BLOG - İnternet

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sitenin Hiti Kaç?

Türk webmaster forumlarından önde gelen bir tanesine arada uğrar neler olup bitiyor diye bakarım.

Webmasterların önemli bir çoğunluğu, site alırken, site satarken, sitelerini tanıtırken, online reklam almaya çalışırken hep “hit” kelimesinin geçtiği cümleler kuruyorlar. Yıllardır bu değişmedi. Birkaç örnek;

  • “Hitin Kaç?”
  • “Hitim şu kadar…”
  • “Satıştan sonra hit düşmeme garantili.”
  • “Hitli, kelepir, 1 liradan site.”
  • “Hiti arttırırsan anlaşırız.”
  • “Hiti X’den fazla olan sitelere reklam veriyoruz.”
  • “Hit başına Y kuruşa reklam alınır.”

İnternet girişimcilerinin çok önemli bir kısmının tek hedefi “hit arttırmak” olan bir ülkede “online reklamcılık sektörü neden gelişmiyor?” konusunu tartışmamız, Anadolu’dan henüz gelmiş ve İstanbul’da Üniversite’ye başlamış bir öğrencinin, Felsefeye Giriş dersinde felsefe tartışmasına benzer.

Reklamverenin tek sorusu Sitenin Hiti Kaç? olduğu bir ülkede;

  • Önde gelen gazetelere: “Sizin site haber sitesi mi, çıplak hatun galeri sitesi mi?”
  • İçerik bloglarına: “Yazıda henüz iki satır okumadan sayfa neden refresh yapıyor?”
  • Video sitelerine: “Rus erotik kızların olduğu şakalardan başka videolarınız var mı?”
  • Dizi sitelerine: “İstemeden reklama tıklatma doktorası nerede yapabilirim?”

tarzı sorular sorsak, haksızlık etmiş oluruz…

Hepinize bol hitli günler diliyorum.

P.S. 1 ROI, Ölçümlenebilir reklam/pazarlama, vs gibi gereksiz ve işinize yaramayacak konulara girip kafanızı şişirmiyorum.

P.S. 2 Foto Kredi: Antalya, Foto Konusu: Antalya’da Sezon Erken Açıldı.

P.S. 3 “Antalya’da Sezon Erken Açıldı” konulu foto hit arttırmak amaçlı kullanılmıştır.

govt-censorship

Alan Adlarında 138 Kelimeye Toplu Yasak Geldi

Türkiye’de internet sansürüne yönelik bir inceleme/yorum yazısı yazmayı düşündüğüm sırada bugün Devrim Demirel‘in FriendFeed’de yaptığı bir paylaşım ile yepyeni bir yasaklama haberini aldık.

BTK’dan yapılan tebliğe göre aşağıdaki dosyada tam listesi verilen 138 kelimenin internet alan adlarında (domain name) kullanılması yasaklanmış olup, tebliğdeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ilgili CEZAİ müeyyideler ile karşı karşıya kalınabileceği net bir şekilde belirtilmiş.

Yasaklanan 138 Kelimeden Göze Çarpan Birkaç Örnek

  • Sarisin kelimesi yasaklanırken, esmer ve kumral kelimeleri yasaklar arasında değil.
  • Aynı zamanda özel bir isim de olan Haydar kelimesi yasaklanmış.
  • Türkiye’nin en eski ve başarılı internet sitelerinden birisi olan itiraf.com sitesinin ismindeki itiraf kelimesi de yasaklananlar listesinde.
  • Yasaklanan Meme kelimesi ile MemeKanseri.com gibi bir alan adı sahibi olduğunuz takdirde ceza uygulaması olacak.
  • “Etek” kelimesi yasaklanan kelimeler arasında. www.EtekMagazasi.com www.EtekAlisveris.com gibi içinde etek geçen herhangi bir alan adı kullanılması kanuna aykırı sayılacak.

Bu liste çok daha fazla uzatılabilir.

Gelişmiş ülkelerde çoçuk pornosu dışında erotik, seks ve porno içerikli sitelerin serbest olduğu ve devlete ciddi bir vergi geliri kazandırdığı bilinmesine rağmen, yasaklar listesinde özellikle seks ve pornoya yönelik kelimelerin çokluğu, şu ana kadar engellenen sitelere yönelik uygulama ile paralellik içermekte.

Üçüncü dünya ülkeleri ve komünizm ile yönetilen devletlerde uygulanan yasakları hatırlatan bu uygulama konusunda daha fazla yorum yapmadan tebliğ metnini ve bütün yasaklı kelimeleri paylaşmak istiyorum:

Alan Adı Yasakları

websitesi

49 Liraya Web Sitesi + SEO Hizmeti Olur mu?

Öncelikle internet sektöründen değilseniz ve uygun bir fiyata web sitesi yaptırmak için Google’da arama yapıp bu yazıya geldiyseniz bu yazıda herhangi bir hizmet satışı ya da tavsiyesi olmadığını belirtmek isterim. Ancak yazıyı okumanız araştırma sürecinde eminim size de faydalı olacaktır.

1997 yılından beri sayısını hatırlamadığım kadar web sitesi yaptım ve SEO projesinin içinde oldum. Yani bir web sitesi yapmanın, projeye ve yapan ekibe göre az çok neye mal olacağını bilirim.

Bu yazıyı yazmamdaki sebep, bugün Türkiye’deki birçok önemli internet girişiminin sahibi ya da ortağı olan çok değerli bir ekip tarafından kurulmuş Markapon adlı fırsat sitesinde yayında olan bir fırsat.

Bu Fırsatta Vaad Edilen Hizmet Ne?

Fırsatın başlığı şu şekilde: “Yoğun istek üzerine tekrar web sitesi olmayan kalmasın! 1 yıllık hosting, domain ve SEO hizmeti dahil, seçeceğiniz profesyonel ve şık tasarımlı, şablon bir web sitesi 1000 TL yerine sadece 49 TL!”

Ayrıntıları okuduğunuzda, aslında tamamen ücretsiz olan bir CMS ve hazır template sunulduğu ortada.

Bu CMS sistemini satın alacak müşterinin alan adına kuracak firma kısacası. Ayrıntılarda özellikle belirtmişler, sitede bilgilerinizi de istiyorsanız bize gönderin, 50 lira da ekstra ödeyin ve siteye ekleyelim diyorlar.

Kurulum hizmeti için 49 lira ve metin ekleme için bir 49-50 lira daha almak makul mudur? Makuldur denebilir. Sonuçta hizmeti alan muhtemelen teknolojiden uzak, bunu kendisi yapamayan çok küçük girişimciler ya da kişisel müşteriler olacak.

Başlıkta belirtilen “SEO Hizmeti” tamamen yanıltıcı bir cümle. Verilen bir SEO hizmeti değil. Sadece (muhtemelen) sundukları hazır şablonların (tema/template/theme) arama motorları için optimize edildiğini ima ediyor aslında. SEO konusunda bilgisi olmayanlara SEO Nedir adlı yazımı okumalarını tavsiye ederim.

Sonuçta fırsatın ayrıntıları okunduğunda teknik ve hukuki olarak bir dolandırıcılık yok ortada. Bunu özellikle belirtmekte fayda var.

Peki sorun nerde?

Müşteriler Yanıltılıyor

Çok net bir biçimde potansiyel müşteri olan, teknolojiden uzak küçük girişimci ve bireysel müşteriler yanıltılıyor.

Müşterilere kurnazca, hatta kurnazlığın biraz ötesinde yanlış bilgi vererek yapılan böyle bir kampanya, muhtemelen ilk web sitesini yaptıracak müşteriler için de uzun vadede memnuniyetsizlik ve sektöre karşı genel bir algı/ön yargı olarak geri dönüyor.

Hakkı ile, kaliteli bir web sitesi yapım ve SEO hizmeti veren birysel ve kurumsal girişimciler sektöre karşı bu olumsuz ön yargıdan nasiplerini doğal olarak alıyorlar.

Tek Rekabet Silahı Fiyat mı?

İşini doğru yapan, kaliteli hizmet sunan, ismini oturtmuş bir kişi ya da firmaya böyle bir fırsat/reklam zarar verir mi? Vermez. Ancak sektöre yeni giren, referans yapmaya çalışan, hatta bu işi öğrenme aşamasında birçok kişiye zarar verir.

Sonuçta 50 liraya web sitesi + SEO yapılabiliyormuş algısı bilinçsiz müşterinin aklına bir kez sokulmuş oluyor.

İşini doğru yapan için fiyat hiçbir zaman rekabet silahı olmaz, ancak bilinçsiz müşteri için bu tarz fiyatlandırmalar ve yanlış yönlendirmeler sektöre tamamen zarar verir.

Bu Konu Bu Kadar Önemli mi?

Sonuçta bir fırsat sitesinde yayınlanan yanıltıcı bir fırsat var, hakkında yazı yazmama neden olacak kadar önemli mi bu konu?

Bence önemli.

Buna benzer ilanları yıllarca otobüs duraklarında gördük. Burda bu hizmeti sunan firma açıkçası beni hiç ilgilendirmiyor, isimlerini daha önce ne duydum ne de sahiplerini tanırım.

Ancak ortakları arasında Türkiye’nin önde gelen birçok internet girişiminin sahipleri bulunduğu Markapon böyle bir şirkete aracılık yapıyorsa bu konu hem benim hem de sektör için önemli bir konu haline gelir.

Türkiye’de internet sektöründe çalışan birçok kişi işin içinde birçok önemli internet markasının ortakları olduğu bir firma hakkında böyle bir yazı yazmaktan çekinebilir, bunu anlayışla karşılarım. Sonuçta benim Türkiye ile ticari bir ilişkim olmadığı için ben aklıma geleni yazarım.

Bu tarz yanlış yönlendirmeler, kurnazca kampanyalar sektöre faydadan çok zarar verir. Bu mantalitede insanlar ve şirketler her ülkede vardır.

Ancak bunlara aracı olacak şirketler (bu durumda Markapon) hem kurumsal hem de ortakları olarak kişisel marka değerine önem veriyorsa tek fırsat dahi olsa, sektöre zarar verecek böyle insanlara aracı olmamalıdırlar.

Sözde hepimizin “internet sektörü ilerlesin, daha büyük bir pasta haline getirelim” dememiz kulağa hoş geliyor. Ama uygulamada bu tarz ince ayrıntılarla sektöre faydadan çok zarar veren aracı durumuna düşüp düşmemektir önemli olan.

monopoly2

Türk İnternet Sektöründe Tekel Sorunu

İngilizce: Monopoly Türkçe: Tekel ya da Monopol.

Herhangi bir alanda mevcut sistemin işleyişinin tek bir birimin kontrolünde olması; gücün tek elde toplanması.

Ticaretin her alanında, çok uzun yıllardır bilinen ve tartışılan bir konu tekel konusu. Bu konuda her ülkenin kendine göre oluşturduğu farklı yasaları bulunmakta.

İnternet, birçok sektöre göre henüz daha yeni bir alan olduğu için monopoli kuralları da dünyada yeni şekilleniyor.

Türkiye’de Rekabet Kurumu‘ndan haberdarım, ancak özellikle internet sektörüne yönelik mevzuat hakkında hiçbir bilgim yok. Bu yazıda paylaşmak istediğim de tekel sorununun hukuki boyutu değil. Türkiye’de internet sektöründe iş yapan bazı önde gelen şirketlerin tekel olabilmek için attıkları centilmenlik dışı adımlar.

Yazılarımı okuyan sizler beni tanırsınız, hayat felsefem daima yapıcı olmaktır, yazmayı düşündüğüm birçok yazıdan yanlış anlaşılabilir diye vazgeçtiğim olmuştur. Ancak Türkiye’de henüz oluşmakta olan internet sektöründe öncü birçok şirketin yaptığı büyük bu yanlışı paylaşmak sektörün geleceği açısından çok önemli.

Önde gelen bir e-ticaret şirketinin tedarikçilerine “ürünlerin internette en ucuz benim sitemde satılmak zorunda” şeklinde bir anlaşma imzalatması rekabete aykırıdır. Türkiye’yi bilmem ancak ABD’de suçtur.

Online bilet satan bir şirketin organizasyon sahibine, en yakınlarına dahi başka kanallardan bilet satamazsın, ya hepsini biz satarız ya da hiç yardımcı olmayız demesi “ben tekelim, sektör beni ilgilendirmez” demektir.

Grup alışveriş sektörüne ilk giren firmalardan birinin yöneticisinin fırsatlar için sadece exclusive anlaşma yaptıklarını & iş stratejileri açısından bunun önemini vurgulaması belki illegal olmasa da sektörün büyümesinin önüne geçecek temel bir monopoly sorunudur.

Türkiye internet sektöründe bunlara benzer birçok farklı örnek çıkmakta karşımıza. Örneklere takılmaktansa büyük resmi görebilmek önemli olan.

Farklı alanlarda birçok öncü ya da büyük internet şirketinin yöneticilerinin hep “ben” şeklinde konuşmaları. Sektör büyüsün istiyoruz derken aslında “biz tek olalım da gerisi önemli değil” şeklinde yaklaşımları monopoly’nin temelini oluşturur.

Sektörde birçok kişinin gözlemlediği ancak pek konuşmadığı bir konu monopoly konusu.

Türkiye’de henüz çok başlangıçta olan e-ticaret ve internet sektörünün geleceğine en önemli tehditlerden birisi tekel konusu.

Küçüklerin düşündüğünü konuşması, gerektiği yerde sesini yükseltmesi, büyüklerin ise bu konuyu sektörün geleceği açısından düşünüp ciddi bir şekilde ele alması gerekir.

Ortada ufak bir pasta var. Ya herkes en büyük dilimi alabilmek için birbiri ile yarışacak, ya da el ele verip daha büyük bir pasta hayali için çalışılacak.

Adil şartlarda, birbirine saygılı ve tatlı rekabet hem sektöre hem de her boyutta şirketlere faydalı olur.

Türk internet sektörünün geleceğini düşünüyorsak eğer herkese görev düşüyor. Özellikle sektörün büyükleri, sektörel sivil toplum kuruluşları, dernekler ve Rekabet Kurumu monopoly konusuna ciddi önem vermeli ve hep beraber bu daha büyük bir pasta yapmak için çalışmalıyız.

pegasus-is-basvurusu

Pegasus İş Başvurusu

Google’da Pegasus İş Başvurusu şeklinde bir arama yaptıktan sonra bu yazı karşınıza çıktıysa, ya da amacınız Pegasus Hava Yolları’na iş başvurusunda bulunmak ise hem yanlış hem doğru yerdesiniz.

Pegasus Hava Yolları’nın işe başvuran her adaydan, başvuru ücreti adı altında 15 lira talep etmesini öğrenmem üzerine yazmaya karar verdiğim bir yazı bu. Eğer kariyer planlarınız arasında Pegasus’ta çalışmak varsa, bu yazı, doğal olarak sizi de yakından ilgilendiriyor. Birkaç dakikanızı ayırıp, okumadan Pegasus’a başvuru yapmaya başlamayın derim. Ancak vaktim yok, ben 15 liramı öder, başvurumu yaparım diyorsanız, başarı ve bol şans diliyorum, sizi şöyle alalım.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, ne Pegasus’la ne de havacılık sektöründe başka bir firma ile iş anlamında, organik ya da inorganik hiçbir bağım yok. Beni tanımayanlar için başka bir nokta da, amacım burada Pegasus’u kötülemek yerine, bana göre yanlış olan bir uygulamalarını eleştirmek ve mümkünse bu uygulamadan vazgeçmelerine aracı olmak.

Pegasus’un iş başvurularında, adaylardan ücret talep etmesinden birkaç saat önce şans eseri haberim oldu. Birkaç saat içinde bu konuda blog yazmama neden olacak kadar önem teşkil eden şey ne oldu sorusunu 3 ana başlıkta toparlamaya çalışacağım.

1) Pegasus İş Başvurusunda Ücret Talep Edildiğini Öğrenmem

Bu yazıyı yazmadan birkaç saat önce, sosyal medyada şans eseri rastladım bu konuya.

Bu uygulamanın halen devam edip etmediğini araştırırken, bloglarda, haber sitelerinde ve sosyal medyada birçok kez paylaşılıp, eleştirildiğini gördüm konunun. Ancak ne yazık ki halen devam eden bir uygulama olduğunu öğrendim.

Hoşuma gitmeyen bu uygulamayı kendimce eleştirmek için şu şekilde, biraz kara mizah kullanarak paylaştım bu uygulamayı.

Eğer sadece, “Pegasus’un iş başvurusunda adaylardan ücret talep etmesi bence yanlış” tarzı bir paylaşım yapsaydım bu kadar yorum ve ilgi almayacağını tahmin ediyordum tabi ki.

Tahminlerim doğru çıktı ve bu paylaşımdan birkaç saat sonra, bu yazıyı yazarken, 100’ün üzerinde yorum yapıldı bile bu paylaşıma.

Birkaç dakika önce alınmış bir Pegasus iş başvurusu ekran görüntüsü aşağıda:

Pegasus İş Başvurusu Ekran Görüntüsü

2) İnternetin ve Sosyal Medyanın Gücü

İnternet ve sosyal medyanın kullanımındaki artış, eski tip iş mantığı ile çalışan birçok firmanın dezavantajına oldu. Her ne kadar internet sayesinde eskiden ölçümlenemeyen birçok kriter artık ölçümlenebilir hale gelse de, marka değeri halen tam olarak ölçümlenemeyen bir kavram.

Pegasus iş başvurularında adaylardan talep ettiği ücretin şirkete toplam getirisini çok basit bir hesapla tam olarak hesaplayabilir. Ancak internette ve sosyal medyada, sırf bu konu hakkında on binlerce yazının, haberin ve paylaşımın markasına verdiği zararı nasıl hesaplayabilir?

Eskiden firmalar “Şikayetlerinizi bize, memnuniyetinizi çevrenize iletin” derlerdi. Ancak artık herkes şikayetini de memnuniyetini de internette paylaşıyor. Ve eskiden şikayetini ya da memnuniyetini ancak çevresindeki 3-5 kişiye ulaştırabilen son kullanıcı, artık internet sayesinde sesini binlerce, hatta çok daha fazla kişiye ulaştırabiliyor.

İnternette Pegasus hakkındaki olumsuz eleştirilerin büyük bir çoğunluğu, sunduğu servisin kalitesi ve ürün & servis için ekstra ücret talep etmesi konuları.

Bir marka yaratırken fiyat, kalite ve servis denkleminde Pegasus, şirket politakası olarak en ucuz uçak bileti sunmayı hedefleyip, doğal olarak servis ve kaliteden ödün vermeyi tercih etmiş olabilir. Bu bir tercih meselesidir. Dünyada bu mantıkla, başarılı ve karlı şekilde çalışan birçok marka örneği var. Bu konuda Pegasus’u şahsen eleştirmiyorum.

Özellikle ve tekrar belirtmek istiyorum, benim eleştirim, Pegasus’un iş başvurusunda adaylardan ücret talep etmesi.

3) Ali Sabancı’ya Açık Mektup

Sayın Ali Sabancı

Sizi şahsen tanımıyorum, iş hayatınızı da yakından takip etme fırsatım olmadı. Ancak soyadınızdan dolayı, ailenizin Türkiye iş hayatına ve sanayisine çok büyük ve değerli katkıları olduğunu çok iyi bilen birisiyim.

İnternette edindiğim bilgilere ve gözlemlerime dayanarak, sizin de bir girişimci olduğunuzu ve Pegasus’u kurarken bu girişimci ruhun verdiği heyecanla hareket ettiğinizi tahmin ediyorum.

Öncelikle her ne iş dalı olursa olsun, girişim yapan ve ülkemizde bir kişiye dahi olsun istihdam yaratan birisine saygım sonsuzdur, bunu belirtmek istiyorum. Sizi de girişimciliğiniz ve yarattığınız istihdamlar için tebrik ediyorum.

Pegasus Hava Yolları’nın İş Başvuru sürecinde adaylardan ücret talep etme politikasını eminim kendinizce açıklayabilirsiniz.

Ancak işsizlik rakamları halen çok ciddi düzeyde seyreden ülkemizde, birçok işsiz insanın bu tarz bir uygulama ile madur kaldığını size hatırlatmak isterim. Mağduriyetin yanı sıra, birçok iş arayan vatandaşımızı, aynı zamanda rencide edici bir politika olarak da görülebilir bu durum.

İster başvuru sayısının yüksekliğini bir bahane olarak sunun bu konuya, isterseniz de şirket politikanızda iş başvurularını önemli bir gelir kalemi olarak hesaplayın, ya da dünyadan benzer örnekler vererek bir açıklama getirmeye çalışın, sonuçta yanlış yanlıştır.

Biz girişimciler de, her insan gibi hata yapabiliriz. Bence önemli olan bu hatayı kabul edip, zararın neresinden dönülse kardır mantığıdır.

Sizden beklentim, Pegasus iş başvurularında adaylardan alınan ücret politikanızı gözden geçirip bu hatadan ilk fırsatta vazgeçmenizdir.

Eminim istihdam yaratarak mutlu ettiğiniz binlerce Pegasus çalışanının yanı sıra, ülkemizde şu anda işsiz olan birçok insan tarafından da, bu vereceğiniz karar çok olumlu karşılanacaktır.

Pegasus İş Başvurularında alınan ücret konusunu yakından takip edip, gelişmeleri bu yazımı güncelleyerek aktaracağım. Eğer sizden de direk bir haber gelirse, emin olabilirsiniz ki burada duyuruyor olacağım.

Bu isteğimi, başarılı olup, ülkemizde çok daha fazla istihdam yaratmanızı gönülden isteyen girişimci bir kardeşinizden ve hemşerinizden gelen yapıcı bir eleştiri/istek olarak görürseniz beni mutlu edersiniz.

Saygılarımla

Ahmet Kırtok

Pegasus Örnek Olabilir

Daha kısa yazılar yazmalı diyorum ve ardından böyle uzun bir yazımı okuyorsunuz. Ancak konuyu tam olarak açıklamak için gerekli gördüm ayrıntıları yazmayı, vaktinizi aldım, affola.

Bloglar çok önemli diyoruz internetin ve medyanın geleceğinde, ama birçoğumuz yanlış gördüğümüz konulara yapıcı eleştiriler getirmeye vakit ayırmıyoruz. Bizce yanlış olan uygulamaları, ucu bize dokunmadıkça ben eleştirmezsem, siz eleştirmezseniz, kim eleştirecek?

Son olarak belirtmek isterim; Bu yazıma Sayın Ali Sabancı’dan ya da Pegasus Yönetiminden bir yorum geldiği takdirde, yazıyı güncelleyip, sizlerle paylaşacağım.

Pegasus’a İş Başvurusu yapmak için bilgisayar başına geçip, değerli vakitlerini bu yazıyı sonuna kadar okumaya ayıran herkese de başarılar ve bol şanslar diliyorum.

daha-kisa

Daha Kısa Paylaşımlar

140 karakterde kendimizi ifade etmeye çalışmak aslında internette birçok şeyi değiştirdi.

Aşırı bilgi yüklenmesi dikkat sorununu çok önemli noktalara getirdi.

İnternette ortalama bir ziyaretçinin 3 dakikadan fazla bir videoyu bile izlemeye tahammülü yok artık.

Okuyucuların önemli bir kısmı, 500 kelimeden fazla blog yazılarını ve haberleri sonuna kadar okumuyor.

Daha çok kişiye ulaşması için, daha kısa paylaşımı deniyor birçok kişi.

Bir Atasözü hem kısadır, hem de çok şey anlatır.

Daha çok kişiye ulaşmak için, belki de bir Atasözü tadında, daha kısada, daha çoğu anlatmaya çalışmak gerek. Zor da olsa…

Ne dersiniz?

bugun-basarmak

İnternette Bugün Başarmak Dünden Daha Zor

İlk web sitemi tasarlayıp yayına koyduğumda yıl 1997 idi. Geocities’de yaptığım bu site benim için internetle dolu bir hayatın aslında resmi başlangıcı idi.

O zamanlar ne kadar çok köşe boştu, neler yapılabilirdi, ne büyük projelerde öncü olunabilirdi kimbilir.

Geriye bakıp yapılmamış ya da yarıda kalmış girişimlere bahaneler üretebilirim, sesli olmasa da içimden keşkelerle başlayan cümleler kurabilirim.

Ama hiçbirinin bugün için bir faydası yok…

Girişimcileri, özellikle internet alanında girişim yapmak isteyenleri teşvik ederim her zaman. Yapın, beklemeyin, doğru projeyse vakit kaybetmeyin derim.

Bugün, eskisinden çok daha hızlı olma günü.

Köşeler kapılıyor, hem de çok daha hızlı.

Elbette yeni iş fikirleri, yeni iş modelleri çıkıyor internet için de. Ancak bugün, internette başarılı bir proje yapmak için dünden daha zor bir gün.

İşin bir de daha kötü tarafı var…

Yarın, internette başarmak, bugünden daha da zor olacak. İşte bu yüzden, gelin yarını beklemeden, mükemmeli aramadan, hemen bugün harekete geçin.

tesekkurler

Teşekkürler

Trafik, iş, alışveriş, faturalar, toplantılar, stres, stres, stres…

Günlük hayatımızdaki yoğun koşuşturmada çoğumuzun genelde unuttuğu, halbuki söylerken birkaç saniyemizi bile almayacak bir kelime var:

Teşekkürler !

Hatta çok yoğun olanlar için, güzel dilimiz Türkçe’nin sağladığı avantajla, daha da kısa bir versiyonu kullanılabilir:

Teşekkür !

Markette, takside, işte, evde, günlük hayatta alışkanlık haline getirebilsek hepimiz teşekkür etmeyi, çok daha pozitif olmaz mı bir günümüz?

Teşekkürler

Bu yazıya giriş kısmı bahanemdi. Asıl amacım sizlere teşekkür etmekti.

Birçoğunuzu şahsen tanımıyorum. O çok değerli vaktinizi ayırıp yazılarımı okuyorsunuz.

Hatta yorumlarınızla destek oluyor, eleştiriyor ve tartışmaya katılıyorsunuz.

Hiçbir yükümlülüğünüz yok iken, sosyal medyada yazılarımı paylaşıyorsunuz ve birçok yeni okuyucumla tanışmama aracı oluyorsunuz.

Bazılarınız dertlerinizi, bazılarınız başarılarınızı, bazılarınız da teşekkürlerinizi email ve yorumlarla paylaşıyorsunuz.

Beni ne kadar mutlu ediyorsunuz anlatamam.

Hepinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum…

İnternet Ortamında da Teşekkür Edilebilir

Ne sosyal medya, ne de kişisel marka gurusuyum.

Bildiğim birşey var, o da gerçek hayatta ne iseniz, sosyal medyada da o olmanız gerektiği.

Günlük hayatımda kendime teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirmiş biri olarak sosyal medyada da bunu uyguluyorum.

Yazılarımı paylaşanlara, yazdıklarımı yepyeni insanlarla tanıştıranlara, ya da çok değerli bir paylaşımla bana birşeyler katanlara içten teşekkür ediyorum.

Siz de deneyin, tavsiye ederim.

Hepinize tekrar teşekkürler.

Twitter Teşekkür Mesajları

robin-hood

Modern Robin Hood Masum mu?

Bundan yıllar önce, ABD’de Google Adsense’in popüler olmaya başladığı zamanlarda, modern Robin Hood’lar çıkmıştı ortaya.

Forumlarda sitelerini paylaşarak birbirlerinin sitelerinde reklamlara tıklanmasını rica ederek başladı ilk adım.

Daha sonra beğendiğim sitelerde, reklamlar hiç ilgimi çekmese de sırf destek için tıklıyorum ve sizler de bunu yapmalısınıza varan noktalara geldi.

Bilmeyenler için ara not: Google Adsense’de herhangi bir site sahibinin (publisher) sitesine eklediği Adsense kodu ile, Google Adwords’de reklam verenlerin (advertiser) reklamları kullanıcılara gösterilir. En popüler ödeme modeli ise PPC ya da CPC dediğimiz, tıklama başına reklamverenin ödediği ve Google’un komisyonunu aldıktan sonra, her click için site sahibine bir ücret ödediği reklam modelidir.

Hindistan’da kurulan ve yüzlerce kişilik ekiplerden oluşan, Adsense tıklama outsourcing firmaları da olayın boyutunun geldiği en son nokta oldu.

Çok masum argümanlarla, zenginden alıp (reklamveren), fakire verme (küçük site sahibi, blogger, vs) hevesinde birçok modern Robin Hood çıktı piyasaya.

Peki sonra ne oldu?

Big Brother is Watching You

Google dedi ki: “Bu illegaldir. Robin Hoodculuk oynamak isteyen herkesin Adsense hesabı kapatılmıştır.”

Çok tartışmalar oldu o zaman. İlk başta, bu hakkımız, Google da kim oluyor yaklaşımında bulunan onca Robin Hood, ne yapacağını bilemez şekilde Google’a özür mektupları yolladılar.

Sonuç değişmedi.

Aradan uzun yıllar geçti ve Türkiye’de bu konu hala tartışılıyor.

Modern Robin Hood’lar, ABD’deki arkadaşları gibi beğendikleri bloglarda ve sitelerde, Adsense reklamları ilgilerini çekmese de, destek amaçlı tıklanmasından yanalar. Hatta olayı Hindistan’daki dolandırıcılık şebekelerine benzer modellere kadar götürenler var. Sosyal medyada, herkesin görebileceği şekilde, “Bana email atın, Adsense gelirinizi arttırma garantisi veriyorum” tarzı mesajlar bile dolaşıyor.

Bir de olaya ciddi bir kılıf arayışı var. Bazılarının argümanı, Türkiye’de Adsense çok az ödüyor, bu hakkımız, hatta Google Türkiye’yi Amerika’ya şikayet edelim diyenler bile var.

Herhangi bir sitede, site sahibine sırf destek olmak için Google Adsense reklamlarına tıklamak Google’ın kurallarına çok net bir şekilde aykırı, bunu öncelikle belirtmek istiyorum. Verilen düşük bütçeli zararlarda direk olarak reklamverene parası iade edilip, bu işi yapanlar Google Adsense programından çıkartılıyor. Büyük boyuttaki durumlarda ise hakkınızda dava dahi açma hakkı var Google’un.

Olayın illegal olduğu, tartışmasız ve net bir durum.

Şimdi gelelim olayın etik ve ekonomik boyutuna.

Ekonomide Arz Talep Dengesi

Bir reklamveren neden Google’a reklam veriyor? Çünkü karşılığında para kazanma amacı var.

Peki herkes sadece sitelere destek için Adsense reklamlarını tıklamaya başlarsa ne olur?

Reklamveren, ayırdığı bütçe karşılığında, ürün ve servisine gerekli talebi görmez ve arzını keser, yani reklam vermeyi bırakır (ya da tıklama başına fiyatını düşürür).

Bu durumda, aslında daha çok kazanmak için ortaya çıkan modern Robin Hood’lar, sistemi bozarlar ve kurunun yanında yaş da yanar.

Kaliteli içeriği ile, ziyaretçilerinin gerçekten merak ettiği reklamları tıklaması ve reklamverene geri dönüşü (ROI) daha yüksek olan site sahipleri, ne yazıkki burda dürüst olup, ama kaybeden konuma düşmüş olacak.

Google’u eleştiren arkadaşlara tavsiyem, alternatif reklam kaynakları bulmaları ya da neden kazanamıyorum sorusunu kendilerine sormaları.

Yıllar önce tartışılıp sonuca bağlanmış bir konunun, 2010 yılında Türkiye’de internet sektöründe aktif kişiler tarafından hala tartışılmasını hayretler içinde izliyorum.

Ancak ister iyi niyetle ister kötü niyetle yaklaşılmış olsun, önemli olan hatadan dönmek bence. Bu nedenle, Adsense’den gelir elde etmeyi uzun yıllar devam ettirmek isteyen ve Türkiye’de Google’un reklamverenler için daha cazip olmasını isteyen arkadaşlarıma tavsiyem, ne modern Robin Hoodculuk oynamaları, ne de illegal işlere bulaşmaları.

Siteniz, blogunuz ya da projeniz kaliteli olursa, ne başkalarının sırf destek için reklamlarınızı tıklamasına ihtiyacınız olur, ne de hakkıyla kazanacakların önünü kapamanıza.

araci

İnternette En Popüler İş Modeli: Aracılık

Ekonomi arz talep üstüne kurulu bir denge.

Nasıl normal hayatta iş modelleri ve ürünler belirli bir talep karşısında ortaya çıkıyorsa, internet iş modellerinde de durum aynı.

Aracılık internette en popüler iş modeli ve hergün milyonlarca websitesi talebi olanlarla, arz edenler arasında bir köprü oluşturuyor.

Basit, ama daima iş yapacak bir model aracılık. Aracılar kurdukları köprülerle insanları ve ürünleri (servis, bilgi, vs) birleştiriyorlar.

İnternette yeni bir iş modeli mi arıyorsunuz? Hangi sektörde olursa olsun arasında köprü kurulmamış alanlar daima iş yapacaktır.

İnternette Aracılık İş Modeline Örnekler

  • Sevgili arayanlar arasında köprü olun. (Arkadaşlık siteleri)
  • Sorusu olanla cevabı bilen arasında köprü olun. (Soru cevap siteleri)
  • Bilgi arayanlar ile aradıkları bilgi arasında köprü olun. (Arama motorları, kaynak siteler, vs)
  • İş arayanlarla işverenler arasında köprü olun. (İş arama siteleri)
  • Reklam verenle o reklamları görmek isteyenler arasında köprü olun. (Reklam networkleri)
  • Alışveriş yapanlarla aradıkları ürüne daha kolay ulaşmaları için köprü olun. (Karşılaştırma siteleri)
  • Hizmet arayanlarla hizmeti sunanlar arasında köprü olun (Lokal dizinler, servis karşılaştırma siteleri, vs)
  • Aynı konuya ilgili insanları buluşturmada köprü olun (Meetup tarzı buluşma siteleri, vs)
  • İndirim arayanlarla indirim sunanlar arasında köprü olun (Grup alışveriş, kupon, fırsat siteleri, vs)

Bu liste uzayıp gider, siz yeter ki köprüye ihtiyacı olan iki ucu bulun ve birleştirmek için kolları sıvayın.

Ne yaparsanız yapın, sakın ha “Bütün köprüler çoktan kurulmuş” demeyin.

Çünkü hergün binlerce yeni köprü kuruluyor ve bu köprüler, uzun yıllardır birbirine ulaşmayı bekleyen iki ucu birbirine kavuşturmaya devam ediyor.

klonlama

Site Klonlama Rehberi

Yazının başlığını gördükten sonra şaşırarak başlayanlar olabilir okumaya. Hatta, milletin alın teri ile yaptığı işin klonlanmasının rehberi mi olur diye beni eleştirecekler.

Yazıyı sonuna kadar ön yargısız okursanız eminim aynı noktada buluşacağız.

Gerek internette, gerekse günlük hayatınızda karşınıza çıkan iş modellerini, markaları, firmaları ve ürünleri hızlıca bir düşünün.

Bunlardan kaç tanesi gerçekten bir buluş sonucu ortaya çıkmış?

Sorunuzun cevabı; Çok az sayıda bir kısmı.

Hatta belirli bir sektörde yapılan buluşlar sonucu ortaya çıkmış markaların birçoğu artık piyasada yok. Bir buluş ya da patent sonucu ürün haline gelmiş markaların yerine, onları klonlayarak, iş modellerinin birebir aynısı ya da çok benzeri ile piyasaya girmiş birçok marka bugün piyasada.

Birçok farklı sektörde, Türkiye’nin önde gelen markalarına bakalım:

  • Migros, marketler zinciri iş modelini dünyada ilk bulan isim mi?
  • Türk Hava Yolları, uçağı ya da hava yolu işini icad mı etti?
  • İddaa, Türkiye’de kurulduğunda dünyada bir ilki mi gerçekleştirdi?
  • Uno‘dan önce ekmeği poşete koyup satmayı kimse düşünmedi mi?
  • Gittigidiyor.com dünyada açık arttırma modelini ilk olarak mı kullandı?
  • Hepsiburada.com‘dan önce internette ürün satan firma yok muydu?

Bu listeye, Türkiye’de birçok farklı sektörden, önde gelen neredeyse bütün markaları ekleyebilirsiniz.

Girişim ile İcadın Farkı

Bu çok önemli bir konu. Özellikle Türkiye’de internet sektöründe her yeni girişimde duyduğum klasik eleştiriler çok benzer. Adamlar ABD’den birebir kopyalamış, bu mudur yaratıcılık, bu mudur girişimcilik tarzı anlamsız tartışmalar alıp başını gidiyor.

Sonuçta doğru bir fikri, iş modelini alıp Türkiye’ye doğru uyarlayan girişimci her zaman kazanıyor. Onlarca, hatta yüzlerce örneği var bunun.

İnternette başarılı bir girişim yapmanız için ne mucid olmanıza gerek var ne de birçok patenti olan icatlara.

Türkiye’ye Uyarlanacak İnternet Projesi Nasıl Bulunur?

Ağırlıklı olarak ABD’deki başarılı internet projeleri dünyanın birçok ülkesinde klonlanıyor. En fazla internet projesini ABD’nin ürettiğini düşünürsek, bu sonuç çok normal.

Bu durumda ABD’de başarılı olan ya da başarılı olma potansiyeli yüksek projeleri yakın takibe almak yapılacak ilk iş olmalı.

Eğer herkesten önce bu tarz projelerden haberdar olmak istiyorsanız, ABD’de bir networkunuz olmak zorunda. Bunun için ABD’de yaşamak zorunda değilsiniz, ancak Türkiye’de ya da başka bir ülkede yaşamanız tabi ki dezavantaj.

Çünkü özellikle sektörel fuarlarda ve toplantılarda herkes şu anda ve yakın gelecekte sektörün nereye gideceğini, ne gibi projelerin çıkmakta olduğunu, hatta fikir aşamasındaki birçok projeyi tartışır.

Sektörün içinde sağlam bir networkunuz yoksa bu başarılı proje bulamayacağınız anlamına gelmez.

Bu noktada, özellikle ABD dışında yaşayanlar için birkaç tavsiyem olacak.

İlk olarak seed funding ve early stage funding yapan venture capital şirketlerini ve angel investorları yakın takibe alın. Bu şirketlerin neredeyse hepsi yaptıkları yatırımları hem basın bülteni olarak hem de web sitelerinden paylaşırlar. Ayrıca bu şirketlerin ortakları sosyal medyada ve bloglarında hangi sektörlere gireceklerini, hangi tarz projelerle ilgilendiklerini paylaşmaktan çekinmezler. İşinizi daha da kolaylaştırmak için, benim takip ettiğim VC sahiplerini ve Angel Investorları bir Twitter Listesinde topladım. Direk bu listeyi takip edebilirsiniz. Bu listeye eklemeler yapacağım.

Türkiye’de rakipleriniz geçen senelerde başarılı olmuş siteleri klonlamak ile uğraşırken, siz seneye hangi projeler ses getirecek sorusunun cevabını bulabilirsiniz.

Başka bir önerim ise araştırdığınız sektörün fuarlarını ve organizasyonlarını yakından takip edin. Eğer bu fuarlara katılamazsanız (çoğu ABD’de olduğu için), en azından web sitelerinden katılımcı listelerini inceleyin. Sektörde birçok proje ilk lansmanlarını bu tarz sektörel fuarlarda yaparlar.

Ayrıca sektörel fuarlardan sonra internette birçok ayrıntılı blog yazısı, video ve paylaşım bulmanız mümkün.

Yurtdışında Başarılı Bir İnternet Projesini Türkiye’ye Uyarlamak

Yurtdışında sektör araştırmanızı yaptınız, klonlamayı düşündüğünüz projeye karar verdiniz. Türkiye’de kesinlikle başarılı olacağını düşündüğünüz bu proje için hızlı adım atmanız gerekiyor.

Her işte pazar araştırması çok önemli, ancak yurtdışında başarılı olmuş diye bir projenin Türkçesine pazar araştırması yapmadan başlamak, yapılan en büyük hatalardan birisi. Pazar araştırmasına çok ciddi önem vermek yapılacak en doğru şey bu konuda. Çünkü Türk insanı böyle bir projeye nasıl yaklaşır sorusu ancak ciddi bir pazar araştırmasından sonra ortaya çıkar.

Şunu hiçbir zaman unutmayın, siz bir internet girişimcisi olarak çoğu projede müşteri profiline dahil değilsiniz. Yani sizi heyecanlandıran ve başarılı olacağını düşündüğünüz bir proje, herkeste aynı etkiyi bırakmayabilir.

Doğru yapılmış bir pazar araştırmasından sonra Türkiye’nin şartlarına göre uyarlanmış iyi bir iş planı işinizi çok kolaylaştırır. Özellikle bir yatırım arayışına girecekseniz, ilk olarak ABD’de başarılı bir iş modeli, Türkiye için yapılmış iyi bir pazar araştırması ve sağlam bir iş planı ile şansınızı çok yükseltirsiniz.

Seçtiğiniz projede Türkiye’ye özel neler eklenebilir, fark yaratacak neler yapılabilir sorusunu sorun kendinize. Bu sorunun cevabı size hem ek bir pazar yaratabilir, hem de başarılı olması çok zor olan bir projeyi başarılı hale getirebilir.

Örneğin Burger King’in, ABD’de evlere paket servisi yokken, Türkiye’de bu uygulamayı yapması, yaptığı pazar araştırması sonucu şirkete ciddi bir ek gelir getiren başarılı bir iş olmuştur.

Ya da Gittigidiyor.com’un ABD’de eBay’in uyguladığı ödeme sisteminden Türkiye’nin şartlarına daha uygun güvenli ödeme sistemine geçişi çok önemli bir başarı hikayesidir.

Klonlarken Yapılmaması Gereken Hatalar

Başarılı bir internet projesini Türkiye’ye uyarlarken yapılacak en büyük hata “hırsızlık” konusu. Evet, hırsızlık tabirini kullandım. İş modelini uyarlamak ile yapılan işi (tasarım, kod, içerik, vs) birebir kopyalamak çok farklı konular.

Bu hem emeğe saygısızlık hem de çok başarılı olabilecek bir işte rezil olmak anlamına gelir. Doğru olan kendi altyapınızı ve kendi içeriğinizi oluşturmanız.

Türkiye’deki ziyaretçi ve müşteri profilinin kaldıramayacağı ya da istemediği özellikleri onlara sunmak ikinci büyük hata. Sırf ABD’de tuttu diye Türk insanının birçok nedenden dolayı (örf, adet, gelenek, ödeme şekli, ulaştırma zamanı vs) kabul edemeyeceği özellikleri projenizde kullanmanız büyük hata olacaktır.

Türkiye’den Dünyada Ses Getirecek Projeler Çıkabilir

Google yayına başlarken ne ilk ne de son arama motoru idi. İş modeli olarak bir klon olan Google, yarattığı farklarla sektörde önce pazar payı edindi, daha sonra dünya lideri oldu.

Doğru seçilmiş iş modellerini, doğru bir planlama ile uyarladığınız zaman ve bir sonraki basamak olarak fark yaratacak, belki de daha önce denenmemiş özellikler de ekleyerek, dünyada ses getirecek global projelere dönüştürebilirsiniz.

new-media

Yeni Medya Düzeni ve Değişim

Bugün İstanbul’da Doğuş Grubu tarafından Yeni Medya Düzeni adlı bir konferans düzenleniyor.

Çok değerli katılımcılarla internetin yarattığı yeni medya tartışılıyor.

Son günlerde özellikle geleneksel medyada bir panik havası var. Yeni medya düzeni nedir? Yeni medyada bizim yerimiz ne olacak? tarzı sorular, henüz çok yüksek sesle sorulmaya başlanmasa da en çok duyduğumuz sorular arasında.

Seth Godin hafta sonu yazdığı bir yazıda değişimden bahsetti.

Seth Godin’e göre değişime insanlar ve şirketler iki farklı tepki verirler;

Birinci grup, değişimden zarar göreceğini düşünenler. Değişim dolayısı ile zarar göreceğini düşünenler, hemen seslerini yükseltir ve gerçekleri görmezlikten gelerek değişime karşı çıkarlar.

İkinci grup ise değişimden faydalanacaklar, ancak buna inanmayan ya da farkında olmayanlar. Bu insanlar ve şirketler de değişim tamamen gerçekleşene kadar inanmazlar ve sessiz kalırlar.

Geleneksel Medya ve Değişim

Geleneksel medyada yeni medya düzenine bakış açısını ağırlıklı olarak birinci grup oluşturuyor. Birçok gazete, televizyon ve basın organı yeni medya düzeninden zarar göreceğini düşünüyor. Bu da çok normal bir düşünce. Oturmuş, hantal da olsa işleyen bir düzenin kuralları baştan yazılıyor. Bu nedenle birçok geleneksel medya yöneticisi ve çalışanı aslında yeni medya düzenine tepkili ve hoşnut değil.

Değişimden korkan geleneksel medyadakiler, gazetelerin internet sitelerinin para kazanmadığını belirtiyorlar, insanların televizyondan internet videoya kaydığını gözlemliyorlar ve panik ortamında, ne yapacaklarını bilmeden konuşuyorlar.

Geleneksel medyanın bir kısmı ise sessiz, ne yapacağını bilmiyor. Halbuki doğru adımlar, geç kalınmadan atılırsa değişimin öncüleri olabileceklerinin farkında değiller.

Değişimden Kazançlı Çıkacaklar

Yeni medya düzenine geçerken, bu değişimden en çok kazançlı çıkacaklar ise değişimin farkında olanlar ve panik yapmak yerine kendilerine “Ne yapabiliriz?” sorusunu soranlar.

Hatta ne yapabiliriz sorusunun cevabını çoktan vermiş ve yeni medyada projeleri ile adından söz ettiren kişiler de var.

Bu isimlerden birisi Radikal Gazetesi’nde teknoloji editörü Serdar Kuzuloğlu. Kendisi MYK Medya adlı bir internet şirketi var ve Televidyon gibi birçok projeye imza atmış bugüne kadar. Aynı zamanda sosyal medyada çok aktif ve tanınan bir isim.

Seth Godin’in bahsettiği iki ana modele uymayan bir örnek Serdar Kuzuloğlu örneği. Bana göre de yeni medyadaki değişimin farkında olup, geç kalmadan adım atan insanlardan birisi.

Bireylerin dahi gerek ulusal gerekse uluslararası ses getirebilecek haberlerde tek kaynak olabildikleri yeni medya düzeninde, kendi alanında değişimin farkında olan, farkında olmakla kalmayıp ne yapabilirim sorusunu kendine soran ve bu sorunun cevabı doğrultusunda hızlı hareket edip, fikirlerini Serdar Kuzuloğlu gibi icraata geçirebilenler yeni medya düzeninde başarılı olacak üçüncü kategorideki bireyler olacaklar.

Değişim Treni Kaçmadan

Geleneksel medyadaki kurumlar, paniğe kapılmadan, öncelikle yeni medyayı çok iyi analiz ve takip etmeliler. Daha sonra yurt dışındaki geleneksel medyada daha önce yapılan hataları incelemeli ve bu hatalara tekrar düşmemeliler.

Son adım olarak da, geleneksel medyanın yöneticileri, değişimi kabul edip, gençlerin sesine kulak vererek, bu değişimde en doğru adımları atıp, en kazançlı nasıl çıkabiliriz sorusunu kendilerine hergün sormalılar ve cevabını bulabilmek için somut adımlar atmalılar.

Değerli geleneksel medya yöneticileri; Dünyada yeni bir medya düzeni kuruluyor. Bundan sonra ya ilk iki kategorideki gibi panik ya da sessizlik ile tepki verip, değişim trenini kaçırırsınız, ya da hemen bugün ilk adımı atıp değişime nasıl uyum sağlarızı araştırmaya başlarsınız.

basari

İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural

Az önce “İnternette Hiç Çalışmadan, Kolay Yolla Para Kazanmak” adlı bir yazıyı tamamladım, bu yazı aslında sektöre bir eleştiri getiren, kısa yoldan para kazanma hayallerini ti’ye alan bir yazı idi. Eğer o yazıyı okumadıysanız, öncelikle okumanızı, daha sonra bu yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de internet sektöründe genç ve heyecanlı arkadaşlarımın genel olarak yaptıkları yanlışlardan bahsettim, ve bana göre internette başarılı olabilmek ve iyi para kazanilmek için doğru yöntemleri de hazırlamadan yapamadım. İşte benim başarı formülüm:

İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural

  1. Çok iyi İngilizce Öğrenin: İngilizce çalışın. İngilizceyi çok iyi bilmeden internet sektöründe çok başarılı olma şansınız yok. Çünkü yenilikleri takip etme şansınız yok. İnternette ortak dil İngilizce, bunu unutmayın.
  2. Hedef Belirleyin: Bir zaman ve hedef belirleyin. Bu süreçte bütün sektörleri inceleyin, ve sonunda bir sektörde karar kılın. Herşeyi aynı anda öğrenmeye, hem social marketing konusunda dünyada bir numara olmaya, hem SEM konusunda bir numara olmaya çalışmayın. Basamaklar tek tek çıkılırsa en sağlıklı şekilde hedefe ulaşırsınız.
  3. Çok Çalışın: Rahmetli Sakıp Sabancı her zaman beni girişimciliği ile heyecanlandıran bir insandı. Onun bir sözü hiçbir zaman aklımdan çıkmaz. O heyecanlı ses tonu ve sevecen şivesi ile her fırsatta “Çalışmak, çalışmak, çalışmak” derdi. İşin ana formülü budur arkadaşlar, daha ötesi yok. Ancak internet çağının hastalığı olan aşırı bilgi yüklenmesi konusuna çok önem vermeniz ve verimli olmanız gerekiyor.
  4. Dinlemesini Bilin: Dinleyin, başka fikirlere önem verin. Bu çok ciddi bir sorun. Dinlemeyi bilmiyoruz, hep biz doğruyuz, hep bizim fikirlerimiz mükemmel. İş hayatımın başında iken bu hatayı çok yaptım. Şu anda emin olun hertürlü projemde işin uzmanından, sıradan bir kullanıcıya kadar başkalarının fikirlerini dinliyorum, ve farklı fikirlere çok önem veriyorum.
  5. İçi Fos Karpuz Olmayın: Eskiden Adana’da karpuz alırken büyükler tabiri caizse önce karpuzu tartarlardı. Dıştan kocaman, yemyeşil, tam olmuş dediğiniz karpuzun içi kabak çıkabilirdi. İnsanın sektörüne göre kişisel markalaşması, imajı, giyimi, kuşamı, konuşması, her adımı önemlidir. Ancak sektörünüzde başarılı değilseniz, yaptığınız işler gurur duyacağınız işler değilse imajınız hiçbir işe yaramaz. Hedef belirleyin ve bir konuda uzmanlaşın dememin sebebi de budur.
  6. Test Edin, Pratik Yapın: Fikirler, fikirler, fikirler. Herkesin, hepimizin fikri var. Her fikri olan büyük girişimci sayılıyor. Bu konuyu geçen sene verdiğim girişimcilik konferansında uzun uzun anlattım. Eğer fikrinizi uygulamaya geçirmemişseniz siz bir girişimci değilsiniz. Denemekten ve hata yapmaktan korkmayın. Her başarılı internet girişimi süper iş planları, çok ciddi yatırımı olan ve uzun çalışmalar sonucu yapılan girişimler değildir. Aksine çoğu başarılı internet girişimi bir anda, birkaç günde belki bir gecede yapılan websiteleri ile doğmuştur. Test etmekten korkmayın.
  7. Çevre Yapın: Bu aslında sadece internet için değil bütün sektörler için geçerli bir kural. Ne kadar doğru insanlarla donatılmış bir networkünüz varsa o kadar büyüme şansınız vardır. Social sitelerin artması ile birlikte genç Türk popülasyonunu FriendFeed, Twitter gibi sosyal sitelerde internet sektörünün Amerika’da önde gelen isimleri ile konuşurken, tartışırken, fikir alışverişi yaparken görmek normal oldu. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Ancak gözlemlerinden birçok arkadaşımızın yaptığı bir hatayı paylaşmak istiyorum. Unutmayın ki internetten gerek email, gerek IM, gerekse sosyal sitelerle iletişim kurduğunuz kişiler (bizler, onlar, vs) yoğun kişiler, hergün sizler gibi yüzlerce kişiden talepler geliyor. Burada çok zeki davranın, kesinlikle karşınızdakini rahatsız etmeyin. Sizi arkadaş listesine ekledi diye önemli kişileri dakika başı rahatsız ederseniz krediniz anında tükenir. Sosyal networklerin verdiği avantajı annoying olarak anında dezavantaja çevirirsiniz, benden söylemesi.
  8. Küçük Düşünün: Evet, küçük düşünün. Başımıza ne geldiyse büyük düşünmekten geldi. Her proje, her fikir, her site için global hedefler, dünya markası olma vs gibi hayaller peşine düşmeyin. Gerektiği zaman küçük hedefler koyarak daha başarılı olabileceğinizi unutmayın. Cebinizde beş kuruş para, hiçbir tecrübe, çevre, ya da bir iş planı yokken Türkiye’nin en büyük eticaret sitesini kurma fikri ile benim gibi yatırımcıların kapısını çalmayın, kredinizi tüketirsiniz.
  9. KARMA’ya İnanın: Özellikle Web2.0 gibi paylaşım çağında mümkün olduğunca verici ve yardımcı olun. Emin olun faydasını göreceksiniz. Bundan birkaç ay önce üyesi olduğum bir mastermind gurubunda işimin önemli bir bölümü olan aslında çok gizli bir yazılımı diğer 4 üye ile paylaşmıştım, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Herbiri internet pazarlama sektöründe önde gelen isimler olan bu mastermind gurubu üyelerinden birisi bu yazılım sayesinde işlerinin 10 katı daha çok kar yaptığını, yıllardır aradığı şeyin bu olduğunu ifade eden bir teşekkür emailı attı birkaç hafta önce. Dile benden ne dilersen diyordu. Ben de başarılarının devamını diledim. Aynı gün içinde internet pazarlamada gelecek olacak ve beni büyüleyen, ona şu anda hergün onbinlerce dolar kazandıran bir fikri bana email attı, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Bu kişi Amerika’da arrogant olarak tabir ettiğimiz, hem de işinde çok başarılı, tanınan birisi. KARMA kendini birkez daha gösterdi. Hep ben, hep ben demeyin.
  10. Büyük Düşünün: Çok çalışıp, seçtiğiniz dallarda uzmanlaştıktan sonra yapacağınız tecrübeler ile birlikte vizyonunuz genişlemiş olacak. Artık içi fos karpuz değilsiniz, büyük düşünmenin zamanı geldi. Büyük düşünüp, donanımlı olmanın verdiği güvenle hareket edin ve büyük projelere imza atın.
internet-para

İnternette Hiç Çalışmadan, Kolay Yolla Para Kazanmak

İŞTE HAYATINIZIN FIRSATI!!!

Evinize ofisinizi kurarak bilgisayarınızın başından nakit para kazanmak artık mümkün!!

Yapmanız gereken son derece basit ;
Günlük yaşantınızın çok kısa bir bölümünü, şu anda olduğu gibi kendinize ayırmanız ve bu süreç içerisinde size tarif edildiği şekilde gerekli çalışmaları yapmanız yeterli…
Eğer bu sistemi merak ediyorsanız ve bu sistem sayesinde banka hesabınızda paranızın nasıl birikeceğini öğrenmek istiyorsanız?!

Sizi tebrik ederim ;

***DOĞRU YERDESİNİZ!!!***

Buna benzer bir email ya da websitesi ile karşılaşmadan bir günüm geçmez oldu. Amerika’da 1990’ların internet pazarlamada yatarak zengin olma furyası ne yazıkki Türkiye’de şu anda çok popüler.

İnternet sektöründe çalışanlar için dünyanın heryerinde bir önyargı vardır. Bizleri yatarak para kazanan insanlar olarak göstermeyi herkes sever. Evet doğru, ben her sabah uyandığımda ve bilgisayar başına geçtiğimde o gece yatarken kazandığım paraların istatistiklerine bakıyorum.

Ancak emin olun Amerika’da kurumsal ortamda çalışan ortalama bir Amerikalıinın en az iki, hatta üç katı çalışıyorum. Çevremde çok başarılı ve internet sektöründe çalışan bütün arkadaşlarım için bu geçerli.

Kısa yoldan para kazanma hevesi her meslekte, her ülkede, her millette olan bir rüya. Neden siyaset, futbol, moda sektörleri en popüler meslekler, bunu hiç düşündünüz mü?

Başarı Para Getirir

Ortaokul yıllarında birgün babamla sohbet ediyorduk. Ben ısrarla ortaokuldan sonra tam zamanlı konservatuar sınavlarına girmek istediğimi ve müzisyen olmak istediğimi belirtiyordum. Babam da çok demokrat, hayat senin hayatın, tarzında ancak çok ikna edici sebeplerle her tezimi çürütüyordu.

Çünkü babam için Türkiye’de müzisyen olarak hayatımı devam ettirmek demek büyük bir ihtimalle hayat boyu maddi sorunlar çekmem demekti.

Ben ise babama, Türkiye’de birkaç yıl meşhur olup sonra kaybolan şarkıcılar dışında hiç zengin müzisyen yok mudur diye sordum. Onun cevabı ise çok ilginçti.

Bana “Dünyada hangi meslek olursa olsun, işini en iyi yapan, çok başarılı olan ve çok iyi para kazanan insanlar vardır. Bu belki en iyi 500 kişidir, belki en iyi 5000 kişi, mesleğine göre değişebilir” demişti. Her ortamda, her konuda bir anda tezini savunabilen bir ata sözü ya da vecize ile de destekleyen (bkz. Geçmişten Geleceğe) babamın bu sözleri beni çok da ikna etmemişti o zaman. Yaşım ilerledikçe demek istediklerini daha iyi kavradım.

İşin özü, ne iş yaparsanız yapın, çok başarılı olduğunuz zaman, para da yanında mükafat olarak gelecektir.

Türkiye’de İnternet Sektörü

Beni son zamanlarda düşünmeye iten ve cidden üzen bir konu Türk internet sektörünün gidişatı. Özellikle Türkçe blog yazmaya başladıktan sonra çok fazla genç girişimci arkadaşımdan bana ulaşanlar olmaya başladı, bu beni fazlası ile mutlu ediyor. Çok yoğun tempom nedeni ile hepsine cevap vermek ya da istediğim vakti ayırmak mümkün olmuyor.

Ancak son birkaç ay içinde Türkiye internet sektöründen birçok arkadaşımla görüşme, fikir alışverişi yapma fırsatı buldum. Belki genelleme yapmak yanlış olabilir, ancak birçok arkadaşımda ilk gözlemlediğim noktalar şu şekilde oldu:

  • Hepsinin fikirleri ve heyecanı var
  • Birçoğunun donanımı çok eksik. Uzmanım diyebilecekleri hiçbir alan yok.
  • İnternette Techcrunch, Webrazzi gibi birkaç blog takip edip, güncel olaylardan haberdar olmayı işin uzmanı olmakla karıştırıyorlar.
  • Özünde birçoğu Türkiye’de çok taze olan internette dot com’ını satıp zengin olan başarı hikayeleri ile büyülenmiş. Henüz fikir aşamasında olan projelerinde hayal/hedef olarak sitelerini satmak var.
  • Birçoğunun programlama, tasarım, internet pazarlama vs gibi internet sektörünün en önemli konularında yakından uzaktan haberleri yok. Sadece iyi fikirleri olduğunu ve bu tarz şeyleri üç beş kuruşa yaptırabileceklerini düşünüyorlar.
  • Birçoğu dinlemeyi bilmiyor. En tehlikeli şey, yanlış olduğu halde bir fikre inanmak ve eleştiri ve beyin fırtınasına kapalı olmaktır.

Türkiye’nin geleceği, sevgili genç Türk internet girişimcisi kardeşlerim. Bizler de zamanında gençliğin verdiği heyecanla hatalar yaptık. Vaktimizi gereksiz yere harcadık. Ancak benden bir abi ya da arkadaş tavsiyesi olarak alın lütfen, bu şekilde başarılı olma şansınız yok.

Bakın özellikle belirtmek istiyorum bu bahsettiğim gurup bence internette Türkiye’nin elit tabakası. Yani gece gündüzlerini crack, hack forumlarında geçirmeyen, internet pazarlamanın 1 cente orda burda tıklama yapmak olmadığını kavramış, birçoğu vizyonu olan genç arkadaşlar.

Aralarında çok mantıklı, dinlemeyi bilen, tavsiyelerime çok önem veren, çok çalışkan, çok donanımlı arkadaşlarım da var, sözüm meclisten dışarı.

Peki akıllıyım, internet sektöründe yolun başındayım, çok ama çok başarılı olmak istiyorum, ne yapmalıyım? Bu soruya benzer çok email alıyorum.

Eleştiri yapacaksam bana göre nerelerin düzeltilmesi gerektiğini mutlaka belirtirim. Yani yapıcı eleştiri yapmak benim için çok önemlidir.

Eğer bana göre internet sektöründe başarılı olmanın sırlarını sorarsanız, İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural adlı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

onder-eren

TakasMerkezi.com Kurucusu Önder Eren Röportajı

Önder Eren ve TakasMerkezi.com isimleri ile ilk olarak bloguma yapılan yorumlardan haberim oldu.

Daha sonra Webrazzi Techcrunch Meetup‘da Önder Eren’in TakasMerkezi.com sunum videosunu izledim.

Son olarak eTohum‘da tekrar Önder Eren ve TakasMerkezi.com ismi karşıma çıkınca kendisi ile tanışmam gerekiyordu ve geçen hafta karşılıklı birer email ile tanıştık.

Bu blogu yazmaya başladığımda da belirttiğim gibi uzun yıllardır yurtdışında olmamdan dolayı ve çok yoğun çalışma tempomdan dolayı Türkiye’de internet sektöründe neler oluyor çok takip edemedim. Geçen sene Türkiye’de Genç Girişimciler Kulübü’nde verdiğim konferanstan sonra Türkiye’de internet ve girişimcilik sektörünü yakından takip etmeye ve elimden geldiğince destek olmaya karar vermiştim. Bu nedenle Önder Eren gibi girişimci insanlar ile tanışıp sohbet etmek bana mutluluk veriyor.

Önder Eren ile email trafiğinden sonra Skype’da buluşup bir röportaj yapmak için randevuleştik. New York saati ile perşembe akşamı 23.40’da başlayan görüşmemiz, çok sıcak bir sohbet, fikir alışverişi ve ardından röportaj derken sabah 4’ü geçerken bitti.

Önder Eren’e ayırdığı vakit, samimi cevapları ve anlayışı için teşekkür ederek röportaja geçiyorum.

TakasMerkezi.com Kurucusu Önder Eren Röportajı

Ahmet Kırtok : Önder merhabalar, öncelikle tatil hazırlığı öncesi yoğun programında bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Türkiye’de internet sektöründe birçok kişi seni yakından tanıyor, ancak ben ve benim gibi seni tanımayan insanlar için bize kendine bahseder misin?

Önder ErenÖnder Eren : İ.Ü. Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Amacim İ.Ü.’de okurken iş hayatına girebilmekti. 1996 yılında iş hayatıma, üniversite 1. sınıftayken 4 arkadaş bilgisayar satan bir firma ile başladık. İlk firmamızın adı 3LINES Computer idi. Bilgisayar ve donanım satışı ve teknik servis üzerine çalışıyorduk.

Ahmet Kırtok : Peki 3LINES Computer neden devam etmedi?

Önder Eren : Hem bu isin kar marjinin dusuklugu hem de donanim sektorunde ticari anlamda gelecek gormedigim icin ilgi alanim olan animasyona kaydim. Arttek adli Istanbul’da bir firmada stajer olarak animasyon yapmaya basladim. Arttek’te Silicon Graphics üstünde Flint (compositing yazilimi ) ve Power Animator (3d animasyon yazilimi) uzerine calismaya basladim.

Arttek’de çalışırken programların İngilizce manuellerini okuyup anlayabilmek için iyi İngilizce bilmem gerektiğini anladim. İngilizcemi geliştirme için çalışırken best vocabulary adlı İngilizce öğrenmeyi kolaylaştıran bir program da yazdım.

Ahmet Kırtok : Tam bir girişimcilik örneği. Konu her ne olursa olsun bir proje üretmek zorundayız değil mi :) Peki Arttek’teki staj döneminden sonra neler yaptın?

Önder Eren : Arttek’teki stajer modum çok kısa sürdü malesef. Ama ben 3D animasyon üretmek ve programcılık bilgimi animasyona entegre ederek çok farklı açılımlar yapmak istiyordum. Bu süreçte 2.sınıfı bitirmiştim ve Arttek’teki gibi, bir çalışma tarzı olarak değil, resmi olarak yazılım veya donanım stajı yapmam gerekiyordu. Bunu fırsat bilip tüm televizyonları telefonla aradım.

Televizyonlar mühendislik öğrencilerine pek sıcak bakmıyorlardı ve genelde radyo – televizyon öğrencilerini kabul ediyorlardı ki bu da bence çok hatalı bir yaklaşım çünkü inovasyon daha çok farklı disiplinleri kesiştirmeye hevesli insanlar tarafından yaratılır. Sonuçta hiçbiri görüşmeye bile çağırmadılar çeşitli bahanelerle. Ben de adını sık sık duyduğum Zenger Teknik Donatım’ı aradım. Orada stajım kabul oldu ve çok değerli bir insanla Mimar-Mühendis Yılmaz Zenger’le tanıştım.

Staj olduğu halde 2. gün bir akşam yaptığımız uzun ve zevkli sohbetten sonar bana iş teklif etti. Öğrenciydim ve bugünün yaklaşık 1000 YTL’sini bana “derslerimi aksatmayacak ve benim belirleyeceğim şekilde bir çalışma metodu” için teklif etti. Müthiş bir sevinçle kabul ettim. Orada çok şey öğrendim ama kendi işimi yapma isteği artık heyecanlandırıyordu beni ve bir animasyoncu bir arkadaşım ile beraber “Dijital Fikirler New Media” adlı kendi şirketimi kurdum.

Zenger’de çalışırken (yaklaşık 1 sene) sadece animasyon değil, video editing, compositing işleri de yapıyordum ve hobi olarak weble de ilgilenmeye balamıştım. Bu ilgi şirkete dönüşünce ağırlıklı olarak web projeleri almaya başladık. Tesadüflerle Siemens Business Services ile bağlantı kurduk ve onların web tasarım çözüm ortağı olduk bir nevi. BP başta olmak üzere büyük işler yapmaya başladık.

Ahmet Kırtok : Peki o yıllarda internet çözümleri sunmak zor olmuyor muydu? Çünkü internet sitelerinin sayfa başına fiyatlandırıldığı bir dönemden bahsediyoruz. İnternet sitesi yapıyoruz dediğimiz zaman benim de bilgisayarımın hard diski bozuk, bir bakar mısın diye ricalar geliyordu çevremizden.

Önder Eren : İstersen o yıllarda internet siteleri yapmak ve web çözümleri sunmanın ne kadar zor ve bilinmeyen bir meslek dalı olduğunu bir örnek ile anlatayım. Sanko Holding’in web sitelerini yaptırmak için bir arayışta olduğunu duyduk. Ben ve ortağım Dijital Fikirler New Media Şirketi olarak Sanko’da bir toplantı ayarladık.

O yıllarda büyük şirketlerin ve holdinglerin bilişim direktörleri genelde alaylı oluyordu ve bir proje görüşmesine gittiğimiz zaman işi alana kadar genelde bilgisayar mühendisi olduğumuzu söylemezdik. Aynı şekilde Sanko’da bir toplantı ayarlandı, biz kendimize güvenimiz tam bir şekilde hazırlıklarımızı yaptık ve toplantı için Sanko merkezine gittik.

Toplantıda karşımızda yine alaylı, yaşı oldukça büyük bir bilişim direktörü beklerken sektreteri olan ve yaşça çok genç Cengiz Bey diye birisinin odasına geçtik. Biz iki genç, takım elbise ve uzun saçlarımızla, bütün heyecanımızı kapıda bırakarak toplantıya girdik. Cengiz Bey bize kendinden çok emin bir şekilde anlatın bakalım gençler nedir bu internet sitesi olayı diye konuya girince, biz de gayet kendimizden emin bir şekilde neler yapabileceğimizi anlattık.

Proje çok büyüktü, çünkü Sanko Holding bünyesindeki birçok şirket için web sitesi yapılması gerekiyordu. Cengiz Bey bize bir proje ile başlayalım sizi önce bir deneyelim dedi. Çünkü sektör çok yeni idi ve şirketler de tam olarak ne istediklerini, bir internet sitesinde neler olması gerektiğini bilmiyorlardı. Ben de tabi ki, kaşılıklı birbirimizi tanımamız önemli, biz de sizi denemiş oluruz dedim. Kendisi bir kahkaha atarak cevabıma karşılık verdi ve biz Sanko’dan ilk işimizi bu şekilde almış olduk.

Bu hikayeyi bu kadar ayrıntılı anlatmamın sebebi ise Cengiz Bey’in Sanko Yönetim Kurulu üyelerinden Cengiz Konukoğlu olduğunu toplantıdan sonra öğrenmemiz oldu.

Ahmet Kırtok : Çok güzel bir anı. Eminim kendinize olan güveniniz Sanko’nun sizi tercih etmesinde sebep olmuştur. Peki Sanko ilk projenizi beğenip size daha çok iş verdi mi?

Önder Eren : Sanko Holding, Sanko Pazarlama, Sanko Sigorta, Daewoo (Sanko Otomotiv), Sani Konukoglu Hastanesi gibi Sanko Holding’e bağlı olan birçok şirketin internet sitelerini yaptık. Ayrıca Sanko Menkul için Mavidisket Disket Emir Programı adlı bir yazılım da hazırladık.

Ahmet Kırtok : Peki Dijital Fikirler New Media daha sonra neler yaptı?

Önder Eren : Sanko dışında başka projelere de imza attıktan sonra ortağımla anlaşmazlıklardan dolayı Dijital Fikirler New Media projemize nokta koyduk. Girişimcilik ve iş hayatımda benim için önemli dersler çıkardığım bir tecrübe oldu Dijital Fikirler New Media ve ortaklık.

Ahmet Kırtok : Ortağınla yollarınız ayrıldıktan sonra sen neler yaptın?

Önder Eren : 2000 yılında halen devam etmekte olan şirketim Mavi Kelebek‘i kurdum. Piyasaya birçok iş yaparak başladık. 2004 yılına kadar Mavi Kelebek olarak birçok projeye imza attıktn sonra 2004 yılında 3dworld irc kanalından tanıştığım Emre Şan adlı arkadaşım aracılığı ile farklı bir sektörde tecrübe edinme şansım oldu. 2004 yılında bir sene Start TV’de çalıştım.

Ahmet Kırtok : Peki Star TV’de neler yaptın?

Önder Eren : Star TV’de Virtual Studio üzerinde sanal dekor tasarım ve programlanabilir dekor uygulamaları (hava durumu, seçim vb.) konularında çalıştım ve daha sonra da departman şefliği yaptım.

Ahmet Kırtok : Peki Star TV’den ayrıldıktan sonra?

Önder Eren : 2005’ten itibaren tamamen Mavi Kelebek üzerine çalışıyorum. 2007 yılında büyük bir proje aldığımız için, benimle birlikte 10 kişiye çıkmış bir ekibimiz oldu.
Takas Merkezi
Ahmet Kırtok : Gelelim TakasMerkezi.com projenize. İlk olarak böyle bir proje nasıl aklınıza geldi?

Önder Eren : Bir müşterimiz için hazırladığımız bir barter yazılımı sayesinde bu sektörü yakından inceleme fırsatı bulduk. Barter yapısı gereği kurumlar arası bir iş modeli idi .Bizim inovasyonumuz ise “neden bu model kişiler arasında olmasın?” noktasında oldu.

Yurt dışında farklı takas ve benzeri siteler olmasına rağmen TakasMerkezi.com modelinde bir site karşımıza çıkmadı. İyi bir ön araştırmadan sonra TakasMerkezi.com projesi üzerine çalışmaya karar verdik.

Ahmet Kırtok : Peki TakasMerkezi.com’u hiç bilmeyen birisi olarak bana, bu siteyi nasıl kullanabilirim, anlatabilir misin?

Önder Eren : Aslında modelin yapısı gereği sistemin içine girdiğinizde biraz karışık geliyor. Zaten yaşadığımız en ciddi sıkıntı da bu oldu. Yani internet kurtları haricinde sıradan internet kullanıcıları anlamakta zorlanıyor.

En basit tabirle anlatmak gerekirse; ihtiyacınız olmayan ürünleri satışa koyuyorsunuz fakat para ile değil puan ile değer biçiyorsunuz ve bunlar açık arttırma ile satıldığında kazandığınız puanlarla da yine sadece site içerisinden istediğiniz ürünü alabiliyorsunuz.

Detayına inmeden anlamanın en pratik yolu da ihtiyaç olmayan bir iki ürünle (kitap, dvd gibi) sistemi denemek olabilir. Ne zaman ki bir ziyaretçi örneğin sattığı bir kitabın karşılığında okumadığı bir kitap veya izlemediği bir dvd alırsa işte o zaman sisteminin nasıl bir boşluğu doldurduğunu da anlayacaktır.

Ahmet Kırtok : Takasmerkezi.com’u şu anda piyasada olan Türkçe takas sitelerinden ayıran ve farklı kılan nedir (eğer varsa)?

Önder Eren : Takas yapısı gereği ilkel bir ticaret modelidir. Dünyada üretimin ve nüfusun fazla olmadığı, yerleşik düzenin bu kadar komplike hale gelmediği dönemlerde fazlasıyla ihtiyacı da görmüştür ama zamanla sıkıntılar baş göstermiş ve ticaretin ve ekonominin gelişimi için farklı bir enstümana ihtiyaç duyulmuştur. Paranın icadı da bunların sonucudur. Aslında para da ilkel bir metoddur fakat icat olduğu dönemlerde şu anki gibi bir bilişim altyapısı yoktu dünyada.

Şu anda belki de bir sonraki enstrümana (elektronik para) geçme arifesindeyiz. Kredi kartları bunun zeminini hazırlamaya başladı bile. Takas modelini uygulayan sitelerle en büyük farkımız bu. Bizim sistemimiz bilgi ve internet çağına uygun bir model. Takas ise zaten terk edilmiş bir sistem. Net üzerinde de olsa tutmayacaktır bu sebeple. Çünkü en büyük dezavantajı bir işlemin gerçekleşebilmesi için, sizin takaslamak istediğiniz ile almak istediğiniz ürünün tam zıttı taleple de birinin olması gerekmektedir.

Üstelik takas sonucu almak istediğiniz şeyin vermek istediğiniz ile denk bedellerde olması lazım. Bir kitap ile playstation portable’ı takaslayamazsınız. TakasMerkezi.com’ da ise yine tek bir kitabı satarak playstation portable alamazsınız belki ama okuduğunuz 10 kitap, izlediğiniz 10 dvd, eski bir gameboy advance satıp kazandığınız puanlarla playstation portable alma ihtimaliniz var.

Site ismi vermek gerekirse Türkiyede takasta.com elle tutulur tek takas sitesi. Dünyada en bilineni ise (2’ye 2, 3’e 3 takasları da olanaklı kılan) swaptree.com’dur.

Türkiyede 2-3 tane daha var belki ama içlerinde 2-3 ürün ancak var ve terk edilmiş durumdalar. Dünyada ise yaklaşık 70-80 tanesini bizzat inceledim. Genelde tüm takas sitelerinde gördüğüm sıkıntıları hemen hemen hepsinde gözlemledim.

Ahmet Kırtok : Takasmerkezi.com‘un yurtdışına açılma planları var mı? Varsa bize biraz bundan bahseder misin?

Önder Eren : Fikrin ilk aklımıza geldiği andan şu ana kadar her zaman yerel sitemiz olacak olan takasmerkezi.com ile birlikte yabancı siteyi de planladık.

Bunun için kurumsal kimliğini de hazırladık ve domain olarak ta WhatSwap.com ‘u seçtik. Domaindeki what’s up? çağrışımı web 2.0 projelerindeki samimi isim seçimi trendi adına çok uygundu. Şansımıza da bırakılmış bir domaindi, kaçırmadık.

İş modeli rahatlıkla tüm dünya ülkelerine adapte edilebilecek bir model olduğu ve c2c olduğu için de aslında adapte edip yeni kanallar açmak çok zor görünmüyor. Whatswap.com ile Kuzey Amerika ve Avrupa Birliği için 2 site düşünüyoruz baştan beri. Fakat geldiğimiz nokta itibarı ile önce ihtiyaç duyduğumuz saha deneyimini takasmerkezi.com ve Türkiye’de yapmak kararı aldık.

Burada daha dar ve daha zor bir kitle ile doğru adımları atar ve bu tecrübeyi kazanırsak, global pazarda işimiz daha kolay olacaktır düşüncesindeyiz. Ve tabi ki dünyayı hedefleyen bir vizyonun da bu hedefe uygun iş ortakları ve sermaye ile desteklenmesi gerektiğini görüyoruz.

Bu yüzden de kısa bir süre içerisinde Türkiye’de yatırım arayışına başlayacağız. Global arenada tecrübeli bir risk sermayesi şirketi ile ihtiyaç duyduğumuz destek ve danışmanlığı da sağlamış oluruz diye düşünüyoruz.

Ahmet Kırtok : Önder, öncelikle senin gibi girişimci birisiyle tanıştığıma çok memnun oldum, umarım bundan sonra Takasmerkezi.com ve yeni projelerinin başarı hikayelerini sıkça duyarız. Son olarak Kirtok.com okuyucularına ve genç girişimci arkadaşlara söylemek istedeğin birşeyler var mı?

Önder Eren : Ben de seninle tanıştığıma çok sevindim Ahmet. Daha önce denkleşmemiş olmamızı bile kayıp olarak görüyorum (aynı fakülte binasında okuduğumuzu da düşünürsek) ama bundan sonra daha sık görüşeceğimize de eminim.

Girişimci arkadaşlara söylemek istediklerime gelince; inandığınız bir fikri hayata geçirmeden önce çok araştırın, çok düşünün ve çok danışın ama zaman da kaybetmeden karar verip harekete geçin. Harekete geçtikten sonra da bir süre kulaklarınızı tıkayın.

Büyük heveslerle karaladığınız logonuzu hayatında photoshop açmamış, en ufak bir grafik altyapısı olmayan insanların acımasızca eleştirmesine, koala kadar tembel insanların sizi frenlemeye çalışmasına, siteniz yayına geçtiğinde bismillah demeden gelecek botnet ataklarına, sosyal ağlar içerisinde o sosyal ağların google tarafından iyi indexlendiğini bilen kötü niyetli insanların acımasız ve yıkıcı eleştirilerine (ne de olsa sizi aratanlar bunları da okuyacaktır) hazırlıklı olun.

Bunlardan motive olacak, hırslanacak şekilde hazır olmazsanız emin olun özellikle de Türkiye’de yıkılmanız ve bezmeniz çok kolay olacaktır.

Ve kesinlikle sadece Türkiye’yi düşünerek hayallerinize gereksiz limitler koymayın, büyük düşünün, büyük hayal edin. Her şeyi elinizden alabilirler ama hayallerinizi siz teslim etmedikçe kimse alamaz. Hayalleriniz olduğu sürece, her düştüğünüzde bir kere daha kalkacak gücü bulacaksınız emin olun.

Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum.

Ahmet Kırtok : Ben de çok teşekkür ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

TakasMerkezi.com Tanıtım Videosu:

TakasMerkezi.com nedir? Nasıl çalışır? from TakasMerkezi.com on Vimeo.

information-overload

İnternet Çağının Hastalığı “Aşırı Bilgi Yüklenmesi” (Information Overload)

Daha yüksek binalar, daha büyük alışveriş merkezleri, daha güzel arabalar, daha çok teknoloji.

Bizim çocuklarımız cep telefonu olmadan yaşamanın ne olduğunu hiçbir zaman bilmeyecekler. Siz küçükken internet olmadan nasıl oyun oynuyordunuz diye soracaklar bizlere. Hastalık hastası birisinin yatağının başucunda duran tabaktaki rengarenk haplar gibi herşey formülüne göre imal edilmiş bir şekilde ufak ufak haplarda onlara sunulacak.

Bırakın bir sonraki nesli, şu anda 20’li yaşlarının başında olan genç nesil bile hiçbir zaman bir bilgisayar oyunu oynayabilmek için saatlerce büyük bir heyecanla Commodore 64’lerinin “kafa ayarını” uyduruk bir tornavida ile yapmakla uğraşmadılar. Oyunun kasedi eskidiği için kafa ayarı tutmayan ve başlamayan oyunların verdiği o hayal kırıklığını yaşamadılar.

Bizim zamanımızda yaz tatili demek sevgililerimizden uzak geçen dolu dolu 3 ay demekti. Ne başımızı yorganın altına gömüp sabahlara kadar sevgilimizle mesajlaşabileceğimiz bir cep telefonumuz ne de saatlerce sesli, videolu chat yapabileceğimiz bir internetimiz vardı. Bizim zamanımızda yaz tatili demek internet kafelerde sigara dumanı altında counter strike oynamaktansa sokaklarda kaçırılmak korkusu olmadan çocukca koşup oynamak, derimiz buruş buruş olana kadar denizden çıkmamak, günleri unutmak demekti.

Bizler küçükken nasıl o şehrin can damarında bulunan bir alışveriş merkezini gösteren babamız, hey gidi günler, zamanında burada portakal bahçeleri vardı derken boş boş ve anlamsız bakıyorduysak şimdi genç arkadaşlar da belki bu yazdıklarıma aynı şekilde bakıyorlar.

Hızla ilerleyen teknoloji, hayatımızda birçok şeyi iyi ya da kötü şekilde değiştirir oldu, işte bu yüzden dünyada organiğe ve yeşile kaçan bir akım başladı. İnsanlar yoruldu.

Babam zamanında ilk bilgisayarını aldığında 40 MB bir harddisk ile gelmişti ve o zaman için gerekli hertürlü bilgiyi barındırmaya yetiyordu. Benim bu hafta siparişini verdiğim bilgisayarın hafızası 1.2 terrabyte. Matematiği siz yapın diyorum.

Sabah uyanır uyanmaz emailların kontrol edilmesi ile başlayan, arabadaki navigasyon sisteminden telefonumuzdaki onca uygulamaya kadar devam eden teknoloji alışkanlığı gittikçe kontrolü imkansız bir bilgi yüklenmesine yol açıyor.

İşte buna çağın hastalığı diyorlar ve ismi de Information Overload (aşırı bilgi yüklenmesi).

En son ne zaman çok işiniz olmasına ve bitirmeniz gereken önemli projeleriniz olmasına rağmen hiç farkında olmadan saatlerinizi bilgisayar başında sevdiğiniz blogları okuyarak, friendfeed, facebook ve twitter gibi sosyal sitelerde takılarak geçirdiniz?

İnternette sosyal etkileşimin artması ile beraber eskiden email, daha sonra forum, chat ve şimdi de sosyal siteler aracılığı ile aynı anda onlarca, yüzlerce hatta binlerce insanın neler yaptığını takip etmeye çalışıyoruz.

Bir yandan elimizden geldiğince, belki tutkumuz belki mesleğimiz gereği internette birçok sitede paylaşım yapıyor bir yandan da internet sayesinde göz önüne daha çok çıkan hayatlarımızı yaşıyoruz.

Aşırı Bilgi Yüklenmesi Verimliliğin Düşmanı

Sorun da burada başlıyor. Zaman denen şey dolar, altın, hisse senedi ve en karlı yatırım aracından daha değerli günümüzde. Aşırı bilgi yüklenmesi konsantrasyon bozukluğunu, konsantrasyon bozukluğu da verimsizliği doğuruyor.

Aşırı bilgi yüklenmesi ve verimsizlikle başa çıkabilmek için birçok blog, web sitesi ve kitap inceledim. Herkes kendi bottle necklerine göre doğru bir plan yaparak çağımızın hastalığı aşırı bilgi yüklenmesi ve verimsizlik ile başa çıkabilir.

Ben kendimce bir reçete yazdım, ama bana özel, belki sizin de işinize yarayacak noktalar olabilir?

Aşırı Bilgi Yüklenmesi ile Ahmet KIRTOK Yöntemi Sayesinde Başa Çıkmak:

1) Çalışma Alanınızı Organize Edin:

İster ev ofisiniz olsun ister büyük bir firmadan çalışın, çalıştığınız ortam veriminizi ve başa çıkılamaz bilgi akışını yaşadığınız ortam. Ne kadar huzurlu, motive edici ve mutlu edici olursa veriminiz o kadar artar.

Gerekirse sezonluk değişikliklere gidin. Kışın bilgisayar masaüstünüzdeki bir deniz ve sahil fotoğrafı bile veriminizi arttırmaya ya da azaltmaya neden olabilir. Ben işe çalışma ortamımı organize ederek başladım. İhtiyacım olanları ve beni daha çok mutlu ve motive edecek noktaları not aldıktan sonra değişiklikleri yaptım.

2) Gün İçinde Sürekli Emaillarınızı Kontrol Etmeyin:

Yaptığım araştırmalar sonucu bizler gibi sürekli bilgisayar başında çalışanlar için en önemli vakit kaybının email olduğunu anladım. Birkaç basit testten sonra her sene ortalama 14,400 dakika emaillarımı doğru kontrol edemediğim için kaybettiğimi farkettim.

Yoğun programım olduğu günler günde 2 kez, hafif programım olduğu günler ise günde 3 kez emaillarımı kontrol ediyorum. Sürekli açık olan ve hem vaktimi hem verimimi çalan email ekranlarına veda ettim.

3) MSN, AOL, Yahoo Messenger, GTalk, vs hepsine ELVEDA:

Evet yanlış duymadınız. Verimimi en çok etkilediğini düşündüğüm bütün instant messenger programlarını bilgisayarımdan kaldırdım. Sadece ve sadece Amerika’da endüstri standardı haline gelmiş Skype kullanıyorum ve çok gerekli olmayan kişilerin davetiyelerini kabul etmiyorum.

Burada ufak bir uyarı. Ne yazıkki Türkiye’de bu tarz programlardaki STATUS kısmı pek dikkate alınmıyor. O anda “Do Not Disturb” yani rahatsız etme seçeneği seçili olsa bile Türkiye’de birçoğumuz buna önem vermeden mesaj atıyoruz.

Gerçekten söylenecek önemli sözünüz yoksa arkadaşlarınızı, özellikle mesai saatlerinde gereksiz mesajlar atarak rahatsız etmeyin derim.

Bir de Skype ile yaptığım görüşmelerde sesli ya da hem sesli hem görüntülü görüşme yaptığımda yazışarak yaptığım görüşmelere göre yaklaşık 4-5 kat daha hızlı sonuç aldığımı ve hem zamandan hem verimden kar ettiğimi farkettim. Mümkün olduğunca sesli görüşmeyi tercih ediyorum.

4) Akış Şemaları (Flow Chart) Çizin, Veriminiz 2’ye Katlansın:

Master yaparken Advanced Analytics dersinde bir hocamız vardı ve aklınıza gelebilecek her konu, proje vs için flow chart çizmemizi isterdi. Bu çizimler için Microsoft Visio kullanırdık ve ben o zaman flow chart olayının önemini kavrayamamıştım.

Şimdi çok ufak bir projeye dahi başlıyor olsam hemen bir flow chart çiziyorum. Neredeyse hergün kullandığım 100% web tabanlı ve tamamen ücretsiz, olmazsa olmaz araçlar listemde olan FlowChart.com sitesini her türlü flow chart çizimi için tavsiye ederim.

5) Büyük Resim (The Big Picture) Hep Gözünüzün Önünde Olsun, Mikro Yönetim (Micromanagement) Yapmayın:

Bunca bilgi, veri ve kaynakla uğraşırken büyük resmi kaçırdığınız oluyor mu hiç? Benim çok oluyor. Bu nedenle artık mümkün olduğunca micromanagement yapmamaya dikkat ediyorum ve projenin bütününde olan fokusumu korumaya çalışıyorum. Verimimi çok arttırıyor, kesinlikle tavsiye ederim. Bu süreçte bir önceki örnekte verdiğim flow chartlar çok işime yarıyor.

6) Proje Yönetim Aracı ve Yapacaklar Listesi:

Olmazsa olmazlardan. Hele birden çok kişi projelere dahil ise. Biz şirkette 37Signals Ürünleri kullanıyoruz. Basecamp ve Backpack özellikle kullandığımız ürünler. Belki de ben en az kullanan kişiyim bu araçları ekipte. O nedenle yapacaklarım listesinde önümüzdeki dönemlerde bu araçları daha çok kullanmak var.

To Do List (Yapacaklar Listesi) de aynı şekilde çok önemli. İster TaDa ister başka bir araç, mutlaka kullanın derim.

7) Haftalık Toplantılar:

Mutlaka haftada en az bir kez şirket içi toplantılar yapın. Çok kısa da olsa herkes geçen hafta neler yaptığını, ve önümüzdeki hafta neler yapacağını anlatsın. Bu bir şekilde sizi motive edecektir. Çünkü insanlara haftaya yapacaklarınız için bir nevi söz vermiş oluyorsunuz.

Amerika’da her şirkette yapılan düzenli haftalık çalışan toplantılarının herkesin verimini arttırdığı ispatlanmıştır.

Eğer tek başınıza çalışıyorsanız, her hafta başı bir önceki haftanın ve gelecek haftanın muhasebesini bir liste halinde yazın. Kişisel motivasyonunuz artacaktır.

8 ) Tatil ve Sosyal Hayatın Önemi:

İş, iş, iş, nereye kadar? Birçoğumuzun yaptığı hata. Kesinlikle sosyal hayatınıza ve dinlenmeye önem verin. En yoğun temponuzda bile kendinize vakit ayırmayı bilin.

9) Networking ve Ortaklıklar (Joint Ventures):

“It’s not who you are, it’s who you know” yani kim olduğun değil kimleri tanıdığın önemlidir lafını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çevrenizi, networkünüzü genişletin. KARMA’ya inanan birisi olarak iş hayatında da bunu uygulamaya çalışıyorum.

Hep ben, hep ben demeyin. Doğru ortaklıklarla başarınız, kazancınız ve veriminiz doruk noktasına ulaşabilir. Joint venture’lara önem verin.

Benim için internet çağının hastalığı olarak kabul edilen aşırı bilgi yüklenmesi ile başa çıkmada önemli bazı maddeler bunlar.

Peki zamanı daha verimli kullanmak ve daha organize çalışabilmek için sizlerin önerileri neler?

beach

Bu Hafta Hoşuma Gidenler (Ağustos 3. Haftası)

Pazar sabahlarını oldum olası sevmişimdir. Benim gibi internet sektöründe çalışanlar için geceler sıcak yatağında uyku yerine, sessiz ve huzurlu bir şekilde bilgisayar başında çalışmak demektir. Ancak yıllardır prensip olarak pazar günleri alarmsız uyanırım. Yani vücudum, tamam bu kadar uyku bana yeter diyene kadar uyurum.

Yine bir pazar sabahı uykumu tamamen almanın verdiği huzurla uyanıp, çayın altını yaktıktan sonra bilgisayarın başına geçtim. Bakmayın Amerika’da geçen onca yıla, benim için demli çay içmeden (biz burada Türk çayı diyoruz) başlayan bir sabah eksik oluyor. Ne yazıkki Amerika’nın her sabah kahve gibi kötü alışkanlıklarından da nasibimizi alıyoruz.

Yaklaşık iki aydır yeni evimizdeyiz, Manhattan’da yaşamak farkında olmadan bizi çok yormuş. Sürekli trafik, ses, polis ve ambulans alarmları. İnsan adımını evden dışarı atar atmaz bir kargaşanın içine giriyor Manhattan’da. Bakmayın şikayet ettiğime, çok da seviyorum Manhattan’ı. Ancak yeni evimiz benim tabirimle tam bir huzur evi. Manhattan’a 25dk uzaklıkta, kuzeyde ve Hudson nehrinin hemen kıyısında. Her sabah bilgisayar başına geçince karşımda dünyanın en ilginç nehri olan Hudson Nehrinde süzülen o tekneleri görmek, jet ski yapanları izlemek insana büyük bir huzur veriyor.

Sabahları ördek sesleriyle uyanıyorum ve birgün önceden hazırladığım bayat ekmekleri ördeklere ve diğer kuşlara vermek için hergün sabırsızlanıyorum.

Ya ne güzel, tamam da bize ne bunlardan kardeşim diyenler olabilir aranızda. Bugüne kadar onlarca blog sahibi oldum, onlarca blogda da yazılarım yayınlandı. Ancak kirtok.com ilk defa Türkçe yazdığım ve tamamen bir kişisel blog olarak gördüğüm bir proje. Bundan böyle her hafta “Bu hafta hoşuma gidenler” adlı bir yazı ile hem kendi hayatımdaki gelişmeleri sizlerle paylaşmak hem de “haftanın linkleri” tarzında, o hafta hoşuma giden siteler, bloglar, projeler, yeni keşiflerimden bahsetmek istedi canım. İşte bu projeme ağustos 3. haftası bu hafta hoşuma gidenler yazımla başlıyorum.

Öncelikle blogu olmayan arkadaşlara (özellikle bizim sektörde iseler) hemen blog yazmaya başlamalarını tavsiye ediyorum. Ya da çok nadir güncellediğiniz ve önem vermediğiniz bloglarınızı ele almanın vakti geldi diyorum. Bloglar sayesinde birçok insanla tanıştım, çok ciddi takip edenlerim oldu ve her zaman blog yazmanın faydalarını gördüm. Kirtok.com sayesinde, çok kısa bir süredir yazıyor da olsam, Türkiye’de sektörden birçok değerli isimle tanıştım. Çok güzel yorumlar ve emaillar beni fazlası ile mutlu ve motive ediyor. Düzenli bir blog yazmak için başka ne isterim ki?

Her sabah trende 25 dakikada olmazsa olmaz bloglarımı okurum. Tabi ki haftasonları blogarı bilgisayar başında okurum. İlk başlarda iPhone’un ufak ekranı nedeni ile okumak zor geliyordu, ancak zamanla alıştım ve çok işime yarar oldu. Dün öğleden sonra ulaşamadığım Webrazzi.com‘a (olmazsa olmazlardan birisi) bu sabah ta ulaşamadım. Ve sosyal internetin verdiği gücü kullanarak hemen FriendFeed’deki arkadaşlarıma bu durumu sordum. Saolsun Emre çok kısa bir sürede Türkiye’de de Webrazzi.com’a ulaşamadıklarını bildirdi. Umarım Arda kısa sürede sorunu çözer ve bizi Webrazzi’siz bırakmaz.

Aralık 2007’de Türkiye’de verdiğim Girişimcilik Konferansını bulup izleyen birçok girişimci arkadaştan pozitif mesajlar alıyorum. Elimden geldiğince hepsini cevaplamaya çalışıyorum, buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Ancak sanırım kendim hakkında güncelleme yapmanın vakti geldi.

Temmuz 11 itibari ile Amerika’daki eticaret girişimimiz TurkishCorner.com’u satmış bulunuyorum. Bana çok şey öğreten bu proje satış sürecinde de Amerika’da bir dot com satışı konusunda çok büyük tecrübeler edinmeme yol açtı. Venture capital ve finans sektöründen firmalarla Wall Street’te 12 saatlere varan toplantılar, işin ince detayları derken bir dönem de bu şekilde geride kalmış oldu. Geçiş sürecinde hem dinlenmek hem de yeni projeler için doğru karar verebilmek için çok hafif bir çalışma temposundayım. Amerika’da giyim sektöründe önde gelen bir marka için eticaret danışmanlığı yapıyorum. Bu iki aylık danışmanlık projesi bitmek üzere ve bitince Türkiye’ye gelme planları var. Bu Türkiye gezisi ağırlıklı olarak tatil olacak benim için. Şu ana kadar her Türkiye’ye gelişimde ağırlıklı iş ve toplantılarla geçti. Artık biraz tatile de vakit ayırmanın zamanı geldi.

Geçtiğimiz cuma akşamı TurkishCorner eski çalışanlarına Carmines adlı bir İtalyan restoranında yemek verdik. Çalışanlarımla her zaman bir aile ya da arkadaş olmamı eleştiren arkadaşlarım olmuştu. Ancak cuma günkü yemek ne kadar doğru yaptığımı bir kez daha gösterdi bana. Gerek New York’ta gerekse İstanbul’da eski TurkishCorner ekibine tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Bir büyük aile yarattık, ve hepimiz büyüyen çocuklar gibi hayatın bizi yönlendirdiği yeni projelere koşuyoruz. Gerek iş, gerekse özel hayatta her zaman yanınızda olacak bir dost kazandınız, hepinizi seviyorum arkadaşlar.

Gelelim geçtiğimiz hafta içinde gözüme çarpanlar, hoşuma gidenler, sizlerin de haberdar olmanızı istediğim sektörel konulara.

Bu Hafta Hoşuma Gidenler ve İlgimi Çekenler:

Uğur Özmen adlı bir dehanın blogunu keşfettim. Hatta hakkında yazı yazdım. RSS okuyucularımıza bir yeni misafir daha geldi.

Yaklaşık bir sene önce ReadWriteWeb’de rastladığım ve henüz inceleme fırsatı bulduğum Iceberg. İlk bakışta Coghead‘i anımsatan, ancak tamamen ücretsiz olan bir web tabanlı platform. Hiç kod yazmadan web tabanlı uygulamalar hazırlamanızı, paylaşmanızı ve hatta satmanızı sağlıyor. Hedefleri teknoloji ile arası çok iyi olan ancak programcı olmayan insanlar ve yöneticiler. Özellikle programcı arkadaşların da yakından takip etmeleri gereken bir sektör bu.

New York’ta video production şirketi sahibi çok yakın bir arkadaşım ile Web Video konusunda tamamen beyin fırtınası amaçlı bir seri toplantılara başladık. Bu da beni ne zamandır yakından takip etmek istediğim, ancak vakit darlığı nedeni ile takip edemediğim web 2.0 ve video konusunda çok daha yakın bir araştırma yapmaya itti. Eticaret ve video uygularımına iki örnek verdiğim ve gelecekte çok sık uygulamalarını görüyor olacağımız V-ticaret başlıklı bir yazı yazdım. Konunun içine daha da girince Ooyala tarzı sektördeki öncü isimlere yazılım desteği veren birçok firmayı inceleme ve sahipleri ile görüşme fırsatı buldum.

TechcrunchUK‘in İngiltere’de en iyi business blog’u seçilmesi haberi üzerine RSS okuyucuma bir blog daha eklenmiş oldu. Amerika dışındaki internet sektörünü yakından izleme projem nedeni ile artık Avrupa’da ortaya çıkan startupları da Techcrunh UK’den takip etmemi sağlayacak.

Amerika’da çok popüler olan Twitter çılgınlığından sonra FriendFeed‘de de kişisel bir hesap açmaya karar verdim. Beni FriendFeed’de arkadaş olarak ekleyebilirsiniz. Twitter’ın video versiyonu olan 12seconds.tv‘de bir hesap açtım. İlk fırsatta denemelere başlıyorum. Bakalım Türkçe versiyonu ne zaman yayına girecek (hint: 12saniye.tv alan adı boşta :) )

Yeni evle birlikte yeni internet bağlantımın tadını çıkartıyorum. Verizon FIOS (direk fiberoptik bağlantı) ve en ucuz paketi olan 15mb/saniye hızla internete girmenin zevki bir başka oluyormuş :) Pratik olarak pek mümkün olmasa da teorik olarak aynı anda 5-6 videoyu izleyebiliyorum.

Ve gerek yorum bırakan sizlerin blogları, gerekse FriendFeed, Twitter ve benzeri sosyal servislerde bulduğum birçok Türk blogunu takip etmeye başladım. Bu kadar başarılı ve dolu dolu içeriği olan Türkçe blog bulmam beni hem çok sevindirdi hem de gururlandırdı. Hepinize tebrikler. Elimden geldiğince yorumlarımla bloglara daha aktif katılım sağlamayı planlıyorum.

Geçtiğimiz hafta özellikle gözüme çarpan, dikkatimi çeken ve hoşuma giden konular bunlar. Peki benim kaçırdığım ama sizlerin hoşunuza giden başka konular neler? Her hafta bu yazı gibi hem kişisel hayatımın özeti (geçtiğimiz haftaya bakış gibi) hem de hoşuma gidenler tarzı bir yazı blogumda görmek ister misiniz?

P.S. Kirtok.com’u RSS okuyucunuza eklemediyseniz Türkçesini burdan, İngilizcesini burdan ekleyebilirsiniz. Ayrıca sadece email listeme özel çok yakında başlatacağım avantajlardan faydalanmak için lütfen aşağıdaki formu doldurun:

Ad Soyad

Email

kullanilabilirlik

Eticarette Başarılı Bir Kullanılabilirlik (Usability) Örneği

Kullanilabilirlik yani usability artık her web tasarımcısının önem verdiği olmazsa olmaz bir konu. Gelişen teknoloji ve kullanılabilirlik ar-ge ve testlerine ayrılan bütçelerin artması ile Eticaret siteleri ziyaretçilerini daha hızlı bir şekilde müşteriye dönüştürüyorlar.

Eticarette Kullanılabilirlik (Usability) üzerine ayrıntılı bir yazı hazırlamak için bilgisayarımın başına oturdum. Farklı kaynakları ve örnekleri incelerken bir örnek karşıma çıktı.

Bu örnek site Norveçli bir Eticaret Sitesi Arngren.net.

Kullanılabilirlik üzerine neredeyse literatürde olan her noktayı başarı ile uygulamış bir site.

O nedenle oturup, uzun uzun size kullanılabilirlik nedir, tasarım yaparken nelere dikkat edilmelidir gibi dersler vermektense bu başarılı örnek üzerinden konuşmak istedim.

Arngren.net Ana Sayfası (Lütfen üstüne tıklayıp büyük boyda göz atın):
Büyütmek İçin Tıklayın

Arngren.net’in başarı ile uyguladığı kullanılabilirlik maddeleri:

1) Kurumsal markası oturmuş. Siteye bir kez daha gelsem hemen Arngren.net’de olduğumu hatırlarım, mükemmel bir marka ve logo çalışması.

2) Menü mükemmel. Menü hem arama motorları için optimize edilmiş hem de hiyerarşik bir düzende, SILO kurallarına uyularak tasarlanıp ugulanmış. Çok başarılı bir html ve css çalışması olmuş, hem şık hem kullanışlı.

3) Renk uyumu tek kelime ile mükemmel. Gözü yormayan, tam anlamı ile potansiyel müşteriyi alışverişe iten sıcak renklerin birleşimi. Bu kadar uyumlu rengi bir arada başka bir sitede görmedim.

4) Büyük eticaret siteleri bile istatistiklerini vermekten korkarken, Arngren.net büyük bir cesaretle statcounter kodunu çok doğru bir yer olan sitenini üst (header) kısmının tam ortasına koymuş. İşte cesaretli ve açık yürekli olmak budur. Ben bu yazıyı yazarken 1,518,684 ziyaretçi vardı (son 1 gün, 1 yıl ya da kurulduğundan itibaren) Tebrik ediyorum.

5) Site içi arama. Çok kolay ulaşılabilir. Siteye girdiğim saniyede aramanın nerede olduğunu hiç göz gezdirmeden buluyorum, büyük konfor.

6) “Call to Action” mükemmel. Sepetime ekle butonları olsun, diğer ayrıntılar olsun, tek kelimeyle şahane ve uyumlu.

7) Ana sayfada yeni ürünler, indirimli ürünler vs çok güzel konumlandırılmış. Müşteriyi alışverişe zorluyor.

Elimde yaklaşık 60 madde daha var http://www.arngren.net/ sitesinin mükemmel kullanılabilirlik uyumlu tasarımı ile ilgili ancak vaktimiz burada sona erdiği için bir sonraki usability yazımda başka bir örnekle sizlerle olacağım.

Arngren.net’e slogan tavsiyesi: Kullanın, Kullandırın, Kullanılabilir olun; Arngren.net

sansur

Onlar Sitenizi Karartmadan Kendiniz Karartın – İnternette Sansüre HAYIR

Güncelleme: KIRTOK.com‘a erişim de kendi kararı ile engellendi. Lütfen ana sayfayı ziyaret edin.

Dünyada en çok tartışılan konulardan birisi: İfade Özgürlüğü. Teknoloji olarak önde gelen ülkeler internette sansürü alışkanlık haline getiren ülkeleri kara listeye almaya başlıyor. Başka ülkeleri çok fazla bilmiyorum ancak Amerika’da bizim sektörde genel anlayış şu şekilde, eğer bir ülke internette sansür olayını abartmaya başlıyorsa ya üçüncü dünya ülkesidir ya da komünizm ile yönetiliyordur.

İnternette sansür denince ilk akla gelen ülkeler Çin, İran, Mısır, Suudi Arabistan ve liste uzayıp gidiyor. Çok üzülerek belirtmek isterim ki özellikle Youtube kapatmaları ile birlikte Türkiye’nin adı da bu listede duyulur olmaya başlandı.

Hoşumuza gitmeyen sitelerin sadece Türkiye’de erişimini devletin gücünü kullanarak engellemek ne yazıkki kafasını kuma gömen deve kuşu hikayesini getiriyor aklıma.

Yasaklanan siteler ile ilgili haberler bitmek tükenmek bilmiyor. Henüz birkaç hafta önce dünyaca ünlü DailyMotion adlı video sitesinin de yasaklandığını Arda’nın haberinden öğrendik. Youtube’un Türkiye’ye özel bir veritabanı ile tekrar yayına gireceği haberi emin olun yüreğime hiç su serpmedi.

Bence interneti komple yasaklayalım Türkiye’de. 600 yıl sonra ya biz yanlış yapmışız, aslında internet faydalı birşeymiş diyerek tekrar açarız nasıl olsa.

Bugün gözüme çarpan bir websitesi de InternetinKarariyor.com. Benim gibi konuşup, Türkiye’yi kurtarmaya çalışmaktansa icraata geçmiş arkadaşlar. Tebrik ediyorum.

İnternetin Kararıyor Tanıtım Videosu

Son Söz: Beni mahkemeye verip blogumu kapattırırsanız ben de sizin blogunuzu kapattırırım. Ona göre.

google-optimization

Eticaret Siteleri İçin Google Optimizasyonunda 20 Önemli Madde

SEO (Search Engine Optimization) ya da AMO (Arama Motoru Optimizasyonu) her websitesi için ücretsiz trafik getirmede bir numaralı araçtır ve ücretsiz trafiğin önemini her site sahibi gayet iyi bilir. (Yeni Başlayanlar için -> SEO Nedir?)

Bloglar, komunite siteleri ve özellikle düzenli güncellenen, sürekli yeni içerik eklenen siteler Google ve diğer arama motorlarının daima tercih ettiği siteler. Google algoritması sürekli yenilenen ve kaliteli, özgün içeriği hem çok hızlı indeksliyor hem de arama sonuçlarında öncelik veriyor.

Eticaret sitelerinde ürünler olduğu ve bu ürünlerin açıklamaları sürekli değiştirilmediği için Google ve diğer arama motorları gözünde doğru optimizasyon yapılmazsa iyi sonuçlar almaları gittikçe zorlaşıyor. Niş eticaret siteleri genel eticaret sitelerine göre daha avantajlı gibi gözükse de aslında kimin daha iyi optimizasyon yaptığı önem kazanıyor.

Uzun lafın kısası, her geçen gün eticaret siteleri için Google ve diğer arama motorlarında üst sıralara çıkmak ya da üst sıralardaki yerlerini korumak daha da zorlaşıyor. İşte bu nedenle özellikle eticaret sitelerinin diğer sitelere göre Google optimizasyonunda yapması gereken maddeleri bir araya getirdim.

Eticaret Siteleri İçin Google Optimizasyonunda 20 Önemli Madde

1) Ürün açıklamalarını kendiniz yazın. Aynı üreticinin verdiği ürün açıklamasının olduğu onlarca, belki yüzlerce siteden bir farkınız olsun ve ürün açıklamalarını kendiniz yazın. Çok uzun, çok süslü, çok mükemmel olmasına gerek yok, farklı olsun yeter. Emin olun Google sizi bunun için fazlası ile ödüllendirecek.

2) Sade ve temiz ürün ve kategori URL’leri kullanın. Kullandığınız yazılım URL’lerde session ID ya da parametreler kullanıyorsa, mümkünse URL rewrite yapın. Eğer bu mümkün değilse en azından URL’de bulunan variable değişken sayısını azaltmaya çalışın. Örnek:

Optimize edilmiş URL: http://www.customink.com/promo/promotional-bags.htm

Optimize edilmemiş URL: http://www.hepsiburada.com/productDetails.aspx?categoryid=15452&productid=ofislipton15

3) Bütün ürünler ana sayfadan en fazla 2 ya da 3 tıklama uzaklıkta olmalı. Bazı eticaret siteleri çok fazla alt ürün kategorileri kullanıyor ve bu da arama motolarının çok daha derine crawl etmesi demek. Daima arama motorlarının işini kolaylaştırın ve mümkünse ana sayfadan en fazla 3 tıklama uzaklıkta bütün ürünlerinize ulaşım sağlayın.

4) Farklı title tag başlık etiketleri kullanın. Aşağıdaki örnek ile açıklamak daha kolay:

Optimize edilmemiş başlık etiketi: Hepsiburada.com | Akıllı Alışveriş Burada | Bebek & Çocuk | STORK COCO MAMA SANDALYESİ

URL: http://www.hepsiburada.com/productdetails.aspx?categoryid=301132&productid=oyunstrkcoco

Optimize edilmiş başlık etiketi: Stork Coco Mama Sandalyesi | Hepsiburada.com

Duplicate content penalty Kopya içerik cezası almamak için mümkün olduğunca her ürün başlığındaki aynı kelime sayısını az tutun, yukarıdaki örnekte Hepsiburada.com yeterli, hatta fazla bile. Daha fazla generic genel başlık yazıp Google kopya içerik filtresine takılmayın.

5) Müşterilerin ürün yorumları yazmalarına izin verin, hatta teşvik edin. Çünkü ürün yorumları hem taze ve farklı içerik olarak Google’un gözünde o ürün sayfasının değerini arttırıp, daha sık crawl olmasını sağlayacaktır hem de eticarette olumsu da olsa ürün yorumlarının iade oranını azalttığı ve net karlılığı arttırdığı ispatlanmış bir gerçektir.

6) Arama motorları için optimize edilmiş menüler kullanın. Güzel görünüyor diye sitenizin bütün menülerini flash yapmayın. Menü ne kadar sade ve rahat crawl edilebilirse o kadar avantajınıza olur. Crawl test yapmanız için SEOmoz’dan ücretsiz bir araç.

7) Menünüzü anahtar kelimelerle doldurmayın. Örneğin Arçelik sitesinde menüde Arçelik Buzdolapları, Arçelik Fırınları, Arçelik Televizyon, vs şeklinde kullanmayın. Eskiden bu yöntem avantaj sağlar iken şimdi hiçbir avantajı yok, hatta arama motorları için spammy gözüktüğü için dezavantajı olduğu iddia ediliyor.

8 ) SILO Yapısı oluşturun. SILO Structure yapısı özellikle çok fazla ürün ve kategori olan siteler için kaçınılmaz bir teknik artık. Sitenizi temalara göre bölüştürüp, internal link stratejinizi belirleyin.

9) Duplicate content penalty Kopya içerik penaltısını önlemek için hesabım, siparişim, hakkımızda vs tarzı linkleri yazı yerine imgelerle yaratın.

10) Internal PR dağılımı çok önemli bir konu. Gereksiz PR dağıtmayın, bir önceki maddede belirttiğimiz hesabım, siparişim, hakkımızda vs tarzı sayfalara link verirken NO FOLLOW Tag kullanın. Bu şekilde Google bu sayfalara PR değeri vermez ve önemli sayfalarınızın (ana sayfa, kategoriler, ürünler) daha çok PR değeri olur.

11) Alışveriş rehberleri hazırlayın. Kategori, tema, hatta ürün bazında alışveriş ve how to guides nasıl kullanılır rehbeleri hazırlayın. Bu rehberler sayesinde hem daha long tail anahtar kelimelerle trafik getirirsiniz hem de tam istediğiniz anchor tag’lerle ürün ve kategorilerinize link verip bu sayfaların SEO değerini arttırısınız. Vaktiniz ve ekibiniz varsa bu rehber tarzı içerikleri video, podcast vs olarak da hazırlayıp social kanallarla dağıtın. (link bait, link bait, link bait)

12) Blog yazın, blog yazın, blog yazın. Eticaret sitesidir bu, bloga ne gerek var demeyin kesinlikl blog yazın. Birçok faydasını göreceksiniz. Blogunuzu 100% ticari dille kesinlikle yazmayın. Hedef müşteri kitleniz ne okumak ister onu düşünün ve doğru yazılar yazın. Arada doğru promosyonlarla satış yapın. Önceliğiniz hedef müşteri kitlemin hergün heyecanla okumak istediği bir blog olmalı. Popüler bir blog ile birçok ikincil kazanç getirme fırsatınız da olacaktır.

13) Tag kullanın, kullandırın… Web 2.0 gücünü unutmayın. Ürünlerinizi tag’leyin, hatta ziyaretçilerinize tag’letin. Emin olun Google taglere bayılıyor.

14) Benzer ürünlere çapraz link verin. SILO yapısında kısaca bahsettiğimiz gibi aynı tema/kategori altına giren ürünlere mutlaka çapraz link verin. Bu ürünü alanlar bunları da aldı, bu ürünün yanına bunlar da bizden tavsiye vs gibi.

15) Markalar, önemli anahtar kelimeler ve en iyi satan ürünler için farklı landing page’ler ilk geliş sayfaları(?!) yapın. Hem SEO, hem SEM hem de direk pazarlama anlamında olmazsa olmazlardan. Artık standard kategori sayfaları arama motorlarından çok optimize trafik getirmek için yeterli değil. Farklı landing page’ler, yaratıcı sayfalar, A/B testing ve multivariable çok değişkenli kampanya testleri yapmanız için kaçınılmaz.

16) Link Building Link İnşa Kampanyalarınızda ana sayfa dışında kategori, ve ürün sayfalarına da önem verin. Direk kategori, alt kategori ve ürün sayfalarınıza doğru alt tag’lerle inşa edeceğiniz dış linkler hem arama sonuçlarında yerinizi yükseltir hem de sitenizi Google’un supplemental index tarzı penaltılarından kurtarır. Birçok link inşa kampanyasında yapılan hata sadece ana sayfaya link toplanması, bu hataya düşmeyin.

17) Ürün fotoğraflarını optimize edin. Google’da ya da diğer arama motorlarında fotoğraflarınız sayesinde gelebilecek çok ciddi bir trafik sizi beklemekte. Fotoğraf isimlerini, alt tag’lerini ve fotoğraf çevresindeki yazıları optimize ederek çok ciddi şekilde trafiğinizi arttırabilirsiniz.

18) Ürün başlıklarının önemini unutmayın. Aynı ürün açıklamaları gibi, üreticinin verdiği başlığa ufak eklemelerle diğerlerinden farklı hale getirip ciddi trafik getirebilirsiniz. Mümkün olduğunca her ürün sayfasında bir ana anahtar kelimeye konsantre olun. Long tail trafik için de gerekli ek kelimeleri kullanın.

19) Product RSS Feeds Ürün RSS Beslemeleri oluşturun. Birçok karşılaştırmalı ürün arama motoru için artık olmazsa olmaz bir araç RSS. Bunun yanısıra birçok diğer siteye ürünlerinizin reklamını yapma şansı vermiş olursunuz.

20) En çok aranan anahtar kelimeleri yayınlayın. Sitenizin arama motorunun böyle bir verisi varsa eğer bu veriyi/raporu sonuçlara linkler vererek “En Popüler Aramalar” şeklinde yayınlayın.

Bir eticaret sitesinde arama motoru optimizasyonu denince aklıma gelen en önemli ilk 20 madde bunlar.  Daha detay ve ayrıntıya girdiğimiz zaman bu sayıyı 50-100 arasına kolayca çıkartabiliriz.

Daha optimize eticaret siteleri ve arama motorlarında her anahtar kelimede birinci sırayı kapmanız dileğiyle.

nis-pazarlar

Eticarette Niş Dönemi

Türkiye’de eticaret denince akla gelen ilk iki isim Hepsiburada ve GittiGidiyor oluyor şüphesiz.  Bundan yıllar önce Amerika’da eticaret denince akla Amazon ve eBay‘in gelmesi gibi.  Hepsiburada ve Gittigidiyor gibi lider eticaret sitelerin başarı hikayeleri birçok yatırımcıyı eticaret sektörüne yönlendiriyor ve bu Türkiye için çok sevindirici bir haber.  Ancak birçok yatırımcı firma yabancı olduğu internet sektörüne girerken en başarılıları örnek alıp en büyük ve en başarılı olma hedefi ile yola çıkıyor.  Bu da onlarca eticaret yatırımının piyasada başarısız olup kaybolmasına neden oluyor.

Henüz üniversiteyi yeni bitirmiş ve neredeyse hiçbir sermayesi olmayan genç bir arkadaş bana geçenlerde bir email atmış ve çok iddialı bir projesi olduğunu, Gittigidiyor’a rakip olacağını iddia etmiş.  Tamam girişimcilik güzel birşey, proje üretmek güzel birşey, ancak bu email bundan 5-10 sene önce gelmiş olsaydı projesini uygulamasını tavsiye ederdim bu arkadaşa.  Ama ne yazıkki o tren çoktan kaçtı.

Eticarete girmek istiyorum, sıfırdan bir dev eticaret sitesi yaratabilir miyim?

Çok büyük sermayeniz ve ekibiniz ya da hali hazırda olan sistemleri yenecek çok yaratıcı bir fikriniz yoksa Hepsiburada ya da Gittigidiyor gibi eticarette her türlü ürünü tüketiciye sunan büyük eticaret siteleri ile yarışmanız imkansız.

Peki eticarete yatırım yapmak için çok mu geç kaldım?

Kesinlikle hayır.  Özellikle Türkiye’de Eticaret sektörü henüz emekleme aşamasında.  Hepsiburada, Gittigidiyor, Yemeksepeti vs gibi kendi sektöründe öncü eticaret sitelerini ben yıllar önce Etiler, Nişantaşı, Bebek henüz tarla bahçe iken alınmış arsalara benzetiyorum.  Bunların herbiri uzun vadeli (hatta kısa vadeli) çok güzel yatırımlar, ancak unutmayın ki birileri Etiler çok değerlendi, arsa kalmadı derken akıllı yatırımcılar o sırada Bakırköy, Ataköy vs gibi yerlerden arsa alıyordu.  Yani eticarette Etiler, Nişantaşı’nın köşeleri kapılmış olsa da henüz çok fazla arsa var boş duran ve beni al beni al diye bağaran.

Öncelikle olayın bilimsel yanını (çok detaya girmeden) açıklayalım ve örneklerle daha sonra devam edelim.

Pareto Kanunu

İtalyan Ekonomist Vilfredo Pareto tarafından bulunmuş ve güncel hayatta 80-20 kuralı olarak bilinen bir prensip.  Pareto kanununu ticarete yorumladığmızda bir şirketin sattığı ürünlerin %20’si (en çok satan %20) o şirketin karının %80’ine eşittir.  Pareto bu kuralı bulurken İtalya’da o dönemde halkın en zengin %20’sinin bütün gelirin %80’ine sahip olduğunu gözlemlemiş ve böyle bir sonuca varmıştır.  Bu 80’e 20 kuralı yıllardır ticarette kullanılan bir kuraldır.

Ancak bundan 4 yıl önce MIT’de yapılan bir araştırmada internette alışverişin hızla artması ile birlikte niş pazara olan talebin arttığı ve Pareto’nun 80-20 kuralının yavaş yavaş değiştiği ispatlanmıştır.  Kullanılan örneklerden birisi Amazon.com’un 4 yıl önceki cirosunun %40’ını kitapçılarda bulunmayan herbiri az satılan niş kitapların oluşturduğudur.  Daha sonra Wired Dergisi editörü Chris Anderson bu araştırmadan yola çıkarak eticarette Pareto’nun 80-20 kuralına karşılık Long Tail Teorisini (Uzun Kuyruk Teorisi: Az aranan, uzun kelimelerden oluşan, niş pazar anlamında) ortaya atmıştır.

Pareto Kanunu ve Niş Long Tail Teorisi Karşılaştırması

Yukarıda hazırladığım grafiği incelersek mavi eğrinin (eticaret) daha uzun ve daha yüksek olduğu görülüyor.  Yani eticarette normal ticarete göre niş ürünlerin popüleritesi ve rakamı/hacmi artmaktadır.

Peki Eticarette Başarılı Niş Projeleri Neler?

Özellikle Amerika’da eticarette niş gittikçe popülerliğini arttıran bir konu.  Şu anda yüzlerce örneğe girebiliriz, ancak çok örnek verip kafa karıştırmak yerine bir örnek ile konuyu anlatmak daha uygun olur.

Eticarette niş olarak Amerika’da en başarılı firmalardan biri NetShops tartışmasız.  NetShops bünyesinde 200’ün üzerinde niş eticaret sitesi bulunduran bir internet firması.

NetShops Hakkında

  • 1999 yılında kuruldu
  • 400’e yakın çalışanı var
  • Top 500 eticaret firması listesinde Amerika’da 104. sırada
  • 2006 yılında Amerika’nın en hızlı büyüyen 13. şirketi seçildi (sadece eticaret değil, bütün şirketler arasında)
  • 200’ün üstünde niş eticaret sitesine sahip
  • NetShops’ın hiçbir sitesi toplam cirosunun %5’inden fazlasını oluşturmuyor (çok önemli bir veri)

NetShops’ın sitelerinden birkaç örnek vermek gerekirse:

Amerika’da geçen sene en büyük 500 eticaret sitesi listesini incelediğimizde bir önceki seneye göre daha çok niş sitenin bu listeye dahil olduğunu görüyoruz.  Kısacası eticarette gelecek niş pazarlarda.

Doğru Niş Pazarı Nasıl Seçerim? Niş Pazar Araştırması

Niş pazar sonu neredeyse olmayan bir konudur.  Ancak ciddi bir eticaret sitesi kurmayı düşünüyorum, bu anlatılanlar aklıma yattı, peki doğru niş pazarı nasıl seçerim sorusuna geldi sıra.

  1. İlk olarak araştırma yaptığınız niş pazarda ürün ya da ürün kategorisinin yıllık ticaret hacmini öğrenin.  Çok niş olsun bir numara olayım mantığı ile kurbağa bacağı konservesi satan bir eticaret sitesi açabilirsiniz, ne güzel hiç rekabet yok ama yıllık Türkiye’de ne kadar kurbağa bacağı konservesi tüketiliyor biliyor musunuz?
  2. Çok iyi bir pazar araştırması yapın.  Hali hazırda bu niş pazarda eticaret sitesi var mı? Var ise ayrıntılı inceleyin, bu sitelerden sipariş verin.  Pazarda hali hazırda eticaret sitelerinin olması sizin başarılı bir site kurup zirveye çıkamayacağınız anlamına gelmez.  Daha önce bahsettiğim Fiyat, Kalite ve Servis Denklemini inceleyin.  Ancak bu niş pazar sizin yatırım gücünüzden daha fazla dolmuş ise daha alt bir niş pazara inin (tabi pazar payı değecek ise).
  3. Sevdiğiniz, ilgi alanınız olan bir niş pazar seçmeniz sizi daima öne çıkartır.  İlginiz olmayan bir niş pazar seçerseniz ilk olarak bu pazarı iyice öğrenin.  Örneğin sadece uçurtma satan bir site kurmaya karar verdiniz diyelim, elinizden geldiğince uçurtmalar ile ilgili bilgi edinin.  Farklı uçurtmaları satın alın, uçurun, deneyin, ürünleri iyi tanıyın.  Unutmayın ki niş pazarlarda bir numara olmanın kurallarından birisi o niş pazarda otorite olmaktan geçiyor.
  4. Yaratıcı olun, seçtiğiniz niş pazara katma değer katın.  Normal ticarette hiç denenmemiş belki de çok basit bir fikir eticarette denenebilir.  Örneğin bir marketten alışveriş yaparken size saatlerini ayırıp yemek tarifleri veren birisini oraya koymak çok büyük masraf iken internetin getirdiği avantajları kullanın.  Eğer sadece yemek satan bir siteniz varsa, o yemeklerin tariflerinin videolarını ekleyin (çok basit ve yaratıcı bile olmayan bir fikir ama size çok fazla müşteri getirebilir).  Daha yaratıcı olun ve yeni fikirler ile bu niş pazara katma değer katın.
  5. Yurtdışında hali hazırda bu pazarda olan örnekleri yakından inceleyin.  Doğru yapılan noktaları Türkiye’ye uyarlayın, ancak unutmayın ki yöresel, kültürel vs birçok farklılıklardan dolayı yurtdışında tutan her yöntem Türkiye’de tutmayacaktır.  Ama önünüzde bir yol haritası olması açısından yurtdışındaki başarılı niş eticaret sitelerini yakın takibe alın.

Eticarette doldurulmayı bekleyen birçok niş pazar girişimcileri bekliyor.  Özellikle Türkiye gibi eticaret sektöründe yolun çok başında olan ülkeler için niş pazarlar birer altın madeni.  Niş pazar araştırması ya da eticarette niş pazarlarla ilgili her türlü sorularınızı bu konu altında eklemeyi unutmayın.

Yaratıcı, bol kazançlı niş eticaret siteleri kurmanız dileği ile…

Hepsiburada.com Başarı Öyküsü

Hepsiburada.com‘dan Kaan Dönmez’in İTÜ’de verdiği bir konferansın videosu. Özellikle e-ticaret sektöründe olup da bu videoyu izlemeyenlere kesinlikle tavsiye ederim.

Gerek e-ticaret gerekse başka sektörlerde yeni iş kuran birçok kişinin özellikle ilk yıllarda yaşadığı en büyük problemlerden biri nakit sorunudur.

Özellikle hızla büyüyen bir şirketiniz varsa nakit sorunu kaçınılmaz bir durum olabilir.

Bu videoda ilgimi çeken ve birçok kişiye örnek olabilecek bir durum Hepsiburada.com’un ilk yıllarında yaşadığı nakit sorunu ve Kaan Dönmez ve ortaklarının bu sorunları nasıl aştıkları bölümü oldu.

Türkiye’de e-ticaretin ilklerinden olan Hepsiburada.com’a başarılarının devamını diliyorum.

Craigslist Türkiye’de Neden Başarılı Olamadı?

1995 yılında California’nın San Francisco şehrinde Craig Newmark sadece arkadaşlarına ve çevresine hitap eden bir email bülteni başlattı. Bu bültende amaç bu ufak gurup içinde evini, arabasını, eski eşyalarını satacakların birbirine haber vermesi, gidilecek konserlerin, organizasyonların, tiyatroların duyurulması idi.

Derken bu gurup Craig Newmark’ın yakın arkadaşlarının arkadaşlarını eklemesi, onların da yakın çevrelerini eklemeleri ile birlikte hızla büyümeye başladı.  1999 yılında Newmark IT sektöründeki işini bırakarak full time Craigslist ile ilgilenmeye başladı.  Bu süreçte bu email bülteni basit bir websitesine dönüştürüldü.  Craigslist çok ufak değişiklikler dışında ilk günkü basit ve sade tasarımını halen korumakta.

San Francisco’da başlayan Craigslist çılgınlığı hızla bütün Amerika’ya yayıldı.  Örneğin New York’ta yaşayıp da haftada en az bir kez Craigslist’i ziyaret etmeyen birisi ile şu ana kadar karşılaşmadım.  New York’a yeni gelen Türkler’in ev bulmak için ilk baktığı yer, aynı zamanda iş ararken ilk uğranan site, evi buldunuz, iş de tamam, sıra eşyaya gelince yine akla gelen Craigslist olur.

Craig Newmark siteyi ilk kurarken çevresine verdiği sözü tuttu ve şu ana kadar Craigslist’e hiç reklam almadı.  2004 yılında eBay Craigslist’in 25%’ini satın aldı, ancak sözleşmede en önemli kısım Craig’in isteği doğrultusunda Craigslist non-profit havasından ödün vermeyecek ve reklam almayacaktı.  Craigslist şu anda belli şehirlerde ev ve iş ilanları için ücret talep etmekte ve bunun dışında bağış kabul etmekte.

Craigslist Türkiye’de Neden Başarılı Olamadı?

Craigslist’in ana sayfasında uluslararası bölümlerde İstanbul Craigslist de var. Ancak İstanbul’a baktığımızda Amerika’da milyonlarca takipçisi olan böylesine büyük bir sitenin Türkiye’de neredeyse kimse tarafından ziyaret edilmediğini ilan sayısına bakarak görüyoruz.  Verilen ilanlara baktığımızda ise Türkiye’de yaşayan Amerikalılar ve Amerika’da yaşayan Türkler’in ağırlıklı olarak bu ilanları eklediği ortaya çıkıyor.

Craigslist Türkiye sitesini İngilizce yaparak henüz bu pazara girmeden başarılı olma şansını yok etmiş durumda.  Düşünsenize Türkiye’de çok başarılı olmuş web sitenizin Amerika için bir versiyonunu hayata geçiriyorsunuz ve Türkçe oluyor bu site de.  Tamam İngilizce evrensel dil olma yolunda ancak Türkiye’de yaşayan Türkler için günlük ilanlarını verecekleri bir sitenin İngilizce olup da başarılı olma şansı bence sıfır.

Halbuki eBay’in sahip olduğu ve Amerika yerine uluslararası pazarları hedef alan çok benzer bir servis Kijiji‘nin (ismini bir türlü sevemedim) Türkiye sitesine baktığımızda tamamen Türkçe bir servis ve Türkiye’nin bütün illerini kapsayan bir menü çıkıyor karşımıza.  Dolayısı ile çok daha fazla ilan var Kijiji Türkiye’de.  eBay uluslararası pazarlara girmede bence en başarılı stratejiyi uygulayan şirketlerden birisi, Kijiji ile bunu bir kez daha kanıtlamış oldu.

Türkiye’de ilan sitelerine bakarken gözüme çarpan başka bir site de Yonja.com’ın sahibi olan Yonja Media Group‘un MetroListe adlı sitesi oldu.  Çok sade, kullanımı kolay ve hedefe yakın bir site, daha önce haberim yoktu Metro Liste’den bugüne kadar.

Uzun lafın kısası:

İster Amerika’da ister başka bir ülkede kendi sektörünüzde en başarılı web sitesi bile uluslararası pazara açılırken gireceği ülkenin dili, kültürü, ve genel yapısı ile ilgili iyi bir ön araştırma yapmalı ve doğru adımları atmalıdır.  Amerika’da doğru olan ya da başarılı olan her nokta Türkiye’de tutacak diye bir kural yoktur.  Henüz #1 kural olan o ülkenin diline bile adapte olamamış bir sitenin uluslararası pazarlarda başarılı olma şansı yoktur.

brands

Başarılı Bir Web Sitesi Hazırlamak

Birçok webmaster’ın yaptığı önemli bir hatadan bahsetmek istiyorum.  Aylar süren ön çalışmalardan, iş planlarından, sermaye bulunarak yapılan web projelerinden bahsetmiyorum.  Bu projelerin çoğu zaten önemli bir marka çalışması yapıyorlar.  Bahsetmek istediğim genellikle bir webmaster’ın oturup tek başına yaptığı ve yayına koyduğu daha ufak çaplı projeler.

Birçok büyük, dünya markası web sitesinin tek kişinin bir anda aklına gelen bir fikri uygulaması ile ortaya çıktığını unutmamak gerekir.  Ancak eskiden internette birçok konuda ciddi boşluklar vardı ve aklınıza gelen bir fikri aradığınızda henüz uygulanmamış olduğunu görüp çok kısa sürede rakipsiz bir site yapma şansınız vardı.

Bu devir çoktan bitti, herhangi bir insanın aklına gelebilecek sıradan fikirlerin neredeyse olabilecek her türlü versiyonuna internette rastlamak mümkün.  Peki aklıma gelen web sitesi fikri zaten birçok kez uygulanmış, böyle bir siteyi nasıl uygulayıp başarılı olabilirim?

Web Sitesine Başlamadan Önce Ön Araştırma

İster profesyonel, büyük bir proje olsun, isterse kişisel bir blog, ilk yapmanız gereken iyi bir ön araştırma.  Google’da yapabildiğiniz kadar arama yapın, sektörel siteleri inceleyin ve aklınızdaki proje fikrine benzer ve yakın her türlü siteyi en ince ayrıntısına kadar inceleyin.  Önemli bulduğunuz noktaları mutlaka not alın.

Projeniz ne kadar küçük olursa olsun hedefiniz bir marka yaratmak olmalı.  Pu projeyi lanse ederken de büyük bir marka gibi ele alın ve bütçeniz yettiğince pazarlamasını bu stratejide yapın.  Unutmayın ki internette hiç para harcamadan yapabileceğiniz bir çok pazarlama yöntemi var.

Projenin Hazırlanması ve İş Planı

Şimdi ben kişisel bir blog hazırlamayı düşünüyorum, iş planına neden ihtiyacım olsun ki diyebilirsiniz.  İşte tam bu nedenle binlerce kişisel blog günde sadece 2-3 kişi tarafından okunuyor.  Eğer çok basit bile olsa önünüzde izlenmesi gereken bir yol (outline) olmazsa bir anda günlük yoğunluğunuz ve koşuşturmanız arasında bu proje tam tabiri ile kaynayıp gidebilir.  Bu nedenle hazırlamayı düşündüğünüz web sitesi için ana maddeler bile olsa bir liste şeklinde yazılı hale getirmeniz işinizi çok kolaylaştıracaktır.

Hareket Zamanı (Action)

Birçok proje henüz fikir aşamasında ya da kağıda geçtikten sonra rafa kalkar.  Bunun nedeni insanın yapısında olan erteleme psikolojisidir.  Siz diğerlerinden farklı olun ve bir fikri projelendirdiyseniz hiç vakit kaybetmeden harekete geçin.  Tam anlamı ile bir fikri yapmaya karar vermek ve buna inanmak başarmanın %50’sidir.  Bunu hiçbir zaman unutmayın.  Kısa vadeli hedefler koyarak projenizi rafta bekleterek harcamayın.  Gerçek girişimci ruhlu insanlar ne kadar kısa sürede harekete geçerse o kadar çok heyecanla bir işe başlarlar.  Eğer girişimci ruha sahipseniz çok beklemeden projenize başlayın.

Başarı İnce Ayrıntılardadır

Başarının ince ayrıntılarda olduğunu ve  hedefinizin bir marka yaratmak olduğunu hiçbir zaman unutmayın.  Sektörde sizin web sitenizden önce başarılı projeler var diye hevesiniz kırılmasın, aksine bu sizi mutlu etsin.  Demek ki doğru bir sektör seçmişim ve bu sektörde başarılı olma şansım var diye düşünün.  Hali hazırda başarılı projeleri çok ayrıntılı olarak inceleyin ve onların kaçırdığı ufak noktaları yakalayın.  Birçok başarılı iş modeli sektördeki en başarılı sitelerin yapmadıkları ya da gözden kaçırdıkları ince ayrıntıları yakalamışlardır.  Örneğin Michael Dell’in kurduğu Dell markasının bu kadar başarılı ve öncü bir marka haline gelmesinin en büyük sebebi, bilgisayarların sipariş verildikten sonra üretilmesidir (just in time inventory management).  Michael Dell’in yakaladığı bu ince ayrıntı rakiplerini geride bırakıp daha uygun fiyata daha çok bilgisayar satmasına neden oldu ve Dell’i bir dünya markası yaptı.

Büyük Düşünmek

Küçük düşünürseniz hiçbir zaman büyük başarılara imza atamazsınız.  Her zaman büyük düşünün, bırakın çevrenizdekiler sizi hayalperest sansın.  Siz büyük düşünüp, çok çalışıp, çok büyük başarılara imza atın ve çevrenizdekiler sizi bu şekilde anlasın.  Eğer küçük düşünerek bir projeye başlıyorsanız büyük başarılar elde etmeniz şansa kalır.

Sektörünüzde Otorite Bir İsim Olun

Kuracağınız web sitesi ile ilgili komunitede otorite bir isim olun.  Örneğin araba parçaları ile ilgili bir site mi açıyorsunuz, araba forumlarına üye olun, bilgilerinizi paylaşın, arabalar ile ilgili blogları takip edin, yorumlar yapın.  Ücretsiz ebook’lar, röportajlar, raporlar yayınlayın ve sektörde isminiz güvenilir bir otorite olarak anılsın.  Bu yolu seçerseniz, daha sonra aynı sektörde başlatacağınız projeler daima ilgi görür.

Son Kural Çalışmak, Çalışmak, Çalışmak

Özellikle Amerika’da onbinlerce “çalışmadan internette para kazanın” tarzı siteler, ebook’lar, bloglar vs var. Bunların hiçbirine inanmayın, çok ama çok çalışmadan internette uzun vadeli para kazanma ve başarılı olma yöntemi ya da sihirli çubuğu henüz icad edilmedi.  Ancak planı projeli çalışarak başarılı olmamak için hiçbir neden yok.

Ana maddeler olarak yeni bir web sitesini yayına koyarak önem verdiğim noktalar bunlar.  Tabi ki daha önce bahsettiğim gibi özellikle bu site ürün ya da ücretli bir servis satıyorsa marka yaratmada üçün ikisi kuralını da unutmamak gerekir.  Şimdi ne zamandır aklınızda olan o siteyi yapmak için kolları sıvayın ve ön araştırma ile başlayın derim.

Google Monopoli’ye Doğru Bir Adım Daha

Nisan 2007’de Google, dijital reklamcılığın önde gelen isimlerinden DoubleClick’i 3.1 milyar dolara satın alacağını açıklamıştı.  Bu açıklama ile birlikte BusinessWeek dahil olmak üzere birçok önde gelen medya kuruluşu kendi yorumlarını da ekleyerek haberi manşetlerine taşımışlardı.  BusinessWeek haberinde DoubleClick’in reel değerinin 3 katına satın alınmış da olsa bunun Google için doğru bir stratejik adım olduğunu vurgulamıştı.

DoubleClickBu satın alma haberinden sora ABD’de gerekli izin ve onayları alan Google, uluslararası rekabet kanunları gereği uzun süren EU approval (EU izin) sürecini bekliyordu. Ve yapılan açıklama ile 11 Mart 2008’de Google’un Doubleclick’i satın alması onaylandı.  Microsoft’un uğraşları sonuç vermedi ve Google artık DoubleClick’in 100% sahibi.  Burada hatırlatmak isterim; Google Doubeclick’i satın alacağını duyurduktan yaklaşık 1 ay sonra Doubleclick’in en büyük rakibi aQuantive de Microsoft tarafından 6 milyar dolara satın alınmıştı ve bu sektörde Mirosoft’un umutsuzluğu olarak yorumlanmıştı.  Bana sorarsanız stratejik olarak çok doğru bir adımdı.

Sektörün içinden ve DoubleClick anlaşmasında çalışmaları olan bir arkadaşımdan aldığım haberlere göre ilk fırsatta DoubleClick yönetim ekibi değiştirilecek.

Haftaya (17-20 Mart arası) New York’taki Search Engine Strategies Konferansları’na katılacağım.  Doubleclick konusu ile ilgili daha ayrıntılı bilgileri orada duyacağımdan eminim.  Önemli olan gelişmeler olursa tekrar bir yazı yazabilirim, ya da sorular olursa bu konu altında yorumlar bölümünde tartışabiliriz.

Google Artık Bir SEO Şirketi Mi?

Dün Duncan Riley Techrunch‘daki yazısında birçok kişi tarafından gözden kaçan bir konuya tekrar değinmiş.  Doubleclick Performics adlı SEO (arama motoru optimizasyonu) şirketinin sahibi (SEO Nedir?).  Bu durumda Google bir SEO şirketi satın almış oluyor.  Bu da sektörün içinden olan insanlar için dalga geçme boyutuna varan yorumlara neden oldu.  Daha da ötesi Performics adlı bu SEO şirketi daha önce Dynamic Trade adı altında SEO sektöründe pek de takdir edilmeyen işlere imza atmıştı.  2001 yılında ise ismini Performics olarak değiştirmişti.

Arama Sektöründe Pazar Payları

Hali hazırda arama sektöründe 70% ‘lere varan pazar payı olan Google’un özellikle satın almalarda attığı her adım otoriteler tarafından çok yakında takip ediliyor.

En Büyük 5 Arama Motoru Şubat 2008 İtibari ile Pazar Payları

Arama Motorları Şubat 2008 Pazar Payları

Google Monopoli’ye Doğru Bir Adım Daha?

Arama motorları arasında 70% e ulaşan pazar payına sahip Google, Analytics ile veri konusunda da monopoliye doğru sağlam adımlarla ilerliyor.  Doubleclick satın almasında gözden kaçmaması gereken çok önemli bir nokta, Doubleclick’in müşteri portföyü içinde Fortune 500 Şirketlerinin birçoğunu bulunması ve bu firmaların internet reklamlarında direk satıştan daha çok marka reklamına önem vermeleri.  Bu nedenle ROI ne olursa olsun, dijital reklam denince kesenin ağzını açmaları.

Sonbaharda katıldığım Ad Tech Konferansında dijital reklam endüstrisinin Amerika’da çok hızlı adımlarla büyüdüğünü katılmcı sayısını görünce tam olarak anlamış oldum.  Ve Google, bana göre, Doubleclick satın alması ile sadece arama pazarında değil dijital reklam sektöründe de monopoli olmaya adayım mesajı verdi.

Rekabetin olmadığı ortamlarda ortaya çıkabilecek hantallık ya da kötüye kullanımla ilgili akla gelen sorular umarım Google tarafından uygulanmaz.  Ancak ne yazık ki birçok gösterge Google’un monopoli olma yolunda hızla ilerlediği ve monopoli imajının getirdiği hatalara düşmeye başladığı yönünde.

İnternette Sansür Türkiye’nin İmajına Zarar Veriyor

New York’ta bugünlerde şehir otobüslerinin birçoğunun üstünde İstanbul ve Türkiye reklamları var.  Şu ana kadar gördüğüm reklamların hepsinde kocaman bir cami fotoğrafı ve okunması çok güç bir slogan var “Where west meets east”.  En üstte de yine ufak fontlarla İstanbul yazıyor.  Devletimiz yurtdışında tanıtım çalışması olarak böyle bir projeye başlamış, tebrik ediyorum kendilerini.  Eminim New York’un günlük koşuşturmasında kafasını bile kaldırmadan yürüyen insanlar bir anda kocaman bir cami fotoğrafı görünce (önlerinden 1-2 saniyede geçen), ilk işleri en yakın turizm acentasına gidip İstanbul’a bir tatil planı yapmak olacaktır.

Herneyse gelelim esas konumuza.  Bir ülke olarak buna benzer kampanyalara milyonlarca dolar harcayıp, turizmi ve ülke imajını düzeltmeye çalışırken bakın Amerika’da insanlar Türkiye’nin imajı hakkında neler düşünüyor.

Bir ülke düşünün ki herhangi bir vatandaşı içeriğinde milyarlarca video olan bir sitede canını sıkan bir video var diye o sitenin kapanması için mahkemeye başvursun.  Bir ülke düşünün ki bu ülkenin hakimleri, yargıçları bu siteye erişimi gerçekten engellesinler.  Bildiğiniz gibi bu site Youtube, ve konuştuğumuz konu Atatürk’e hakaretten sitenin kapatılması.  Eğer konu bu ise şu anda internette kapatılması gereken onbinlerce site var.  Sansür sizce çözüm mü?

Youtube’un Türkiye’de erişimi engellendiğinde ne oldu biliyor musunuz?  Sadece Türkiye’deki internet kullanıcıları bu siteye giremedi.  Aramızda birçok kişi, tebrikler Türk Adeletine, gerekeni yaptı, kapattı bu şerefsiz siteyi dedi.  Ancak dünya olaya böyle bakmadı.

Bu olay sadece diktatörlerin  yönettiği ve 3. dünya ülkelerinde olan internette sansür uygulayan ülkeler listesine giren Türkiye’nin düşmanlarının ekmeğine yağ sürdü.  Birçok uluslararası basın kuruluşu bu haberi ilk sıralarda verdi.  Yabancı gözüyle ilk imajı düşünün.  Youtube’a bile tahammül edemeyen ve sansürleyen bir ülke.  Gitti mi bizim milyonlarca dolarlık reklam ve imaj düzeltme çalışmaları?

Amerika’dan ve Dünyadan Youtube Kapatıldığında Ana Haberler:

Turkey Says “No More Youtube”  TechCrunch (Dünyada en önde gelen teknoloji blog’u)

Turkish Court Bans Youtube Access BBC

Turkey Bans Youtube for Second Time USA Today

Google’da yapılan bir “Turkey Bans Youtube” araması tam 484.000 sonuç veriyor.  Youtube’a erişimin engellendiği ilk hafta Amerikalı meslektaşlarım ve arkadaşlarımdan ne kadar çok email ve telefon aldığımı ve ülkemi savunmak zorunda kaldığımı bir ben bilirim.

Dün Webrazzi’de Alibaba.com’a da erişimin engellendiği ile ilgili bir haber okudum.  Gözlerime inanamadım.  Dünyanın en büyük B2B eticaret sitesine sansür koyan sanırım ilk ülke olmayı başardık.  Bu nasıl bir mantık, nasıl bir zihniyet anlamadım.  Bildiğim birşey var, Türkiye’de onca engellemelere, ekonomik zorluklara rağmen üretip ihracat yapmaya çalışan birçok küçük ve orta ölçekli üretici var, ve bunların birçoğu Alibaba.com sitesini kullanıyorlar.  Bu insanların ekmeği ile oynamaya kimin hakkı olabilir?

İnternette sansür olayının bir de kişisel boyutu var, Amerika’da internet sektöründe tanınan bir arkadaşımdan aldığım bir haber üzerine 2004 yılında ülkemizin başbakanının kızının Amerika’da çekilen fotoğraflarını yayınlayan JonTurk adlı web sitesinin başına gelenler.  Yayınladıkları bu haber ve bu haber yüzünden çok büyük tehditler aldıkları, hatta kabineden bir bakanın müsteşarının Amerika’daki web hosting firmasını arayarak bu sitenin yayından kaldırılmasını istemesini, ancak web hosting firmasının bunun sansür olacağını ve uygulayamayacaklarını söylemeleri çok önemli bir isimden kulağıma gelen haberler.  Konu ile ilgili Milliyet Gazetesi’nin 2004 yılındaki haberi.

Bu tarz haberler hergün Çin, Arap ülkeleri ve benzeri 3. dünya ülkelerinden medyaya düşen haberler.  Türkiye bu listeye ülke olarak adını ekleyerek aslında ülke imajına ne kadar da büyük zarar verdiğini umarım en kısa sürede anlayacaktır.

İnternette sansür böyle devam ederse sıradan bir vatandaşın davası ile Türkiye’de önde gelen birçok sitenin kapatılması için onlarca neden yaratabiliriz.  Ancak demokrasi ve özgürlük diye naralar atan bu ülkenin yöneticilerinden tek ricam, bırakın internet kendi kendini modere etsin, bırakın güzel ülkemiz ile ilgili haberleri böyle saçma sapan konular nedeni ile dünya basınında görmeyelim.  Üretim, ihracat, teknoloji yatırımları ile ilgili haberlerle görelim.  Avrupa’nın Silikon Vadisi İstanbul olacak diye bir haberle Türkiye’yi dünya basınında görelim.