monopoly2

Türk İnternet Sektöründe Tekel Sorunu

İngilizce: Monopoly Türkçe: Tekel ya da Monopol.

Herhangi bir alanda mevcut sistemin işleyişinin tek bir birimin kontrolünde olması; gücün tek elde toplanması.

Ticaretin her alanında, çok uzun yıllardır bilinen ve tartışılan bir konu tekel konusu. Bu konuda her ülkenin kendine göre oluşturduğu farklı yasaları bulunmakta.

İnternet, birçok sektöre göre henüz daha yeni bir alan olduğu için monopoli kuralları da dünyada yeni şekilleniyor.

Türkiye’de Rekabet Kurumu‘ndan haberdarım, ancak özellikle internet sektörüne yönelik mevzuat hakkında hiçbir bilgim yok. Bu yazıda paylaşmak istediğim de tekel sorununun hukuki boyutu değil. Türkiye’de internet sektöründe iş yapan bazı önde gelen şirketlerin tekel olabilmek için attıkları centilmenlik dışı adımlar.

Yazılarımı okuyan sizler beni tanırsınız, hayat felsefem daima yapıcı olmaktır, yazmayı düşündüğüm birçok yazıdan yanlış anlaşılabilir diye vazgeçtiğim olmuştur. Ancak Türkiye’de henüz oluşmakta olan internet sektöründe öncü birçok şirketin yaptığı büyük bu yanlışı paylaşmak sektörün geleceği açısından çok önemli.

Önde gelen bir e-ticaret şirketinin tedarikçilerine “ürünlerin internette en ucuz benim sitemde satılmak zorunda” şeklinde bir anlaşma imzalatması rekabete aykırıdır. Türkiye’yi bilmem ancak ABD’de suçtur.

Online bilet satan bir şirketin organizasyon sahibine, en yakınlarına dahi başka kanallardan bilet satamazsın, ya hepsini biz satarız ya da hiç yardımcı olmayız demesi “ben tekelim, sektör beni ilgilendirmez” demektir.

Grup alışveriş sektörüne ilk giren firmalardan birinin yöneticisinin fırsatlar için sadece exclusive anlaşma yaptıklarını & iş stratejileri açısından bunun önemini vurgulaması belki illegal olmasa da sektörün büyümesinin önüne geçecek temel bir monopoly sorunudur.

Türkiye internet sektöründe bunlara benzer birçok farklı örnek çıkmakta karşımıza. Örneklere takılmaktansa büyük resmi görebilmek önemli olan.

Farklı alanlarda birçok öncü ya da büyük internet şirketinin yöneticilerinin hep “ben” şeklinde konuşmaları. Sektör büyüsün istiyoruz derken aslında “biz tek olalım da gerisi önemli değil” şeklinde yaklaşımları monopoly’nin temelini oluşturur.

Sektörde birçok kişinin gözlemlediği ancak pek konuşmadığı bir konu monopoly konusu.

Türkiye’de henüz çok başlangıçta olan e-ticaret ve internet sektörünün geleceğine en önemli tehditlerden birisi tekel konusu.

Küçüklerin düşündüğünü konuşması, gerektiği yerde sesini yükseltmesi, büyüklerin ise bu konuyu sektörün geleceği açısından düşünüp ciddi bir şekilde ele alması gerekir.

Ortada ufak bir pasta var. Ya herkes en büyük dilimi alabilmek için birbiri ile yarışacak, ya da el ele verip daha büyük bir pasta hayali için çalışılacak.

Adil şartlarda, birbirine saygılı ve tatlı rekabet hem sektöre hem de her boyutta şirketlere faydalı olur.

Türk internet sektörünün geleceğini düşünüyorsak eğer herkese görev düşüyor. Özellikle sektörün büyükleri, sektörel sivil toplum kuruluşları, dernekler ve Rekabet Kurumu monopoly konusuna ciddi önem vermeli ve hep beraber bu daha büyük bir pasta yapmak için çalışmalıyız.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorumları Gör(17)
    1. Hasan birkaç örnek verdim. Amacım kimseyi parmakla göstermek değil daha önce konuştuğumuz gibi.

      Ben uzaktan gözlemimi yazdım & gerçekten internet sektörünün geleceği için bunu tehdit olarak görüyorum. Burada sektörün içinde olan herkesin konuşması gereken bir konu monopoly sorunu.

      Bence örnekler yerine, sektör bir araya gelip neler yapılabilir konusuna odaklanmak gerekiyor. Bu sektörde herkesin fikirlerini bekliyorum ve cidden merak ediyorum.

      1. Büyükler bunu konuşmuyor, küçüklerde büyüyünceye kadar konuşuyorlar bu konuyu. Tekele karşı söylemlerle çıkanlar da bir süre sonra aynı yola sapıyorlar. Pazar büyürse hepimiz bundan faydalanırız. Alakasız bir internet sitesinin büyümesi bile bir çok yeri etkiliyor. Örneğin; markafoni, trendyol ve limango sayesinde daha önce alışveriş yapmamış bir çok kadın artık internetten kıyafet alabiliyorlar. Bu sadece onların değil internet üzerinden kıyafet satan herkesin satışını etkiledi. Ayrıca başka yerlere de para harcar duruma geldiler.

  1. Yazınızda belirttiğiniz “Ortada ufak bir pasta var. Ya herkes en büyük dilimi alabilmek için birbiri ile yarışacak, ya da el ele verip daha büyük bir pasta hayali için çalışılacak.” cümlesini yıllar önce ben de kullanmıştım (o zamanlar reklam sektöründe çalışıyordum. Ve de farklı alanlardan birkaç grubu toplamıştık).

    Israrla “Hepimizi birbirimizin dilimlerinden pay kapıyoruz, ortada büyüyen bir pasta yok, tam tersi gittikçe küçülen bir pastadan dilimler çalmaya çalışıyoruz. Gelin bu pastayı büyütelim.” dememize rağmen “Küçük olsun benim olsun.” ya da “Benim dilim zaten büyük neden burada var olayım?” tarzı pek çok söylem ile karşılaştım.

    Ne yazık ki ülkemizde uzun vadeli bakış açısı pek görünen bir şey değil. Herkes günü kurtarma derdinde, bu günkü tutumlarının aslında yarını etkilediğini hala farkedememiş durumdalar ne yazık ki.

  2. Bu durumda önemli rolü tedarikçiler oynamaktadır, onlar satıcının tekelci kurallarını kabul ettiği takdirde hukuki boyut dışında pek de yapılcak bir şey yoktur.

  3. Ahmet böyle bir konuyu dile getirdiğin için teşekkür ederim. Söz konusu olay gerçekten Türk İnternetinin geleceğine balta vuracak türden. Yazıyı okurken aklıma, bazı para kapılarının mafyası vardır ya onlar geliverdi! :S Neden acaba?

  4. Çok iyi bir konu tebrik ediyorum. Önümüzdeki günlerde herkez bu gibi konular üzerinde düşünüp tartışacaktır.

  5. Çok doğru sözler, Bircan Hancı’nın yorumunda belirttiği gibi “Küçük olsun benim olsun.” bizi uzun vâdede zarara sokan düşünce yapısı. Yavaş yavaş değiştireceğiz.

  6. Çok olmadı, muhtemelen aylar ile ifade edebileceğim bir zaman önce sigortacılık konusunda bir panelin moderatörlüğünü yapıyordum. Sektörle ilgili rakamları veren bir konuşmacı ülkemizde sağlık, araba ile ilgili hasarlar, hırsızlık ve benzeri sigortası bulunmayan nüfusu söylediğinde rakamın büyüklüğü karşısında şaşırdım. Şu anda tam hatırlayamıyorum ama gerçekten çok elzem olan örneğin bir kaskonun bile oranının düşüklüğü beni şaşırtmıştı. Bu arada her sektörde olduğu gibi küçücük pastadan pay kapmaya çalışan ve sigorta aracılarını transfer ederek birbirlerinin portföyünü almaya uğraşan firmaları da dikkate alınca kapanış konuşmasında dayanamayıp bu konuyu dile getirdim. “Sektör hakkında çok bilgi sahibi değilim, tereciye tere satmak ise haddime değil ama panelin bitiminde sizlere naçizane bir tavsiyem olacak, belirttiğiniz rakamlara bakınca, pazarda bu kadar potansiyel varken rakiplerinizin müşterilerini elde etmek için uğraş vermek yerine kaynaklarınızı ve stratejilerinizi hiç bu ürün ve hizmeti almayan potansiyel müşterilere harcasanız sektör büyür” Devamı hepinizce malum. İzleyenlerin yüksek sesle ağzınıza sağlık nidalarını duyunca bu konudan aslında öngörü sahibi bazı tarafların müzdarip olduğu açığa çıktı.
    Yukarda Ahmet’in yazdıklarına ve yorumların hepsine katılıyorum. Pastayı büyütmek her zaman öncelikli hedef olmalı. Ama nasıl? Belki farklı sayılabilecek ama zor olduğunu kabul ettiğim bir önerim olacak. E-ticaretteki iş modellerinde, süreçlerinde, belki de ürün sunumu ve hizmetin küçük bir aşamasında farklılık yaratarak bu sektörde hiç müşteri olmayan veya tedarikçi olmayanları bu dünyaya çekmek, bu amaç için emek ve zaman harcamak, kafa yormak da gerekir. Henüz internet kullanıcısı olmayanları kullanıcı yapacak, kullanıcı olanlar arasından işlem yapmayan varsa, onları işlem yapmaya teşvik edecek, grup satışlarında henüz tedarikçi olmayanları tedarikçi konumuna sokacak stratejiler, taktikler üzerine kafa yormak, kaynak ayırmak da çok önemli. E-ticaret sitelerinden sayısı 6 milyon kadar olduğu tahmin edilen satın alma işlemi yapan müşteriler ile 26-30 milyon olduğu tahmin edilen internet kullanıcı sayısı arasında epeyce bir farklılık var. İşte bu potansiyel kitle üstelikte interneti kullanıyor olmalarına rağmen neden bir satın alma işlemi yapmaz. Bu nedenlerin çözümüne yönelik girişimcilere iş fırsatı sağlayacak olanlar da söz konusu olabilir. Yeni iş modelleri veya farklılıklar yaratarak bu kitleyi de e-ticaret müşterisi haline getirmek elbette kolay olmayacaktır. E-ticaretin kolay olduğu önermesinin artık efsaneden ibaret olduğunun hepimiz farkındayız zaten. Yazacak çok şey var ama yorum için bu kadarı bile fazla deyip kesiyorum.

  7. Ben hepinize katılıyorum ama bunu rekabet olan ve insan etkeninin içinde olduğu her yerde bu tür yaklaşımlar olucak ve oluyor. Bunu önlemenin tek yolu kanunlardır. Hükümet olarak yasalarını değiştirip bu tür yaklaşımlara yüklü cezalar getirmessen bu yapı altında bu tür davranışlarla çok karşılaşırsınız. Bunlara en somut örnek United States v.s. Microsoft Mahkemesidir: Burada da Microsoft Monopol olmakla suçlanmıştı (http://en.wikipedia.org/wiki/United_States_v._Microsoft)

  8. Ahmet Bey, “Türkiye’de henüz çok başlangıçta olan e-ticaret ve internet sektörünün geleceğine en önemli tehditlerden birisi tekel konusu” olduğuna kesinlikle katılıyorum. Aslında Amerika’da suç olan Türkiye’de de suç, fark bizde kullanıcıların haklarını bilmemelerinde. Oysa ki anlı şanlı web firmalarının diğer firmaların sektöre girmelerini engellediklerini veya bayilik anlaşmalarında rekabet şartlarının yerine getirilmediğini düşünen kişi/firmaların imzasız başvuruları bile Türkiye’de Rekabet Kurulu’nu o sektörü ve şikayet konusu olan firmaları incelemeye alması için tetikleyici olabilmektedir.
    Burada tekel olmak her ülkede olduğu kadar ülkemizde de kimilerinin kulağına çekici gelen bir durum. Ama birçok sektörün geçirdiği bir aşamayı ülkemizde internet sektörünün de yaşamasının sadece zaman meselesi olduğunu düşünüyorum. Bu aşama, sektörden bazı büyüklerin alacağı, bir önceki yılki cirolarının binde 7 si seviyelerindeki büyük cezaların sektörün tümünde bir hukuki aydınlanma ve toparlanmayı getirebilecektir.
    Çünkü Türkiye’de internet sektöründe, adını koyayım son dönemde özellikle grup satın alma sitelerinde, ürün ve hizmet alanlarındaki firmaların kendilerine mahkum oldukları şeklinde, kendilerini onlardan üstün gören bir yaklaşımları olduğunu hissediyorum.
    Ben Amerika’yı bilmiyorum ama Türkiye’de malum, bir musibet bin nasihatten daha öğretici olabiliyor. Bu öğretici musibetin de uzun vadede tüketicileri korumak için Rekabet Kurulu’nun cezalarıyla geleceğini düşünüyorum, bu ise sadece zaman meselesi.

  9. Yukarıdaki yorumumu okuyanların, “taksimde iki tanesini sallandırıcan bak bi daha yapıyolar mı?” mantığıyla hareket ettiğimi, yani bazı firmaların ceza almasından memnuniyet duyacağımı düşünmelerini istemem. Ama ben de bir girişimci adayıyım ve internet sektörüne benden önce girmiş olanların doğrudan sektöre giriş engelleri yaratmaları ya da ürün ya da hizmet sağlayıcısı firmaları sektöre küstürecek yanlışlar yapmalarının öncelikle yeni girişimcileri, daha sonra da tüm tüketicileri olumsuz etkileyeceği açıktır. Bunun için de yukarıda yazıldığı gibi zor olanı yapmalı, pastayı büyütmeli.