ingilizce-egitim

İngilizce Eğitim

Ortaokulu Adana Anadolu Lisesi‘nde okudum. Bizim zamanımızda Adana Anadolu Lisesi bir tane idi. Henüz o yıllarda her mahalleye Anadolu Lisesi kampanyası başlamamıştı.

Fen Bilgisi dersimize gelen bir İlyas Hocamız vardı. Çok severdim, çok cana yakın, samimi bir öğretmendi.

Fen Bilgisi dersi zorunlu olarak İngilizce idi, Matematik ve diğer birçok ders gibi. Gelin görün ki bizim İlyas Hoca’nın bir sorunu vardı,

İngilizce bilmezdi… ya da bildiğini bize belli edemedi…

Ortaokul boyunca İlyas Hoca kitabı satır satır okudu, günler, haftalar, aylar, yıllar boyunca… İngilizce yazılanı Türkçe okunuşu ile okudu hem de. Gülerdik çoğu zaman ama içimde hep bi hüzün olurdu.

Biz de her sınava kitaptan satır satır kopya hazırladık ezberledik, çalıştık.

Biyolojim hep bu yüzden zayıftır. Ortaokulda hiçbirşey öğrenmedim. Matematik, fizik gibi sayısal derslerin temelini az çok kaptım, sonuçta İngilizce de olsa rakamlardı ağırlıklı.

En verimli çağımda, en almaya hazırken beynim, daha iki cümle konuşup kendimi ifade edemedeğim bir dilde bana molekülleri, Darwin Teorisini ve daha birçok konuyu anlattı bu sistem.

İlyas Hocamın suçu yoktu. O da sistemin kurbanı idi. Ona hiç kızmadım büyüyünce de…

Aradan yıllar geçti, Teksas’ta yüksek lisans yaparken yeni gelecek bir Türk arkadaşı karşılamaya gittim. Toplasan 40-50 Türk öğrenci vardı okulda ve yeni gelecek Türk öğrencileri müsait olanlar karşılardı. Yerleşmesine yardımcı olur, ihtiyaçları için alışverişe götürür, vs.

Gelen arkadaş Türkiye’nin en güzide üniversitelerinden birinde hem üniversite okumuş hem de master yapmış. Bu üniversitenin zorunlu eğitim dili İngilizce. Muhtemelen orta öğretimde de İngilizce zorunlu eğitim olan bir okulda okumuştu. Kendisini alır almaz yemeğe götürdüm.

Öğrenciyiz o zamanlar, ayak üstü ve ucuza McDonald’s yeriz dedik ve yolumuzun üstünde bir McDonaldsa girdik.

Çok uzun yıllar boyunca, aklınıza gelen her dersi zorunlu olarak İngilizce öğrenmiş bu arkadaşım McDonalds’ta yemek siparişi veremedi. Daha doğrusu İngilizcesini çalışan kişi anlamadı. Yaklaşık 3-4 dakika tekrar edip, eliyle bir yandan menüye gösterdikten sonra ben kola aldığım yerden durumu farkederek geldim ve bir şekilde sipariş vermesine yardımcı oldum.

Daha sonra öğrendim, bir sene ortaokulda hazırlık okumuş. Kolejde tamamen İngilizce eğitim almış ve üstüne bir yıl hazırlık daha okuyarak üniversite ve master eğitimi boyunca da İngilizce eğitim almış.

“Olur mu?” demeyin. Abartıyorsun demeyin…

Türkiye’nin en iyi okullarından gelip, ABD’ye ilk geldiklerinde iki cümle İngilizce konuşamayan çok insan tanıdım yıllar boyunca.

Örnekler uzar gider…

Türkiye’de bir üniversitede, Türk bir profesörden, Türkiye Cumhuriyeti yasalarını öğrenmek için hukuk fakültesi okuyan ve İngilizce eğitim alan, gencecik, pırıl pırıl Türk öğrenciler var.

Sadece avukat olacaklar değil, psikologlar, mühendisler, fen bilimciler hatta felsefeciler… Hepsi mesleklerini, tam olarak okuyup anlamadıkları bir dilde öğrenmeye çabalıyorlar.

İngilizce’ye karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. Hangi mesleği icra ederseniz edin, yenilikleri takip etmek, dünyada önde gelen yayınlardan uzak kalmamak, hatta yayınlar yapabilmek için İngilizce olmazsa olmaz bence.

Ama bir öğrenciye, ana dili dışında bir dille, bir meslek doğru düzgün öğretilemez. İşte bu yüzden, ne mesleğine ne de İngilizce’ye tam hakim yüz binlerce genç mezun oluyor her sene üniversitelerden.

Zorunlu İngilizce Eğitime Karşıyım

İlkokuldan, ortaokula, liseden, yüksek lisansa kadar, Türkiye’de zorunlu İngilizce eğitime karşıyım.

Çünkü;

  • Dünyada sözü geçen, güçlü ve bağımsız hiçbir devlet ana dili dışında meslek eğitimini zorunlu kılmaz, kılmamalı. Biz sömürge ya da koloni bir ülke değiliz.
  • Gençlerin büyük bir çoğunluğu, ana dilleri olmayan bir dilde aldıkları eğitim sonucu, yetersiz mesleki bilgi ile iş hayatına atılıyorlar ve hayal kırıklığı yaşıyorlar.
  • Zorunlu İngilizce eğitim, Türkiye’de Osmanlı zamanında kurulan misyoner okullar ile başlamıştır. 2012 yılına girerken, misyonerlerin ve dış güçlerin Türkiye için planladığı bu oyunun bir parçası olmamalıyız diye düşünüyorum.
  • Mesleki eğitimi İngilizce dilinde verecek akademisyen sayısı Türkiye’de yetersizdir. Türkiye’nin en güzide üniversitelerinde dahi İngilizce konuştuğunu anlamakta zorlandığımız birçok öğretim üyesi vardır. Birçok yeni açılan devlet ve vakıf üniversitelerinde İngilizce mesleki eğitim verebilecek düzeyde akademisyen kadro oluşturmak bir hayalden ibarettir.

İngilizce Eğitmek Yerine İngilizce Öğretelim

İngilizce’nin, özellikle internetin hayatımıza girmesi ile birlikte olmazsa olmaz bir dil olduğunu kesinlikle kabul ediyorum ve özellikle genç arkadaşlara İngilizce’yi çok iyi öğrenmelerini hep tavsiye ediyorum.

İngilizce eğitim konusunda bana yanlış gelen yönleri ve eleştirileri sıraladım bu yazıda. Sürekli eleştiren ve hiçbir çözüm önerisi sunan insanlardan pek haz almam. Bu nedenle çözüm önerilerimi de sıralıyorum.

  • Öğrencilere genç yaştan itibaren çok iyi seviyede İngilizce öğretelim (öğretelim diyorum, eğitelim ile farkını vurgulamak istiyorum)
  • Meslek eğitimlerini (meslek liseleri, yüksek okullar, üniversiteler, vs) kendi ana dilimiz olan Türkçe ile daha kaliteli yapalım.
  • Temel İngilizce’yi genç yaşta öğrenen öğrencilere mesleki İngilizce dersleri ile yüksek eğitimlerinde destek dersleri verelim.
  • Gençleri okumaya, araştırmaya teşvik ederek, ezberletmek yerine, mesleki İngilizcelerini geliştirecek programlar oluşturalım.
  • Öğretmenlerimizin, akademisyenlerimizin mesleki İngilizce’lerini geliştirmeleri için destek ve teşvik programlarını arttıralım.

Bazılarınızın “Her okul, her üniversite zorunlu İngilizce eğitim vermiyor, Türkçe eğitim veren okulları tercih edebilir gençler.” dediğinizi duyar gibiyim.

Türkiye’nin önde gelen birçok devlet üniversitesi ve özellikle sayıları hızla artan birçok vakıf üniversitesi zorunlu İngilizce eğitim veriyor. Boğaziçi’ni kazanıp, “Ben Felsefe okuyorum, okuduğumu anlamıyorum, felsefeyi Türkçe öğrenmek istiyorum” demek gibi bir lüksünüz yok.

Bir Dil, Bir İnsan

Ne iş yaparsanız yapın, iş hayatında büyük hedefleriniz varsa, İngilizce olmazsa olmaz.

Özellikle gençlere tavsiyem, yabancı dile önem vermeleri. İngilizce dışında bir ek dil daha öğrenmeleri ve öğrencilik yıllarında, imkanları dahilinde, fırsatlar da yaratarak yurt dışı tecrübeleri edinmeleri.

Daha Güçlü Bir Türkiye İçin

Türkiye dünyada daha güçlü bir ülke olmak istiyorsa, devletimizi yönetenlerin bu konuya önem vermesi gerekiyor. Güç, sadece ekonomik başarılarla elde edilmez.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığını bir kenara bırakıp, bizlerin olmasa bile, en azından bizden sonraki nesillerin daha güçlü bir Türkiye’de, kendi dillerinde eğitimlerini alıp, her alanda, dünyada faydalı ve başarılı işlere imza atmaları dileği ile…

Daha güçlü bir Türkiye ve daha başarılı bir yeni nesil için İngilizce Eğitim yerine, Türkçe Eğitimi destekliyorum.

İlgili Yazılar

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorumları Gör(18)
  1. Merhaba,
    Iki üç tane konu var aslında
    1- Niye ingilizce dayatılır?
    Eger ingilizce bütün ülkeye dayatılırsa ülke dünyanın o dili konusan kısmına yüzünü döner, olabiliyorsa onlardan daha iyi olur ama olamıyorsa onların tedarikçisi (modern sömürgesi) olur yıllarca bizim oldugumuz gibi. Dünyanın geri kalanında çok daha iyi işler yapabilecekken tedarikçiliğe alıştırılır,
    2- Eğitim türkçe olsa ne olurdu?
    Ozaman insanlar belli bir yaşa kadar kendi dillerinde eğitim aldıktan sonra iş hayatlarında bakarlardı ki dünyanın iş yaptıkları bölgelerinde farklı diller gerekiyor, o dillere yoğunlaşırlardı ve ülkede herkes bilmesi gereken dili bilirdi
    3- Ne oldu?
    2000 lerin başında biz üniversite dışında yabancı dil egitimini zorunlu olmaktan cıkardık, ve ancak 10-15 yılda bizim AB ye olan ihracat bagımlılıgımız %70 lerden %45 seviyesine geriledi. AB nin yerini afrika ortadogu ve uzak dogu doldurdu, belki hala AB nin tedarikçisiyiz ama diğerlerine marka ihrac edebiliyoruz.

    Sonuç

    Bence şuan olması gereken noktadayız, bazı üniversiteler ingilizce egitime devam ediyor ama aralarında çok iyi olup türkçe eğitim verenler de var, liseye kadar herşey tukce, sonrasında da seçme şansı var, zorlama yok.

    Biraz fazla yazdım, bende liseden sonra sadece ingilizce eğitim görenlerdenim ve bir dönem ingilizce uzun yazıyı türkçeden daha iyi yazmaya başlayınca tadım kaçmıştı. Onu hatırladım sanırım :)

  2. Zamanında Fizik, Biyoloji, Kimya ve Matematik’i Almanca öğrenmiş biri olarak söyleyebilirim ki, size tamamen katılıyorum. Ortaokula başlamışsınız, Biyoloji bilmiyorsunuz, Almanca bilmiyormusunuz ve Alman bir öğretmenden biyoloji öğrenmye çalışıyrosunuz. İşin bir diğer garip yanı ise, ortaokul sonundaki Fen Lisesi, Askeri Lise vb gibi sınavların hepside Türkçe idi. Dersin hem Türkçesini hem Almancasını öğrenmek durumunda kalınıyordu. Onun yerine, sadece yabancı dil verilse daha sağlıklı olurdu.

  3. Ahmet Bey Merhaba,

    Yazılarınızda değindiğiniz konuları beğeniyle takip ediyorum. Bu nedenle ben de kendi deneyimim ile birlikte oldukça ilgimi çeken bu konuyu yorumlayayım istedim. (Okuyucularınızın engin deneyimlerimden eksik kalmasına gönlüm el vermedi :)

    Şaka bir yana, ben de İzmir’de Bornova Anadolu Lisesi’nde 7 sene İngilizce eğitim gördüm. Öğretim demiyorum, zira İngilizce öğretmediler. Aslında bence ideal olan bizim lisemizdeki sistemdi. Öğretmenlerimiz dersleri Türkçe işlerlerdi, ancak terminoloji İngilizceydi. Hatta genelde hem İngilizcesini hem Türkçesini beraber verirlerdi. Bugün ‘plaza Türkçesi’ dediğimiz dilde eğitim aldık yani.

    Çoğu arkadaşım iyi seviyede İngilizce bilmeden mezun oldu. Daha doğrusu sizin arkadaşınızın yaşadığına benzer sorunlar yaşatacak kadar İngilizceleri vardı diyelim. Okuduğunu anlayan, yazı ile iyi kötü derdini anlatabilecek kadar bir İngilizce. Tabii iş konuşma ve dinlemeye gelince, malum pratik eksikliği nedeniyle ben de dahil herkes sorun yaşıyordu. Ben ve bazı arkadaşlarım yabancı dilde müzik dinlediğimiz, İngilizce romanlar okuduğumuz için dilimiz gelişmişti. Yani aldığım eğitim değil, kendi hobilerim sayesinde dil öğrendim.

    Bunun dışında bir gerçeği de yadsımamak lazım. Ergenlik döneminde insan derste yabancı dilde konuşmaya pek sıcak bakmıyor. Bu nedenle dersi ne kadar İngilizce işleseniz ve öğrenciler anlasa da verim alamıyorsunuz. Çünkü İngilizce konuşmak zorunlu olunca katılım ve ilgi dramatik bir biçimde düşüyor.

    İş, üniversiteye gelince de aynı diye düşünüyorum. Bence terminolojinin (beğensek de beğenmesek de) egemen dil olan İngilizce’de verilmesi zorunlu. Ancak işin tek boyutu da bu değil.
    1) Artık üniversitelerimiz değişim programları ile birçok yabancı öğrenciye de ev sahipliği yapıyor. Onların katıldığı derslerde zaten eğitim dili İngilizce diye geldikleri için dersin yabancı dilde işlenmesi zorunluluğu doğuyor.
    2) Üniversitelerimizde artık tüm profesörlerimiz Türk değil. Yabancı bir hocanın dersinde dersin İngilizce işlenmesi zorunlu oluyor. Yabancı dil bilmeyen öğrencilerin de bu derste kötü notlar alması kaçınılmaz oluyor haliyle.
    3) Kendim değişim programıyla yurtdışına gittiğimde anadili İngilizce olmayan bir okulda İngilizce eğitim gördüm. Yabancı öğrencilerin kalabalık olduğu derslere onlara özel sınıflar açılırdı. Ancak az öğrenci olduğunda bu az sayıda öğrenci yerli öğrencilerle birlikte dersi İngilizce alırdı. Bu da tam tersi yerli ve yabancıların kaynaşmasını değli, aralarında bir soğukluk oluşmasına neden oluyordu, çünkü yabancı dili iyi olmayan öğrencilerin notları düşüyordu. Aynısı bizde de yaşandı. Üniversitemizde yabancı öğrencilerin girdiği derslerde ortalamalar oldukça düşerdi.
    4) Üniversitelerin hazırlık sınıflarında da büyük sorun olduğunu düşünüyorum. Önceden İngilizce bilmeyen hiçbir arkadaşım hazırlık okuduktan sonra İngilizcelerini geliştirememişti. Diğer taraftan, Galatasaray Üniversitesi’nde okuyan arkadaşlarım ise, 2 yıllık hazırlık sonrasında iyi ile mükkemel arası derecede Fransızca öğrendiler. Eğitimin kurum tarafından ne kadar ciddiye alındığı ile de ilgili bir durum olsa gerek.

    Özetle, yabancı dil eğitimini biz ders olarak yaptığımız sürece; yaşam tarzımızın içinde organik olarak yer almayan, sadece not verilecek bir husus olarak kaldığı müddetçe, bu sorunları çözemeyiz gibime geliyor.

  4. Ahmet Bey,
    Bahsettiğiniz konu herkesin kanayan yarası ve bence hemfikir oldukları bir konu ama kimse bir adım atmıyor. Eğitim dili ingilizce diye kaliteli olmayan üniversitelerin bile giriş puanları diğerlerinden yüksek oluveriyor.

  5. İngilizce eğitiminin organikliğini arttırmak için aklıma temel olarak iki yol geliyor:
    -En önemli yollardan birisi Exchange – Erasmus programları ve onların sayesinde okuldaki uluslararası nüfusu arttırmak.
    -Yabancı eğitim kadrosunu artırmak.
    Bunlar sayısı bir elin parmağını geçmeyecek bazı seçkin üniversiteler dışında kimlerin önceliği, o konuda emin değilim yalnız.

  6. İşin bir de şu yönü var. Daha gelişmiş olanaklara sahip ve daha çok kaynak üretmeye müsait üniversitelerde eğitim dili İngilizce olmasından ötürü yeterli Türkçe kaynak üretimi de gerçekleşemiyor. Çoklukla ithal ve çok az içerde yazılmış yine İngilizce ders ve kaynak kitaplar vardı okuduğumuz dönemde. Değişim olduğuna pek ihtimal vermiyorum. Bu aynı zamanda sonucu bilim üretememeye giden sebepleri barındırıyor aslında.

  7. İlkokul 4. sınıftan itibaren İngilizce zorunlu ders. Üniversitelerde ise;bir çok fakültede 1. sınıf öğrencileri için İngilizce zorunlu ders.
    4. sınıfta öğretilen What is your name?
    üniversite 1. sınıfta öğretilen what is your favorite futbool team?
    10 senede Türk Eğitim Sisteminin ne kadar İngilizce öğrettiği ortada.
    Bu sadece İngilizce için geçerli değil. Müzik, Beden, Resim gibi derslerde de aynı durum söz konusu

  8. Bir yıl hazırlık okudum. 8 sene de MRB okullarında İngilizce dersi aldım. Halen futbol un İngilizcesini yanlış yazıyorum. Sorun benden mi kaynaklanıyor? Sanmıyorum.

  9. Ben de bir Anadolu lisesinde okuyorum. Biz tabi kendi alanımızda ki dersleri İngilizce olarak görmüyoruz ama sizin zamanınızdan bu zamana kadar değişen pek bir şey yok. Bize hiç bir zaman pratik ve uygulamalı İngilizce eğitimi verilmedi. İlk okul 4.sınıftan beri İngilizce görüyoruz. Fakat bize hep dil bilgisi kısmı anlatılmaya(ezberletilmeye) çalışılıyor. Her sınavdan önce yaptığımız şey: Cümle kuruluş kalıpları, soru kalıplarını ezberlemek.. Bence de İngilizce olmadan olmaz ama bu şekilde öğretilmeye çalışılması ve benim 8 yıldır aynı kalıpları ezberlemem bir şey ifade etmiyor.

  10. Hello everyone ,nasilsiniz :)
    Tabi ki Boğaziçi univ kampüsünden yazdım yukarıyı. Kısaca bizde ki durum , 2 dil bazen 3 dil arasında yasamak
    Hazirlik sınıfında dinleme , okuma ve yazma dersi veriliyor. Yeterlilik sınavında bunlardan sorulup , derste de anfi de hoca ile tartisman bekleniyor !
    Egitimi İngilizce alan liseli , Robert College , dan gelenler arkadas sadece daha iyi konuştuğu icin derslerde aktif bizim Anadolu kaplanı ,yokluktan zekasiyla parlayıp gelen arkadas geride kalıyor . Yani is biraz gerilerde bitiyor .
    Ahmet abi teşekkürler gecen sene yanında ofisteyken sürekli derdin , severek öğrenmen lazım bende , güzel bir Kiz , tabi ki de latin , le dilimi geliştirdim
    Şimdi de steve jobs un hayatını okurken , matematik öğretmeni Zeki bir cocuğun derse dikkat etmesini ancak icinde para dolu kitabı 2 günde çözmesini şart koşarak sağlayabilmiş . As a result, her kisinin , cocuğun dikkatini cezbedebilecek bir egitim sistemini oluşturAmazsınız. Kişisel yaklaşımda su an İcin bireysel inisiyatiflerden oluşuyor . Severek yapacağız seylere küçücükken yönelmeliyiz , yoneltilmeliyiz

  11. Ortaokulu liseyi “İngilizce” bitiren ne çok insanmışız yahu.. Ahmet, düşüncelerine katılıyorum. Bu yazıdakilerin her kelimesinin altına imzamı atarım. Atilla bey de güzel noktalara değinmiş. İkinize de teşekkürler.

  12. Selamlar…
    Ortaokul(hazırlık dahil) ve Liseyi özel okulda okudum. Üniversiteye hazırlığa başlayana kadar temel derslerden hiçbirşey bilmediğimi farketmemiştim. Dershanede seviye tespit sınavı ile anladım ne seviyede olduğumu. Yabancı dil ile eğitim kadar bir ülkenin geleceğini sömüren, kendi kendimize (ki onunda dışarıdan ayarlandığı söyleniyor bknz. Oktay Sinanoğlu’ nun kitapları) yaptığımız en büyük kötülük olsa gerek. Oktay Sinanoğlu hocanın Bye Bye Türkçe kitabını tavsiye ederim. En büyük sömürü beyinlerin sömürüsüdür der kitabında bolca. Rusların sömürülerine sorarsan dünya dili rusçadır. Fransızların sömürülerine sorarsanız dünya dili fransızcadır der. Yani hangi ülke yada ülkenin sömürüsü altında iseniz dünya dili odur dersiniz. Bizide zamanında Amerika’ ya bağladıklarından, Dünya dili hangisidir diye kime sorsan; büyük çoğunluk İngilizce diyecektir. Yabancı dil ile eğitimin saçmalığı şuradan belli olmaktadır. Şimdilerde Çin devleti hızla büyüyor ve gittikçe dünya ekonomisinde daha fazla söz sahibi oluyor. Ne yapacağız? Türkiye’ de eğitim dilini Çince mi yapacağız? Çince matematik, Çince fizik vs. Kulağa ne kadar komik geliyor değil mi? Matematik Fizik Kimya nın dili olmaz. Ben türkçe 2+2=4 “iki artı 2 eşittir dört” derim, İngiliz “tu plas tu ikuvultu for” der. İkiside aynı şeyi ifade eder. Ama Türkçe okunuşu ve yazılışı benim için en kolay anlaşılır olanıdır. Önemli olanda budur. Ortaokuldayken matematik yada fizik dersinde hocalar türkçe konuşanlara ceza verirlerdi. Ne oldu ben hem temel derslerden hiçbirşey öğrenemeden mezun oldum. Hemde ingilizceyi öğrenemedim.
    Yabancı dil yabancı dil olarak öğretilsin, Ahmet abi yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum.

  13. Bence “mesleki” ingilizcenin gerek yurt dışındaki üretim bağlamındaki gelişmeleri takip etmek adına, gerekse kaynaklara erişim bağlamında bir çok katma değer kattığı gözden kaçırılıyor. Dil yaşayan bir şey sonuçta ve araç – amaç ikileminde asli unsur hiç bir zaman hamburger spariş edebilmek olmamalı :) “bence” . Bende üniv. hayatı boyunca ingilizce eğitim almış, bir matematik mezunuyum. Lakin ilk yurt dışına çıktığımda gerek anlık cevap üretebilme refleksi, gerek speaking practice denilen şey mevzusunda ilk üç gün sınıfta kalmıştım. Ancak geçmiş dönem birikimlerim sonraki o üç – beş günlük sürenin sonunda kendi potansiyelimi keşfetmeme de sebep olmuştu ve bir şekilde daha rahat ilerlemiştim. Şuradaki gerçeklik payı kaçınılmaz, (Keza ODTU mezunu bir akademisyenin analytic geometry dersinde rotate diyeceğine maymun gibi kafasını 8-10 defa çevirmesine şahit olmuş bir insanım) bir insan en iyi eğitimi ancak anadilde alır. Lakin ingilizce verilen bir eğitimin konuları kavrayabilme anlayabilme noktasında bir engel oluşturduğunu düşünmüyorum. Ki ingilizce verilen eğitim gerek kaynak, gerekse materyal bakımından Türkçe verilen eğitimlere nazaran daha fazla imkan sunuyor.

  14. Ek olarak… Bence burada sorgulanması gereken durum bir “işin” yani farz-ı mahal eğitimin doğru bir şekilde yapılıp yapılmadığı mevzusudur. Almanya’daki bir çok lise öğrencisi ingilizceyi Türkiye’dekilerden çok daha iyi bir şekilde konuşuyorsa, ve kaynaklara daha rahat erişip kullanabiliyorsa, burada ama latin kökenli diller hede hödö deyip topu taca atmadan, şunu sorgulamak gerekiyor “bence” : Nasıl vasat bir ingilizce eğitimi veriyoruz ki hem akademisyenlerimiz/hocalarımız hemde öğrencilerimiz bunu tam anlamı ile kavrayamıyor ve gündelik yaşamının bir çok yerinde araç olarak doğru bir şekilde kullanamıyor.

  15. 30 yaşına gelmiş, makina mühendisliği mezunu, orta okul ve lise eğitimini anadolu lisesinde almış biri olarak yazınızı okurken eski günlere birden daldım, arkadaşlarımla özellikle lise yıllarında hararetli bir biçimde konuştuğmuz konuydu bu, biz sözde çocuk olarak bunları düşünebiliyorken yöneticeler bunu göremiyordu diye az üzmedik kendimizi,
    bu günlerin sıkıntısı iş hayatında yaşan kişilerden oldum bende, özellikle yurt dışında bulunduğum o ilk günleri hiç unutmuyorum, kelimeler ağzımdan çıkmıyordu bir türlü, malesef mesleki derslerde sadece ezberle geçmiştik bizde sınıflarımızı, hatta biyolojiyle ilgi atıfta bulunmanıza binayen aklıma geliverdi hemen” the cell is the smallest part of the human body” .:))
    şuanda akaryaryakıt alanında faaliyet gösteren bir kamu kurumunda mühendis olarak çalışıyorum ( libya olaylarından sonra yurt dışı defterini ve özel sektör kariyerini malesef bir kenera bıraktım) , şunuda açıkca söyleyebilirimki şimdi anladım yöneticelerin bizim gördüklerimizi neden görmediklerini, çünkü yönetici diyebileceğim kişi henüz görmedim !!

  16. haklısınız hocam.Türkiye de ingilizce eğitim furyası moda olmuş , almış başını gidiyor.
    ama öğrencilerin büyük bir çoğunluğu sırf statü olsun diye ingilizce bölümü türkçe bölüme yeğliyor bilmem ne kadar doğru.

  17. Ya bırakın bunları siz yine şükredin halinize keşke bizde ingilizce görseydik insan duya duya kulak aşinalığı ile öğrenir.
    şimdi ki nesil hiçbirşey bilmiyor.İngilizceyi atmak için Türkiyenin bir Çin Japonya olması gerekir. hem bu kadar sorun eden bir ülke daha yoktur.
    Milleti millet yapan dil değildir bence üzerinde yaşadığı coğrafyadır iklimdir gelenektir.Ha türkçe anlaşmışsın ha başka bir dilde İngilizce evrensel bir dil sebebi tartışılır o ayrı ama bir japonya da her insan japonca yanında ana dili seviyesinde ingilizce biliyor her arap ingilizceyi ikinci dil olarak biliyor.Niye sistemi oturtmuşlar bizse hala öğretelim mi öğretmiyelim mi derdindeyiz.Kendi dilini öğren diğerinide öğren ne kadar verirseniz verin dil için kritik yaş vardır sonrasında ana dil gibi olmaz hep aksanlı olur