar tarafından satıldığı siteler. Örnek: CoupRecoup, Lifesta
  • Groupon Klonu site yapmak ya da kendi deallarınızı sitenizde yayınlamak için white label altyapı sunan firmalar. Örnek: ChompOn
  • Belirli niş ve verticallarda Groupon klonları. Örnek: Trip Alertz

Groupon ile başlayan grup alışveriş modeli ile birlikte doğan birçok yan iş dalı bulunmakta. Bu modeller ve Türkiye’ye nasıl uygulanabilirler konusunda yarınki yazımda ayrıntılı bahsediyor olacağım.

Groupon Ziyaretçi Rakamları ve Demografiği

Groupon.com Aylık Tekil Ziyaretçi Grafiği (kaynak Compete)

Groupon Demografik Data (kaynak Quantcast)

ABD’de Grup Alışveriş Pazarındaki Diğer Önemli Oyuncular

Şu anda ABD’de grup alışveriş pazarında ulusal ve lokal olmak üzere yüzlerce fırsat sitesi yayında. Yukarıdaki siteler aralarından sadece birkaç örnek. Bu arada yukarıda belirtilen sitelerin hepsi en azından angel ya da birinci tur yatırımlarını almış durumdalar.

Türkiye’deki Grup Alışveriş Siteleri (alfabetik sıra ile)

Türkiye’de 2010 yılında internet sektöründe en çok konuşulan konu hiç şüphesiz grup alışveriş siteleri oldu. Mayıs 2010’da Groupon’ın aynı zamanda Türkiye’de de Şehir Fırsatı adlı grup alışveriş sitesinin sahibi City Deal’ı satın alması ile birlikte Groupon Türkiye pazarına girmiş oldu.

Türkiye’de halen grup alışveriş pazarında birçok proje hazırlık aşamasında. 2010’un kalan sürecinde ve 2011 yılında Türkiye’de grup alışveriş pazarında yeni girişimler göreceğimiz kesin.

Groupon modeli adlı bu yazıda ağırlıklı rakamları paylaştım, yarınki Grup Alışverişin Geleceği yazımda ise gerek dünyada gerekse Türkiye’de grup alışveriş sektörü ile ilgili fikirlerimi, öngörülerimi ve tavsiyelerimi paylaşacağım.

Bu yazı, 3 blog postluk bir grup alışveriş serisinin ikinci yazısı. Diğer yazılara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

grup-alisveris

Grup Alışveriş Sektörü – Groupon’dan Önce

Birçoğunuzun bildiği gibi dünyada Groupon ya da Group Shopping modeli olarak adlandırılan bir grup alışveriş çılgınlığı devam etmekte. 2009 ve 2010 yılında internet sektöründeki en önemli trendlere bakarsak, grup alışveriş bunların başında gelebilir.

Türkiye internet sektörü de başarılı girişimcilerin attıkları hızlı adımlarla grup alışverişte ciddi bir pazar yaratma yolunda ilk adımları atıyor.

İnternette grup alışveriş modelini çok yakından takip eden birisi olarak bu konuda fikirlerimi ve bu modelin geleceği ile ilgili öngörülerimi paylaşmak için bu yazıyı yazıyorum. Aynı zamanda şunu belirtmekte de fayda var, şu anda herhangi bir grup alışveriş sitem yok, hiçbir site ile organik ya da inorganik bir bağım yok ve yakın gelecekte böyle bir girişim fikrim yok.

Dünyadaki grup alışveriş pazarı ve modelleri hakkında paylaşımda bulunmadan önce sizleri hikayenin başına, henüz Groupon’ın dahi kurulmadığı 2007 yılına götürerek konuya girmek isterim.

ThePoint.com ve Andrew Mason ile tanışmam – Kasım 16, 2007

Kasım 16, 2007 yılında dikkatimi çeken bir startup olan ThePoint.com ile ilgili bir review yazdım. Burada siteden daha çok ilgimi çeken henüz yayına girerken aldıkları 2.5 milyon dolar funding idi.

Yazımı yayınladıktan çok kısa bir süre sonra, ThePoint.com kurucusu Andrew Mason‘dan bir yorum aldım. Kendisi ile bu mesajı üzerine karşılıklı birkaç emaillaşmamız oldu. Andrew’a bol şans diledikten sonra işime devam ettim.

Andrew Mason’ın daha sonra Groupon adlı bir site kuracağı ve bu sitenin bütün dünyada konuşulan bir fenomen olacağını bilseydim, emin olun o gün kendisi ile daha samimi bağlar kurardım :)

ThePoint.com Modeli

Her ne kadar Andrew Mason ile samimiyeti sürdürmesem de ThePoint.com’daki model cidden hoşuma gitmişti. Sistem basit bir mantıkla çalışıyordu;

Kullanıcılar istedikleri her konuda farklı kampanyalar başlatabiliyordu. Örneğin 500 kişi bu kampanyaya destek verirse, sigarayı bırakacağım diye kampanya açabiliyordunuz. Bu kampanya 500 kişiye ulaştığında herkes sigarayı bırakma sözünü tutacak mantığı vardı.

Group Action olarak adlandırılan bu model ilk etapta non-profit mantığı ile yaklaşılsa da çok hoşuma gitmişti.

The Tipping Point Modeli

2008 Temmuz ayında ilk startupımızdan exit yaptıktan sonra, sırada ne var, yeni proje neler yapabiliriz şeklinde bir brainstorming seansında ThePoint.com modeli aklıma geldi. Bunu ticari olarak nasıl uygulayabiliriz sorusu aklımı kurcalamaya başladı.

Ben bir internet projesine baktığımda ilk aklıma gelen soru “Gelir modeli nedir?” olur. Gelir modeli olmayan sitelere gelir modeli üretmek, olanları ise genişletmek en sevdiğim işlerden biridir. Bu mantıkla ThePoint.com tarzı bir siteye reklam dışında nasıl bir gelir modeli yaratılabilir diye düşünürken aklıma bir fikir geldi.

Temmuz 2008’de henüz çok başlangıç fikir aşamasında, içinde social commerce’den video marketinge kadar, ThePoint.com’ın bir commercial versiyonu da olan yaklaşık 10 proje fikri çıkardım. Ancak aynı süreçte aldığımız bir danışmanlık teklifi bizi çok heyecanlandırdı ve Amerika’da henüz etkisini göstermeye başlayan ekonomik krizi de bahane ederek yeni bir girişimi biraz ertelemeye karar verdik. Bu danışmanlık projesi, benim ve ekibimin en az 6 ayını alacak çok ciddi ve çok heyecanlı bir proje idi. Projeye başladıktan sonra tam anlamı ile gece gündüz bu işle uğraşmaya başladık.

Ancak bu süreçte elimde bulunan bu 10 proje fikrini yavaş yavaş da şekillendirmeye başladım.

ThePoint.com için ürettiğim monetization fikrine “The Tipping Point Model” ismini verdik o zaman. Bu fikri kardeşim Volkan‘la şekillendirirken, onun uzun yıllar organizasyon sektöründeki tecrübeleri bize çok ilginç fikirler verdi.

The Tipping Point adını verdiğimiz model tamamen gerçek hayatta her zaman kullandığımız bir modeldi. Amerikalı birinin belki ilk anlatışta tam olarak kavrayamadığı bazı detaylar Türkiye’de günlük hayatta edindiğimiz tecrübelerden oluşuyordu. Bir örnek vermek gerekirse:

Haftasonu için arkadaş grubu ile yapılacak bir fasıl öncesi mekan aranır, fix menu fiyat alınır ve eğer 10 kişi gelinirse bir indirim yapılıp yapılamayacağı sorulur. Bu neredeyse hepimizin başına gelmiş bir örnek. Daha sonra fasılı duyan arkadaş çevresinden gelen telefonlar ile sayı 20’ye çıkınca mekan tekrar aranır ve 20 kişi olunursa ekstra bir indirim olup olamayacağı sorulur.

Hazırladığımız iş modeli bugünkü Groupon iş modeline çok benzemekle birlikte, kademeli fiyat sistemi farklı olacaktı. Herhangi bir deal’a katılmak isteyen kişinin ilk tipping pointte belirtilen fiyattan kredi kartı authorize edilecek, ve son kapanıştaki fiyat (muhtemelen daha düşük) charge edilecekti.

Biz bu projeyi eli yüzü düzgün bir business plan haline getirip yatırımcı birkaç kişiye bahsedene kadar aradan birkaç ay geçti. 2008 ekim ayında New York’ta inşaat sektöründe çok başarılı işler yapan ve çok sevdiğim bir arkadaşımla iş çıkışı birşeyler içerken internete yatırım yapmak istediğini belirtti. Ben de elimde bir proje olduğunu ve ilgilenirse business plan yollayabileceğimi söyledim. O akşam, arkadaşım bu proje ile çok ilgilendi, hatta o kadar projeyi konuşmaya daldık ki, garson bizi mekan kapanıyor diye uyarmak zorunda kaldı.

Ancak bu arkadaşımla proje görüşmeleri sırasında yatırım rakamında anlaşamadık. Kendisi İsrail kökenli bir ailenin New York’ta dünyaya gelen girişimci, iyi eğitimli bir çocuğu. Aileden gelen genlerle hep çok cüzi bir parayla başlayıp, büyük işler yapma iş hayatına yaklaşım tarzı. Ben de iş planımdaki herşeyi doğru yapmaya yetecek bir yatırım alamadıktan sonra böyle bir işe girmemeye karar verdim.

Burada belirtmek istediğim bir nokta, biz bu görüşmeleri yaparken Groupon henüz yayın hayatına başlamamıştı, ve benim Ekim 2008’de Groupon adlı bir projeden haberim yoktu. Groupon’u ilk duyuşum Kasım 11, 2008’de bu press release ile oldu.

Ancak aynı zamanda aldığımız danışmanlık projesine gece gündüz çalıştığımız için bu projeyi kendimiz hayata geçiremedik. Belki bir bahane, belki bir hata, belki de o günün şartları diyelim, ancak bence çok başarılı olacak bu fikri action haline dönüştüremedik.

Burada özellikle belirtmek istiyorum: Yukarıdaki bölümü paylaşırken amacım, ben bu fikri ilk düşündüm demek değil. Eminim birçok girişimci birçok fikri ilk düşünmüştür, hatta grup alışveriş fikrini benden önce düşünen birçok kişi vardır. Önemli olan o projeyi hayata geçirmek. Kişisel girişimcilik defterime bu modeli düşünmek başarı olarak değil, ilk hayata geçirememek başarısızlık olarak yazıldı benim için. Bu hikayeyi paylaşmamdaki amaç, grup alışveriş sektörüne olan yakın ilgimi ve ne zamandan beri takip ettiğimi paylaşmak idi.

Grup alışveriş sektörüne ilk kafayı yormamdan sonra Kasım 2008’de Groupon’un yayına girmesi ile bence internet tarihinde uzun yıllar konuşulacak, ve henüz çok başlangıcında olduğumuz bir dönem başladı.

Grup alışveriş konusu internet ve eticarette, başta da söylediğim gibi bu senenin en önemli konusu bence. Grup alışveriş sektöründeki fikirlerimi tek blog posta sığdırmak çok zor olacağı için, üç ana başlıkta toplamak istedim. Konunun devamını aşağıdaki linklerden takip edebilirsiniz.

hayir-thumb

Hayır Demeyi Bilmek

Kişisel gelişimin temel kurallarından birisi kişinin eksik olduğu yanlarını keşfetmesi, bu eksiklikleri kabul etmesi ve bunlar üzerine çalışmasıdır. Herkesin eksik olduğu yönleri vardır. Bazı durumlarda çalışarak, öğrenerek bu eksiklikler giderilebilir. Ancak bazı eksiklikler o kişinin henüz çocukluktan itibaren eğitimi ile ilgili kişiliğinin bir parçası olan, hatta huy dediğimiz çok kolay değiştirilemeyecek özelliklerdir.

Bazı insanlar için “Hayır” diyebilmek çok kolay olabilir ama aslında hayır demeyi bilmek gerçekten önemli bir meziyettir.

Şahsen kişisel gelişim adına araştırmaya ve okumaya başladığım yıllarda en büyük eksiğimin “Hayır Demeyi Bilmek” olduğunu farketmiştim. Şu ana kadar sırf iyi niyetimden ve hayır diyemediğimden dolayı birçok kişiyi isteyerek ya da istemeyerek kırdım, birçok işte istediğim başarılı sonuçlar elde edemedim ve hayal kırıklığı yaşadım.

Bazen çok yoğun iş ve özel hayat temposunda, stresin her geçen gün arttığı günümüzde, sırf nezaketen ve karşımızdaki insanı kırmamak için Evet demektense Hayır diyebilmek ileride doğacak sorunların baştan çözümü olabilir.

Neden Hayır Demeyi Bilmelisiniz?

  • “Evet”, Her Zaman Doğru Cevap Değildir: Zaten yoğun ve stresli yaşamınıza yapmak istemediğiniz bir görevi daha eklemek aslında elinizdeki işlere de zarar verebilir. Fazla yoğunluk ve stres sağlınızı tehdit edebilir.
  • Hayır Diyerek Kendinize Vakit Ayırın: Aslında hiç ilginizi çekmeyen ama sırf hayır diyemediğiniz için katıldığınız sosyal aktiviteleri, toplantıları, gönüllü projeleri, şirket aktivitilerini bir an düşünün. Vaktiniz herşeyden daha değerli. Hayır diyerek kendinize ve ailenize daha çok vakit ayırın.
  • Başkalarına Fırsat Verin: Belki çevrenizde mecburen evet diyeceğiniz bu iş ya da aktivite için görevlendirebileceğiniz insanlar var ama herşeye evet demek zorunda hissetmeniz, çevrenizdeki bu insanları görmezden gelmenize neden olabilir. Çevrenizdeki insanlara fırsat vererek hayır demekten de kurtulmuş olabilirsiniz.

Ne Zaman Hayır Demelisiniz?

Bazen önemli fırsatlar karşınıza beklenmedik anlarda çıkar. Bu hem iş hayatı hem de özel hayat için geçerlidir. Pozitif dengenizi sağlayarak doğru fırsatlara evet, ancak gereksiz olanlara hayır demeyi bilmek çok önemlidir. En önemli sorulardan birisi de ne zaman hayır demeliyim sorusudur.

  • Vakit Faktörü: Yeni bir işe, projeye ya da aktiviteye evet demeden önce ne kadar vaktinizi alacağını iyi düşünün. Eğer bu işi doğru yapmanız için gerekli vakti ayıramayacaksanız hayır demek için en önemli nedeni buldunuz bile.
  • Stres Faktörü: Bu yeni proje ne kadar stresli bir proje. Hali hazırda elinizde stresli ne gibi işler var? Stres dengesini çok iyi kurmadığınız zaman hayatta başarısız olursunuz. Bazen maddi ya da manevi daha az geri getirisi olsa da stresi az işlere önem vermek gerekir. Eğer size gereğinden fazla stres yükleyecek bir proje ise hayır demek için doğru zaman olabilir.
  • İstek Faktörü: İsteksiz yapılan iş her ne olursa olsun çok başarılı olamaz. Gönüllü bir aktivite dahi olsa eğer isteksiz iseniz hayır demeyi bilin. İsteyerek yapabileceğiniz onlarca başka gönüllü aktiviteler sizi bekliyor olacak. Ya da patronunuz sizin yapmanızı istediği bir proje teklif etti, ancak hiçbir ilgi ve isteğiniz yok. Bu durumda evet demektense, şirkette bu projeyi daha istekli yapacağını düşündüğünüz bir arkadaşınızı tavsiye edin ve nedenini patronunuza dürüstçe açıklayın. İsteksizce evet demektense hayır demeyi bilin.
  • Sorumluluk Faktörü: Elinizdeki sorumlulukları gözden geçirin. Bitirmeniz gereken projeler, belki çocuklarınızın hafta sonu sosyal aktiviteleri, iş seyahatleri derken yeni bir sorumluluk daha almaya gücünüz var mı? Eğer daha fazla sorumluluk sorun yaratacaksa hayır demek için en doğru zaman budur.
  • Süre İsteyin: Bazen size yöneltilen sorunun cevabını hemen vermek zor olabilir. O nedenle yukarda bahsettiğimiz bütün faktörleri sakin bir şekilde değerlendirip en doğru kararı verebilmek için süre isteyin. O an evet demektense cevabınızı en kısa sürede bildireceğinizi iletin ve acele verilecek yanlış bir karardan kurtulun.

Nasıl Hayır Denir?

Neden ve ne zaman hayır demeniz gerektiğini artık biliyorsunuz. Şimdi sıra en zor kısma geldi. Nasıl Hayır Denir?

  • Direk ve açıkça hayır demek: Bazen en doğru yöntem hiçbir bahane yaratmadan, direk ve açık olarak hayır demektir. Eğer bir ya da birçok nedenden dolayı sizin için en doğru cevap hayır ise, hiçbir özür sunmadan, dürüstçe ve açık olarak hayır demelisiniz.
  • Yavaş yavaş ve açıklayarak hayır demek: Bazı durumlarda isteseniz bile evet demeniz sizin için yanlış olacağı için, isteğinizi belirterek ancak nedenlerini açıklayarak, karşı tarafı da elinizden geldiğince kırmadan hayır demeyi bilin. Özellikle iş hayatında direk ve açıkça hayır demenin zor olacağı birçok durumla karşılaşıyoruz hergün. Bu nedenle sakin bir şekilde size göre nedenlerini açıklayarak ve karşı tarafı kırmamaya çalışarak hayır demeyi bilin.

Hayatınız boyunca karşınızdaki insanları kırmamak için evet demeye alıştığınız için hayır diyebilmek ilk başlarda kolay olmayacak. Ancak evet ya da hayır demeden önce bu yazıdaki nedenleri çok iyi değerlendirip daha az stresli ve daha çok başarılarla dolu bir yaşam için hayır demeyi öğrenmek dışında bir şansınız yok.

Kendinizi suçlu hissetmeden, doğru olduğuna inandığınız her durumda, kolaylıkla hayır diyebilmeniz dileği ile.

Not ve Kaynak: Bu yazıda Mayo Clinic tarafından yayınlanan bu makaleden alıntılar bulunmaktadır.

basarili-gencler-thumb

Başarılı Türk Genç Girişimciler

Öğrencilik yıllarımda mümkün olduğunca çok başarılı girişimcinin hayatını araştırdım ve okudum. Bu insanların doğru ve yanlış yaptıklarını öğrenmek, hatalarından nasıl dersler aldıklarını anlamak benim kişisel gelişimimde önemli rol oynadı.

Kendi dallarında başarılı olmuş işadamlarının ve girişimcilerin otobiyografilerini, röportajlarını ve hikayelerini okumak sadece kişisel gelişim anlamında değil, kişisel motivasyon anlamında da bana büyük fayda sağladı.

Önceleri internetin henüz çok yeni olmasından dolayı kaynak sıkıntımı zorluklarla bulduğum kitaplarla çözdüm. Daha sonra internette birçok kaynağa ücretsiz ulaşmanın verdiği keyifle dünyada sözü geçen binlerce girişimci, işadamı ve şirketin hikayelerini okudum.

Ancak eksikliğini her zaman gördüğüm bir konu gençlerin başarı hikayeleri idi. Özellikle Türkiye’de başarılı gençler neler yapmışlar, hedefleri neler gibi soruların cevaplarını onların penceresinden duymak benim için her zaman önemliydi.

Geçenlerde Başarılı Gençler adlı bir websitesi çıktı karşıma. Başarılı Türk gençleri ile yapılan röportajların ve köşe yazılarının olduğu bu site çok ilgimi çekti. Hazırlayan arkadaşlara binbir teşekkürler.

Birçok gelen talebe ve isteğe rağmen ben burada hiçbir sitenin reklamını yapmadım şu ana kadar. Başarılı Gençler sitesinden böyle bir talep gelmedi ve hatta arkasındaki kişileri tanımıyorum, ancak böyle başarılı bir projeyi sizlerle de paylaşmazsam olmazdı.

BasariliGencler.com sitesinin Facebook Gurubundaki tanıtım yazısı:

7 Nisan 2008′de yayın hayatına başlayan ve ‘röportaj kitabı projesinin’ web yayını olan basariligencler.com kendi alanında başarılı gençlerimizin röportajlarının
yer alacağı platformdur.

Başarılı gençlerle yapacağımız röportajlarla onları yakından tanıyacak ve onlardan bir şeyler öğrenerek motivasyonumuzu artırmaya çalışacağız.

Bununla birlikte ‘Genç Köşe’ ile okuyucu gençlerimizin daha başarılı olabilmesi için bir rehber olma amacındayız.

Her geçen gün kendini geliştirmenin etkisiyle gençlerin ve kendini genç hissedenlerin buluşacağı bir portal olan basariligencler.com iyiyi, güzeli, doğruyu, samimi ve faydalı olanı verebilirse kendini mutlu sayacaktır.

Umarız bu yolda sizlere karşı mahcup olmayız.

Başarılı Gençler Editörü

Başarılı genç Türk Girişimcilerin röportajlarını ve hikayelerini okumak, dünyayı ve girişimciliği onların penceresinden görmek çok ama çok güzel.

Teşekkürler Başarılı Gençler Ekibi.

akademi-thumb

Ekonomik Krizi E-ticaret ile Avantaja Çevirin

Kasım 2008’de Türkiye seyahatimde internet, girişimcilik ve iş hayatından birçok değerli insan ile tanışma fırsatı buldum. Bu isimlerden birisi de Akademi Dergisi Genel Yayın Editörü Muhammet Furkan Gümüş idi.

Kendisinin ricası üzerine New York’a dönüşümde Akademi Dergisi Bahar 2009 Girişimcilik Özel Sayısı için bir yazı hazırlamıştım. Bu ay Akademi Dergisi’nde yayınlanan bu yazımı sizlerle de paylaşmak istedim.

Ahmet Kirtok – Akademi Dergisi E-Ticaret Makalesi Ahmet Kirtok – Akademi Dergisi E-Ticaret Makalesi

vehbi-koc-thumb

Anılarımla Patronum Vehbi Koç Ücretsiz Kitap

Hafta başında FriendFeed’e göz atarken bir başlık dikkatimi çekti.

İş hayatında 40 yıldan fazla bir süreyi Koç Gurubunda çalışarak geçirmiş başarılı yönetici Can Kıraç’ın Vehbi Koç hakkında yazdığı kitabı “Anılarımla Patronum, Vehbi Koç” adlı kitabı internette tamamen ücretsiz paylaşılıyor.

Ben kitap okumayı çok severim. Yoğunluktan ve bahanelerden dolayı hiçbir zaman istediğim kadar kitap okuyamam. Ama Amazon beni müşteri olarak çok sever :) Demek ki baya okurum. Özellikle markalar yaratmış, sanayi devi şirketler kurmuş başarılı iş adamlarının hayat hikayeleri, otobiyografileri ve başarı öykülerini okumak benim için ayrı bir zevktir.

Türkiye Cumhuriyeti sanayi ve ekonomi geçmişine damgasını vuran, değerli iş adamı Vehbi Koç’un hayat hikayesini okuma fırsatım olmamıştı. Kısmet bugüneymiş. İlk fırsatta bitiriyorum bu kitabı arkadaşlar ve sizlere de şiddetle tavsiye ediyorum.

Öğrenciyim, kitap almaya param yok, o yüzden okuyamıyorum gibi bir bahaneniz de yok, tamamen ücretsiz bir kitap.

Friendfeed’de bu kitaba linki veren, bir internet ayakkabı mağazası yöneticisi olan Burak Bardakçı‘ya da ayrıca paylaşımı için teşekkürler.

uzman-thumb

Başarının Sırrı Uzmanlık

Bugün Kirtok.com’un istatistiklerini incelerken halen en çok aranan kelimelerden birisinin “kolay para” olduğunu farkettim. İnsanlar neden Google’da kolay para yazarak arama yapar düşüncesi beni olaya farklı bir açıdan bakmaya yönlendirdi.

Bazı insanların bir yaşam boyu kolay paranın peşinde koştuğunu düşünüp, nedenini kendimce yorumlamaya çalıştığım sırada bir e-posta aldım. Bu e-posta’yı okurken kolay paraya talebin nedenini çözmüş oldum.

Bu gelen e-posta’da, gönderen arkadaşım İstanbul’da iş arayan ve internet sektöründe bir girişim yapmak isteyen bir genç arkadaşımdı. Kısaca bana internette girişim yapmak istediğini ancak ne iyi bir programcı, ne iyi bir tasarımcı, ne de iyi bir internet pazarlamacısı olmadığını söylüyordu. E-posta’sından çıkarttığım sonuç, friendfeed, facebook gibi sosyal ağlarda takılıyorum, girişim yapıp başarılı olan insanlara özeniyorum, benim de birçok fikrim var, neden ben de yapmayayım idi.

Fikri Olan Herkes Girişimci Değildir

Bir heves, bir istek başarı için yeterli şart mı? Geçen yıl verdiğim girişimcilik konferansında da anlattığım gibi her fikri olan insan girişimci ya da başarılı olacak diye bir kural olsaydı vay halimize.

Başarılı bir girişimci için ilk şart iyi bir fikir ve bu fikri hayata geçirebilecek donanıma sahip olmaktır. Burada donanımdan kasıt, uzmanlık.

Ne İş Yaparsın? – Ne İş Olsa Yaparım

Başarının sırrı uzmanlık derken bu sadece girişimciler için geçerli bir kural değil. İş hayatını ele alalım. Kriz var, hergün işsizler ordusu büyüyor dünyada. Ancak belirli konularda uzmanlaşmış insanları bulmak halen çok zor. İşverenler kendi konusunda uzmanlaşmış, herşeyden anlamaktansa belirli bir konuda işini en iyi yapan insanlar arıyorlar.

İş ararken en tehlikeli cümle olan Ne İş Olsa Yaparım’ı kullandığınız an şansınızı kaybettiniz.

Benim Uzmanlık Alanım Ne?

Kendinize bu soruyu sorun. Eğer anında bir cevap veremiyorsanız ciddi bir sorun var.

Tabi yaşınız 18-25 arası ise panik yapmaya gerek yok, ancak yaşınız 30’lara merdiven dayamış ise ve halen çok iyi olduğunuz bir uzmanlık alanınız yoksa gelecek planlarınızda değişiklik yapmanız gerekiyor.

Uzmanlık İçin Acil Eylem Planı

Her ne kadar Türkiye’de dünyanın önde gelen birçok sitesine ulaşım sansürleniyor da olsa umutsuzluğa kapılmayın. İnternet doğru kullanıldığı zaman uzmanlaşmada en iyi dostunuz, yanlış kullanıldığı zaman en büyük düşmanınız olacaktır. Sadece interneti ve kütüphaneleri kullanarak istediğiniz her alanda uzmanlığa ulaşmada ilk ve en önemli adımı atabilirsiniz. Gelelim uzmanlık için acil eylem planımıza.

    1. Uzmanlaşmak istediğiniz alanı seçin

Herşeyden önce planınızı yapın ve yol haritanızı çıkartın. Örneğin internet pazarlama konusunda uzman olmak istiyorum diyorsanız SEO, SEM, Affiliate Pazarlama gibi üç önemli alanı seçebilirsiniz. Ya da ben sadece SEO konusunda uzman olacağım ve dünyada sayılı isimlerden birisi olacağım diyebilirsiniz, bu tercih sizin (SEO hakkında daha fazla bilgi için SEO Nedir? yazımı okumanızı tavsiye ederim). Bu kişisel gelişim ve eğitim süreci için ayırabileceğiniz vakte göre planınızı yapın.

Bu süreçte, uzmanlaşmak istediğiniz alanda dünyada önde gelen isimlerle kontağa geçmeye çalışın, onların fikirlerini alın. Bu işi yaparken gerçekten zevk alarak yapabilir miyim sorusunu defalarca kendinize sorun. Unutmayın ki ne iş olursa olsun eğer zevk almadan yaparsanız çok başarılı olma şansınız yoktur.

    1. Kısa ve Orta Vadeli Hedefler Belirleyin

Zamanınıza ve bütçenize göre kısa ve orta vadeli hedefler belirleyin ve hedef odaklı çalışın. Örneğin iyi bir bilgisayar programcısı hedefi koydunuz. Yaşınız 20. Bugünden başlayarak 6 ay içinde PHP programlama dilini çok iyi öğrenme hedefi koyun. 12 ay içinde PHP/MySQL’de internette hakkında söz edilmeye başlanmış, otorite konumuna doğru yol alan bir kariyer hedefi seçin.

Kısa vadeli hedefler belirlemenin en büyük avantajı, uzun bir çalışma sürecinde bıkkınlık ve yorgunluktan kurtulmanız olacaktır. Örneğin 6 aylık hedefinizde kendinize bir mükafat belirleyin. 6 ayda istediğim konuma gelirsem uzun zamandır planladığım tatile çıkacağım. Kısa vadeli hedefler ve ödüller kişisel motivasyon için çok önemlidir.

    1. Zaman En Değerli Kaynağınız

Zamanı doğru kullanmayı öğrenemezseniz bir konuda uzmanlaşıp, o konunun en iyisi olamazsınız. İnternet çağının hastalığı information overload ya da aşırı bilgi yüklenmesine karşı önlemlerinizi alın.

    1. Paylaşın ve Otorite Olun

Uzmanlaşmak için çalıştığınız alan üzerine bir blog yazmaya başlayın, bu sektördeki bütün konferansları yakından takip edin, işin uzmanlarının bloglarına yorumlar yazın, sorular sorun. Size danışanlara elinizden geldiğince yardımcı olun. Ne kadar paylaşırsanız geri dönüşümü o kadar büyük olur. Hatta uzmanlaşmayı düşündüğünüz konuda kitap yazma hedefi koyun. Örneğin 5 yıl sonra bu konuda bir kitabım yayınlanacak diye iddialı hedefler koyun önünüze.

Gerek bloglarla, gerek sosyal medya ile, gerek kitap yazarak gerekse başka yöntemlerle bilginizi elinizden geldiğince çok paylaşın.

    1. Artık Uzmansınız

1 yıl, 2 yıl ya da 3 yıl çalıştınız. Belirlediğiniz alanda, çizdiğiniz yolda uzmanlaşmak için ilerlediniz ve gerçekten bilgi ile donanmış, pratik yaparak bunu desteklemiş, sektörde ismi sürekli telafuz edilen bir uzmansınız. Bu noktada kariyer yönetimi konusunda kendinizi geliştirin. Basit bir tabirle kendinizi ucuza satmayın. İşinizde çok iyisiniz ancak bu noktaya gelmek için yaptığınız özverili çalışmalarınızı ve zamanınızı hiçbir zaman unutmayın. Buna göre bir fiyatlandırma politikasına gidin.

    1. Kendinizi Sürekli Güncelleyin

Uzmansınız, aranılan kişisiniz. Ancak sakın rehavete kapılmayın. Konunuz ne olursa olsun hergün yenilikleri takip edip, kendinizi güncellemeyi hedef edinin. Koltuklarını gençlere bırakmak zorunda kalan birçok üst düzey yöneticinin hatası kendilerini yeterince güncelliyememek olmuştur.

Sektörünüzdeki yenilikleri ilk siz duyun hatta duyurun.

Belki de dünyayı kasıp kavuran bu kriz sizin için bir fırsat. Yeni birçok proje bir süreliğine rafa kalktı, ya da çalıştığınız ortamda çok yoğun değilsiniz ve her zaman aklınızda olan bir konuda uzmanlaşma projesi için en doğru zaman bugün.

Hedeflerinizi ertelemeyin, zevk aldığınız, başaracağınıza inandığınız konuyu seçin ve hemen bugün o konuda UZMANLAŞMAK ve dünyada EN İYİ olmak için planınızı yapmaya başlayın.

tunc-kilinc-thumb

Faili Meçhul Kıyak Hareketi Tunç Kılınç

Uzun zamandır okuduğum Fikir Atölyesi adlı bir blog ve blogun yazarı, henüz tanışmamış olsam da kendisini kırk yıllık bir dostum gibi hissettiğim, dolu dolu bir adam Tunç Kılınç.

Bir yandan ekonomik kriz ve günlük yaşam koşuşturması ile uğraşan, bir yandan eğitim, gelecek gibi dertlerle koşuşturan ve gün geçtikçe daha karamsar, daha umutsuz bir Türk toplumu. Bu benim gözlemim, kimse yanlış anlamasın, elimden pozitif olun demek dışında birşey gelmiyor ki.

Birçok duyarlı insan bu gidişata, toplumumuzun üstüne bir kara bulut gibi çöken bu karamsarlığa, duyarsızlığa kızarken, sevgili Tunç Kılınç belki de Don Kişot’luk yaptı ve mükemmel bir hareket başlattı. Pay It Forward filmindeki fikre benzer, sadece filmlerde olabileceğini düşündüğümüz bir hareket başlattı, adını da Faili Meçhul Kıyak Hareketi koydu. Umudumu kaybetmek üzereyken, bizlere ve yeni nesle bir umut verdin, çok yaşa Tunç.

Faili Meçhul Kıyak Hareketi Nedir?

Tunç’un kendi sözleri ile Faili Meçhul Kıyak Hareketi:

Faili Meçhul Kıyak

Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!

Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.

Faili Meçhul Kıyak Hareketi

Yapmanız gereken bir iyilik yapıp, tek iz olarak da Faili Meşhur Kıyak Hareketi kartlarından birini bırakmak. Amaç iyiliği yapanın başka iz bırakmaması. Tunç’un konu ile ilgili yazısını mutlaka okuyun.

Son yıllarda gerek siyasi anlamda gerekse sosyal anlamda sürekli taraf olmaya alıştırılmış ve kin nefretin günden güne arttığı, insanların birbirine güveninin kalmadığı bir toplumda ne kadar naiv ve basit gibi gözüken ancak kelimenin tam anlamı ile umut tohumları eken bir hareket.

Sevgili Tunç Kılınç, fikrine, aklına, yüreğine sağlık diyorum ve seni gerçekten içten tebrik ediyorum, bana bir umut varmış dedirttiğin için. Faili Meçhul Kıyak Hareketi’ne katılan ve bu hareketi duyuran bütün arkadaşlara da teker teker teşekkür ediyorum, sağolun varolun arkadaşlar.

Faili Meçhul Kıyak hareketi henüz çok yeni olmasına rağmen hakettiği ilgiyi medyadan da çok hızlı bir şekilde görmeye başladı.

Faili Meçhul Kıyak Hareketi ve Tunç Kılınç Beyaz Show’da


Faili Meçhul Kıyak Hareketi Haber Türk’te

 


Daha fazla söze gerek yok arkadaşlar. Siz de Faili Meçhul Kıyak Hareketine katılın ve hemen bugün faili meçhul bir kıyak yapın.

basari-hikayesi-post

İzinli E-Posta Listem ile 2 Haftada 1900 TL Kazandım

New York’un baharı güzeldir. Yeryüzünde bulunan bütün renkler özellikle sonbaharda sadece New York eyaletinin kuzeyinde bulunur derler. Ancak New York’un kışı tekin geçer. Özellikle bu sene soğuklar ve kar kendini göstermeye başladı. Bu durumda bir pazar günü, penceremden kar yağışını ve neredeyse tamamen donmuş Hudson Nehri’ni izleyerek çalışmaya devam ediyordum.

Hafta içi çok yoğun tempomdan dolayı yazmak isteyip de yazamadığım E-Posta ile Pazarlama Rehberime yazılar hazırlıyordum ki Facebook’ta bir özel mesaj gördüm.

Bu özel mesaj şu şekilde başlıyordu:

Merhaba Ahmet Bey

Takip ettiğim dönemden beri sizden çok önemli şeyler öğrendim…..

Sağolun, birçoğunuzdan teşekkür mesajları alıyorum yazdığım yazılar için ve bu mesajlar beni daha çok içerik üretmeye teşvik ediyor. Bu tarz bir teşekkür mesajıdır önyargısı ile okumaya devam edecekken bir anda okuduklarıma inanamadım.

Tam da E-Posta ile Pazarlamaya Giriş yazısını yazıyordum ve genç, girişimci bir okuyucum bana eskiden yazdığım İzinli Email Listesi Oluşturarak Para Kazanmak yazımdan esinlenerek 2 Haftada nasıl 1900 TL kazandığını anlatıyordu.

2 Haftada Nasıl 1900 TL Kazandım Mesajı:

Merhaba Ahmet Bey

Takip ettiğim dönemden beri sizden çok önemli şeyler öğrendim ve sonunda bunu paraya dönüştürmeyi de başardım.Şimdi e-mail pazarlama yazınızı görünce ne kadar heycanlandığımı anlatamam.

Nasıl bir uygulama yaptığını ayrıntısıyla anlatan bu bölümü başarılı arkadaşımın isteği üzerine kaldırıyorum. Sonuç 2 haftalık bir sürede 1900ytl kazandım!!!

E-maille pazarlama üzerine daha önce yazdığınız tüm yazılar için tek tek teşekkür ederim.

Niş ve girilmemiş bir pazar da bulduğumuda düşünüyorum.  Burada da ayrıntıya giren bölümü kaldırıyorum.

Bu teşekkürüm şimdilik aramızda kalırsa sevinirim.

Kolay gelsin İyi Çalışmalar

Ad Soyad (İsmini de kendi isteği üzerine yayınlamıyorum)

Bu genç arkadaşımız İstanbul’da bir üniversite öğrencisi ve yazdıklarına bakılırsa çok basit bir fikri alıp pazarlamanın vazgeçilmez kuralı olan yaratıcılık ile birleştirmiş. Kendisi çevresinde çok küçük ama tam hedefe uygun izinli bir email listesi oluşturmuş. Hazırladığı tek sayfalık websitesine bu email listesini yönlendirmiş ve 2 hafta içinde tam 1900 TL para kazanmış.

Kendisini tekrar tebrik ediyorum ve ricası üzerine ismini ve mesajının ayrıntılarını yayınlamıyorum.

KIRTOK.com Hedefine Ulaşıyor mu?

Birçok kez belirttim, tekrar belirtiyorum, Kirtok.com’da Türkçe yazmaya başlarken tek amacım bu idi. Zeki, çalışkan ve girişimci Türk gençlerine elimden geldiğince yardımcı olmak, bildiklerimi paylaşmak idi.

Daima balık tutmayı öğretmenin balık ısmarlamaktan daha etkili bir metod olduğuna inandım.

Bu sevgili genç girişimci arkadaşımın yazdığı mesaj benim için en büyük mükafattır. Bana göre Kırtok.com hedefine ulaşmaktadır. Bir girişimci okuyucum yazdıklarımdan birşeyler öğrenirse, çok ufak bile olsa esinlenirse, en azından motive olup harekete geçerse ve başarıya ulaşırsa bana verebilecek en büyük hediyeyi vermiş olur.

Peki sizler de 2009’da başarı hikayeleri yaratıp benimle paylaşmak için vargücünüzle çalışıyor musunuz?

pisuar-post

Pisuar Kuralı

Bayanlardan özür dileyerek başlıyorum bu konuya.  Çünkü sadece erkeklerin kullandığı pisuar hakkında bu yazım.

Hiç Pisuara İşediniz mi?

Sanırım bu soruya hayır cevabı veren çıkmayacak aranızdan.  Peki genelde restoranlarda, otogarlarda, barlarda, kafelerde, halka açık tuvaletlerde kullanılan pisuarın insanoğlunun düşünce tarzını çözmede en önemli araçlardan birisi olduğunu biliyor muydunuz?

Pisuar Kuralı

Aşağıdaki fotoğrafa bakın ve dürüstçe kendinize A dolu ise ne yaparım, B dolu ise ne yaparım, ve son olarak C dolu ise ne yaparım diye sorun.  İnsanların neredeyse hepsi şemada açıkladığımı yapıyorlar.  Yani tuvalete girdiklerinde bir kişi işiyorsa ve yanı boşsa, yanındaki boş pisuar yerine bir sonrakini kullanıyorlar.  Daha ayrıntılı açıklamama gerek yok herhalde?

Pisuar Kuralı

İsteyen istediği yere işesin kardeşim, bana ne? Aynen katılıyorum. Olayı pisuar boyutunda düşünmeyip bir kez daha düşünmeyi denemek ister misiniz? Kapıya daha yakın bir pisuar varken bir insan daha uzaktaki pisuarı tercih edebiliyor ve bunu farkında olmadan yapıyor, acaba neden?

Başkalarının Davranışları Bizleri Farkında Olduğumuzdan Çok Daha Fazla Etkiliyor

Sosyal psikiyatris ve Arizona State Üniversitesi’nde Pazarlama hocası Dr. Robert Dialdini bir örnekle pisuar kuralını şu şekilde açıklıyor:

ABD’de Vergi Dairesi hızla artan vergi kaçaklığına bir çözüm bulabilmek için bir yasa çıkartılmasını sağlıyor ve halka bir basın açıklaması yapıyor. Basın açıklamasında “Çok fazla vatandaşımız vergi beyanlarında dürüst davranmıyor, bu nedenle yeni yasa ile vergi cezalarını ve ceza faizlerini arttırıyoruz” diyorlar.

Şimdi sıkı durun. Bu yeni yasa ve açıklamadan hemen sonraki vergi döneminde vergi kaçakçılığı kat kat artıyor. Sonuçta devlet dürüst bir şekilde vergisini ödeyenlere çok açıkça bakın çoğunluk vergi kaçırıyor diyor. Dürüst insanlar ise eğer çoğunluk vergi kaçırıyorsa benim de kaçırmamda bir sakınca yok diyerek, aslında hiç akıllarında olmayan bir işi yapıyorlar.

Bunu Türkiye’ye de uyarlarsanız en azından her seçim dönemi bir vergi affı çıkıyor ve dürüst şirket sahipleri bile rakiplerinin sürekli vergi ödemekten kurtulduklarını görünce sonunda dayanamayıp vergi kaçırıyorlar.

Girişimciler İş Hayatında Pisuar Kuralından Nasıl Bir Ders Çıkartabilirler?

Kendimden çok basit bir örnek vereyim. Türkçe blog yazmaya karar verdiğimde, Türkiye’de internet sektöründe tanınan birkaç arkadaşıma fikir danıştım. Sizce nasıl bir tarz izlemeliyim dedim, tek korkum sivri ve farklı dilimden dolayı yanlış anlaşılmaları önlemekti. Yoksa yıllardır Amerika’da birçok farklı blogda yazmıştım ve bu işi en ince ayrıntısına kadar biliyordum.

Peki sizce arkadaşlarımın tavsiyesi ne oldu? Bana kesinlikle cool takılmam gerektiğini, okuyucularımla çok muhattap olmayıp, özellikle sosyal ağlarda çok görünmemem gerektiğini, çok paylaşım yapmamam gerektiğini, karşılığında teşekkür yerine eleştiri alacağımı, yani açıkçası ulaşılamaz imajını vermem gerektiğini tavsiye ettiler. Kimse bu yöntemin doğru ya da yanlış olduğunu sorgulamıyordu bile. Çünkü başkaları böyle yapıyordu. Bana tavsiye edilen yöntemle ben blog yazamazdım. Çünkü benim tarzıma çok tersti. Onca blog sahibi olmuş, birçok blogda da yazarlık yapmış biri olarak zevk almadan, kendi tarzımı ortaya koymadan yazarsam baştan yenik düşeceğimi biliyordum. Ve ben pisuar kuralını uygulamaktansa, başkalarının davranışlarının benim tarzımı etkilemesine izin vermektense kendi yolumu seçtim.

Bu örneği onlarca, yüzlerce, binlerce kez çoğaltabilirim. Türkiye’ye uyarlanabilecek bir iki kısa örnek daha geçelim hemen:

Devlet dairelerinde sistem neden çok yavaş işler? Çok şevkle ve azimle işe başlayan bir memur zamanla başkalarının davranışlarından etkilenmeye başlar. Devlet dairelerinde sistem herkesin birbirinin sırtını kaşıması üzerine kurulu olduğu için denetleme mekanizması sıfıra yakındır. Aradan yıllar geçtikçe bu genç ve heyecanlı memur farkında olarak ya da olmayarak işleri daha yavaş ve isteksiz yapar. Çünkü çevresindekilerin davranışları artık norm olmuştur.

Başka bir örnek daha. Normal hayatta bir karıncayı dahi incitemeyecek bir futbol taraftarı genç, bir derbi maçı çıkışı çevresindekilerin davranışlarına uyarak farkında olmadan bir kavgaya girip, hatta rakip takımdan birisini bıçaklayabilir. Bunlar birçok adli kayıtta resmi şekilde bulunan vakalarda vardır. Türkçe’de biz buna arkadaş kurbanı diyoruz, ancak esas neden pisuar kuralıdır.

Pisuar Kuralından Çıkarılacak Ders

Farkında olarak ya da olmayarak çalışma ortamınızdan, arkadaş ortamınızdan, aile/akraba ortamınızdan ve bu insanların davranışlarından etkileniyorsunuz. Bu da belli bir süre sonra gerek iş gerekse özel hayatınızda yaratıcılığınızı, farklılığınızı, yenilikçiliğinizi köreltiyor.

Çevrenizdekilerin davranışları ve tarzına ters gelse de kendi fikirlerinizi aksiyona geçirmekten çekinmeyin. Tepki alma riski üstüne hesaplar yapmayın. Unutmayın ki büyük girişimciler ve büyük liderler bulundukları ortam ve çağın davranış tarzına zıt işler yaparak büyük olmuşlardır.

Kıssadan Hisse: A pisuarında birisi işerken B pisuarında işemekten çekinmeyin :)

dur

İnternette Başarılı Olamamanın 5 Nedeni

Koskoca bir yıl daha geçti. 2008’de ne hayallerin vardı? Ne kadarını başardın?

Yazıyı okumaya devam etmeden önce 2008 hayallerini ve hedeflerini yaz istersen tek tek ve bak bakalım ne kadarını gerçekleştirdin?

Eğer 2008’de internette hedeflerini gerçekleştirdiysen bu yazının devamını okumana gerek yok, senin için yazmadım. Ama listende çok eksikler varsa, ve şu anda aklında onlarca bahane oluşmaya başladıysa tamamdır, bu yazı senin için.

BAHANE BAHANE BAHANE

İnsanoğlu bahane üretmek için sanki gelmiş bu hayata. Daha ilkokulda başlamadık mı hepimiz bahane üretmeye?

  • İlkokulda, Öğretmenim elektrikler kesildi ödevimi yapamadım
  • Ortaokul geldi, hocam yeterince çalışamadım, aslında çok sevdiğim ve başarılı olacağıma inandığım bir ders bu. Bir şans daha verin.
  • Lise geldi, aşkım gerçekten seni seviyorum ama ÖSS var, ÖYS var, şu var bu var. Olmaz diyorum, bu iş yürümez.
  • Üniversitede, Oxford vardı da biz mi okumadık? Hoca psikopat yoksa ben süperim.
  • Masterda, Hayalim çok iyi bir araştırmacı olmaktı ama Türkiye şartlarında bütçe yok araştırmaya, o yok, bu yok, yayın yok, vs
  • İş hayatında, Rakip firmanın en büyük avantajı bizden önce pazarda olmaları. Türk insanı için bizim yaptığımız iş henüz çok erken, zamanla anlayacaklar (evet böyle bir bahane duydum). Kurumsal hayat bir oyun, kuralına göre oynayıp suya sabuna dokunmuyorum, vs vs vs.

DUR ve DÜŞÜN

Şimdi sakin ol, bir nefes al, dur ve düşün. Onca bahane geldi aklına doğru mu? 2008’de şunu yapıcaktım bu oldu, onu yapıcaktım şu oldu. Şimdi bahaneleri bir kenara bırak ve tekrar düşün.

Neden Hedeflerini Gerçekleştiremedin? Neden Gerçekten Başarılı Olamadın?

Kimseye hesap verme derdin yok, kendinle başbaşasın, kendine yalan söyleme lütfen ve sorgula kendini. Nedenlerini anla ve kabul et önce. Başarısızlığının nedenlerini iyi kavrayamadıysan bunlardan ders alıp başarılı olamazsın. O yüzden otur ve uzun uzun düşün.

Benim işim internet ve internette başarılı olma hayali kurup da olamayan onlarca insan görüyorum hergün. Eğer senin de hedefin internette başarılı olmak ise işte sana neden başarılı olamadığına dair ipuçları.

İnternette Başarılı Olamamanın 5 Nedeni

  1. Herşeyi Biliyorsun: İşte bu çok tehlikeli. Kendine güveni olup kendini iyi pazarlayabilmek ile kendini kandırmak çok farklı şeyler. Birkaç ortamda benim için internet marketing guru, aynı şekilde konferanslarda internet marketing expert gibi laflar ettiler. Özellikle durdurup ne guru ne de expert’üm ben dedim. Hergün onca yeni şey öğreniyorum, ve herşeyi biliyorum hastalığına yakalanmadım henüz. Her fikre açığım, sonuna kadar öğrenme hevesi ile doluyum.2009’da temiz bir sayfa açıyorsun bunu unutma. İstersen başkalarını kandırmaya devam et, ancak otur ve kendini geliştirmek için planını yap. İnternet denen bilgi bankası elinin altında. Gerçekten istedikten sonra her türlü programlama dilini, tasarımı, internet pazarlama tekniğini ya da internet ile ilgili başka bir uzmanlık alanını öğrenebilirsin. Ne pahalı kurslara gitmene gerek var ne de kitap satın almana. Herşey internette. Bak bahane fırsatın yok artık.
  2. Uygulamıyorsun: (Just do it !) İnternette uygulamadan, “deneme yanılma” yapmadan başarılı olamazsın. İnternette ilk paramı kazanmadan ne kadar çok yöntem denedim ve başarısız oldum haberin var mı? “Bu bana göre birşey değil” demedim hiçbir zaman. Yılmadan, usanmadan sabahlara kadar bilgisayar başında test ettim, denedim, uyguladım. İnternette forumlarda, sosyal medyada ve bloglarda takılan birçok kişinin sorunu, okuyup okuyup hiçbirşeyi uygulamamaları. Harekete geçmeden başarma şansın olamaz.
  3. “Mehmet Ali Bey Lütfen Yardımcı Olun” Sendromu Yaşıyorsun:Literatürde var mı böyle bir sendrom? Belki yok, ama ben bunu genç nesilde her geçen gün daha çok gözlemlemeye başladım. Mehmet Ali Erbil başlatmadı bunu emin olun. Atalarımız dememiş mi “Armut piş, ağzıma düş”. Yok böyle birşey buna emin olun. Karma var, yardımlaşma var, destek var, şans var ama her adımda “Mehmet Ali Bey Yardımcı Olun Lütfen” diyecek bir Mehmet Ali Bey yok gerçek hayatta. Bana ya da başka birine email atıp “İnternette para kazanmak istiyorum yardımcı olun” demekle bu iş olmuyor. Proje ile gel, soru ile gel sonuna kadar, ama “ya şu balığı sen pişirmişsin, ben de şimdi üşendim balık tutmaya, temizlemeye, pişirmeye, gel senin balığını bana ver, karnım aç” dersen bırak interneti hayatın hiçbir dalında başarılı olamazsın.
  4. Eski Kafalısın: İnternette para kazanmak başka sektörlere benzemez. Çok başarılı bir eğitim hayatından sonra mühendis olarak Türkiye’nin önde gelen fabrikalarından birinde işe girebilirsin. Kendini çok da yenilemeden, emek ve hizmet vererek o fabrikada adım adım yükselebilirsin. Kusura bakma ama internette her gün kendini yenilemez ve sektöründeki gelişmeleri takip etmezsen çok başarılı olamazsın. Yani bizler için yatarak para kazanıyor tabiri aslında tam tersidir. Hali hazırda çok iyi para kazanan bir websitesi bile yenilikleri takip edip, öğrenip uygulanmadıkça ömrünü tüketebilir. Amerika’lıların mindset dediği benim kafa yapısı olarak tercüme ettiğim konu tahmin ettiğinden daha önemlidir. Yenilikleri çok yakından takip edip, adapte olmayı bilmek internette başarının en büyük kuralıdır.
  5. Farklı Düşünemiyorsun: Ortalama bir rakamla internetten para kazanmak isteyen her yüz kişiden 90’ı başarısız olur. Geri kalan 10 kişiden 9’u normal ve rahat bir hayat sürecek kadar para ve başarı kazanabilir. Ancak işte o 1 kişi, o gerçekten büyük başarıyı yakalayan kişi farklı düşünebilendir. Yaratıcılık ve farklı düşünebilme senin diğerlerinden farkını ortaya koyacak en önemli faktörlerdir.

İnternette bugüne kadar başarılı olamamanın en önemli 5 nedenini sıraladım. Şimdi kendi nedenlerini de bu listeye ekleyip, 2009’da hayatında temiz bir sayfa açarak başarıdan başarıya koşmak senin elinde.

Ya da bu yazıyı oku, gaza gel ve unut gitsin. Nasılsa seneye de 2009’da başarılı olamamanın nedenleri adlı bir yazı yazarım.

basari

İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural

Az önce “İnternette Hiç Çalışmadan, Kolay Yolla Para Kazanmak” adlı bir yazıyı tamamladım, bu yazı aslında sektöre bir eleştiri getiren, kısa yoldan para kazanma hayallerini ti’ye alan bir yazı idi. Eğer o yazıyı okumadıysanız, öncelikle okumanızı, daha sonra bu yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de internet sektöründe genç ve heyecanlı arkadaşlarımın genel olarak yaptıkları yanlışlardan bahsettim, ve bana göre internette başarılı olabilmek ve iyi para kazanilmek için doğru yöntemleri de hazırlamadan yapamadım. İşte benim başarı formülüm:

İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural

  1. Çok iyi İngilizce Öğrenin: İngilizce çalışın. İngilizceyi çok iyi bilmeden internet sektöründe çok başarılı olma şansınız yok. Çünkü yenilikleri takip etme şansınız yok. İnternette ortak dil İngilizce, bunu unutmayın.
  2. Hedef Belirleyin: Bir zaman ve hedef belirleyin. Bu süreçte bütün sektörleri inceleyin, ve sonunda bir sektörde karar kılın. Herşeyi aynı anda öğrenmeye, hem social marketing konusunda dünyada bir numara olmaya, hem SEM konusunda bir numara olmaya çalışmayın. Basamaklar tek tek çıkılırsa en sağlıklı şekilde hedefe ulaşırsınız.
  3. Çok Çalışın: Rahmetli Sakıp Sabancı her zaman beni girişimciliği ile heyecanlandıran bir insandı. Onun bir sözü hiçbir zaman aklımdan çıkmaz. O heyecanlı ses tonu ve sevecen şivesi ile her fırsatta “Çalışmak, çalışmak, çalışmak” derdi. İşin ana formülü budur arkadaşlar, daha ötesi yok. Ancak internet çağının hastalığı olan aşırı bilgi yüklenmesi konusuna çok önem vermeniz ve verimli olmanız gerekiyor.
  4. Dinlemesini Bilin: Dinleyin, başka fikirlere önem verin. Bu çok ciddi bir sorun. Dinlemeyi bilmiyoruz, hep biz doğruyuz, hep bizim fikirlerimiz mükemmel. İş hayatımın başında iken bu hatayı çok yaptım. Şu anda emin olun hertürlü projemde işin uzmanından, sıradan bir kullanıcıya kadar başkalarının fikirlerini dinliyorum, ve farklı fikirlere çok önem veriyorum.
  5. İçi Fos Karpuz Olmayın: Eskiden Adana’da karpuz alırken büyükler tabiri caizse önce karpuzu tartarlardı. Dıştan kocaman, yemyeşil, tam olmuş dediğiniz karpuzun içi kabak çıkabilirdi. İnsanın sektörüne göre kişisel markalaşması, imajı, giyimi, kuşamı, konuşması, her adımı önemlidir. Ancak sektörünüzde başarılı değilseniz, yaptığınız işler gurur duyacağınız işler değilse imajınız hiçbir işe yaramaz. Hedef belirleyin ve bir konuda uzmanlaşın dememin sebebi de budur.
  6. Test Edin, Pratik Yapın: Fikirler, fikirler, fikirler. Herkesin, hepimizin fikri var. Her fikri olan büyük girişimci sayılıyor. Bu konuyu geçen sene verdiğim girişimcilik konferansında uzun uzun anlattım. Eğer fikrinizi uygulamaya geçirmemişseniz siz bir girişimci değilsiniz. Denemekten ve hata yapmaktan korkmayın. Her başarılı internet girişimi süper iş planları, çok ciddi yatırımı olan ve uzun çalışmalar sonucu yapılan girişimler değildir. Aksine çoğu başarılı internet girişimi bir anda, birkaç günde belki bir gecede yapılan websiteleri ile doğmuştur. Test etmekten korkmayın.
  7. Çevre Yapın: Bu aslında sadece internet için değil bütün sektörler için geçerli bir kural. Ne kadar doğru insanlarla donatılmış bir networkünüz varsa o kadar büyüme şansınız vardır. Social sitelerin artması ile birlikte genç Türk popülasyonunu FriendFeed, Twitter gibi sosyal sitelerde internet sektörünün Amerika’da önde gelen isimleri ile konuşurken, tartışırken, fikir alışverişi yaparken görmek normal oldu. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Ancak gözlemlerinden birçok arkadaşımızın yaptığı bir hatayı paylaşmak istiyorum. Unutmayın ki internetten gerek email, gerek IM, gerekse sosyal sitelerle iletişim kurduğunuz kişiler (bizler, onlar, vs) yoğun kişiler, hergün sizler gibi yüzlerce kişiden talepler geliyor. Burada çok zeki davranın, kesinlikle karşınızdakini rahatsız etmeyin. Sizi arkadaş listesine ekledi diye önemli kişileri dakika başı rahatsız ederseniz krediniz anında tükenir. Sosyal networklerin verdiği avantajı annoying olarak anında dezavantaja çevirirsiniz, benden söylemesi.
  8. Küçük Düşünün: Evet, küçük düşünün. Başımıza ne geldiyse büyük düşünmekten geldi. Her proje, her fikir, her site için global hedefler, dünya markası olma vs gibi hayaller peşine düşmeyin. Gerektiği zaman küçük hedefler koyarak daha başarılı olabileceğinizi unutmayın. Cebinizde beş kuruş para, hiçbir tecrübe, çevre, ya da bir iş planı yokken Türkiye’nin en büyük eticaret sitesini kurma fikri ile benim gibi yatırımcıların kapısını çalmayın, kredinizi tüketirsiniz.
  9. KARMA’ya İnanın: Özellikle Web2.0 gibi paylaşım çağında mümkün olduğunca verici ve yardımcı olun. Emin olun faydasını göreceksiniz. Bundan birkaç ay önce üyesi olduğum bir mastermind gurubunda işimin önemli bir bölümü olan aslında çok gizli bir yazılımı diğer 4 üye ile paylaşmıştım, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Herbiri internet pazarlama sektöründe önde gelen isimler olan bu mastermind gurubu üyelerinden birisi bu yazılım sayesinde işlerinin 10 katı daha çok kar yaptığını, yıllardır aradığı şeyin bu olduğunu ifade eden bir teşekkür emailı attı birkaç hafta önce. Dile benden ne dilersen diyordu. Ben de başarılarının devamını diledim. Aynı gün içinde internet pazarlamada gelecek olacak ve beni büyüleyen, ona şu anda hergün onbinlerce dolar kazandıran bir fikri bana email attı, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Bu kişi Amerika’da arrogant olarak tabir ettiğimiz, hem de işinde çok başarılı, tanınan birisi. KARMA kendini birkez daha gösterdi. Hep ben, hep ben demeyin.
  10. Büyük Düşünün: Çok çalışıp, seçtiğiniz dallarda uzmanlaştıktan sonra yapacağınız tecrübeler ile birlikte vizyonunuz genişlemiş olacak. Artık içi fos karpuz değilsiniz, büyük düşünmenin zamanı geldi. Büyük düşünüp, donanımlı olmanın verdiği güvenle hareket edin ve büyük projelere imza atın.
onder-eren

TakasMerkezi.com Kurucusu Önder Eren Röportajı

Önder Eren ve TakasMerkezi.com isimleri ile ilk olarak bloguma yapılan yorumlardan haberim oldu.

Daha sonra Webrazzi Techcrunch Meetup‘da Önder Eren’in TakasMerkezi.com sunum videosunu izledim.

Son olarak eTohum‘da tekrar Önder Eren ve TakasMerkezi.com ismi karşıma çıkınca kendisi ile tanışmam gerekiyordu ve geçen hafta karşılıklı birer email ile tanıştık.

Bu blogu yazmaya başladığımda da belirttiğim gibi uzun yıllardır yurtdışında olmamdan dolayı ve çok yoğun çalışma tempomdan dolayı Türkiye’de internet sektöründe neler oluyor çok takip edemedim. Geçen sene Türkiye’de Genç Girişimciler Kulübü’nde verdiğim konferanstan sonra Türkiye’de internet ve girişimcilik sektörünü yakından takip etmeye ve elimden geldiğince destek olmaya karar vermiştim. Bu nedenle Önder Eren gibi girişimci insanlar ile tanışıp sohbet etmek bana mutluluk veriyor.

Önder Eren ile email trafiğinden sonra Skype’da buluşup bir röportaj yapmak için randevuleştik. New York saati ile perşembe akşamı 23.40’da başlayan görüşmemiz, çok sıcak bir sohbet, fikir alışverişi ve ardından röportaj derken sabah 4’ü geçerken bitti.

Önder Eren’e ayırdığı vakit, samimi cevapları ve anlayışı için teşekkür ederek röportaja geçiyorum.

TakasMerkezi.com Kurucusu Önder Eren Röportajı

Ahmet Kırtok : Önder merhabalar, öncelikle tatil hazırlığı öncesi yoğun programında bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Türkiye’de internet sektöründe birçok kişi seni yakından tanıyor, ancak ben ve benim gibi seni tanımayan insanlar için bize kendine bahseder misin?

Önder ErenÖnder Eren : İ.Ü. Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Amacim İ.Ü.’de okurken iş hayatına girebilmekti. 1996 yılında iş hayatıma, üniversite 1. sınıftayken 4 arkadaş bilgisayar satan bir firma ile başladık. İlk firmamızın adı 3LINES Computer idi. Bilgisayar ve donanım satışı ve teknik servis üzerine çalışıyorduk.

Ahmet Kırtok : Peki 3LINES Computer neden devam etmedi?

Önder Eren : Hem bu isin kar marjinin dusuklugu hem de donanim sektorunde ticari anlamda gelecek gormedigim icin ilgi alanim olan animasyona kaydim. Arttek adli Istanbul’da bir firmada stajer olarak animasyon yapmaya basladim. Arttek’te Silicon Graphics üstünde Flint (compositing yazilimi ) ve Power Animator (3d animasyon yazilimi) uzerine calismaya basladim.

Arttek’de çalışırken programların İngilizce manuellerini okuyup anlayabilmek için iyi İngilizce bilmem gerektiğini anladim. İngilizcemi geliştirme için çalışırken best vocabulary adlı İngilizce öğrenmeyi kolaylaştıran bir program da yazdım.

Ahmet Kırtok : Tam bir girişimcilik örneği. Konu her ne olursa olsun bir proje üretmek zorundayız değil mi :) Peki Arttek’teki staj döneminden sonra neler yaptın?

Önder Eren : Arttek’teki stajer modum çok kısa sürdü malesef. Ama ben 3D animasyon üretmek ve programcılık bilgimi animasyona entegre ederek çok farklı açılımlar yapmak istiyordum. Bu süreçte 2.sınıfı bitirmiştim ve Arttek’teki gibi, bir çalışma tarzı olarak değil, resmi olarak yazılım veya donanım stajı yapmam gerekiyordu. Bunu fırsat bilip tüm televizyonları telefonla aradım.

Televizyonlar mühendislik öğrencilerine pek sıcak bakmıyorlardı ve genelde radyo – televizyon öğrencilerini kabul ediyorlardı ki bu da bence çok hatalı bir yaklaşım çünkü inovasyon daha çok farklı disiplinleri kesiştirmeye hevesli insanlar tarafından yaratılır. Sonuçta hiçbiri görüşmeye bile çağırmadılar çeşitli bahanelerle. Ben de adını sık sık duyduğum Zenger Teknik Donatım’ı aradım. Orada stajım kabul oldu ve çok değerli bir insanla Mimar-Mühendis Yılmaz Zenger’le tanıştım.

Staj olduğu halde 2. gün bir akşam yaptığımız uzun ve zevkli sohbetten sonar bana iş teklif etti. Öğrenciydim ve bugünün yaklaşık 1000 YTL’sini bana “derslerimi aksatmayacak ve benim belirleyeceğim şekilde bir çalışma metodu” için teklif etti. Müthiş bir sevinçle kabul ettim. Orada çok şey öğrendim ama kendi işimi yapma isteği artık heyecanlandırıyordu beni ve bir animasyoncu bir arkadaşım ile beraber “Dijital Fikirler New Media” adlı kendi şirketimi kurdum.

Zenger’de çalışırken (yaklaşık 1 sene) sadece animasyon değil, video editing, compositing işleri de yapıyordum ve hobi olarak weble de ilgilenmeye balamıştım. Bu ilgi şirkete dönüşünce ağırlıklı olarak web projeleri almaya başladık. Tesadüflerle Siemens Business Services ile bağlantı kurduk ve onların web tasarım çözüm ortağı olduk bir nevi. BP başta olmak üzere büyük işler yapmaya başladık.

Ahmet Kırtok : Peki o yıllarda internet çözümleri sunmak zor olmuyor muydu? Çünkü internet sitelerinin sayfa başına fiyatlandırıldığı bir dönemden bahsediyoruz. İnternet sitesi yapıyoruz dediğimiz zaman benim de bilgisayarımın hard diski bozuk, bir bakar mısın diye ricalar geliyordu çevremizden.

Önder Eren : İstersen o yıllarda internet siteleri yapmak ve web çözümleri sunmanın ne kadar zor ve bilinmeyen bir meslek dalı olduğunu bir örnek ile anlatayım. Sanko Holding’in web sitelerini yaptırmak için bir arayışta olduğunu duyduk. Ben ve ortağım Dijital Fikirler New Media Şirketi olarak Sanko’da bir toplantı ayarladık.

O yıllarda büyük şirketlerin ve holdinglerin bilişim direktörleri genelde alaylı oluyordu ve bir proje görüşmesine gittiğimiz zaman işi alana kadar genelde bilgisayar mühendisi olduğumuzu söylemezdik. Aynı şekilde Sanko’da bir toplantı ayarlandı, biz kendimize güvenimiz tam bir şekilde hazırlıklarımızı yaptık ve toplantı için Sanko merkezine gittik.

Toplantıda karşımızda yine alaylı, yaşı oldukça büyük bir bilişim direktörü beklerken sektreteri olan ve yaşça çok genç Cengiz Bey diye birisinin odasına geçtik. Biz iki genç, takım elbise ve uzun saçlarımızla, bütün heyecanımızı kapıda bırakarak toplantıya girdik. Cengiz Bey bize kendinden çok emin bir şekilde anlatın bakalım gençler nedir bu internet sitesi olayı diye konuya girince, biz de gayet kendimizden emin bir şekilde neler yapabileceğimizi anlattık.

Proje çok büyüktü, çünkü Sanko Holding bünyesindeki birçok şirket için web sitesi yapılması gerekiyordu. Cengiz Bey bize bir proje ile başlayalım sizi önce bir deneyelim dedi. Çünkü sektör çok yeni idi ve şirketler de tam olarak ne istediklerini, bir internet sitesinde neler olması gerektiğini bilmiyorlardı. Ben de tabi ki, kaşılıklı birbirimizi tanımamız önemli, biz de sizi denemiş oluruz dedim. Kendisi bir kahkaha atarak cevabıma karşılık verdi ve biz Sanko’dan ilk işimizi bu şekilde almış olduk.

Bu hikayeyi bu kadar ayrıntılı anlatmamın sebebi ise Cengiz Bey’in Sanko Yönetim Kurulu üyelerinden Cengiz Konukoğlu olduğunu toplantıdan sonra öğrenmemiz oldu.

Ahmet Kırtok : Çok güzel bir anı. Eminim kendinize olan güveniniz Sanko’nun sizi tercih etmesinde sebep olmuştur. Peki Sanko ilk projenizi beğenip size daha çok iş verdi mi?

Önder Eren : Sanko Holding, Sanko Pazarlama, Sanko Sigorta, Daewoo (Sanko Otomotiv), Sani Konukoglu Hastanesi gibi Sanko Holding’e bağlı olan birçok şirketin internet sitelerini yaptık. Ayrıca Sanko Menkul için Mavidisket Disket Emir Programı adlı bir yazılım da hazırladık.

Ahmet Kırtok : Peki Dijital Fikirler New Media daha sonra neler yaptı?

Önder Eren : Sanko dışında başka projelere de imza attıktan sonra ortağımla anlaşmazlıklardan dolayı Dijital Fikirler New Media projemize nokta koyduk. Girişimcilik ve iş hayatımda benim için önemli dersler çıkardığım bir tecrübe oldu Dijital Fikirler New Media ve ortaklık.

Ahmet Kırtok : Ortağınla yollarınız ayrıldıktan sonra sen neler yaptın?

Önder Eren : 2000 yılında halen devam etmekte olan şirketim Mavi Kelebek‘i kurdum. Piyasaya birçok iş yaparak başladık. 2004 yılına kadar Mavi Kelebek olarak birçok projeye imza attıktn sonra 2004 yılında 3dworld irc kanalından tanıştığım Emre Şan adlı arkadaşım aracılığı ile farklı bir sektörde tecrübe edinme şansım oldu. 2004 yılında bir sene Start TV’de çalıştım.

Ahmet Kırtok : Peki Star TV’de neler yaptın?

Önder Eren : Star TV’de Virtual Studio üzerinde sanal dekor tasarım ve programlanabilir dekor uygulamaları (hava durumu, seçim vb.) konularında çalıştım ve daha sonra da departman şefliği yaptım.

Ahmet Kırtok : Peki Star TV’den ayrıldıktan sonra?

Önder Eren : 2005’ten itibaren tamamen Mavi Kelebek üzerine çalışıyorum. 2007 yılında büyük bir proje aldığımız için, benimle birlikte 10 kişiye çıkmış bir ekibimiz oldu.
Takas Merkezi
Ahmet Kırtok : Gelelim TakasMerkezi.com projenize. İlk olarak böyle bir proje nasıl aklınıza geldi?

Önder Eren : Bir müşterimiz için hazırladığımız bir barter yazılımı sayesinde bu sektörü yakından inceleme fırsatı bulduk. Barter yapısı gereği kurumlar arası bir iş modeli idi .Bizim inovasyonumuz ise “neden bu model kişiler arasında olmasın?” noktasında oldu.

Yurt dışında farklı takas ve benzeri siteler olmasına rağmen TakasMerkezi.com modelinde bir site karşımıza çıkmadı. İyi bir ön araştırmadan sonra TakasMerkezi.com projesi üzerine çalışmaya karar verdik.

Ahmet Kırtok : Peki TakasMerkezi.com’u hiç bilmeyen birisi olarak bana, bu siteyi nasıl kullanabilirim, anlatabilir misin?

Önder Eren : Aslında modelin yapısı gereği sistemin içine girdiğinizde biraz karışık geliyor. Zaten yaşadığımız en ciddi sıkıntı da bu oldu. Yani internet kurtları haricinde sıradan internet kullanıcıları anlamakta zorlanıyor.

En basit tabirle anlatmak gerekirse; ihtiyacınız olmayan ürünleri satışa koyuyorsunuz fakat para ile değil puan ile değer biçiyorsunuz ve bunlar açık arttırma ile satıldığında kazandığınız puanlarla da yine sadece site içerisinden istediğiniz ürünü alabiliyorsunuz.

Detayına inmeden anlamanın en pratik yolu da ihtiyaç olmayan bir iki ürünle (kitap, dvd gibi) sistemi denemek olabilir. Ne zaman ki bir ziyaretçi örneğin sattığı bir kitabın karşılığında okumadığı bir kitap veya izlemediği bir dvd alırsa işte o zaman sisteminin nasıl bir boşluğu doldurduğunu da anlayacaktır.

Ahmet Kırtok : Takasmerkezi.com’u şu anda piyasada olan Türkçe takas sitelerinden ayıran ve farklı kılan nedir (eğer varsa)?

Önder Eren : Takas yapısı gereği ilkel bir ticaret modelidir. Dünyada üretimin ve nüfusun fazla olmadığı, yerleşik düzenin bu kadar komplike hale gelmediği dönemlerde fazlasıyla ihtiyacı da görmüştür ama zamanla sıkıntılar baş göstermiş ve ticaretin ve ekonominin gelişimi için farklı bir enstümana ihtiyaç duyulmuştur. Paranın icadı da bunların sonucudur. Aslında para da ilkel bir metoddur fakat icat olduğu dönemlerde şu anki gibi bir bilişim altyapısı yoktu dünyada.

Şu anda belki de bir sonraki enstrümana (elektronik para) geçme arifesindeyiz. Kredi kartları bunun zeminini hazırlamaya başladı bile. Takas modelini uygulayan sitelerle en büyük farkımız bu. Bizim sistemimiz bilgi ve internet çağına uygun bir model. Takas ise zaten terk edilmiş bir sistem. Net üzerinde de olsa tutmayacaktır bu sebeple. Çünkü en büyük dezavantajı bir işlemin gerçekleşebilmesi için, sizin takaslamak istediğiniz ile almak istediğiniz ürünün tam zıttı taleple de birinin olması gerekmektedir.

Üstelik takas sonucu almak istediğiniz şeyin vermek istediğiniz ile denk bedellerde olması lazım. Bir kitap ile playstation portable’ı takaslayamazsınız. TakasMerkezi.com’ da ise yine tek bir kitabı satarak playstation portable alamazsınız belki ama okuduğunuz 10 kitap, izlediğiniz 10 dvd, eski bir gameboy advance satıp kazandığınız puanlarla playstation portable alma ihtimaliniz var.

Site ismi vermek gerekirse Türkiyede takasta.com elle tutulur tek takas sitesi. Dünyada en bilineni ise (2’ye 2, 3’e 3 takasları da olanaklı kılan) swaptree.com’dur.

Türkiyede 2-3 tane daha var belki ama içlerinde 2-3 ürün ancak var ve terk edilmiş durumdalar. Dünyada ise yaklaşık 70-80 tanesini bizzat inceledim. Genelde tüm takas sitelerinde gördüğüm sıkıntıları hemen hemen hepsinde gözlemledim.

Ahmet Kırtok : Takasmerkezi.com‘un yurtdışına açılma planları var mı? Varsa bize biraz bundan bahseder misin?

Önder Eren : Fikrin ilk aklımıza geldiği andan şu ana kadar her zaman yerel sitemiz olacak olan takasmerkezi.com ile birlikte yabancı siteyi de planladık.

Bunun için kurumsal kimliğini de hazırladık ve domain olarak ta WhatSwap.com ‘u seçtik. Domaindeki what’s up? çağrışımı web 2.0 projelerindeki samimi isim seçimi trendi adına çok uygundu. Şansımıza da bırakılmış bir domaindi, kaçırmadık.

İş modeli rahatlıkla tüm dünya ülkelerine adapte edilebilecek bir model olduğu ve c2c olduğu için de aslında adapte edip yeni kanallar açmak çok zor görünmüyor. Whatswap.com ile Kuzey Amerika ve Avrupa Birliği için 2 site düşünüyoruz baştan beri. Fakat geldiğimiz nokta itibarı ile önce ihtiyaç duyduğumuz saha deneyimini takasmerkezi.com ve Türkiye’de yapmak kararı aldık.

Burada daha dar ve daha zor bir kitle ile doğru adımları atar ve bu tecrübeyi kazanırsak, global pazarda işimiz daha kolay olacaktır düşüncesindeyiz. Ve tabi ki dünyayı hedefleyen bir vizyonun da bu hedefe uygun iş ortakları ve sermaye ile desteklenmesi gerektiğini görüyoruz.

Bu yüzden de kısa bir süre içerisinde Türkiye’de yatırım arayışına başlayacağız. Global arenada tecrübeli bir risk sermayesi şirketi ile ihtiyaç duyduğumuz destek ve danışmanlığı da sağlamış oluruz diye düşünüyoruz.

Ahmet Kırtok : Önder, öncelikle senin gibi girişimci birisiyle tanıştığıma çok memnun oldum, umarım bundan sonra Takasmerkezi.com ve yeni projelerinin başarı hikayelerini sıkça duyarız. Son olarak Kirtok.com okuyucularına ve genç girişimci arkadaşlara söylemek istedeğin birşeyler var mı?

Önder Eren : Ben de seninle tanıştığıma çok sevindim Ahmet. Daha önce denkleşmemiş olmamızı bile kayıp olarak görüyorum (aynı fakülte binasında okuduğumuzu da düşünürsek) ama bundan sonra daha sık görüşeceğimize de eminim.

Girişimci arkadaşlara söylemek istediklerime gelince; inandığınız bir fikri hayata geçirmeden önce çok araştırın, çok düşünün ve çok danışın ama zaman da kaybetmeden karar verip harekete geçin. Harekete geçtikten sonra da bir süre kulaklarınızı tıkayın.

Büyük heveslerle karaladığınız logonuzu hayatında photoshop açmamış, en ufak bir grafik altyapısı olmayan insanların acımasızca eleştirmesine, koala kadar tembel insanların sizi frenlemeye çalışmasına, siteniz yayına geçtiğinde bismillah demeden gelecek botnet ataklarına, sosyal ağlar içerisinde o sosyal ağların google tarafından iyi indexlendiğini bilen kötü niyetli insanların acımasız ve yıkıcı eleştirilerine (ne de olsa sizi aratanlar bunları da okuyacaktır) hazırlıklı olun.

Bunlardan motive olacak, hırslanacak şekilde hazır olmazsanız emin olun özellikle de Türkiye’de yıkılmanız ve bezmeniz çok kolay olacaktır.

Ve kesinlikle sadece Türkiye’yi düşünerek hayallerinize gereksiz limitler koymayın, büyük düşünün, büyük hayal edin. Her şeyi elinizden alabilirler ama hayallerinizi siz teslim etmedikçe kimse alamaz. Hayalleriniz olduğu sürece, her düştüğünüzde bir kere daha kalkacak gücü bulacaksınız emin olun.

Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum.

Ahmet Kırtok : Ben de çok teşekkür ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

TakasMerkezi.com Tanıtım Videosu:

TakasMerkezi.com nedir? Nasıl çalışır? from TakasMerkezi.com on Vimeo.

ugurozmen-sethgodin

Türkiye’nin Seth Godin’i Uğur Özmen

Bu aralar çok fazla Türkçe blog okuyorum. Elimden geldiğince yeni Türkçe bloglar bulmaya çalışıp takip ediyorum. Aralarında çok beğendiğim, beni şaşırtacak derecede kaliteli bloglar çıkıyor.

Bildiğiniz gibi Amerika’da markalaşmış birçok sektörel ve kişisel blog var. Örneğin Techcunch dediğiniz zaman direk akla Web 2.0 gelir. Türkiye’de Webrazzi denince akla Web 2.0 geldiği gibi. Bu bakış açısı ile Amerika’da marka olmuş blogların benzerlerini gözüm arıyor tabi ki.

Dün Serbay’ın TheBlognote adlı blogunu okurken favorilerim linkinde Uğur Özmen adlı bir blog linki gördüm ve hemen tıkladım. Ama Allahım bir de ne karşıma çıksın! İçeriği bu kadar dolu, bu kadar kaliteli ve bu kadar başarılı bir blogla karşılaşacağım hiç aklıma gelmemişti.

Bütün yazılarını tam iki kez okudum ve notlar aldım. Uğur Bey bana 4 saat kadar uyku borcunuz var.

Uğur Özmen & Seth GodinSayın Uğur Özmen’i yazış tarzı ve seçtiği konular itibari ile Amerika’da pazarlamanın gurusu olan Seth Godin‘e benzettim. Kendisini bu kadar zaman harcayıp bu kadar başarılı bir blog ortaya çıkardığı için tekrar tekrar tebrik ediyorum ve hergün heyecanla RSS okuyucumda yeni yazılarını bekleyecek olacağımı belirtmek istiyorum.

Özellikle ilgimi çeken başka bir nokta ise, her yazısı başarılı bir makale tadında olan Uğur Bey’in blogunda yazılarının PDF versiyonlarını indirebileceğimiz bir bölüm açmış olması. Özellikle makale tadında yazılarımı ben de böyle bir bölüm açarak PDF formatında sunmaya karar verdim bu fikri görünce.

Blog yazmak büyük özveri ve zaman isteyen bir iş. Sayın Uğur Özmen gibi yoğun iş temposunda değerli vaktini ayırıp hiçbir karşılık beklemeden tecrübelerini bizlerle paylaşan blog yazarları görünce lütfen onlar hakkında yazılar yazın, böyle kaliteli bloglara linkler verin, yazılarına yorumlarınızla katılın, söyleyecek hiçbir sözünüz olmasa bile teşekkür edin. Bu davranışlar, çok değerli insanların bloglarına daha duygusal yaklaşıp, daha çok yazı yazmalarını sağlar ve sonuçta biz bilinçli internet kullanıcıları bundan karlı çıkarız.

Uğur Özmen Kimdir?
Uğur Özmen Blog
Uğur Özmen’in blogunu bulmamı sağlayan Serbay’ın blogu TheBlogNote.

Emin Hitay’ın Yenilikçi Bir Girişimcilik Öyküsü

Çalışmak, çalışmak, çalışmak…  Çok değerli Sakıp Sabancı’nın çok sevdiğim bu sözleri ile başlamak istedim bu yazıya.  Yıl 1997, üniversite 1’deyiz, üniversite’de Sakıp Sabancı’ya karşı protesto düzenlemek amaçlı toplanmış ufak bir grup öğrenci “Kapitalizme Hayır” tarzında sloganlar ve pankartlar eşliğinde sigara kahve içiyorlardı.  Ben ise bir yandan onlara bakıyor bir yandan da gelecek otobüsle okul çıkışı gideceğim çalıştığım şirkette o gün yapacağım projenin heyecanına kapılmış hayaller kuruyordum.

Üniversite kampüsüne gittiğiniz her an, sürekli orada takılan ve işleri çay, kahve, sigara içmek ve gösteri yapmak olan bu grubun işçilerin (yani bizlerin) haklarını savunurken aslında hayatlarında hiç işçi olmadıkları düşüncesinin verdiği tebessümle bindim otobüse.  İyi ki sevgili Sabancı’nın sözünü dinlemişim diyorum şimdi ve çalışmışım…

En çok zevk aldığım hobilerimden birisi başarılı işadamlarının hikayelerini okumaktır. Teknoloji Holding Hitay Holding gibi Türkiye’de çok başarılı bir holdingin yönetim kurulu başkanı Emin Hitay‘ın 2006 yılında Pazarlama Zirvesi’nde yaptığı dillere destan bir konuşması var.  Ben bu konuşmanın metnini defalarca okudum, ve belki okuma fırsatı bulamamış arkadaşlar vardır diye sizinle de paylaşmak istedim.

Çayınızı ya da kahvenizi hazırlayın efendim ve hayatınızdan çok değerli 15 dakikayı lütfen bu yazıyı okumaya ayırın.  Hatta bu hikayeyi yazdırdıktan sonra ofisinize, başucunuza koyun ve tekrar tekrar okuyun.  Eğer bu hikaye size heyecan vermiyorsa başka birçok konuda yetenekleriniz olabilir, ancak bir girişimci ruha sahip olmadığınıza emin olabilirsiniz.

Emin Hitay hakkında daha fazla bilgiyi holding sitesinde ve kişisel blogunda bulabilir, Twitter ve Linkedin‘de onu takip edebilirsiniz.

Yenilikçi Bir Girişimcilik Öyküsü

“İşte o an herşey yeniden başladı.” Benim hayatımda, yenilikçiliğin, aldığım yenilikçi kararların önemini anlatan en güzel cümlelerden biri budur. Sıfırdan başladığım 26 yıllık girişimcilik hayatımda, yenilikçi düşünce sistemi ve bu doğrultuda alınan kararlar, hayata geçirdiğimiz iş fikirlerinden pazarlama stratejilerine, yarattığımız katma değerden kurduğumuz işlere kadar tüm iş hayatımın temelini oluşturdu.

Bazen bana “Nasıl yenilikçi olunur” diye soruyorlar. Doğrusunu isterseniz, reçetesi ya da ilacı yok. Hayata öyle bakar, öyle yaşarsınız. Yenilikçilik bir hayat tarzıdır, vizyon meselesidir. Tepeden en alt kademelere kadar, etkileşimli olarak yayılır. Ama aynı zamanda risk alma cesareti, özgüven, sebat ve disiplindir.

Yenilikçi olursanız, hayat her zaman yeniden başlayabilir. Hangi yaşta, hangi koşulda olursanız olun! “Neden olmasın” diyerek herşeye yeniden başlarsınız. Tüm hücrelerinizde, yüreğinizde hisseder, uyurken bile bunu planlarsınız. Zamanla kimsenin görmediğini görmek, kimsenin yapmadığını yapmak, bilinmeyeni, hayatı kolaylaştıran herşeyi düşünmek üzerine bir düşünce sistemine sahip olursunuz. Ve arkası zaten kendiliğinden gelir.

Ama yenilikçi düşünce sistemi, tek başına “mucizeler” yaratmaz.
Aynı zamanda, “Hatalar Üniversitesine de kaydınızı yaptırmış olursunuz”.
Ve altın kural: Hayat; ödülü hak edene verir, hak etmeyenden alır.

Tüm bunları birleştirdiğinizde, bunu başarma gücüne eriştiğinizde, “şapkadan fil çıkarmaya” başlarsınız.

Ben size, formüllere ve reçetelere girmeden, 30 yıllık bir iş hayatından çıkan “yenilikçi düşünce sistemi” modelimi, farklı dönemlerde yeniden başlayan hayatımı tecrübelerimle aktarmaya çalışacağım.

ZORLUKLAR YENİLİKÇİ DÜŞÜNCENİN TEMELİDİR!

Ben, Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi Pazarlama Bölümü mezunuyum. Hayatıma dönüp baktığımda “İşte o an herşey yeniden başladı” diyebileceğim ilk dönem, bu okula girdiğim günlere rastlar.

16 yaşındayken, insan hayata daha da cesur bakıyor. Liseyi Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum. Doğrusu çok ders çalıştığım söylenemezdi. Ama hiç sınıfta kalmadım. Son sınıftayken, bir gün, cebir-geometri hocamız İsmet Hocanın bir sorusuna, şakanın dozunu biraz kaçırarak cevap verdim. O an hepimiz tabii ki güldük. Fakat bu şakanın sonucu, tüm hayatımı etkileyecek bir dönüm noktası oldu. Hocama kendimi affettiremedim, bütünlemeye kaldım. Bütünlemeye kalınca da nasıl olsa hocayla takıştığım için sınıfta kalacağım ve bir yıl daha vaktim var diyerek, ÖSS’ye hiçbir amacım olmadan girdim. Tercihlerimi rastgele yaptım. Fakat işler düşündüğüm gibi olmadı. O yıl kaldığım iki dersten biri olan Cebir’den geçip Geometri’den kaldım. Tek dersten kalanlar için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarihinde ilk kez bir af çıktı, mezun oldum. Ve mezun olduğumda da 30 tercihten 27. tercihim olan Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazanmıştım. Kendi kendime şöyle düşündüm: “Tamam o zaman Emin, İzmir’e gidip, akrabalarının yanında birkaç ay zaman geçirir, geri döner, sonra da yeniden sınava girersin. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanır, okula başlarsın.” Doğrusu o ortamda iyi bir plandı. Kendime güvenim de tamdı. Bugün geriye dönüp baktığımda “İyi ki gitmişim” diyorum. Ege Üniversitesi ve İzmir’e gidişim, hayatıma yön veren bilgi ve tecrübeyi kazandığım, çok şey öğrendiğim bir okul ve yaşam kesiti oldu.

Fakat hayat, her zaman planladığınız gibi gitmiyor.

18 yaşında, babamın ani vefatıyla hayatımın rotası değişti. Okula devam edip biran önce bitirmek, bu sırada geçimimi sağlamak ve bir an önce hayata atılmak zorundaydım.

Hayatta yaşanan zorluklar, kimi insanları yenilikçi düşünmeye, girişim yapmaya, fırsatları kollamaya yönlendirir. Beni bekleyen zorluklar, yenilikçi düşünce sisteminin temellerini oluşturdu. Ve bir yaşam biçimi haline geldi.

İşte o an, herşey yeniden başladı.

İzmir’de teyzemin evinde kalırken, suların üst katlara ulaşmamasından şikâyet ediliyordu. Gazete ilanlarından araştırarak bu sorunun çözümüne yönelik bir şirkette iş buldum ve bir süre hidrofor sattım.

Daha sonra, bana göre geleceğin sektörü olduğunu düşündüğüm Bilişim sektörünün içinde bulunmayı hedefleyerek Ege Üniversitesi Hesap Bilimleri Enstitüsü’nde (Şimdi Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü) sistem operatörü olarak çalışmaya başladım. Artık bir devlet memuruydum. Sabah okula gidiyor, öğleden sonra işe gidip gece yarısına kadar sistem operatörü olarak çalışıyordum. Derslerimde de çok başarılıydım. Çoğu dersten sınavlarda A alarak 2.5 yılda, kredi sistemi olan okulumuzdan mezun olacak seviyeye geldim. Fakat tez ve devrim tarihi için 1.5 yıl beklemem gerekiyordu. Bu 1.5 yılı farklı programlama dillerini öğrenerek geçirdim. Beni Ankara ve İstanbul’a kurslara gönderdiler, sertifikalar aldım. Deli gibi çalışıyordum, öğrenmeyi çok istiyordum.

Dolayısıyla 3 yıl boyunca eğitimi ve iş tecrübesini birlikte yaşadım. Çok şey öğrendim ve daha çok şey öğrenmek için İstanbul’a döndüm. Onları hiçbir zaman unutmadım. Ve bugün de Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği yönetimiyle ilişkimiz, işbirliklerimiz aynı heyecanla devam ediyor.

DİSİPLİN VE SEBAT OLMADAN YENİLİKÇİ OLUNMAZ!

Yenilikçi düşünce sisteminin, yenilikçi kararların temelinde, cesaret, sebat ve disiplin olduğunu söylemiştim. İşte bu altyapının kurulması, benim hayatımda sekiz yıllık bir dönemi kapsar. Bu süreç, aynı zamanda hatalar üniversitesinde de birinci dönemimdir. Yenilikçi düşünce yapısına sahipseniz, zaman zaman kaybetmeyi, hatalarla birlikte yaşamayı, onlarla büyümeyi de öğrenmelisiniz!

Dolayısıyla, istediğiniz kadar yenilikçi olun, eğer aynı zamanda iyi bir işadamı kafasına sahip değilseniz, bu özelliğiniz hiçbir zaman bir işe yaramaz. Hatta size zarar da verebilir. Benim hayatımdaki sekiz yıl, ticareti öğrendiğim, sabrettiğim, önemli tecrübeler elde ettiğim, değerli bir dönemdir. İşadamlığımın temeli de bu dönemde atılmıştır.

İzmir’den İstanbul’a döndükten sonra, Silkar Holding’e bağlı Silkar Elektronik Bilgi İşlem Merkezi’nde (SEBİM) çalışmaya başladım. Bu şirket, hem Silkar Holding’e bilgi işlem konusunda destek veriyor hem de başka şirketlere servis büro tarzında hizmet veriyordu. Tabii o zaman yapılan işler, bugünkülerle kıyaslanamaz;muhasebe kayıtları, defterlerin bilgisayara geçirilmesi, bilgisayardan print alınması, bordroların basılması vb. Aldığım ilk iş Basf-Sümerbank projesiydi. Bir yıla yakın çalıştım ve projeyi bitirdim. Sonra ikinci projeyi verdiler, ama ben onlara cevap olarak istifa edeceğimi söyledim. Hayalim serbest çalışmaktı, kararım da kesindi. Sermayem yoktu, hedeflerim büyüktü. Hangi alana yönelmek istediğimi bilmiyordum. Ama kararlıydım. İş hayatına erken atılarak kat ettiğim dört yıl, bana hayattan ne istediğimi görmem için iyi bir tecrübe kazandırmış, vizyonum genişlemişti.

Yaş 22, sene 1980! İş hayatında dört yıllık tecrübeye sahip bir girişimci adayı.

Ve işte o an, herşey yeniden başladı.

Bu arada şunu önemle belirtmek isterim. Hayatta başarı için en önemli faktörlerden biri istemektir. Ama, hücrelerinde hissederek istemek. Gerçekten ve içten isterseniz her istediğiniz olur. Ben, bazı önem verdiğim hedeflerimi cep telefonuma karşılama selamı olarak veya hergün göreceğim şekilde ajandama sabahın en erken saatine yazarım. Hergün hatırladığınız istek ile beyniniz uyku sırasında bile sizin isteklerinizi yerine getirmek için gereken zemini hazırlamak için çalışır. Yürekten isteğin karşısında hiç bir kuvvet duramaz.

Başlangıçta şirket kuramadım, param yoktu. Bana kalırsa bunun bir önemi de yoktu!

Rahmetli babam, tekstil piyasasında çalıştı yıllar boyunca. Demirkapı’da makinelerimiz vardı, Sultanhamam’daki bir handa, küçük mağazamızda toptan satış yapardı. Çocukluk ve ilk gençlik dönemimde, yazları bir iki ay onunla işe giderdik. Dolayısıyla sektöre aşinaydım.

Sultanhamam piyasasındaki tüccarlara gittim. Orada, büyük tüccarlardan biri ile konuşarak onların fason kumaş işlerini yürütmeye başladım. Bana iplik veriyorlardı. Ben o ipliği dokuma tezgâhlarına dağıtıyordum. Metre başına para alıyordum. Hesapları tutuyordum. Bu “gerçek ticaretti”. Doğrusu verdiğim hesapların hiçbirinde 1 lira bile hata olmuyordu.

Bir gün Halit Bey’in fabrikasına yeni işleri konuşmak için gittim. Orada makineler gördüm, paslanmış, kenara atılmış… Ama hepsi çok değerli… Zamanında işçiler grev yapmış, onlar da fabrikayı kapatmışlar. Makineler durdukça çalışmaz hale gelmiş. “Bunları bana verin, çalıştırırım” dedim, kabul ettiler. Çalıştırdıktan sonra piyasaya fason üretim yapacak ve onlara da kira ödeyecektim. Daha önceki kumaş fason işlerini takipten biriken biraz da param vardı.

İşte o an, herşey yeniden başladı.

Topçularda bir atölye tuttum. Yer ucuz olsun diye hanın üçüncü katından tutmuştum, bu yüzden makineleri ceraskallarla yukarı zorlukla çıkarmıştık.

Ne demiştik? Cesaret, sebat ve disiplin! Haftalarca Kuzguncuk’tan 06:45 vapuru ile Eminönü’ne, oradan otobüsle Topçulara gittim. Tuttuğum iki işçiyle birlikte mazot ve tinerle o makineleri birlikte temizledik. O günlerde kendimi ve iş programımı son vapura yetişecek şekilde ayarlamam gerekiyordu. Şayet işim uzar, son vapuru kaçırırsam, Üsküdar’a geçer, oradan yürüyerek Kuzguncuk’a giderdim. Çünkü her şeyim hesaplı ve kısıtlıydı.

Ve o makineler ayağa kalktı!

Sonra Sultanhamam’a gittim, bu yuvarlak örgü makinalarına fason işveren tüccarlarla anlaştım. Onlar bana ipliklerini verdiler, ben onlara dokuyup kilo bazında kumaş verdim. Kilo başına para alıyordum. Yuvarlak örgü makinası işini bilenler bilir, makine bir iğne taramaya başlayınca peş peşe yüzlerce iğne kırılıyordu. O günün bütün hâsılatı iğnelere gidiyordu. İğne pahalı, aslında parayı ben değil iğne ithalatçısı kazanıyordu. Markasını gayet iyi hatırlıyorum, o Groz Beckert marka iğnelerin kutuları bana o günlerde mücevher kutusu gibi geliyordu.

Derken askere gittim. Bu sıralarda örgü kumaşların ihracatı nedeniyle makineler oldukça değerlendi. Ben askerdeyken haber geldi; makine sahibi ‘Makineleri ya alın ya da satalım’ diyordu. Tabii bende alacak para yok, makineler satıldı. Bana da o sekiz makineden en eski model iki tanesini, makineleri ayağa kaldırdığım için ödül olarak bıraktılar. Kırılmıştım, ama şimdi değerlendirdiğimde oyun kuralına göre oynanıyordu. Ben böyle bir davranışı hak etmediğimi düşünüyordum, konuya duygusal yaklaşıyordum. O benim ilk şirketimdi çünkü… O makineleri de -niye öyle karar verdim hala bilmiyorum- bu işi yapan bir yere üçüne beşine bakmadan sattım. Parayı alıp, kendime ikinci el, 1976 model, lacivert renkte Renault 12 aldım. Yıl 1982.

Başak Sigorta’dan acentelik aldım. Akmasa da damlıyor, bir şekilde geçiniyoruz. Ama tabii o işte uzun vadeli düşünmezsen ne uzar, ne kısalırsın. Aynı zamanda küçük partiler halinde iplik alıp satmaya başladım. Sigorta ve iplik ticareti!

Derken, tekstil sektöründe büyük sanayicilerden birinin yakın arkadaşı için iplik ticareti yapması amacıyla şirket kurdurmak istediğini, arkadaşının yanına işleri yürütecek birini aradıklarını ve beni önerdiklerini öğrendim.

Çalışkan, genç biri olduğumu ona aktarmışlar. İşleri tamamen benim yürütmem karşılığında, para vermeden o şirkete yüzde 20 ortak olabileceğimi söylediler. Bu teklif hoşuma gitti, kabul ettim. Alım, satım, tahsilât, ödeme gibi her konuyla ben ilgileniyordum. İki depocumuz, bir sekreterimiz vardı. Bu iş üç yıl devam etti. Sonra bizim şirketimize iplik veren firma sahibi ile ortağımın arası açılınca bize iplik sevkiyatı durdu. Sabahtan akşama kadar boş oturmaya başlamıştım. İkisinin aralarındaki sorunlarını çözmesini dört ay bekleyebildim. Sıkılmıştım, çalışmadan duramazdım. Ortağımın, ‘İşler düzelecek, ileride 50-50 ortak oluruz’ önerisine rağmen ortaklıktan ayrıldım.

Kendime daha küçük bir yer tuttum. İplik toptancılığına başladım. Elimdeki para bitti, üstüne bir de borçlandım. O zaman 20 milyonluk bir senet imzaladım. Küçük çapta iplik alıp satmaya başladım. İşler devam ediyordu. Kendime güvenim çok fazlaydı. Oradan oraya koşturuyorum. Ofisimi, depomu da tutmuşum, adamlarımı almışım, işlerim devam ediyordu. Para da kazanıyorum.

Ve işte o an herşey yeniden başladı.

YENİLİKÇİ DÜŞÜNCE SİSTEMİNE SAHİP İNSANA RAHAT BATAR

Yenilikçi düşünce sistemine dayanan bir yaşam biçimine sahip olduğunuzda ve bunu tercih ettiğinizde, size rahat batar. Gözünüz daima yeni fırsatlarda, yeni işlerdedir, zamanınızın bir kısmında mutlaka gelecekte yaşarsınız. Fark yaratarak, farklı yoldan giderek kazanmak, zoru başarmak istersiniz. Herkesin yaptığı işleri yapmak sizi kesmez. Yerinizde duramazsınız. Günlük hayatınız da bu düzene uyum sağlar.

Aslına bakacak olursanız; hayatınız boyunca iyi bir yenilikçi karar ve girişimin getirileri ve katma değeriyle de yaşayamazsınız.

Başarıya ulaşan yenilikçi kararların dört önemli unsura bağlı olduğunu düşünüyorum: Vizyon, eylem, değer yaratmak ve sürdürülebilirlik.

Vizyon sahibiyseniz iyi bir iş fikriniz olabilir. Ancak fikirleriniz bugünün on adım ötesindeki değil bir adım ötesindeki işler için pratikte geçerli olur. İnsanların 15 sene sonra adapte olup kullanacağı bir ürün veya hizmet için bugünden yatırım yapılmaz. Bu tür yatırımları sadece büyük grupların veya devletin AR-GE bütçeleri ile gerçekleştirmek mümkündür. Fikir tek başına yetmez, onu beyninizde olgunlaştırıp proje haline getirdikten sonra eyleme dönüştürebilecek cesaret ve güce sahip olmalısınız. Fikir dediğiniz ışık hızıyla beynimizde üretilenlerdir. Ama bir söz vardır; ‘söylemesi kolay, yapması zor’ diye. Eyleme dönüşmeyen veya dönüştürülemeyen bir fikrin hiç bir önemi yoktur. Nasıl ölçümleyeceksiniz başarıyı?

Fikrin er meydanı eylemdir! Onun uygulamaya geçirilmesidir. Fakat iyi fikir, her zaman eyleme dönüştüğünde, değer yaratan bir iş oluşmaz. Buna da dikkat edecek, fizibilite çalışmalarınızı yapacaksınız. Satacağınızı önce kendiniz alır mıydınız? Bunu düşüneceksiniz. Eyleme geçirdiğiniz fikir veya olgunlaştırdığınız projenizden değer yaratmanız, yani bu işi paraya çevirebilmeniz gerekir. Bu da yetmez, işiniz “sürdürülebilir” olmalı. Kısa bir süre sonra arkanızdan gelenlerin sizi yok edeceği, eskiyen, güncelliğini yitiren bir iş fikrine sahip olmayacaksınız. Ve eğer kısa zamanda çok iyi para kazandıysanız; rehavete kapılmayacaksınız. İşinizi ve kendinizi güncelleyeceksiniz.

Size iki örnek vereceğim. Birincisi Motorolanın “Iridium” projesi… Bildiğiniz gibi, bu projede uydu kanalı ile dünyanın her yerinden cep telefonu ile görüşme imkanına sahip oluyordunuz.

Fikir çok güzeldi. O dönemin cep telefonlarından biraz irice bir mobil telefonla, dünyanın her yerinden, istediğiniz yeri arayabiliyordunuz. Okyanusun ortasından, Everest’in tepesinden… Ne güzel değil mi? Bu proje hayata geçirildi. Yani vizyon ve eylem kısımları başarıyla geçilmişti. Sıra değer yaratmada, yani işi paraya tahvil etmede! İşte burada başarısız oldular. Neden? Çünkü bu telefonlarla arabanızın içinden konuşamıyordunuz. Binaların içindeyken konuşamıyordunuz. Kafanızı pencereden dışarı çıkarıp uydunun telefonunuzu görmesini sağlamanız gerekiyordu! Hedeflenen 32 milyon abone iken 15.000 abonede takıldılar.

Sonuç: Bu proje, beş milyar doların battığı başarısız bir yatırım olarak tarihin derinliklerine gömüldü. Yani dört unsurdan üçüncüye fena halde takılmışlardı.

Peki vizyon, eylem, değer yaratma, sürdürebilirlik dörtlüsünden dördüncüsüne takılanı kim? Polaroid!

Hepimiz Polaroid fotoğraf makinelerini biliyoruz. Çektiğiniz fotoğraf anında ıslak bir şekilde makinadan çıkar. Biraz beklersiniz, fotoğraf netleşir. İşte çektiğiniz fotoğraf karşınızda… Yok öyle fotoğrafları çekip 36 poz bittikten sonra tab ettirmek. Anında görüntü. Muhteşem bir vizyon değil mi? Bu vizyon eyleme dönüştü ve çok rağbet görerek, üçüncü aşamamız olan değer yaratmada harikalar yarattı. Bir de sarf malzemesini, yani çektiğiniz filmleri de Polaroid üretiyor ve satıyordu. Gelelim dördüncü aşamaya, sürdürebilirlik. İşte onlar da burada takıldılar. Bu başarısızlık yarattıkları değeri de kaybetmelerine neden oldu.

Neden? Dijital devrimi öngöremediler! Şu an elinizdeki cep telefonundan bile fotoğraf çekip, anında dijital olarak istediğiniz kişiye gönderebiiyorsunuz. Fakat bunu öngörüp, kendilerini yenileyemediler. Dijital devrimi ıskaladılar, inatla direndiler ve çok zor bir döneme girdiler.

Oysa Polaroid isteseydi, bugünün en iyi dijital kamera üreticilerinden biri olabilirdi.

Belki de beni sürekli olarak farklı alanlara sürükleyen, arayışlara yönelten güç de buydu.
Tekstil sektöründe işler yolundayken, Türkiye’de daha “teknoloji” kelimesini kullanmak bile yenilikçilikken, doğru dürüst PC yokken, beni “Otomatik Tanımlama ve Veri Toplama” gibi daha önce hiç duyulmamış bir sektör yaratmaya, pazar açmaya zorlayan da bu dört önemli unsurdu.

Bugün bu sektörde yaptıklarımıza “Mobil çözümler” diyoruz.

Yıl 1988. Eski ortağım Alphan ile Exim’i kurduk.

1980’de bıraktığım bilişim sektörüne dönüş yapmak istiyordum, kan çekiyordu. O da işinden ayrılmıştı. Bir gün görüştük, ‘Birlikte bilişim sektöründe bir iş yapalım’ dedik. Ama ne yapacağımız konusunda bir fikrimiz yoktu. Bir yerlerden başlamak oldukça güçtü. O dönemde küçük bir pazar olan bilişim sektörü, büyük grupların elindeydi. Şansımız çok düşüktü. Farklı bir iş yapmamız, niş bir alana yönelmemiz gerekiyordu. Araştırmaya başladık.

Ege Üniversitesi Hesap Bilimleri Enstitüsü’ne gelen broşürlerden niş alanı seçtik. Dünyada bile yeni gelişmeye başlamış olan OT/VT teknolojileri konusunda faaliyet gösterecektik. Telxon diye elde taşınabilen veri toplama terminalleri pazarında faaliyet gösteren ve konusunda lider olan bir firmanın Türkiye temsilciliğini almak için başvuru yapmaya karar verdik. Bu firmanın Avrupa operasyonu Brüksel’den yönetiliyordu. Başında da Carl Caekeart adında bir yönetici vardı. Karşılıklı yazışmalar sonucunda Türkiye’ye gelmeye karar verdi.

Yeşildirek karakolunun hemen karşısında Demiray Han vardır. Benim orada 45 metrekare bir ofisim vardı. 25 metre karesi benim odamdı. Oraya iki masa koyduk. Geri kalan bölümde ise bir sekreter masası.. 1988 yılının şubat ayında, o odada Exim’i kurduk. Ben aynı zamanda iplik toptancılığı işine devam ediyorum.

Carl Caekeart aynı yılın nisan ayında Türkiye’ye gelmeye karar verdi.

Ve onun gelişi, doğrusu film gibi bir yenilikçi pazarlama öyküsü de yarattı. Sıfırdan kurulmuş, iki kişiden oluşan, büyük hedeflere sahip, asıl sermayesi yenilikçilik, girişimcilik olan bir şirketi, büyük bir gruba, hele yabancı bir şirkete olduğu gibi anlatmakla işi alma şansımız neredeyse sıfırdı.

Anlatacağım bu öyküyü, yıllar sonra kendisine işin gerçeği ile anlattık. Bize gerçeği o gün anladığını ve kendimize inancımızdan etkilenerek işi verdiğini söyledi. Artık ne kadarı doğru, bunu bilmiyoruz.

O gün olmasa bile, yakın gelecekte sahip olacağımıza inandığımız büyük şirketi, yönetmen, esas kahramanlar, yardımcı oyuncular, dekor ve kostümleriyle, dört dörtlük bir senaryo ile anlattık. Ve başardık!

Carl Caekeart’ı 45 metrekarelik alanda ağırlayamazdık. Yanımızdaki yer Gaziantepli bir işadamınındı. Ondan rica ettim; ‘Ahmet Ağabey, senin dükkânı bize 2 günlüğüne verir misin? Bir işimiz var’ dedim. ‘Ne işi’ dedi. Bir an düşündüm. Şirketi kurduktan sonra bile zor anlattığım işimi o an anlatamazdım. ‘Boşver sorma’ dedim. ‘Tamam al’ dedi.

Benim İngilizce ve Fransızcayı çok iyi bilen bir arkadaşım vardı. Onu sekreterim olarak gösterdim. İstanbul Sanayi Odası Protokol Müdürü olan bir arkadaşım daha vardı. Onu da ihracat müdürü yaptık. Mahmutpaşa’dan konfeksiyon ürünleri, Mısır Çarşısı’ndan kuru kayısı gibi bir şeyler aldık, onları ofise koyduk. Sözde bu ürünlerin ihracatını yapıyoruz. Bu arada bir arkadaşımın Jaguarı vardı. Ben de o zamanlar Renault 9 var. Ondan da rica ettim, arabasını verdi.

Alphan Carl Caekeart’ı havaalanından aldı. Ofise yaklaşırken araç telefonu ile yoldan aradı, herkes hazırlandı. Yan taraftaki gerçek sekreterime de ‘Geldikleri zaman buraya devamlı telefon edeceksin, ofis meşgul görünsün’ dedim. Hanın birçok yerini özel olarak temizlettim.

Yeni fincanlar alındı. Tabelamız asıldı. Sultanhamam’da bir de sırt hamalları vardı. Çok kalabalık oldukları için hanın içinde kötü bir görüntü oluşuyorlardı. Hayri Bey’e -hala da yanımda çalışır- ‘Aşağı in, hamallara Vali yardımcısının geldiğini söyle’ dedim. Bir baktım ki bütün hamallar ortadan kaybolmuş. Bu arada Hayri Bey asansörün başında duruyor. Gelen gidene ‘Asansör bozuk’ diyor. Amaç adamı biran önce ofise atmak! Carl geldi, onu ofiste ağırladık. Tekstil ürünleri ve kuru kayısı ihraç ettiğimizi anlattık. Türkiye’nin potansiyelinin büyüklüğü ve bu işi bizim kotarabileceğimizi anlatıyoruz. Görüşmeler bitti ama karar daha belli değil… Öğlen oldu. Programımız onu özel bir rehber eşliğinde Topkapı sarayını gezdirmek ve Konyalı Lokantası’nda yemek yemek. Ofisten çıktık. Jaguar kapının önünde! Ben direksiyona geçtim ve birlikte Topkapı Sarayı’nın yolunu tuttuk. Bu arada ben arabanın klimasını çalıştıramıyorum, yetmedi camları da açamıyorum. Fazla da kurcalamıyorum ki işkillenmesin. Kırmızı ışıklarda kapıyı açıp temiz hava alıyoruz.

Topkapı Sarayı ve Konyalı oldukça etkileyici geçti. Sonra yine kırmızı ışıklarda temiz hava tedariğini yaparak Carl’ı oteline bıraktık. Sıcaktan yolda uyumuştu bile.

Carl akşam kararını açıklayacak. Akşam onu Bebek’teki Süreyya Restorana davet ettik. En iyi masa, en iyi şarap, arkasından da distribütörlüğü verdiğini söylediğinde getirilmek üzere kutlama adına Dom Perignon şampanya şef garsona tembihlenmiş durumda. Sonuçta şampanya patlatıldı. İşi kotarmıştık. Distribütörlüğü aldık.

Arkasından Barkod yazıcı ve Barkod okuyucuların distribütörlüğünü almak gerekiyordu. Onları almak bizim için kolaydı. Çünkü Telxon’un temsilciliği alan, öteki şirketlerin distribütörlüğünü kolaylıkla alabiliyordu. Bu senaryolara ihtiyaç olmaksızın ikisini de yazışma ile aldık. Peki bu ürünler ve ürünlerle çalışan projeler için yepyeni bir pazarı nasıl yaratacaktık? Nasıl satacaktık? Asıl zor dönem şimdi başlıyordu.

O dönemde, Türkiye’de Unilever gibi çok uluslu şirketler, yurtdışında depo otomasyonu, mobil satış gibi konularda projelerinin bulunması nedeniyle, yaptığımız işe aşina idiler. Biz de bunu, distribütörlüğünü yaptığımız firmaların referanslarından öğrenmiştik. Dolayısıyla onlara bu tür projeleri satmak, ikna etmek daha kolay oluyordu.

Unilever Algida Türkiye’de dondurma üretmeye başlamıştı. Onlara “mobil satış, dağıtım otomasyonunu” yapmak için bir öneri götürdük ve projeyi satmayı başardık. İşte bizim ilk büyük projemiz buydu. Bu satış, Algida’nın dağıtım kanallarının büyümesine bağlı olarak büyüdü ve bize yatırımlarımızı yapmak, kadrolarımızı oluşturmak, gelişimimizi sağlamak için uzun bir süre fon sağladı.

Satışlar çok yüksek değildi ama ürünler çok pahalıydı. Örneğin bir seti 7000 dolar civarında bir fiyata satıyorduk. El terminalinin üzerindeki yazılım, back-office dediğimiz, depodaki ana programa bağlıydı. Bu sayede Algida dondurmalarının hangi kamyondan, nerede, ne kadar satıldığının, merkeze geri dönüldüğünde stokta ne kadar mal kaldığının, ne kadar para toplandığının vs. hesaplarını kolayca veriyordu. Üretimlerini de bu bilgiler sayesinde kolayca yönlendirip, hangi ürünlerini daha öncelikli üreteceklerine karar vermeye ve stoklarını daha iyi kontrol etmeye başladılar. Çok yararlı bir projeydi.

Bu işe toplam beş kişi başladık. Bir sekreter, bir yazılım mühendisi, bir muhasebeci, satışa da kendimiz çıkıyorduk. Böyle bir çekirdek ekiple işimize devam ediyorduk. Sonra kadro yavaş yavaş büyümeye başladı. 1993 yılına geldiğimizde 2 milyon 700 bin dolar civarında bir ciroya ulaşmıştık. Fakat yatırıma ve eleman alımına devam ettiğimiz için her şeyi ucu ucuna yetiştiriyorduk. Kısacası çok uzun bir süre tencerede pişirip kapağında yedik. 1993 yılında yaklaşık 40 kişiydik.

Ama hayatta işler her zaman yolunda gitmez!

HAYAT HER ZAMAN PLANLANDIĞI GİBİ GİTMEZ

Girişim öykümü anlatmaya başlarken hatalar üniversitesine kaydımı yaptırdığımdan bahsetmiştim.

Yenilikçi düşünce sistemine sahipseniz, hatalar üniversitesinde öğrenime de başlamışsınız demektir. Bu Üniversiteden size diploma vermezler. Mezunu da yoktur. Girişimci ve yenilikçi olduğunuz sürece bu üniversitede öğrenciliğiniz devam edecektir. Bunun adı tecrübedir ve tecrübenin sonu yoktur.

‘Bir musibet bin nasihatten iyidir’ derler. İstediğiniz kadar iyi eğitim alın, okuyun, hatalarınız olacaktır. Tecrübe dediğiniz engin bir denizdir ve denizle şaka olmaz!

Önemli olan hatalardan ders çıkarmak. Yaşamınızda mümkünse keşkeleriniz hiç olmasın. Hatalarımızdan ders çıkarıp aynı hatayı tekrarlamadan bugüne ve önümüze bakmalıyız. Geçmişimizle uğraşmamalıyız.

Türkiye’de 1994’de yaşanan ekonomik kriz, tüm iş dünyasını olduğu gibi bizi de kötü etkiledi. Ama doğrusu bizimki biraz ağır oldu. Ciromuz 1,5 milyon dolara düştü. Bütün projeler durduruldu. Yalnızca proje satan bir şirket için bu durumun sonuçları çok ağırdı!

Bankalara, vergi dairelerine, SSK’ya ve yurt içindeki firmalara 700.000 dolar civarında borçlandık. Bugün baktığınız zaman, elbette bizim çapımızdaki firmalar için büyük rakam değil. Ama borcun miktarı firmanın büyüklüğü ile bağlantılıdır. Yıl 1994, proje yok, para kazanılmıyor ve yıllık kredi faizleri yüzde 225.

Her şeyimiz hacizliydi. Öyle ki artık hacze verecek mal bulamıyorduk. Bir yandan da işler kötü gidiyordu. Maaşlar ödenemiyor, çalışanlarımızın bir bölümü ayrılmak istiyor. Bunlar elbette aynı zamanda çok acı şeylerdi… Çok büyük bir stresti. Bu stres benim sağlığımı bozdu. Ağır bir akciğer enfeksiyonu geçirdim, ölümden döndüm. Bir ay hastanede yattım.

Bu arada krizden önce, 1993 yılında, günlük para akışımıza yardımcı olması için bir fast food işine girmeye karar vermiştik. Nasıl olduysa, Sultanahmet Köftecisi ile tanıştık. Bakırköy, İstanbul Caddesi’nde güzel bir dükkân tuttuk. Dekorasyonunu yaptık, hatta birincisini açmadan ikinci şubeyi konuşmaya başladık. Elbette bu anlattıklarım, bugün geriye dönüp bakınca doğru adımlar değildi.

Siparişleri verdik, dükkânları açıyoruz. Ben hastaneden ateşler içinde çıktım. Dükkânı açtım, 39,5 derece ateşle hastaneye geri döndüm. Daha kötü oldum, kalkmamam gerekiyordu. Vücut çok dirençsiz, ciğerlerim su toplamaya başladığı için on adım bile atsam nefes nefese kalıyordum. Kısa bir süre sonra dükkanları devrettik. Ama dediğim gibi, hata yapmadan deneyiminiz olmuyor. Kim ki bu dünyada “Ben hiç hata yapmadan başarı elde ettim” diyorsa yalandır.

Ve her yeni girişim, her cesur girişim, yenilikçilik değildir.

Hastalığı atlattım ve işimin başına döndüm.

Küçüldük, iki ortak, çantaları alıp tekrar sahaya çıktık. Ama o günler inanılmaz zordu. Günümün yüzde 80’i günlük problemleri halletmekle geçiyordu. Hacizler geliyordu.

O şartlar içinde elbette yaşam standartlarım da dibe vurdu. Arabamı sattım. Ben üç yıl boyunca işten-eve, evden-işe ve dışarıdaki işlerime taksiyle gidip geldim. Ama bu arada krizden iki yıl sonra şirketin başına bir genel müdür getirdik, ona her türlü imkanı sağladık. Şirketin genel müdürünün arabası vardı, benim Yönetim Kurulu Başkanı olarak arabam yoktu. Buna özveri de diyebiliriz, kendine güven de, ne istediğini bilmek de. Ben patrondum. Para kazanıldığı zaman ben istediğim arabayı alırım ama Genel müdürümüz profesyonel olarak çalışıyordu. Bizi en iyi şekilde temsil etmesi gerekiyordu. Dolayısıyla ben tüm bu yaşadıklarıma “sebat” diyorum.

Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Sorunlarla başa çıkabilmek için ipin ucunu hiçbir zaman bırakmayacaksınız. Bıraktığınız zaman devamı çorap söküğü gibi gelir. Elinizde hiçbir şey kalmaz. Direnmelisiniz. Şu da bir yoldur: İpin ucunu bırakıp hayata sıfırdan başlarım diyebilirsiniz. Ama bu kez de alnınızın akıyla o işten çıkmamış olursunuz. Onu da ben kendime yediremezdim. Bu düşünce ile tüm borçlarımızı, binbir güçlükle 4 yıl içinde uygun bir seviyeye indirerek krizden çıkmayı başardık.

Krizde iletişim çok önemlidir. Sessizlik ise en tehlikeli şeydir. Sürekli olarak sorununuz olan kurumlarla, kişilerle ve ekibinizin her üyesi ile irtibat halinde olmanız, onları motive etmeniz gerekir. Ama bir şey var; sizi kim motive edecek? Yalnız başınasınız. Eğer, “Bu işi yapacağım” diyorsanız, güçlü olacaksınız. Başka çareniz yok!

Peki ben kendimi nasıl motive ediyordum? Her zaman için küçük hedefleri büyük başarının bir parçası olarak gördüm. Vergi dairesinden hacze gelen insanları o gün geri gönderebilmek, gümrüğe gelmiş malı çekebilmek, müşteriye faturayı kesmek, tahsil etmek, ödeme yapmak… Bu adımların hepsi birer birer beni motive ediyordu. O günü sorunsuz atlattıysak veya bir sipariş aldıysak mutlu oluyordum.

1996’da 1993’ün cirosunu ancak yakalayabildik. Kriz bize üç yıl zaman kaybettirdi. 1996’da da borçlar vardı ancak makul seviyedeydi. Bu da yeni yatırım yapmamızı engelliyordu.

YENİLİKÇİ DÜŞÜNCE SİSTEMİ KRİZ DE ATLATTIRIR

Yenilikçi düşünce sistemi ile oluşturulmuş bir iş fikrinin, tek başına, başarı için yetmeyeceğini belirtmiştim.

Exim, yarattığımız sektör, aldığımız projeler. Bunların hepsi, bizi iyi bir noktaya getirmişti. Önemli bir başarıydı. Fakat tamamen projelere bağlanmıştık. Ve ekonomik kriz patladığında, ağır bir darbe yedik.

O halde yenilikçi düşünce sistemi ile kurduğunuz işi geliştirmeniz, zincire yeni halkalar eklemeniz, riski dağıtmanız ve bunu sürekli kılmanız gerekiyor.

Yenilikçi düşünce sisteminin dört önemli unsurunu saymıştım; Vizyon, eylem, değer yaratmak ve sürdürülebilirlik. Bizde dördüncü unsur eksik kalmıştı.

Yıl 1998.

Ve işte o an herşey yeniden başladı.

Exim’de sattığımız tüm donanım ürünlerinin bakım, onarım, kurulum desteğini veren teknik servis departmanı vardı. Teknik servis departmanının faaliyet alanını genişletip Teknoser’i kurduk. Teknoser bugün 400 kişilik bir ekiple faaliyetlerine devam ediyor.

Sultanahmet köftecisini açtığımız şirketi yani Planet Gıda’yı da, Planet ödeme sistemleri A.Ş. olarak değiştirip, ödeme sistemleri konusunda dünyanın en iyi firmalarından biri olan Ingenico’nun distribütörlüğünü aldık. Bu firma önceleri satış müdürlüğü seviyesinde Exim’in altında bir departman iken, ayrı bir yönetim yapısı altında faaliyet göstermesine karar verdik. Şu anda Planet Ödeme Sistemleri A.Ş 20 Milyon Euro üzerinde ciro üreten bir firma haline geldi.

1998 yılında, bu üç şirketimizi tek çatı altında birleştiren Teknoloji Holding’i kurduk.

O dönemde POS pazarı küçüktü. Çok büyük satışlar yoktu ama yıldan yıla pazar hızla büyüyordu. Yenilikçi bir projemiz vardı. Mobil ödeme imkanı yaratan Mobitex modemleri POS’lara yerleştirerek satışını gerçekleştirdik. Böylece Türkiye’de Mobil POS’ları hayata geçirdik. Aslına bakarsanız Ingenico’nun bizimle çalışmaya karar vermesinde de en önemli etken bu yenilikçi proje olmuştu.

İlk satışımızı da Yapı Kredi Bankası’na yaptık. Daha sonra GSM/GPRS POS’lar çıktı. Fakat Mobil POS ile birlikte en büyük pazar olan ve kablolu telefon hatlarıyla çalışan POS işine de girmiştik.

Satışlar hızla arttı. Türkiye’nin büyük bankaları ile çalışmaya başlamıştık. Planet hızla büyüyordu. Doğal olarak, Teknoser de servis ve bakım anlaşmalarıyla hızla büyüdü.

Uzmanlığımız ile pazardaki boşluk birleşince başarı gelmişti. Pazardaki o boşluğu çok güzel doldurduk. O zamanlar bu hizmetleri yalnızca büyük şirketler veriyordu ve fiyatları yüksekti. Biz daha düşük fiyatla, aynı kalitede hizmet vermeye başlayınca, işler bize gelmeye başladı. Böylelikle ciddi bir pazar payı yakalamış olduk.

Zincirin halkalarını oluşturan şirketlerimizle, kaybettiğimiz dört yılın ardından atağa geçtik. 2001 yılında, krizden üç hafta önce, hiçbir yere borcumuz yoktu, üstelik işletme sermayemiz de vardı.

Yenilikçi ve girişimci yönümüzle, 2001 krizinden güçlenerek çıktık.

2001 krizi, beklenenin ötesinde derin bir krizdi. Bilişim sektörü yüzde 50 küçüldü. Döviz hızla yükseliyordu. Borcumuz yoktu. Burada uygulanacak iki yönetim stratejisi olabilir. Birincisi: Küçülür beklersiniz, piyasaları iyi izlersiniz, düzelme başladığında tekrar atağa geçersiniz. İkincisi ise, kriz=fırsat gözüyle bakarsınız. Genelde yapılanın aksine agresif bir satış politikası ile büyüme stratejisi izleyip atak yaparsınız. Burada risk şudur: Eğer kriz derinleşirse, elinizdekini de kaybeder ve bir daha toparlama şansını da kaçırabilirsiniz. Fakat eğer ekonomi, krizden çıkma eğilimine girerse bir yılda üç yıllık yol katedersiniz. Biz ikincisini seçtik. Sonuç: 2001 yılını yüzde 50 küçülen bir pazarda yüzde 8 büyüme, 2002 yılını ise yüzde 102 büyüme ile kapattık. Strateji tutmuştu. Üç şirketimizin rakipleri de oldukça kan kaybetmiş, biz ise küçülen pazarda hiçbir rakibimizin izlemediği stratejiyi izleyerek karlı bir şekilde büyümeyi başarmıştık.

YENİLİKÇİ DÜŞÜNCE SİSTEMİ ALIŞKANLIK YARATIR

Yenilikçi düşünce sisteminin bir yaşam biçimi olduğunu belirtmiştim. Bu öyle bir yaşam biçimi ki tüm hücrelerinize işler. Dünyayı bir “fırsatlar cenneti” olarak görmeye başlarsınız. Bulunduğunuz her nokta, sayısız fırsat görüp iş fikirleri geliştirmeniz için bir araçtır. Başka bir ifadeyle gün içinde vaktinizin önemli bir bölümünde “gelecekte yaşarsınız”. Gördüğünüz fırsatlar, girişimci ruhunuzla, heyecanınızla, azminizle, tecrübenizle birleştiğinde, hayal edemeyeceğiniz kadar kısa süre içinde büyük çaplı bir iş sahibi olabilirsiniz.

Bu fırsatlar, biraz önce saydığım altın kurallarla birleştiğinde başarıya ulaşıyor: Vizyon, eylem, değer yaratma ve süreklilik!

İşte bizim bir fikir üzerine inşaat ettiğimiz İddaa da böyle doğan, çok başarılı bir iş fikriydi.

Herşey Spor Toto için açılan ihale ile başladı. 17 milyon dolarlık cirosu ile potansiyel büyüklüğünün çok altında bir seyir izleyen Spor Toto’nun ihalesine girmeye karar verdik. Fakat bu ihaleye girmek için yeterli paramız yoktu. Daha önce ortaklık yaptığımız Çukurova Grubu’na, Turkcell ile ihaleye birlikte girme teklifini götürdük. Kabul ettiler.

Yanımıza bir de bu konuda dünyanın en hızlı büyüyen ve en başarılı şirketlerinden olan Yunanlı Intralot’u da aldık. Teknoloji Holding’in yüzde 20, Intralot’un yüzde 25 ve “yüzde 100 Turkcell katılımı” olan Turktel’in yüzde 55’lik ortaklığıyla 2002’de İnteltek kuruldu.

Bu arada merkezi Yunanistan’da bulunan Intralot; entegre oyun sistemleri, oyun dizaynı, geliştirmesi, operasyonu ve desteklemesi konularında uzman bir grup. Dünyanın çeşitli ülkelerinde operasyonları bulunuyor.

Inteltek, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü tarafından düzenlenen ihaleyi kazanarak 2002’de operasyona başladı (Müşterek Bahis Oyunlarının Çoklu Erişimli Elektronik Ortamlar Üzerinden Oynatılması ve Merkezi Sistem Kurdurulması ve İşletmeciliği konulu ihale).

Hikâyemiz de aslında burada yeniden başlıyor. Eğer klasik Spor-Toto oyunu ile kalsaydık, şu anda İnteltek vasat bir şirket olabilirdi. Ama Yunanlılar bize, klasik Spor-Toto oyunlarının dünyada uzun bir süredir düşüşte olduğunu, yeni trendin “İddaa” türü oyunlar olduğunu anlattılar. Kendilerinin İddaa oyununu Yunanistan’da oynattıklarını ve 1,5 milyar Euro ciro yaptıklarını söylediler.

Bu gerçekten göz kamaştırıcı bir rakamdı. Orada 1,5 milyar Euro ciro yapılıyorsa, Türkiye’de -gelir daha düşük ama nüfus fazla olduğundan- iki misline ulaşmak işten bile değildi. Bu bizim gözlerimizi kamaştırdı ve oyun Spor-Toto’ya teklif edildi.

Spor-Toto’nun yöneticileri bu oyunu ihalesiz verdikleri takdirde dava edilebileceklerini öne sürerek yeni bir ihale açılması gerektiğini söylediler. Nitekim yeni ihale açıldı. İhaleye fazla katılan olmadı. Teknik olarak Yunanlılar bu işi yaptığı ve know-how onlarda olduğu için büyük bir avantajımız vardı. Ve 2 Ekim 2003 tarihinde, ihaleyi kazandık.

İhaleyi aldıktan sonra Yunanlılara hemen terminal siparişleri verildi. Terminaller geldi, kurulmaya başlandı, merkez sistem kuruldu, bayilikler dağıtılmaya başlandı. İlk dönemde bayilik vermemiz çok zordu. Çünkü insanlar oyunun ne olduğunu, tutup tutmayacağını bilmiyordu. Ama bu dönem çok çabuk geçti.

İddaa oyunu, Nisan 2004’de “3 yıl içinde 1 milyar dolar ciro hedefi” ile yola çıktı. 2004 yılının sonuna gelindiğinde, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü İddaa sayesinde, bir önceki yıl 17 milyon dolar olan cirosunu, 167 milyon dolara, 2005 sonunda ise 987 milyon dolara çıkarmıştı. İddaa’nın bahis oyunları pazarındaki payı Nisan 2004’de yüzde 1’den, Aralık 2005’de yüzde 37’ye çıktı.

YENİLİKÇİ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE, İŞ İLE DUYGUSAL BAĞ KURULMAZ

2005 yılı, Teknoloji Holding’in tarihinde yeni bir dönüm noktasıdır. O yıl, ortağım ile 18 yıllık ortaklığımızı noktalamaya ve farklı kulvarlarda yolumuza devam etmeye karar vermiştik.

Ortaklığı sürdürmekte, ortaklığı bitirmekte bir sanattır. Aslında ortaklık bir taviz verme sanatıdır.

Özellikle grubun gelecekteki yeni yatırımları ilgili fikirlerimiz ve ilgi alanlarımız, oldukça farklılaşmıştı. Artık yenilikçi düşünce sistemlerimiz, birbiriyle farklı kulvarlardaydı. Farklı yatırım alanlarına odaklanmak istiyorduk.

Bu noktada, borçlarımızı kapatarak, müşterilerimizin, iş ortaklarımızın, kısacası tüm çevremizin algılarındaki güçlü konumumuzu koruyarak, yeni ve temiz birer başlangıç yapmak istedik.

Elinizdeki değeri 100 olarak varsayalım. Eğer bu değeri 50-50 paylaşmak istiyorsanız, nakit akışınızın güçlü, kullandığınız kredilerin ise yaptığınız işe oranla düşük olması gerekir. Aksi takdirde, ayrılık nedeniyle oluşacak türbülans nedeniyle, 100’ü 50-50 yerine 10-10 paylaşırsınız. Müşterilerinizi kaybedebilirsiniz, distribütörlüklerinizi kaybedebilirsiniz, yeni iş almada zorlanabilirsiniz.

Yenilikçi düşünce sisteminde, bana göre çok doğru olan bir başka altın kural var. Çok değerliyken, zirvedeyken sat! İş hayatında, geçmişin değerleri ve yönetim anlayışıyla her zaman başarılı olamazsınız. İşinizle duygusal bağ kurmanız, onu nesiller boyu devam eden bir aile şirketi haline getirmeniz, her modelde başarı getirmez. Hatta bazen satmak, işin daha fazla büyümesini sağlar.

Dolayısıyla, işinizle kurduğunuz duygusal bağ yenilikçi düşünce sisteminin özelliklerinden biri değildir.

2005 sonunda, İnteltek firmasındaki hisselerimizi satarak şirketten ayrıldık. Bu işlem, süreye bağlı yarattığı değer açısından Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en önemli ve en değerli şirket satışıdır. Kazan-kazan felsefesiyle, tüm taraflar için büyük bir değer yaratan, büyük bir satış operasyonuna imza attık.

Bu satış öyküsü de yenilikçi düşünce sistemi ile, adım adım planlanmış, ince ince dokunmuş, stratejik bir başarı öyküsü oldu.

Her dönem yaşamımda yepyeni bir başlangıç oldu.

İşte o an herşey yeniden başladı.

YENİLİKÇİ DÜŞÜNCE SİSTEMİ, FARKLI FİKİRLERE DE AÇIKTIR

Duruma bir bakalım: Kredilerinizi kapatmışsınız, borcunuz yok ve paranız var. Ne yaparsınız?

‘Ben artık yoruldum’ diyerek, mevcut işlerinizin gelirleri ile çok fazla uzayıp kısalmadan yola devam edebilirsiniz.

Bu bir tercih meselesidir.

Fakat benim hayatımda, yenilikçi düşünce sistemimde, her zaman yatırım, değer ve istihdam yaratma vardır. Bunlar olmadan, üretmeden, değer yaratmadan, ülkene yarar sağlamadan yaşam o kadar da keyifli değildir.

Ne demiştim? Girişimciye rahat batar!

Başarıya ulaşan yenilikçi kararların dört önemli unsura bağlı olduğunu daha önce de belirtmiştim: Vizyon, eylem, değer yaratma ve sürdürebilirlik.

Bugün hayatıma dönüp baktığımda, her zaman bu felsefe ile yaşadığımı, bu felsefeyi çürüten onlarca hata da yaptığımı ve yerimde duramadığımı görüyorum. Böyle mutluyum. Yenilikçi düşünce sistemine sahip bir girişimci başka türlü yaşayamaz.

Daha fazla girişim, daha fazla yatırım ve istihdam demek. Her başarılı iş fikri, Türkiye’nin önünde yeni bir pencere açacaktır, buna inanıyorum. Dolayısıyla, bütün hayatımı da göz önüne aldığımda, Teknoloji Holding olarak da bu anlamda önemli bir misyonu hayata geçirdiğimizi düşünüyorum.

Bugün 48 yaşındayım ve heyecanım, arayışlarım hiç bitmedi.

Gelecekte de herşey yeniden başlayacak…

Emin Hitay
Yönetim Kurulu Başkanı
Teknoloji Holding
7. Pazarlama Zirvesi (2006) Konuşması

Hepsiburada.com Başarı Öyküsü

Hepsiburada.com‘dan Kaan Dönmez’in İTÜ’de verdiği bir konferansın videosu. Özellikle e-ticaret sektöründe olup da bu videoyu izlemeyenlere kesinlikle tavsiye ederim.

Gerek e-ticaret gerekse başka sektörlerde yeni iş kuran birçok kişinin özellikle ilk yıllarda yaşadığı en büyük problemlerden biri nakit sorunudur.

Özellikle hızla büyüyen bir şirketiniz varsa nakit sorunu kaçınılmaz bir durum olabilir.

Bu videoda ilgimi çeken ve birçok kişiye örnek olabilecek bir durum Hepsiburada.com’un ilk yıllarında yaşadığı nakit sorunu ve Kaan Dönmez ve ortaklarının bu sorunları nasıl aştıkları bölümü oldu.

Türkiye’de e-ticaretin ilklerinden olan Hepsiburada.com’a başarılarının devamını diliyorum.

Amerika’da Girişimcilik ve İnternet Konferansı

Aralık ayında Türkiye’ye gelişimde İstanbul’da Genç Girişimciler Kulübü tarafından 8 Aralık 2007 tarihinde düzenlenen “Amerika’da Girişimcilik ve İnternet” konulu bir konferans verdim.  Bu konferansı vermekteki amacım Türkiye’deki genç girişimci arkadaşlarla tecrübelerimi paylaşmak idi.

Konferansta pek fazla teknik konuya girmeden girişimcilik ve internet üzerine konuştum. İnternette çok genel de olsa Amerika ve Türkiye’deki projeleri kıyasladım ve sorulara cevap verdim.

Beni konuk eden Genç Girişimciler Kulübüne, başta Erksoft‘tan Atakan Eser Bey’e,  Bülent Arslan Bey’e ve katılımcı arkadaşlara tekrar teşekkürlerimi iletmek istiyorum.  Aşağıda konferansın videosunu ekliyorum, iki saatin üstünde bir video, umarım hepsini izleme fırsatınız olur.  Bu konu altında yorumlarınızı ve eleştirilerinizi iletirseniz çok sevinirim.

“Amerika’da Girişimcilik ve İnternet Konferansı” videosu

Konferans Fotoğrafları

Genç Girişimciler Kulübü Konferans - Ahmet Kırtok

Genç Girişimciler Kulübü Konferans - Ahmet Kırtok

Genç Girişimciler Kulübü Konferans - Katılımcılar

Genç Girişimciler Kulübü Konferans - Ahmet Kırtok

Genç Girişimciler Kulübü Konferans - Ahmet Kırtok

Genç Girişimciler Kulübü Konferans - Konferans Arası Sohbet

Konferans fotoğraflarının devamı Genç Girişimciler Kulübü Foto Albümünde.  Ayrıca GGK sitesinde Amerika’da Girişimcilik ve İnternet Konferansı hakkında daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.