BLOG - Kişisel Gelişim

siir

Mükemmelim Sendromu

İnsana en büyük kötülüğü kendisi yapar. Biz girişimciler için her şeyi bildiğini sanmak, özellikle genç yaşlarda çok tehlikeli bir sorun.

CV göndermiş genç bir arkadaş, 4 dil bildiğini yazıyor, İngilizce mükemmel. Arıyorum habersiz New York’tan, İngilizce başlıyorum konuşmaya, “merhaba, nasılsın?” kısmında kekelemeye başlıyor telefonda. Bırak mükemmeli, iki kelimeyi bir araya getiremiyor henüz.

Sosyal medya ajansı kuracakmış genç girişimci, yatırım istiyor. Gönderdiği emailda “Sosyal Medya Uzmanı” yazıyor. Bakıyorum Twitter hesabına, bi futbolcu hakkında tweet atmış, “aq” diye başlıyor. Diğer tweetleri de evlere şenlik. Ama öyle bir CV yollamış ki emailında, iki dakikamı ayırıp bakmasam adam uzmanlık olayını aşmış derim.

Hiç çekinmeden SEO uzmanıyım diyor. Aynı kullanıcı adı ile birçok webmaster forumunda spam link satıyor. “Bak kardeşim, bu yıllardır anlatmaya çalıştığımız SEO mantığına aykırı” desem, boşa vakit harcamış olacağım.

Sevgili girişimci adayı kardeşim,

Eleştirilere aldırma dedim, hata ettim. Özür Dilerim.

Bir iki güvendiğin insana sor, konunun uzmanları ile tanış, onlara danış, “hocam, üstadım, benim yaptığım işler bunlar, nasıl, olmuş muyum? daha çok yol almam lazım mı?” de. Seçtiğin konuda uzmanlaşmak için biraz emek harca.

Bu kadar gözün kapalı “en mükemmel benim” moduna girme ne olur. Kendini rezil edersin, başka da bir cacık olmaz. Millet güler geçer.

bilmiyorum

Bilmiyorum

Bilmiyorum diyebilmek tahmin ettiğinizden çok daha kolay.

Sanırım genlerimizde herşeyi bilmek var.

Ben bilmediğim bir konuda kesinlikle bilmişlik yapıp kendimi rezil etmiyorum. Herkese tavsiye ederim.

Bilmiyorum derken işinize yarayabilecek birkaç cümle;

“Bu konuda size yanlış bilgi vermek istemiyorum, konuyu inceleyip size döneceğim.”

“Emin değilim, bu nedenle üstünde çalışıp tekrar ele alalım.”

“Bu konu uzmanlık alanım dışında. Ekip arkadaşlarımla görüşüp size en doğru cevabı verebilirim.”

“Tam olarak hakim olmadığım bu alanda size yanlış bilgi vermek istemiyorum. Konunun uzmanı arkadaşımla görüşüp yarın size en doğru cevabı sunabilirim.”

Kimse her şeyi bilmek zorunda değil. Bilmediğini bile bile bilmişlik yapmaktansa bilmediğini kabul etmek ve öğrenmek en doğru yöntem.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.

ne-istedigini-bilmek

Ne İstediğini Bilmek Yetmez

Girişimci adayları ve girişimciler doğaları gereği daha heyecanlı, daha sabırsız.

Yaş, tecrübe ve daha birçok etken bunun ilacı.

Her hafta onlarca email geliyor birçok girişimciden. Bazıları heyecanla yazılmış, okurken hissediyorum, ben de heyecanlanıyorum. Bazıları son çare olarak yazılmış, umutsuz kelimeler, beni de üzüyor.

Yazılan emaillarda, yapılan yüz yüze görüşmelerde, girişimcilerin çok önemli bir kısmı ne istediğini aslında tam olarak bilmiyor.

Girişimci ya da girişimci adayı iseniz, güvendiğiniz insanlara, takip ettiğiniz blogger’lara, fikrine değer verdiğiniz iş adamlarına, yatırımcılara ve daha birçok kişiye ulaşmak istemeniz çok normal, hatta doğru olan şey.

Ancak bunu yapmadan önce size iki tavsiyem var:

1) Ne İstediğinizden Emin Olun

Siz karar vermiş olabilirsiniz. Ama karar vermek yetmez.

İster yeni bir girişim fikri olsun isterse de işinizi geliştirmek için fikir danışın, tam olarak ne istediğinizi madde madde bir kağıda yazın.

Bana gelen emailların çok önemli bir kısmı, bir iş fikri ile başlıyor, girişimcinin ne istediğinden emin olmadığı yazdıklarından çok net bir şekilde belli oluyor ve bu iş tutar mı şeklinde son buluyor.

Ne istediğinizden tam olarak emin olmadan karşı taraftan doğru yardımı alamazsınız.

2) Kendinizi İfade Edin & İsteğinizi Net Belirtin

Ne istediğini bilen, dersine çalışmış birçok girişimci emailı da geliyor. Ancak benden ne istedikleri belli değil.

Ne istediğinizi çok net bilebilirsiniz, ancak bunu karşınıza ifade etmezseniz hiçbir anlamı olmaz.

Mümkün olduğunca kısa ve net bir şekilde karşıdan talebinizi belirtin. İsteğiniz yatırım, fikir, tanıtımda destek ya da herhangi bir şey olabilir.

Ne istediğinizi bilmek yetmez, kendinizi net ifade edin ve isteğinizi karşı tarafa belirtin. Emin olun emaillarınıza ve görüşmelerinize çok daha verimli ve sonuca dönük cevaplar alırsınız.

tembel

a) Başarı, b) Başarısızlık, c) Hiçbiri

Dünyanın birçok ülkesinde, sayısını hatırlamadığım kadar girişimci tanıdım bugüne kadar.

Başarılı, başarısız, tanınan, tanınmayan…

Bir de, bir türlü girişim yapamamış girişimci adayları tanıdım.

Başaramamaktan korkup, hep bir girişim hayali ile yaşayan, kendini girişimci sanan insanlardı önemli bir kısmı.

Başarının ölçütü herkese göre değişir, hepimiz biliyoruz.

Bazı girişimci adayları ise en mükemmeli oluşturmaya çalışırken treni kaçırmışlardı.

Bir kısım ise tembellikten ve bahanelerden bir türlü girişim yapamamıştı.

Sonu başarılarla ya da hüsranla dolu olsun hiç farketmez, bir girişimi denemiş bütün gerçek girişimcileri hep takdir ettim.

Kimseye hazır olmadan acele etmesini tavsiye etmiyorum.

Ancak yıllar geçtikten sonra, geriye baktığınızda yaptığınız girişimlerin başarı ve başarısızlık anılarını mı hatırlamak istersiniz, yoksa sadece keşkelerle dolu, boşa geçmiş yılları mı?

Arada kalan yıllar geçirmektense karar verip, hemen harekete geçmek için bugün en doğru zaman olabilir. Karar sizin…

Herşeyi Bilmek

Her şeyi Bilmek

Türkiye’de kaldığım 3 hafta sürecinde sayısını hatırlamadığım kadar taksiye bindim.

Hangi ülkede ya da şehirde olursam olayım, taksi şoförleri ile sohbet etmeyi çok severim. Bazen 15 dakikalık bir yolculukta bile onlardan o şehir ya da ülke hakkında çok şey öğrenirim.

İstanbul’da konuştuğum taksi şoförlerinin neredeyse hepsi siyasetten sağlığa kadar her konuda bilgililer ve öğretmeyi seviyorlar. Herbiri bir otorite edasıyla bana ülke ekonomisi hakkında yorumlar yaptılar, sağlık tavsiyeleri verdiler, konuştular da konuştular…

Konuştuğum 10 taksi şoförüne bugün sana bir fırsat verilse ve başbakan olsan bu ülkeyi yönetebilir misin? kendini böyle bir göreve hazır hissediyor musun? diye sorsam, emin olun en az 9’u kesinlikle evet der gibi geldi.

Her meslek gurubundan, her sosyal ortamdan, her yaştan birçok insan var dünyada her konuda fikri olan, herşeyi bildiğini sanan.

Herşeyi bilmek doğal olarak imkansız. Bir de herşeyi bildiğini sanmak var, ki bu en tehlikeli şey hayatta…

Ben de üniversite yıllarında herşeyi olmasa da birçok şeyi bildiğimi sanırdım. Şimdi dönüp bakınca ne ukalalıklar, ayıplar, hatalar yapmışım diyorum bilmişliğim yüzünden. Keşke hiçbirşey bilmiyor gibi her konuya yaklaşsaydım ve en ufak tecrübesi olan insanlardan dahi birşeyler öğrenmek için daha çok çaba sarfetseydim. Neyse ki bu hatamı erken yaşta farkettim ve kendimi geliştirdim.

İnternet çağıyla yetişen yeni nesilde ise bu durum daha da vahim noktalarda şu anda.

Geçenlerde henüz 20 yaşında bir genç, bana projesini anlattıktan sonra, “peki pazarlama planınız nedir?” diye sorduğumda, cevap olarak “ben zaten pazarlama uzmanıyım, onu hallettik” dedi. Şaşırsam mı, üzülsem mi bilemedim, “peki o zaman, bundan sonra pazarlama ile ilgili sorularım olursa sana danışırım” dedim, “tabi ki, her zaman” diye de cevap verdi :)

Herşeyi bildiğini sanmanın yaşla da pek ilgisi yok aslında. Her yaşta, her mevkide, her ortamda, herşeyi bildiğini sanan birçok insan çıkıyor karşımıza.

Böyle bir huyunuz varsa, tavsiyem yeni bir başlangıç yapın. Her konuya hiçbirşey bilmiyor gibi yaklaşın. Her tecrübeli insandan ne öğrenirim diye düşünün.

Ne yaparsanız yapın, bir konu seçin ve uzmanlaşın. Uzmanlık konunuzda bile herşeyi bildiğinizi iddia etmeyin.

Bir alanda en bilgili olsak bile, mütevaziliğin asaletten geldiğini unutmamak gerekli bence, haksız mıyım?

dizi-izle

Dizi İzle

  • Bir Türk dizisi net 90 dakika sürüyor.
  • Reklamlarla birlikte tam 3 saat.
  • Yılda 3 ay tatil olsa, sezonda 40 bölüm eder.
  • 40 bölüm x 3 saat = 120 saat ekran başındasın yılda.
  • 100 sayfalık bir kitap net 100-120 dakikada okunuyor. 2 saat = 1 kitap.
  • Sezonda bir dizi izlemeye ayırdığın 120 saat = 60 kitap

Nasıl anlatsam,nerden başlasam?

Bir dizi izlemek için yılda o kadar değerli 120 saatini harcıyorsun. Bazısı düzenli 2-3 dizi izliyor haftada, hatta bazısı günde.

Bir de şu rakamlara bakalım:

  • Günde 8 saat mesai yapsa da, verimli ve net 4 saat çalışıyor ortalama bir çalışan. Ayda 90 saat
  • Haftada 2 dizi izlesen, yılda 240 saat eder.
  • Yılda 240 saat net, neredeyse 3 ay çalışma eder.

Ülkenin en büyük sorunu ne diye sorsan, herkeste fikir çok…

Ekonomi, sağlık, trafik…

Bir yazarın nobel ödülü almaya çıktığı kürsüde yaptığı konuşmadaki gibi sakin, kendinden emin, uzun uzun anlatırsın.

Her gün dozu az ama etkisi yüksek bir şırıngayla enjekte ediyorsun dizileri beynine.

Her sezon bir dizi izlemek için ayırdığın 120 saatte yerine neler yapılır neler…

Kitap okuma, kendini geliştirme, faydalı işler yapma, hadi geçtik hepsini, okuldan ve işten kalan birkaç saatte de ailen ve sevdiklerinle iletişim yerine dizi izle sen Türkiye.

İş Çok, Zaman Yok

Türkiye’de kiminle konuşsam çok yoğun, “iş çok, zaman yok” diyor.

Hesap yukarda. Haftada 2 dizi izlemek yerine yılda 3 ay net mesai vakti kazanabilirsin.

Pijamanı giymişsin, çayını eline almışsın, keyifle bir dizi izlemek için dizi izle diye aramışsın internetten ve gelmişsin buraya kadar, milyonda bir ihtimal bu son kısma kadar okumuşsun yazıyı.

Keyfini kaçırma, yudumlamaya devam et çayını, yorma kafanı bunlarla, şırıngan hazır, dizi izle sen Türkiye…

basarinin-olcutu

Başarının Ölçütü

Başarmak üzerine birçok yazı yazdım bugüne kadar.

Karar verin, hedefinizi belirleyin, harekete geçin, başarıya giden yolda karşınıza çıkan engelleri aşın dedim. Hatta elde edeceğiniz en büyük başarı hayallerinizle sınırlıdır dedim.

Kısacası kafanızı çok ütüledim başarma konusunda. Ama başarmak üzerine bir anımı sizinle paylaşmak istedim bugün.

Yıl 1996, Albany’de lise okurken New York’a günübirliğine ziyarete geldim. Yanımda okuldan bir arkadaşımla birlikte Manhattan’da yüksek binaların arasında yürümeye başladık. O zaman Manhattan beni çok büyülemişti.

Mersin’de, çocukluğum boyunca yazları geçirdiğimiz ailemin yazlık evinde bir komşumuz vardı, Nejat Amca. Nejat Amca New York’ta yaşıyordu ve tekstil üzerine bir şirketi vardı. Bana bir önceki yaz, New York’a gelince mutlaka ziyaretime gel diye adresini vermişti. Ben de arkadaşımla birlikte Manhattan Midtown’da Nejat Amca’nın bana verdiği adresi buldum ve bir gökdelenin yirmi küsürüncü katında, onlarca tekstilci ofisinin arasında, içinde iki masa olan, tozlu ve hafif karanlık ofisini ziyaret ettim Nejat Amca’nın.

Yaklaşık yarım saat sohbetten sonra vedalaştık ve binadan çıkınca gökyüzüne doğru yükselen katlara doğru kafamı kaldırdım, içimde garip bir heyecanla. “Adam başarmış, Manhattan’da bir ofisi var. Bir gün ben de başaracağım” dedim içimden.

O zamanlar lisedeydim, girişimci ruhu ve heyecanı ile ileriye yönelik hayaller kuruyordum. Aradan 10 yıl geçmeden, New York’ta ilk ofisimi kiraladığım günlerden bir Cuma akşamı ofiste oturmuş haftanın analizlerini yapıyordum. Canım biraz sıkkındı, kendi kendime başarmak için daha çok fırın ekmek yemem gerek diyordum, ve bir an aklıma 1996’daki sözlerim geldi.

O zamanlar hayali bile çok büyük olan birşeydi benim için New York’ta ofis sahibi olmak. Bu hayali gerçekleştirmiştim ama daha yolun o kadar başındaydım ki. Önümde başarmam gereken o kadar çok şey vardı ki.

İşte o gün başarının aslında çok değişken bir kavram olduğunu anladım. Kişiye, zamana, mekana ve daha birçok duruma göre başarı çok değişkendi.

Farklı işler yapan birçok başarılı insan tanıdım iş hayatında. Neredeyse hepsinin ortak özelliği, başardım moduna hiçbir zaman girmemeleri idi.

Başarının ölçütüne takılmadan, her başarıdan sonra, çıtası daha yüksek olan hedefler belirleyip, daha büyük başarılar için çalışmaya devam etmek gerekli olan.

“Başardım” diyerek geçici bir boşlukta hissettiğiniz zaman, çıtayı yükselterek daha büyük hedefler belirlemenin vakti gelmiş demektir.

tembellik

Tembellik

Hepimizin aradığı şey başarının sihirli reçetesi. Bu sihirli reçetenin içinde birçok farklı bileşen var.

Girişimci olmak isteyen ve henüz yolun başında birçok kişiyle tanıştım bugüne kadar. Ya da kendi işini yapıp bir türlü hedeflediği başarıyı yakalayamayan insanları dinledim.

Hepsinin olmasa da, çoğunun ortak bir özelliği var, bu da; tembellik.

Uzun bir blog yazısı ile vaktinizi almaktansa, direk sonuca geçiyorum.

Tanıştığım birçok girişimci ve girişimci adayı iyi konuşuyor, motive durumda ve çok heyecanlı. Ama iş yapmaya, yani çalışmaya geldiğinde 10 kişiden 9’u tembel.

Çevrenize ne kadar yoğun çalıştığınız yalanını söyleyebilirsiniz. Ancak gece başınızı yastığınıza koyduğunuzda ve kendinizle başbaşa kaldığınızda lütfen şu soruyu kendinize sorun:

Gerçekten yeterince çalışıyor muyum?

Günde 10 saat ofiste bulunmak çok çalışmak demek değildir.

Eğer tembel olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durumu düzeltmeye yönelik bir çabanız yoksa, girişimcilik kesinlikle size göre değil, buna emin olabilirsiniz.

Bu soruya vereceğiniz dürüst cevap, belki de bugün tembelliğin ve verimli çalışmamanın ciddi bir sorun olduğunu kabul edip, bu sorunu çözmeniz için ilk adımı atmanızı sağlayacak.

projeler

Bir Koltukta Kaç Karpuz Taşınabilir?

Üniversite öğrencisi, heyecanlı bir genç arkadaş birkaç soru sormuş email ile.

“Neler yapıyorsun” diye sordum. Öğrenciymiş, aynı zamanda bir firmada çalışıyor ve hali hazırda 10’un üzerinde aktif web projesi var. Süper heyecanlı bir şekilde yeni projesinden bahsetti.

Sustum, dinledim. Söz sırası bana gelince, “hiç girme” dedim. “Elinde eğer hakkıyla yaparsan, zaten vaktinin tamamını alacak işler var” dedim.

Belli etmemeye çalıştı ama bozuldu. Sanırım başımdan atmaya çalıştığımı düşündü…

Ben dahil her girişimcinin birçok kez yaptığı bir hata bu. Şahsen ben artık bu hatayı yapmamaya çok dikkat ediyorum. Beni ne kadar heyecanlandırırsa heyecanlandırsın, eğer elimdeki işlerle birlikte yürütemeyeceğim bir proje ya da fikir olursa kesinlikle başlamıyorum.

Birkaç dakika durup düşünün. Şu anda elinizdeki işler, projeler, okul, eğitim vs. Gerçekten hepsini hakkıyla, gereken iş gücünü ve dikkati vererek yapabiliyor musunuz? Yoksa herşey istemeseniz de yarım mı kalıyor?

“On işi yarım yapmaktansa bir işi tam yapmak” ne zamandır aradığınız sorunun cevabı olabilir.

siradan

Sıradan İşler

Hayatta çok az şeyden nefret ederim, bunlardan birisi de sıradan işlerdir.

Kiminin potansiyeli olmaz ve bir işi başaramaz. İş hayatı bana bu durumu kabul edip, nasıl çözüm getireceğimi öğretti.

Bir işi yapamayan, potansiyeli, know-how’ı olmayan, o ya da bu nedenle kötü iş çıkaranı anlarım. Çözüm yolu varsa bulur ve uygularım, yoksa kişinin başarılı olacağı işlere yönelmesini sağlarım.

Anlamadığım ve kabul edemediğim şey, çok daha iyisini yapabileceği halde birisinin sıradan bir iş yapmasıdır.

Bu durumları kişisel alırım, üzülürüm, öfkelenirim.

Bu kişi bana, açık açık umursamadım, sallamadım, baştan sağma yaptım demiştir.

Sıradan işler yapanlarla pek işim olmaz.

Bir işin ya en iyisini yapmak için kolları sıvayın, ya da ne olursa olsun yapmayın.

Çünkü hayatta en az sizin kadar zeki, hatta sizden daha zeki insanlar var. O işi yaparken ne kadar umursamadığınız işin her kısmında kendini gösterir, tam Türkçe olarak sırıtır.

Başarılı olmak için, hem çalışan, hem patron, hem çalışacak şirket, hem de ekip arkadaşı seçerken, siz siz olun, sıradan olan herkesten ve her işten uzak durun.

Benim sözlüğümde sıradan kelimesi yoktur. Sıradan ile başlayan hiçbir iş ya da kimse bana yaklaşamaz. Tavsiye ederim, siz de deneyin.

hayaller

Elde Edeceğiniz En Büyük Başarı

Hayatta elde edeceğiniz en büyük başarıyı hiç düşündünüz mü?

Üniversite son sınıfta, okulun bitmesine birkaç ay kala sınıftan mühendis adayı arkadaşlarla çay kahve içip, sohbet ediyorduk kampüste.

Bu sohbet sırasında “Arkadaşlar, okul bitmek üzere, hepimiz birer mühendis olacağız çok yakında, en büyük hayaliniz, elde etmek istediğiniz en büyük başarı ne iş hayatında?” diye sordum.

Masadaki arkadaşlardan birisi hayalinin büyükşehir belediyesinde kadrolu mühendis olmak olduğunu belirtti ve ardından kendince önemlerini anlattı hayalindeki bu işin.

İşte o gün, kendi kendime bir söz verdim:

Hayatta elde edeceğim en büyük başarı, sadece ve sadece hayallerimle sınırlı olabilir. Bu nedenle daima büyük hayaller kuracağım.

Geçmişi bir kenara bırakın ve lütfen birkaç soru sorun kendinize…

Bugün ne yapıyorsunuz?

Yaptığınız işten memnun musunuz?

Hayalinizi yaşıyor musunuz?

Potansiyeliniz daha büyük hayaller kurmak için yeterli mi?

Bu soruların dürüst cevabını ancak siz verebilirsiniz. Eğer gerçekten şu andaki konumunuzdan memnunsanız ve daha büyük hayaller kurmak için kendinize güveniniz yoksa ne ala.

Ama, farkında olarak ya da olmadan hayalleriniz sizi elde edebileceğiniz büyük başarılardan alı koyuyorsa ne yapmalısınız?

Amaçsız yaşamak için çok kısa bu hayat.

Büyük bir hayal ya da hayaller kurmak yolun sadece başı. Esas olan bu hayallerden amaçlar belirleyip, harekete geçmek.

Hayatta elde edeceğiniz en büyük başarı, sadece ve sadece hayallerinizle sınırlıdır. Büyük hayaller kurmaktan, bu hayalleri birer amaca dönüştürüp, gerekirse büyük özverilerde bulunarak peşlerinden koşmaktan korkmayın.

Büyük başarılara ulaşmak için, bazen içinde bulunduğunuz komfordan fedekarlık etmeniz gerekebilir ve büyük amaçlara ulaşmak için şu kısa hayat, yapılan büyük fedakarlıklara değebilir.

engelleri-asmak

Engelleri Aşmak – Başarmak İçin 3. Adım

Başarmak için ilk adım olan hedef belirlemek ve ikinci adım harekete geçmek üzerine yazdım.

Başarmak için üçüncü ve çok önemli bu son adım da engelleri aşmak.

Başarıya Giden Yolda Karşımıza Çıkan Engeller

Başarıya giden yoldaki bu adımlar aslında hayatın her alanında ele alınabilir olsalar da, özellikle girişimciler için daha bir önem taşırlar.

Bir girişimci için engeller saymakla bitmez.

Yatırım alamamak, doğru ekibi kuramamak gibi genel engellerden başlayarak proje bazında hergün birçok spesifik engele kadar sıralanabilir engeller.

Engelleri Belirlemek

Teşhis konmamış bir hastalığın nasıl tedavisi olmazsa, belirlenmemiş engelin de üstesinden gelinemez.

Hedefe giden yolda, öncelikle karşınıza çıkan engelleri doğru belirlemeli ve nasıl üstesinden geleceğinizi planlamalısınız.

Engeller Nasıl Aşılır

Karışınıza çıkan engelleri belirlediniz ve sıra aşmaya geldi. Önünüzde üç yol var.

    1. Engelleri Ortadan Kaldırın

Belirlediğiniz engelleri ortadan kaldırmak en iyisi. İyi bir plan ve programla bu engelleri tamamen nasıl ortadan kaldırabilirim sorusunu kendinize sorun.

    1. Engellerin Etrafından Dolaşın

Bazı engeller, ne kadar isterseniz isteyin, ortadan kaldırılamaz.

Kimisine göre öğrenci olmak girişimcilikte en büyük engel. Bu durumda, eğer okulu bırkmak alternatif değilse (ki kesinlikle böyle birşeyi tavsiye etmiyorum) yapmanız gereken bu engelin etrafından dolaşmak. Sizin için okul engelse, zaman yönetiminizi daha iyi yapıp, daha verimli çalışarak girişimci olabilirsiniz.

Parasızlık engelse ve her ne yaptıysanız da para bulamıyorsanız, projenizi sıfıra yakın bütçe ile nasıl tekrar şekillendirebilirsiniz üzerine çalışmanız gerekiyor.

Ortadan kaldırılamayan engellerin etrafından dolaşabilmek ciddi bir çalışma ister. Ama emin olun imkansız değildir.

    1. Bahaneler Üretin

Önüne çıkan engeller hakkında bahaneler üretmek dışında pek birşey yapmamak aslında en kolay ve en popüler seçenek.

Birçoğumuz hem günlük hayatta hem de iş hayatında önümüze çıkan, çoğu zaman farkında olduğumuz engelleri nasıl aşarım sorusunu kendimize soracağımıza, bunları birer bahaneye dönüştürüp başarısızlığımıza neden göstermeye bayılırız. Bu seçenekten uzak durun derim.

Hedefi doğru belirlenmiş, doğru zamanda, geç kalmadan harekete geçilmiş, bu yolda önüne çıkacak engeller belirlenmiş ve birer birer aşılması için çalışılmış bir süreçte başarılı olmak çok daha kolay olacaktır.

Başarıya giden yolda daha onlarca etken var, ve her biri ayrı bir yazı olabilir. Ancak, hedef belirlemek, harekete geçmek ve engelleri aşmak en önemli 3 adım.

Eğer başarmak için bir amaca doğru yol almaya karar verdiyseniz, yolunuz açık, şans her daim yanınızda olsun.

Başarmak İçin 3 Adım:

harekete-gecmek

Harekete Geçmek – Başarmak İçin 2. Adım

Başarmak için ilk adım olan amaç belirlemek konusunu yazdıktan sonra, amacını belirlemiş, ne yapmak istediğini bilen birisi için ikinci adım ne olmalı konusuna geldi sıra.

Girişimciler harekete geçme konusunda üçe ayrılır.

    1. Tembellikten ve bahaneler üretmekten hiçbir zaman harekete geçemeyenler.

Çevremiz kendisini girişimci olarak nitelendirip, sürekli fikir üreten, ama aslında hiçbir zaman harekete geçemeyen insanlarla dolu. Ben çoğunluğu oluşturan, birinci kategorideki bu insanlara girişimci demiyorum.

    1. En mükemmeli olsun diye uğraşmaktan harekete geçmekte geç kalanlar.

Mükemmelliyetçilik tam bir girişimci hastalığıdır. En iyisi olsun, herşeyi ben yapayım, kimseye güvenemiyorum, bu fikir benim çocuğum gibi, vs gibi birçok cümle kurabilir bu gruptaki girişimciler. Ne yazıkki birçok proje en mükemmelini yapmaya çalışırken yarıda kalır.

    1. Amaçlarını belirleyip, hızlı plan program yaparak, vakit kaybetmeyip harekete geçenler.

İşte bu kategorideki girişimciler aslında sayı olarak en az olanlarıdır. Her ne pahasına olursa olsun, bahanelerle vakit kaybetmektense harekete geçip, uygulama yaparlar. Yolun sonunda başarısızlık ihtimali de olsa, risk alıp, en azından denemeliyim kafa yapısına sahiptir bu girişimciler.

Fikrinize güveniyorsunuz, başarmak için ilk adım olan hedeflerinizi belirlediniz ve sıra harekete geçmeye geldi.

Herşey sizin elinizde.

İster bahaneler üreterek hiç başlamayın projelerinize, ister hep yetersiz bulup daha iyisini planlamakla geçirin vaktinizi.

Harekete geçip, sizden önce başardığı zaman birisi, en iyi ihtimalle “Ben bunu düşünmüştüm!” dersiniz.

Harekete geçmek için en iyi gün, ne dün, ne de yarındır, en iyi gün bugündür.

Başarmak İçin 3 Adım:

mukemmelliyetcilik

En Mükemmeli Ararken

Yazmaya başlayıp yarıda bıraktığım yüzün üzerinde yazı var bu blogda. Hiçbirisi yayınlanmadı.

Kesin denemeliyim dediğim birçok pazarlama kampanyası, saatler, günler harcandıktan sonra rafa kalktı.

Birçok proje fikri, planlama aşamasında yarı yolda kaldı.

Bunlara benzer onlarca şey oluyor hayatımızda hergün. Ya hiç başlamıyoruz, ya da yarıda bırakıyoruz.

Çünkü daima en mükemmeli yapmak istiyoruz.

En mükemmeli ararken…

  • Zaman geçiyor, fırsatlar kaçıyor
  • Heves bitiyor, yarıda kalıyor
  • Alternatiflere gerektiği önem verilmiyor
  • Atı alan Üsküdar’ı geçiyor

Bu liste uzadıkça uzar…

En mükemmeli ararken kaçırdığınız fırsatları, yarım bıraktığınız işleri, hiç başlamadığınız fikirleri düşünün.

Bir sonraki adımda, belki de en mükemmeli beklemektense, en hızlı adımı atıp, yaparken, tecrübe ile en mükemmele ulaşabilirsiniz.

Ya da en mükemmeli hiç bulmadan da, başarı, mutluluk ve amaca ulaşabilirsiniz.

Ne dersiniz?

hayat-bilgisi

Hayat Bilgisi – Üstlere Hitap

Halen var mı bilmiyorum ancak biz ilkokulda iken Hayat Bilgisi adlı bir dersimiz vardı. Topluma düzgün insanlar nasıl yetiştirilir sorusuna cevap arayan konular bazen komik bazen garip gelirdi bana.

Hayat bilgisinin temeli aileden alınır, daha sonra çevre ve eğitim ile devam eder. Bazıları ise hayat bilgisinden nasibini almamış bir şekilde hayatını sürdürür.

Paylaşılası hikayelerim oldukça “Hayat Bilgisi” başlığı altında sizlerle paylaşacağım bundan sonra.

Amacım ne kimseye hayat bilgisi dersi vermek, ne de şunu yap bunu yapma demek. Sadece gerçek hayatta, hayat bilgisinden muhaf kalmış insanların hikayelerini paylaşmak.

Bugün anlatacağım hikaye, New York’ta bir girişimci olan bir arkadaşımın başından geçmiş, gerçek bir hikaye.

Birgün Manhattan’da Hakan (arkadaşımın hikayedeki adı) ile birlikte kahve içerken, Türkiye’den bana ulaşan birçok kişinin Ahmet Bey diye hitap ettiğini ve benim de çoğu zaman “bana Ahmet diyebilirsiniz” diyerek cevap verdiğimi anlattım.

Hakan ufak bir tebessümle birlikte “Ahmet, sakın bu yanlışı bir daha yapma” dedi.

Neredeyse on yılımı burada (ABD) geçirmiş biri olarak, bey ve hanım gibi sıfatları günlük hayatta pek kullanmadığım için Hakan’ın bu tepkisi bana garip geldi.

Hakan’a “Bey kelimesine bir türlü alışamadım, biliyorsun günlük hayatta kullanmıyoruz” dedim.

O da bana, dur ben sana başımdan geçmiş bir hikayeyi anlatayım diyerek lafa başladı:

Biliyorsun 2000 ile 2006 arası, 6 sene yurt dışında yaşadım. 2006’da İstanbul’a döndüğümde ABC Bankasında orta düzey yönetici olarak işe başlamıştım. Ekibimde çok iyi üniversitelerden mezun 15-16 çalışan vardı.

İlk birkaç hafta herkesi gözlemlemek istedim. Bugüne kadar nasıl bir çalışma tarzları olduğunu anlamadan yeni bir planla karşılarına çıkmak yanlıştı benim için.

Beni biliyorsun, insanlara samimi davranırım çok tanımasam da. İlk iki hafta herkese samimi bir yaklaşım gösterdim. Bana Hakan Bey diye hitap etseler de bir takım arkadaşı gibi yaklaştım hep.

İki haftanın sonunda önemli değişiklikler yapmak ve yeni sistemi açıklamak için herkesi toplantı odasına çağırdım.

Aynı senin gibi düşünerek, toplantıya “Arkadaşlar, biz bir ekibiz, bundan sonra bana Hakan Bey yerine Hakan diyebilirsiniz” diyerek başladım ve daha sonra yeni çalışma programını açıkladım.

Toplantıdan sonra masama geçmeden önce bir arkadaşın bilgisayarının başında ona birşey gösteriyordum. Bu sırada yan masada oturan başka bir çalışanın telefonu çaldı. Arayan çok önemli bir müşteri idi ve yaklaşık 30 saniye sonra, kendi masamda olmadığım için bu çalışan arkadaşım, elinde telefon, müşterinin ve diğer çalışanların duyacağı şekilde:

“Hakan, Ali Bey seni istiyor, gel burdan konuş istersen” diye seslendi.

Olayın şokunu atlatamadan, telefondaki çok önemli müşterimiz: “Bakıyorum çok hızlı samimi olmuşsunuz çalışanlarınızla” diyerek konuşmaya başladı.

İşte o an bazı insanların hangi okullarda okusunlarsa okusunlar, temel kültürü aileden almadıkları sürece hiçbir zaman eğitilemeyeceklerine karar verdim.

Ve bu telefon görüşmesinden sonra, tekrar bir toplantı yaparak herkesten bana Hakan Bey olarak hitap etmelerini istedim. O günden sonra Türkiye’de her ne iş olursa olsun, herkese Bey ve Hanım diye hitap ettim ve bana da öyle hitap edilmesini istedim.

Hayat bilgisi dersi tadında bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Başta da belirttiğim gibi, amacım kimseye birşey öğretmeye çalışmak ya da hayat bilgisi dersi vermek değil.

Bu hikayeye rağmen, hala Ahmet Bey dendiğinde, Ahmet diyebilirsiniz diye belirtiyorum. İnsanlara güvensizce değil, güvenerek yaklaşıyorum.

Bence herkese başlangıçta bir miktar kredi verilmeli. O krediyi nasıl kullanacağına bırakalım da herkes kendisi karar versin.

Hayat Bilgisi hikayelerimi ara ara paylaşmaya devam edeceğim.

tesekkurler

Teşekkürler

Trafik, iş, alışveriş, faturalar, toplantılar, stres, stres, stres…

Günlük hayatımızdaki yoğun koşuşturmada çoğumuzun genelde unuttuğu, halbuki söylerken birkaç saniyemizi bile almayacak bir kelime var:

Teşekkürler !

Hatta çok yoğun olanlar için, güzel dilimiz Türkçe’nin sağladığı avantajla, daha da kısa bir versiyonu kullanılabilir:

Teşekkür !

Markette, takside, işte, evde, günlük hayatta alışkanlık haline getirebilsek hepimiz teşekkür etmeyi, çok daha pozitif olmaz mı bir günümüz?

Teşekkürler

Bu yazıya giriş kısmı bahanemdi. Asıl amacım sizlere teşekkür etmekti.

Birçoğunuzu şahsen tanımıyorum. O çok değerli vaktinizi ayırıp yazılarımı okuyorsunuz.

Hatta yorumlarınızla destek oluyor, eleştiriyor ve tartışmaya katılıyorsunuz.

Hiçbir yükümlülüğünüz yok iken, sosyal medyada yazılarımı paylaşıyorsunuz ve birçok yeni okuyucumla tanışmama aracı oluyorsunuz.

Bazılarınız dertlerinizi, bazılarınız başarılarınızı, bazılarınız da teşekkürlerinizi email ve yorumlarla paylaşıyorsunuz.

Beni ne kadar mutlu ediyorsunuz anlatamam.

Hepinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum…

İnternet Ortamında da Teşekkür Edilebilir

Ne sosyal medya, ne de kişisel marka gurusuyum.

Bildiğim birşey var, o da gerçek hayatta ne iseniz, sosyal medyada da o olmanız gerektiği.

Günlük hayatımda kendime teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirmiş biri olarak sosyal medyada da bunu uyguluyorum.

Yazılarımı paylaşanlara, yazdıklarımı yepyeni insanlarla tanıştıranlara, ya da çok değerli bir paylaşımla bana birşeyler katanlara içten teşekkür ediyorum.

Siz de deneyin, tavsiye ederim.

Hepinize tekrar teşekkürler.

Twitter Teşekkür Mesajları

ceketini-alip-cikabilmek

Ceketini Alıp Çıkabilmek

İş hayatında attığım her adımda, yaptığım her anlaşmada, başladığım her projede şu soruyu sorarım kendime:

Ceketimi alıp çıktığım zaman dönüp arkama bakar mıyım?

Girişimciliğin bana göre en güzel yanı, kurumsal ve bürokratik engellerden olabildiğince uzak olması.

Bir işe girmeye karar verdiğimde son karar benimdir. O işten çıkmak istediğimde ise kimse beni tutamaz.

Sabahlara kadar bilgisayar başında geçen saatler, insanüstü gösterilen gayretler, hayattan fedakarlıklar bir insanı gerçek girişimci yapar.

Sonuçta belki bir başarı heyecanıdır peşinden koştuğumuz, belki de takdir edilme duygusu.

Gireceğim her işte, atacağım her imzada, sattığım her projede, ya da verdiğim her kararda en önemli soruyu tekrar tekrar sorarım kendime, ceketimi alıp çıktığım zaman dönüp arkama bakacak mıyım?

Şu ana kadar ceketimi alıp çıktığımda o kapıdan, hiçbir zaman dönüp arkama bakmadım.

Edindiğim tecrübelere sıkı sıkı tutundum, yaptığım hataları kulağıma küpe ettim, başarılarımla kibirlenmedim ve bir sonraki durağa doğru yeni bir heyecanla yürüdüm.

Keşkeler vakit kaybettirir, bitirir, tüketir adamı.

Başlangıçlar güzeldir, sonlar her zaman istediğimiz gibi olmaz.

Daima başlangıçta, geç olmadan sorun kendinize; “Ceketinizi Alıp Çıkabilecek Misiniz Dönüp Arkanıza Bakmadan?”

odak-sorunu

Odak Sorunu

1996 yılında New York’ta lise öğrencisi iken, Fatih adında, gazetecelik masterı yapan, Konyalı bir Türk ile tanışmıştım.

O zamanlar internet ABD’de evlere yeni yeni giriyordu. Hürriyet’in internet sitesi dahi yoktu. Türkiye’de olup biten önemli haberleri almak pek de kolay değildi.

Fatih, ayda bir kez Türkiye’den derlediği haberleri yazılı bir bülten haline getirip, arkadaş çevresine postalamaya başlamıştı. Birkaç ay içinde 100’ün üzerinde Türk evine her ay Fatih’in bülteni giriyordu.

Kendisi ile iletişimimiz koptu, ne yaptı, ne etti, bu işe devam etti mi, bilmiyorum. Bu işe devam edip, bültenini internet ortamına taşısaydı, belki de Craig Newmark’ın Craigslist hikayesine benzer bir hikayesi olurdu.

Fatih’in bülteni, 4-5 sayfayı geçmeyen, siyah beyaz fotokopi kağıdına basılmış, sade ama bir ay içinde Türkiye’de olan bütün önemli olayları paylaşan bir bültendi. Ünlülerden ölenler, siyasi olaylar, futbol maç sonuçları ve daha birçok güncel haberi ilk duyduğumuz kaynaktı bu bülten.

Fatih’in bülteninin geleceği günlerde posta kutusunu daha bir heyecanla kontrol ederdim. Yorucu bir okul günü ve antremandan sonra, sarı okul servisinden inip, evin önündeki posta kutusuna kadar yürüdüğüm o birkaç dakikada, heyecandan New York’un, insanın iliklerine işleyen soğuğunu dahi hissetmezdim.

Eğer bülten gelmişse, üstümü dahi değiştirmeden bir çırpıda mutfak masasında okur ve üstümü değiştirmeye yukarı çıkarken, ABD’de yaşayan birkaç Türk arkadaşıma, bir sonraki gün okuldaki bilgisayardan atacağım email’da hangi haberlere öncelik vermeliyim diye heyecanla düşünürdüm.

Bugün bilgisayar başına tam 14 saat önce geçtim. Klasik bir pazartesi sabahı sendromu yaşarcasına önce gazetelere göz attım, daha sonra birkaç blog yazısı okudum. Yarım saat kadar da sosyal medyada vakit geçirdikten sonra sabah zinde ve sakin başladığım günüm bambaşka bir boyut aldı.

Okuduğum haberler, bloglar, sosyal medyadaki ilgimi çeken konular, her biri beynimde karman çorman bir halde, iş yapmaya başlamamı engellemek için sözleşmişçesine saatlerimi çaldılar.

Onca bitmesi gereken işe rağmen, koskoca bir günü, olabilecek en verimsiz şekilde geçirdim. Tanıdık geldi mi hikayenin bu kısmı?

Information overload zaten çağımızın hastalığı. Bunu hepimiz biliyoruz. Çaresi var elbet, ama bir hap alıp çözebileceğiniz türden değil. Zamanı iyi kullanmak şart internet çağında.

Ama bunların ötesinde bir durum vardı bugün benim aklımda.

Ne yaptıysam, ne ettiysem, to-do list’imde bir şeye odaklanıp başlayamadım çalışmaya.

Buraya kadar okuduysanız, ara not olarak belirteyim, bu bir “odak sorununa çözüm önerileri” yazısı değil. Bomboş geçen bir iş günümü sizlerle paylaşıyorum sadece. Söyledim zaten, bu işin çözümü bir reçete ile olsa, emin olun çoktan o reçeteyi yazar, tedavimi kendi kendime yapardım.

Herneyse, saatler ilerledi, akşam evde bir film seyrettim ve birkaç el Fifa oynadım, derken gece 11 oldu ve ben hala hiçbir şey yapmamış olmanın verdiği huzursuzluğu içimde hissediyorum. Arada gelir böyle, bu şekilde yatarsam uyuyamam, kendimi biliyorum.

Bilgisayar başına oturdum, açtım to-do listimi ve şu anda en hoşuma giderek yapacağım görevi seçtim. Aslında canım hiçbirşey yapmak istemiyordu, ancak bir tane de olsa to-do listimden silinecek satıra psikolojik olarak çok ihtiyacım vardı.

Seçtiğim görev, bir blog yazısı yazmaktı.

Onlarca draft’te bekleyen yazıya rağmen, yeni bir başlık açtım ve “Odak Sorunu” diyerek başladım.

Eskisi gibi ayda bir okunan 3-4 sayfalık bir bülten, ve sadece kitaplar yok hayatımızda.

Hergün, onlarca, hatta yüzlerce haber sitesi, blog, sektörel siteler var ziyaret edilmesi gereken. Okunması gereken yazılar, makaleler, analizler, raporlar, haberler her geçen gün artıyor.

Aşırı bilgi yüklenmesi ile güne başladığım zaman hemen ardından odak sorunu yaşıyorum. Çünkü girişimci beynim, okuduklarımdan dolayı, vücuduma heyecanlanmam gerektiğini bildiriyor. Beni heyecanlandıran yeni fikirler varken, günler öncesinde to-do listime eklenmiş tasklere odaklanmak çok zor oluyor.

Böyle durumlarda genelde bugün yaptığımı yapıyorum. To-do listimde en önemli madde ile başlamaktansa, içimden en çok yapmayı istediğim maddeyi seçiyorum.

Harekete geçmenin (take action) önemini hep anlatırım. Birçok insan “harekete geçmek” lafını, dünyayı değiştirecek, yeni bir çağ açacak işler yapmak için harekete geçmek olarak algılar. Aslında harekete geçmek, en verimsiz, en isteksiz zamanda dahi, çok basit bile olsa bir görevi to-do listinizden silebilmek bence.

Öyle ya da böyle, verimsiz bir gün geçirmiş bile olsam, bir görev bu son cümle ile birlikte to-do listimden siliniyor.

Verimsiz günlerinizde, beyniniz aşırı bilgi yüklenmesi ile kontak kapamak üzereyken, odak sorununuzu çözüp, gününüzü verimli hale getirmek için siz neler yapıyorsunuz?

Paylaşırsanız, bir sonraki verimsiz günümde denemek isterim.

basari

Başarmak İçin İlk Adım

Girişimci, öğrenci, memur, öğretmen, şirket sahibi, mühendis, futurist, ya da her ne meslekten, her ne iş alanından olursa olsun herkes başarının sihirli formülünün yazıldığı bir reçete arıyor.

Başarının formülünü aramak demek içinde girişimcilik ruhu olması, heves, hırs olması demek ve bunlar çok güzel şeyler.

İnsanoğlunun çoğu tüketime odaklı bir hayat yaşarken, birşeyler yapmaya çalışmak, üretmek için çabalamak takdire şayan bir durum.

Burada, hiçbir ticari kaygı duymadan, tek bir amaç doğrultusunda bildiklerimi paylaşıyorum yıllardır. Bu blogda ve hayatta en büyük amacım “insanların hayatlarını değiştirebilmek“.

Gerek kendi hikayelerimle gerekse birçok başarı hikayeleri ve motivasyon yazılarımla bu amaç için çalışıyorum. Belki kişisel bir blog için çok büyük bir amaç benim amacım. Ama büyük hayaller kurmadan büyük başarılara ulaşılamayacağını düşünürüm eskiden beri.

Yıllardır birçok Türk arkadaşımdan mesajlar, yorumlar, yardım istekleri aldım bu blog aracılığı ile. Bazıları teşekkür emailları idi, bazılarında projelerini paylaşanlar oldu, bazılarında şu yazınızdan sonra hayatım değişti deniyordu ve birçoğu bana başarının sırrını soruyordu.

Bu yazıda amacım başarının reçetesine ulaşmak için neler yapılması gerektiğini paylaşmak ve benden yol göstermemi isteyen, ancak sadece bir fikir dışında elinde birşey bulunmayan genç arkadaşlara genel bir yol haritası çizmek.

Hatta bazen sadece içinde birşeyler yapma heyecanı olan, bırakın bir hedefi, hiçbir fikri ya da uzmanlık alanı olmayanlara kendimce başarıya giden yolu tarif etmek için yazıyorum bu yazıyı.

Sizli bizli konuşmayı bir kenara bırakıyorum. Şimdi sen ve ben varız karşı karşıya. Aslında önemli olan, senin kendinle baş başa kalman ve aşağıda yazdıklarımı okuduktan sonra kendi kendine sorular yöneltmen.

Eğer bu yazdıklarımı okuduktan sonra anlattıklarım senin için hiçbir anlam ifade etmiyorsa, yapabileceğim pek birşey yok senin için.

Ancak yazdıklarımı okuduktan sonra, durup kendine bazı sorular soruyorsan ve bugünü, bu yazıyı okuduğun günü, belki de değişim için, yeni sen için bir başlangıç günü sayıyorsan, bu yazı hedefine ulaşmış olur. Şimdi bu okuduğun yazı dışında bütün browser’ları kapatmanı istiyorum. Facebook, MSN, Skype vs gibi, bu yazıyı okurken seni rahatsız edebilecek herşeyden 5-10 dakika uzaklaş lütfen.

Diğer sitelerin hepsini ve seni rahatsız edebilecek herşeyi kapattıysan devam edebiliriz.

Ben bu anlatacaklarıma çok önem veriyorum. Ben bugün sana başarının sırrını, o sihirli reçeteyi veriyorum. Benim için çok değerli bu reçeteyi seninle paylaşırken, senden tek isteğim beni iyi dinleyip, anlamaya çalışman, ve hem okurken hem de okuduktan sonra, söylediklerimi yapman.

Başlıyorum, umarım hazırsındır. Biraz uzun olacak başarının reçetesi, ben kahvemi aldım, beni engelleyecek bütün herşeyi kapattım, cep telefonumun sesini de kıstım. Göz ucuyla dahi olsa, Hudson Nehri’nin sahile vuran ve aslında yazarken çok huzurlu hissetmeme neden olan dalgalarına bakmamak için perdeleri de kapattım.

Şu anda çok huzurlu ve sakin bir ruh halinde olman çok önemli benim için. Belki iş çıkışı serviste okumaya başladın bu yazıyı, ya da çok yoğun bir anında hızlıca okuyup işine bakman gerek.

Başarının reçetesini bir kez yazacağım ve bu yazdıklarım hep burada olacak. O yüzden senden tek ricam, burdan sonra devam etmemen ve sakin bir zamanda geri dönüp, yazıyı baştan okuman.

Ama eğer çok sakin ve huzurlu bir ortamı yakaladıysan, artık başlayabiliriz.

Amacın Ne?

Bugüne kadar ister internette ister başka bir sektörde birşeyler yapma heyecanı ile dolu olabilirsin. Ancak bir dakika dur ve şu ana kadar yaptığın herşeyi bir kenara koy.

Bu Hayatta Amacım Ne? sorusunu kendine sor.

Belki şu ana kadar hayatta kendine büyük bir amaç belirledin ve zaten bu amacın peşinde koşuyorsun. Senin adına çok sevindim.

Ancak şu ana kadar hayatta, uzun vadede ana bir amaç belirlemediysen, yalnız değilsin.

İnsanların çoğunun hayatta bir amacı olmadığını biliyor muydun?

Şu anda, kendine amacım ne sorusunu sorar sormaz hemen bir cevap vermene gerek yok. Belki de hayattaki amacını belirlemek yıllarını alacak. Önemli olan, bu soruyu kendine sorman ve önemini kavraman. Ama belki de bu sorunun cevabını vermek için en doğru zaman. O zaman burada durup düşünmen gerek.

Gerek kısa vadeli, gerekse uzun vadeli amaçlarını belirleyemezsen ve aslında bunların hepsinin tepesinde ana bir amaca ulaşmak için bir yol haritan olmazsa, rotasını kaybetmiş, sağa sola sallanan bir tekneden farkın olmaz bu hayatta.

Küçük Hedefler

Kısa vadeli veya başardığın zaman dünyayı değiştirmeyecek amaçlara küçük hedefler diyorum ben. Küçük hedefler deyip geçme sakın, büyük amaçlara ulaşabilmek için seni yola çıkaran, ve o yolu katetme şevkini sana veren, çok önemli aşamalar bu küçük hedefler.

Attığın her adımda küçük hedeflerin olmalı.

Girişimcilikte amacım ne? Üniversite okurken amacım ne? AhmetKirtok.com’u okurken amacım ne? Sosyal medyada vakit geçirirken amacım ne? Üniversiteden sonra iş hayatında amacım ne? Kurmayı düşündüğüm internet işinde amacım ne? Önümüzdeki haftaki iş görüşmesinde amacım ne? Yarınki vereceğim konferansta amacım ne? gibi onlarca, yüzlerce soru büyük amaca giderken küçük hedeflerini belirlemene yardımcı olacak.

Şimdi büyük amacı unut, gelecek hayallerini bir kenara koy, heyecanını dizginle ve çok kısa vadede hayatında, senin için en önemli konuya karar ver.

Bu konu gerek iş gerekse özel hayatından herhangi bir konu olabilir. Ancak kısa vadede, başarmak istediğin, ya da çözüme ulaştırmak istediğin, bugünlerde kafanı kurcalayan ve senin için en önemli konu olmalı bu konu.

Bu kafanı kurcalayan konuda amacın ne?

Küçük hedeflerini belirle. Bu hedefler hem manevi hem de maddi hedefler olabilir. Rakamsal küçük hedefler, hem ölçümlenebilir hem de ulaşıldığında motive eder. Küçük hedeflerini belirlerken, rakamsal hedefler koymaktan çekinme.

Karar Vermek

Her zaman söylerim; Bir girişimci için, karar vermek ve başarmak için yola çıkmak, yapacağı işte çok önemli bir yol katetmesi demektir.

Ancak, amacını belirlemediğin, sonunda nereye gitmek istediğini bilmediğin bir yola çıkmaya karar vermektense hiçbir adım atmaman daha faydalı olabilir.

Bir yola çıkmaya karar vermeden önce amacım ne sorusuna net cevabın olmalı.

Amacım Belli, Peki Sonra?

Çıkacağın girişimcilik serüveninde, ana amaçlarına karar verdin, peki sonra?

Ana amaca giderken, karşına birçok küçük hedefler ve de engeller çıkacak. Bu engelleri tek tek belirleyip, üstesinden nasıl geleceğine karar vermen gerek.

Bir internet girişiminde başarılı olmanın ana kurallarından bahsetmiştim. Bu kurallardan başlayabilirsin. Hangileri senin için engel olabilir? Hangi basamaklar üzerine yoğunlaşman ve kendini değiştirmen gerekiyor?

Başarmak için, amaca giden yolda, karşına çıkacak engelleri çok iyi tanıman gerekiyor.

Başarılı olamayanların en büyük nedenleri de belii. Bu nedenleri kendine bahane etmemek için, henüz yola çıkmadan çok iyi kavraman lazım.

Bugün Yeni Bir Başlangıç Olabilir

Belki aylardır, ya da yıllardır olağanüstü bir çalışma temposu içindesin, ama hiçbir zaman yaptıkların seni yeterince tatmin etmiyor.

Başardıkların gerçek başarı gibi gelmiyor.

Çünkü amaçsız, bir yol haritasız, aslında nereye gittiğini bilmeden koşuşturuyorsun hayatta.

Bugün, senin için yeni bir başlangıç olabilir. Bu yazıyı okuduktan sonra, ya birçok kişinin yapacağı gibi, işim gücüm başımdan aşkın diyerek, amaçsızca çalışmaya devam edeceksin, ya da durup birkaç saatini, ya da birkaç gününü büyük amaçlarını ve bu uzun yolda küçük hedeflerini belirlemeye ayıracaksın.

Bugün yeni bir başlangıç olabilir, ve bu senin elinde.

Başarmak İçin 3 Adım:

elestiri

Eleştirilere Aldırmayın

Dün girişimci bir arkadaşımla konuşurken, artık sosyal medyada vakit harcamayacağını, hatta kişisel blogunu dahi yazmayacağını belirtti.

Nedenini sorduğumda, “Her yazdığıma, her katılımıma yapılan negatif yorumlardan bıktım artık” dedi.

Meyve Veren Ağaç Taşlanır

Bu hayatın kuralı. Ne iş yaparsanız yapın, başarılı, fark yaratan, ses getirecek her işiniz, her yazınız, her yorumunuzda hata bulmaya çalışan, negatif yaklaşan insanlar çıkacak.

Aslında yaptıklarınızın beğenilmesi kadar eleştirilmesi de doğru yolda olduğunuzu gösterir.

Yaptığınız işleri, eğer kayıtsız şartsız, herkes alkışlıyorsa, burada bir sorun var. Durup düşünmeniz gereken, ciddi bir sorun var demektir.

Eleştirilere Aldırmayın

Alışılagelmiş düzene ters gelen, farklı işler yaptıkça eleştirenlerin sayısı doğal olarak artacak.

Burada vermeniz gereken önemli bir karar var. Ya bu eleştirileri kafanıza takarak hem enerjinizi, hem üretme şevkinizi kaybedeceksiniz, ya da kulaklarınızı tamamen kapatıp üretmeye devam edeceksiniz.

Size birşeyler katan, yapıcı eleştiriler değil bahsettiğim. Troll dediğimiz, yaptıklarınıza sırf muhalefet olmak için yapılan anlamsız eleştiriler. Sosyal medyada sahte şöhret peşinde koşanlardan bahsediyorum.

Sahte Hayranlarınıza da Aldırmayın

İsminiz biraz öne çıktığında sahte hayranlarınızın da sayısı artar. Amaçsız bir şekilde sizi destekleyenler çıkar ortaya.

Her yaptığınızı alkışlayanlar, kayıtsız şartsız destek olanlar, suratınıza çok güzel proje dedikten sonra arkanızdan atıp tutanlar için ne yapmalı?

Kuru kalabalık olarak nitelendirdiğim bu gruptan da aslında size bir fayda gelmez. Sahte hayranlarınıza ayıracağınız zamanda yeni işler üretmek sizi ileri götürür.

Peki Kimi Dinlemeliyim?

Yadığınız yazıları, yaptığınız işleri paylaşan, gönüllü bir elçi gibi sizi ve yaptıklarınızı başkalarına duyurmak için çalışanlar gerçekten kulak vermeniz gereken takipçileriniz.

Bu grup, belki her yaptığınıza “Çok yaşa padişahım” yaklaşımı ile yaklaşmaz, ama yeri ve ortamı geldiğinde, bahsettiğiniz bir konuyu, paylaştığınız bir bilgiyi, yaptığınız bir işi sizden bahsederek anlatır. Hiç tanımadığınız insanları sizi takip etmeye teşvik eder.

Her yaptığınıza negatif yaklaşan, sürekli eleştiren insanlara ve her yaptığınızı, anlamını dahi bilmeden alkışlayan insanlara ayıracağınız o değerli vakti, hikayelerinizi paylaşan ve gerçek hayranınız olan, gönüllü elçilerinize ayırın.

İnternetteki anlamsız eleştiriler ve gereksiz gürültü, sizi daha başarılı, daha farklı ve daha yaratıcı işler yapmaktan ve bu yaptıklarınızı paylaşmaktan alıkoymasın.

firsat-maliyeti

Fırsat Maliyeti

Fırsat maliyeti; Alternatifler arasında yapılan seçimde diğer alternatiflerden vazgeçilmesi, feragatta bulunulması gereken mal ve/veya kazanç miktarıdır.

Birçoğunuz için Fırsat Maliyeti’nin sözlük tanımı pek bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak fırsat maliyeti dediğimiz kavram, gerek iş hayatınızda ve gerek günlük yaşamınızda aslında sizi en çok zarara sokan bir ekonomik tanımdır.

Fırsat Maliyeti Hesabına Gerçek Hayattan Bir Örnek

Süper bir fikrim var, kendi işimi kurmalı mıyım?

Bu örnek bana birçok farklı ortamda en çok sorulan sorulardan birisi. Özellikle birçok genç arkadaşım, önce akıllarındaki fikri söyledikten sonra bu fikir için bir iş kurup kurmamaları konusunda benden yorum isterler. Ben de çoğu zaman “Fırsat Maliyeti”ni hesapladın mı? diye sorarım ve işte bu noktada bir sessizlik olur.

Girişimci ruhu taşıyan birçok insanın aklına sürekli iş fikirleri gelir. Bu fikirleri hayata geçirip geçirmemek arasında kararsızlık yaşamak kadar doğal birşey olamaz (çoğunuza tanıdık geliyor değil mi?). Ancak önemli olan böyle bir karardan önce kişinin fırsat maliyetlerini iyi hesaplamasıdır.

Kendi işimi kurmalı mıyım sorusunu cevaplarken fırsat maliyeti kişiden kişiye değişir. Örneğin ayda 3000 lira maaş ile büyük bir şirkette çalıştığınızı ve kendi işinizi kurmak için bu işten ayrılmak durumunda kalacağınızı düşünelim. Kararsız kaldığınız bu ikilemde, fırsat maliyetini hesaplamak ilk akla gelen konu olmalı.

Birçok kişi, bu durumda kendi işinizi kurduğunuz takdirde, fırsat maliyetinin sadece her ay alamayacağınız 3000 lira olduğunu düşünür. Ancak fırsat maliyeti bu örnek için birden fazladır ve birkaç madde ile örneklemek gerekirse:

  • Her ay 3000 lira: Kendi işinizi kurmak için çalıştığınız şirketten ayrıldığınız günden itibaren aylık alacağınız maaş. Eğer uzun süreli bir planlama yapıyorsanız, hali hazırda çalıştığınız firmada alacağınız zamları da hesaba katmanız gerekir.
  • Çalıştığınız firma sayesinde yapabileceğiniz bağlantılar ve iş fırsatları: Çünkü bu örnekte büyük bir şirketten ayrılılıyorsunuz.
  • Ekip sinerjisinden doğan verimlilik ve artılar: Fırsat maliyeti sadece maddi değil, manevi konuları da kapsar. Çünkü bu manevi konuların çoğu maddi kazanç ya da kayıp olarak size geri döner. Girişimcilikte, özellikle başlangıç aşamasında, karşılaşacağınız en büyük zorluklardan birisi yalnız olmanız olacak. Bu da dolayısı ile veriminizin düşmesine neden olabilir. Düşen verimden doğan iş gücü kaybı da fırsat maliyeti hanenize yazılacaktır.
  • Yeni doğan görevlere ayrılan vakit: Büyük bir şirkette çalışırken, normalde sizin sorumluluğunuzda olmayan birçok görev, kendi işinizi kurduğunuz zaman sizin sorumluluğunuzda olacak. Belki ofiste çay kahve yapmaktan, bankaya gidip gelmeye kadar, büyük bir şirkette yapmak aklınıza bile gelmeyecek işlere hem zaman hem para harcamanız gerekecek.

Yukarıdaki liste, kişiye göre değişmekle beraber, uzayıp gidebilir. Fırsat maliyeti tanımını bir örneğe dökmek için birkaç maliyeti açıkladık sadece.

Her gün en doğru kararı vermemiz gereken ve birden çok alternatifimizin olduğu birçok soru ile karşı karşıya kalırız.

Günlük iş hayatında fırsat maliyetini hesaplamamız gereken sadece birkaç örnek daha veriyorum:

  • Elimizde bulunan nakti yeni müşteriler edinmek için pazarlamaya mı, yoksa elimizdeki müşterilerin değerini arttırmak için CRM’e mi yatırsak? Ya da nasıl paylaştırsak?
  • Yeni kurulmuş ve çok hızlı 10 müşteriye ulaşmış bir reklam ajansıyız. Yaptığımız kaliteli işlerden dolayı birçok firma müşterimiz olmak istiyor. Hızlı büyümeye devam edip yeni müşterileri kabul mu etsek yoksa büyüme hızımızda (hem müşteri hem de ekipte sayı artışı olarak) bir strateji mi belirlesek?
  • Geçen yılki CRM departmanı analizlerinde müşterilerin %10’u, müşteri ilişkilerimizin %60 maliyetini oluşturuyor. Servis kalitemizden ödün vermeyip her müşteriye en mükemmel hizmeti sunmaya devam mı etsek, yoksa CRM stratejimizi bu sene için tekrar mı planlasak?

Bir marka yaratırken ya da hali hazırdaki bir işi büyütmeye çalışırken 3’ün 2’si kuralı bizi daima bir tercih yapmamız gereken alternatifler ile karşı karşıya bırakır.

Bu süreçte yapılacak çalışmada, fırsat maliyetinin doğru hesaplanması birçok şirket için “başarma ya da başaramama” arasında bir seçim olacak.

Fırsat Maliyeti & Risk

İş hayatında hep duyduğumuz bir söz var:

“Girişimci Risk Alır”

Ben ise bu söze direk olarak katılmıyorum. Bana göre:

“Akıllı Girişimci, Ölçümlenebilir Risk Alır”

Gerek verdiğim örnekteki gibi yeni bir iş kurma sürecinde, gerekse iş hayatındaki birçok diğer önemli karar aşamasında risk hesabınızı mutlaka iyi yapın.

Ve bence, riskinizi hesaplarken, ilk olarak “Fırsat Maliyeti”nden başlayın.

hayir-thumb

Hayır Demeyi Bilmek

Kişisel gelişimin temel kurallarından birisi kişinin eksik olduğu yanlarını keşfetmesi, bu eksiklikleri kabul etmesi ve bunlar üzerine çalışmasıdır. Herkesin eksik olduğu yönleri vardır. Bazı durumlarda çalışarak, öğrenerek bu eksiklikler giderilebilir. Ancak bazı eksiklikler o kişinin henüz çocukluktan itibaren eğitimi ile ilgili kişiliğinin bir parçası olan, hatta huy dediğimiz çok kolay değiştirilemeyecek özelliklerdir.

Bazı insanlar için “Hayır” diyebilmek çok kolay olabilir ama aslında hayır demeyi bilmek gerçekten önemli bir meziyettir.

Şahsen kişisel gelişim adına araştırmaya ve okumaya başladığım yıllarda en büyük eksiğimin “Hayır Demeyi Bilmek” olduğunu farketmiştim. Şu ana kadar sırf iyi niyetimden ve hayır diyemediğimden dolayı birçok kişiyi isteyerek ya da istemeyerek kırdım, birçok işte istediğim başarılı sonuçlar elde edemedim ve hayal kırıklığı yaşadım.

Bazen çok yoğun iş ve özel hayat temposunda, stresin her geçen gün arttığı günümüzde, sırf nezaketen ve karşımızdaki insanı kırmamak için Evet demektense Hayır diyebilmek ileride doğacak sorunların baştan çözümü olabilir.

Neden Hayır Demeyi Bilmelisiniz?

  • “Evet”, Her Zaman Doğru Cevap Değildir: Zaten yoğun ve stresli yaşamınıza yapmak istemediğiniz bir görevi daha eklemek aslında elinizdeki işlere de zarar verebilir. Fazla yoğunluk ve stres sağlınızı tehdit edebilir.
  • Hayır Diyerek Kendinize Vakit Ayırın: Aslında hiç ilginizi çekmeyen ama sırf hayır diyemediğiniz için katıldığınız sosyal aktiviteleri, toplantıları, gönüllü projeleri, şirket aktivitilerini bir an düşünün. Vaktiniz herşeyden daha değerli. Hayır diyerek kendinize ve ailenize daha çok vakit ayırın.
  • Başkalarına Fırsat Verin: Belki çevrenizde mecburen evet diyeceğiniz bu iş ya da aktivite için görevlendirebileceğiniz insanlar var ama herşeye evet demek zorunda hissetmeniz, çevrenizdeki bu insanları görmezden gelmenize neden olabilir. Çevrenizdeki insanlara fırsat vererek hayır demekten de kurtulmuş olabilirsiniz.

Ne Zaman Hayır Demelisiniz?

Bazen önemli fırsatlar karşınıza beklenmedik anlarda çıkar. Bu hem iş hayatı hem de özel hayat için geçerlidir. Pozitif dengenizi sağlayarak doğru fırsatlara evet, ancak gereksiz olanlara hayır demeyi bilmek çok önemlidir. En önemli sorulardan birisi de ne zaman hayır demeliyim sorusudur.

  • Vakit Faktörü: Yeni bir işe, projeye ya da aktiviteye evet demeden önce ne kadar vaktinizi alacağını iyi düşünün. Eğer bu işi doğru yapmanız için gerekli vakti ayıramayacaksanız hayır demek için en önemli nedeni buldunuz bile.
  • Stres Faktörü: Bu yeni proje ne kadar stresli bir proje. Hali hazırda elinizde stresli ne gibi işler var? Stres dengesini çok iyi kurmadığınız zaman hayatta başarısız olursunuz. Bazen maddi ya da manevi daha az geri getirisi olsa da stresi az işlere önem vermek gerekir. Eğer size gereğinden fazla stres yükleyecek bir proje ise hayır demek için doğru zaman olabilir.
  • İstek Faktörü: İsteksiz yapılan iş her ne olursa olsun çok başarılı olamaz. Gönüllü bir aktivite dahi olsa eğer isteksiz iseniz hayır demeyi bilin. İsteyerek yapabileceğiniz onlarca başka gönüllü aktiviteler sizi bekliyor olacak. Ya da patronunuz sizin yapmanızı istediği bir proje teklif etti, ancak hiçbir ilgi ve isteğiniz yok. Bu durumda evet demektense, şirkette bu projeyi daha istekli yapacağını düşündüğünüz bir arkadaşınızı tavsiye edin ve nedenini patronunuza dürüstçe açıklayın. İsteksizce evet demektense hayır demeyi bilin.
  • Sorumluluk Faktörü: Elinizdeki sorumlulukları gözden geçirin. Bitirmeniz gereken projeler, belki çocuklarınızın hafta sonu sosyal aktiviteleri, iş seyahatleri derken yeni bir sorumluluk daha almaya gücünüz var mı? Eğer daha fazla sorumluluk sorun yaratacaksa hayır demek için en doğru zaman budur.
  • Süre İsteyin: Bazen size yöneltilen sorunun cevabını hemen vermek zor olabilir. O nedenle yukarda bahsettiğimiz bütün faktörleri sakin bir şekilde değerlendirip en doğru kararı verebilmek için süre isteyin. O an evet demektense cevabınızı en kısa sürede bildireceğinizi iletin ve acele verilecek yanlış bir karardan kurtulun.

Nasıl Hayır Denir?

Neden ve ne zaman hayır demeniz gerektiğini artık biliyorsunuz. Şimdi sıra en zor kısma geldi. Nasıl Hayır Denir?

  • Direk ve açıkça hayır demek: Bazen en doğru yöntem hiçbir bahane yaratmadan, direk ve açık olarak hayır demektir. Eğer bir ya da birçok nedenden dolayı sizin için en doğru cevap hayır ise, hiçbir özür sunmadan, dürüstçe ve açık olarak hayır demelisiniz.
  • Yavaş yavaş ve açıklayarak hayır demek: Bazı durumlarda isteseniz bile evet demeniz sizin için yanlış olacağı için, isteğinizi belirterek ancak nedenlerini açıklayarak, karşı tarafı da elinizden geldiğince kırmadan hayır demeyi bilin. Özellikle iş hayatında direk ve açıkça hayır demenin zor olacağı birçok durumla karşılaşıyoruz hergün. Bu nedenle sakin bir şekilde size göre nedenlerini açıklayarak ve karşı tarafı kırmamaya çalışarak hayır demeyi bilin.

Hayatınız boyunca karşınızdaki insanları kırmamak için evet demeye alıştığınız için hayır diyebilmek ilk başlarda kolay olmayacak. Ancak evet ya da hayır demeden önce bu yazıdaki nedenleri çok iyi değerlendirip daha az stresli ve daha çok başarılarla dolu bir yaşam için hayır demeyi öğrenmek dışında bir şansınız yok.

Kendinizi suçlu hissetmeden, doğru olduğuna inandığınız her durumda, kolaylıkla hayır diyebilmeniz dileği ile.

Not ve Kaynak: Bu yazıda Mayo Clinic tarafından yayınlanan bu makaleden alıntılar bulunmaktadır.

basarili-gencler-thumb

Başarılı Türk Genç Girişimciler

Öğrencilik yıllarımda mümkün olduğunca çok başarılı girişimcinin hayatını araştırdım ve okudum. Bu insanların doğru ve yanlış yaptıklarını öğrenmek, hatalarından nasıl dersler aldıklarını anlamak benim kişisel gelişimimde önemli rol oynadı.

Kendi dallarında başarılı olmuş işadamlarının ve girişimcilerin otobiyografilerini, röportajlarını ve hikayelerini okumak sadece kişisel gelişim anlamında değil, kişisel motivasyon anlamında da bana büyük fayda sağladı.

Önceleri internetin henüz çok yeni olmasından dolayı kaynak sıkıntımı zorluklarla bulduğum kitaplarla çözdüm. Daha sonra internette birçok kaynağa ücretsiz ulaşmanın verdiği keyifle dünyada sözü geçen binlerce girişimci, işadamı ve şirketin hikayelerini okudum.

Ancak eksikliğini her zaman gördüğüm bir konu gençlerin başarı hikayeleri idi. Özellikle Türkiye’de başarılı gençler neler yapmışlar, hedefleri neler gibi soruların cevaplarını onların penceresinden duymak benim için her zaman önemliydi.

Geçenlerde Başarılı Gençler adlı bir websitesi çıktı karşıma. Başarılı Türk gençleri ile yapılan röportajların ve köşe yazılarının olduğu bu site çok ilgimi çekti. Hazırlayan arkadaşlara binbir teşekkürler.

Birçok gelen talebe ve isteğe rağmen ben burada hiçbir sitenin reklamını yapmadım şu ana kadar. Başarılı Gençler sitesinden böyle bir talep gelmedi ve hatta arkasındaki kişileri tanımıyorum, ancak böyle başarılı bir projeyi sizlerle de paylaşmazsam olmazdı.

BasariliGencler.com sitesinin Facebook Gurubundaki tanıtım yazısı:

7 Nisan 2008′de yayın hayatına başlayan ve ‘röportaj kitabı projesinin’ web yayını olan basariligencler.com kendi alanında başarılı gençlerimizin röportajlarının
yer alacağı platformdur.

Başarılı gençlerle yapacağımız röportajlarla onları yakından tanıyacak ve onlardan bir şeyler öğrenerek motivasyonumuzu artırmaya çalışacağız.

Bununla birlikte ‘Genç Köşe’ ile okuyucu gençlerimizin daha başarılı olabilmesi için bir rehber olma amacındayız.

Her geçen gün kendini geliştirmenin etkisiyle gençlerin ve kendini genç hissedenlerin buluşacağı bir portal olan basariligencler.com iyiyi, güzeli, doğruyu, samimi ve faydalı olanı verebilirse kendini mutlu sayacaktır.

Umarız bu yolda sizlere karşı mahcup olmayız.

Başarılı Gençler Editörü

Başarılı genç Türk Girişimcilerin röportajlarını ve hikayelerini okumak, dünyayı ve girişimciliği onların penceresinden görmek çok ama çok güzel.

Teşekkürler Başarılı Gençler Ekibi.

vehbi-koc-thumb

Anılarımla Patronum Vehbi Koç Ücretsiz Kitap

Hafta başında FriendFeed’e göz atarken bir başlık dikkatimi çekti.

İş hayatında 40 yıldan fazla bir süreyi Koç Gurubunda çalışarak geçirmiş başarılı yönetici Can Kıraç’ın Vehbi Koç hakkında yazdığı kitabı “Anılarımla Patronum, Vehbi Koç” adlı kitabı internette tamamen ücretsiz paylaşılıyor.

Ben kitap okumayı çok severim. Yoğunluktan ve bahanelerden dolayı hiçbir zaman istediğim kadar kitap okuyamam. Ama Amazon beni müşteri olarak çok sever :) Demek ki baya okurum. Özellikle markalar yaratmış, sanayi devi şirketler kurmuş başarılı iş adamlarının hayat hikayeleri, otobiyografileri ve başarı öykülerini okumak benim için ayrı bir zevktir.

Türkiye Cumhuriyeti sanayi ve ekonomi geçmişine damgasını vuran, değerli iş adamı Vehbi Koç’un hayat hikayesini okuma fırsatım olmamıştı. Kısmet bugüneymiş. İlk fırsatta bitiriyorum bu kitabı arkadaşlar ve sizlere de şiddetle tavsiye ediyorum.

Öğrenciyim, kitap almaya param yok, o yüzden okuyamıyorum gibi bir bahaneniz de yok, tamamen ücretsiz bir kitap.

Friendfeed’de bu kitaba linki veren, bir internet ayakkabı mağazası yöneticisi olan Burak Bardakçı‘ya da ayrıca paylaşımı için teşekkürler.

fikir

Fikriniz Sıradansa Vakit Kaybetmeyin

Sıradan fikirlere, potansiyeli olup da sıradan işleri seçen insanlara, sıradan bahanelere, sıradan daha birçok şeye gıcık kapıyorum.

Bu oldum olası böyleydi ve böyle olacak. Bazen açık sözlülüğümün ve girişimci ruhumun bana verdiği aşırı özgüvenle insanları sıradan oldukları için bozuyorum. Aslında hedefim onlara ellerindeki potansiyeli kullanamadıklarını hatırlatmak ve teşvik etmek.

Yaklaşık bir saat önce 1 Nisan bitti ve 2 Nisan başladı New York’ta. Geçen sene burda ufak bir 1 Nisan Şakası yapmıştım, bu sene yapmadım, yapamadım.

Bu aralar yeni projelerle çok yoğunum, çok heyecanlıyım ve oturup doğru düzgün bir şaka bulmak için vaktim yok. Sıradan bir şaka yapmaktansa yapmamak benim tarzıma daha uygun.

Ben bu akşam Manhattan’dan eve dönerken aklımdan bunlar geçiyordu ve bu konuyla ilgili bir blog yazısı yazmak da aklımda yoktu, ancak her gün düzenli ziyaret ettiğim bloglardan birisi olan Seth Godin‘in bu sene 1 Nisan’da neden şaka yapmadığına dair bugünkü yazısını okuyunca ben de fikirlerimi paylaşmak istedim.

Bu sene 1 Nisan’da Kirtok.com okuyucularına değil ama başka birisine bir şaka yaptım hem de nasıl bir şaka, sizinle de paylaşmak istedim.

nisan 1


Şu Ana Kadar Yaptığım En Riskli 1 Nisan Şakası

Fıkra ve komik hikayeleri anlatmak aslında ciddi yetenek işidir ve bende sanırım bu yetenek pek yok. O yüzden bugün yaptığım 1 Nisan şakasını anlatmadan önce klasik bir hatırlatma yapayım; Eğer o ortamda olup şaka yapılan kişinin suratını görseydiniz hikayenin tam tadına varabilirdiniz. Herneyse uzatmadan şakayı anlatmak isterim.

31 Mart Salı günü başlayıp toplam 5 gün sürecek çok önemli bir toplantı zincirine katılıyorum. Gündüzleri toplantıdayım, geceleri çalışıyorum (ve blog yazıyorum :) ), birkaç saat uykudan sonra tekrar soluğu Manhattan’da alıyorum.

Şakanın kahramanı Hollanda’dan gelen, Avrupa’da 600’ün üstünde mağazada markası satılan, aslen tasarımcı, bir o kadar da yaratıcı bir iş adamı. Benim danışmanlığını yaptığım Amerikan firması bu markanın da içinde bulunduğu 4 tekstil markasını Amerika’ya ilk lanse edecek firma ve bu projenin hem online hem mağazacılık ayağını biz yürütüyoruz. İş büyük, toplantıdaki insanlar önemli, benim ve şirketim için çok önemli bir toplantı serisi ve toplantıları ben yürütüyorum.

31 Aralık salı günü gayet iyi ve samimi geçen yarım günlük daha çok tanışma ve ön giriş toplantısı ardından 1 Nisan sabahı Soho’da toplantının yapılacağı loft ofiste buluştuk. Ofise yürürken zihinsel olarak kendimi toplantıya hazırladığım için yaratıcılığım had safhada. Bu tarz toplantı yönetmeleri stand up’a çok benzetirim ben. Eğer iyi gününüzdeyseniz ve iyi hazırlandıysanız çok yaratıcı fikirler ve sonuçlar ortaya çıkabilir.

Herneyse ben yaratıcı moddayım ve aklıma bir fikir geldi, o anda Amerikan şirketin sahibi ve CEO’su yanımda ve ona sessizce toplantıya 1 Nisan şakası ile başlayacağım lütfen bozuntuya verme dedim, karşılıklı sessizce gülüştük.

Derken masaya yerleştik, kahvelerimizden ilk yudumları aldık, Hollanda’dan gelen misafirlerimizle kaldıkları otelin konforu hakkında birkaç dakika sohbet ettikten sonra ben beyaz tahtanın başına geçtim. Tam gündem konusu ile ilgili powerpoint sunumu ile toplantıyı açıyordum ki bir anda durdum.

Danışmanlığını yaptığımız Amerikan şirketin sahibine dönüp ismi ile hitap ederek “Lütfen kusura bakma ancak ben senin firmanın başarısı ve bu projede kar etmesi için burdayım, o yüzden günlerdir kafamı kurcalayan ve bence bu büyük ve önemli proje için tek sorun olan şeyi açıklamak zorundayım” dedim.

Hollandalı firmanın sahibine de “Umarım sizin için sorun değildir ancak siz de 4 markayı temsilen (Bu arada markalardan birisi Türk :) lütfen ismini sormayın) burdasınız ve Amerika gibi önemli bir pazara giriyorsunuz, hepimiz baştan dürüst olursak uzun vadede hepimiz kazanırız dedim ve izin istedim” Kendisi de merak ve şaşkınlıkla ama çok nazikçe tabi ki buyrun dedi.

Şimdi çok az ön bilgi geçmem lazım. Bu Hollandalı arkadaş markasına aşık, hayatını buna adamış, henüz yaşı genç ve çok başarılı. Avrupa’da sosyete dergilerinden düşmeyen birisi, 911 turbo sürüyor, Amsterdam’da en pahalı loft’ta oturuyor, adamın tek derdi markasının Amerika pazarına doğru lanse edilmesi, para falan umrunda değil. Çevresi sayesinde diğer önemli 3 Avrupa markasını da temsil ediyor, bir nevi onlara yardımcı oluyor. Bu kısmı belirtmem şarttı, çünkü söylediğim gibi adamın markası hayatı.

Ben ön konuşmadan sonra kalemi aldım ve beyaz tahtaya 4 markanın ismini yanyana yazdım. İlk marka hakkında iki üç cümlelik kısaca konuştum (potansiyel müşteri demografiği, pazar payı vs), aynı şekilde 2. ve 3. marka hakkında da konuştum. Toplam 4-5 dakika sürdü üç marka hakkında birkaç cümle kurup altlarına güçlü oldukları noktaları yazmam. En sona özellikle Hollandalı misafirimizin markasını yazmıştım.

3. marka hakkında konuşmamı bitirince, bir anda durdum, masaya doğru 2-3 adım yürüdüm ve kahvemi aldım, çok sakince bir yudum kahve içtim, tahtaya geri döndüm ve “Üzülerek belirtmek isterim ki bu proje için en büyük sorun MARKANIN ADI” dedim ve bu adamın markasının üstünü çizdim :) Evet aynen öyle, direk üstünü çizdim.

Masadakilere döndüm ve “Benim kafama takılan, emin olmadan söylemek istemediğim ve artık emin olduğum şey bu markanın bu konseptte kesinlikle yeri olamayacağı” dedim. Bir anda ortam dondu, sessizlik var. Bizim Amerikalı patron gülmek üzere zor tutuyor kendini.

Hollandalı misafirimizin suratı tam anlamı ile bembeyaz oldu. Hatta birşey olacak diye korktum bir an :)

Olayın şokunu henüz yaşarlerken tadını da kaçırmadan tahtaya geri döndüm ve bir yandan “Bu marka yerine bu konsepte uyan ve tutacağına emin olduğum bir marka buldum ve bu markanın adı…..” diyerek tahtaya APRIL FOOLS (yani 1 nisan şakası) yazdım :)

Bizim Hollandalı misafir kelimenin tam anlamı ile bütün loft’un yüksek tavanından yankılanacak şekilde kahkalara boğuldu. Birkaç dakika herkes kahkaha atmaktan kıpkırmızı oldu. Daha sonra yaklaşık 5-6 dakika başımızdan geçen güzel 1 nisan şakalarını paylaştık ve kendisi çok içten bir şekilde bu şakayı hiçbir zaman unutmayacağını, kalp krizi geçirmek üzere olduğunu, son 3 ayını bu işe ayırdığını söyledi :)

Kahkalarla, neşeli ve pozitif başlayan toplantımız bir o kadar yaratıcı ve verimli geçti.

Yaptığım En Riskli 1 Nisan Şakasından Çıkartılacak Dersler

  • Sıradan bir fikre vakit kaybetmektense hiç uğraşmamak daha doğru olabilir. (bkz. kirtok.com’da bu sene sıradan olacağına hiç şaka yapmamam).
  • Fikrinizin yaratıcı olduğuna güveniyorsanız risk almaktan çekinmeyin (yaptığım şaka riskli idi, ters tepebilirdi. Bir anda küfür bile yiyebilirdim, şaka desem bile berbat bir atmosferde toplantı devam edecekti ama risk aldım.)

İşte bu hikaye de yoğun, yorucu 10 saatlik toplantıdan kalan tatlı bir anı oldu, sizlerle de paylaşmak istedim.

Peki bu sene 1 Nisan’da siz ne kadar yaratıcı bir şaka yaptınız?

uzman-thumb

Başarının Sırrı Uzmanlık

Bugün Kirtok.com’un istatistiklerini incelerken halen en çok aranan kelimelerden birisinin “kolay para” olduğunu farkettim. İnsanlar neden Google’da kolay para yazarak arama yapar düşüncesi beni olaya farklı bir açıdan bakmaya yönlendirdi.

Bazı insanların bir yaşam boyu kolay paranın peşinde koştuğunu düşünüp, nedenini kendimce yorumlamaya çalıştığım sırada bir e-posta aldım. Bu e-posta’yı okurken kolay paraya talebin nedenini çözmüş oldum.

Bu gelen e-posta’da, gönderen arkadaşım İstanbul’da iş arayan ve internet sektöründe bir girişim yapmak isteyen bir genç arkadaşımdı. Kısaca bana internette girişim yapmak istediğini ancak ne iyi bir programcı, ne iyi bir tasarımcı, ne de iyi bir internet pazarlamacısı olmadığını söylüyordu. E-posta’sından çıkarttığım sonuç, friendfeed, facebook gibi sosyal ağlarda takılıyorum, girişim yapıp başarılı olan insanlara özeniyorum, benim de birçok fikrim var, neden ben de yapmayayım idi.

Fikri Olan Herkes Girişimci Değildir

Bir heves, bir istek başarı için yeterli şart mı? Geçen yıl verdiğim girişimcilik konferansında da anlattığım gibi her fikri olan insan girişimci ya da başarılı olacak diye bir kural olsaydı vay halimize.

Başarılı bir girişimci için ilk şart iyi bir fikir ve bu fikri hayata geçirebilecek donanıma sahip olmaktır. Burada donanımdan kasıt, uzmanlık.

Ne İş Yaparsın? – Ne İş Olsa Yaparım

Başarının sırrı uzmanlık derken bu sadece girişimciler için geçerli bir kural değil. İş hayatını ele alalım. Kriz var, hergün işsizler ordusu büyüyor dünyada. Ancak belirli konularda uzmanlaşmış insanları bulmak halen çok zor. İşverenler kendi konusunda uzmanlaşmış, herşeyden anlamaktansa belirli bir konuda işini en iyi yapan insanlar arıyorlar.

İş ararken en tehlikeli cümle olan Ne İş Olsa Yaparım’ı kullandığınız an şansınızı kaybettiniz.

Benim Uzmanlık Alanım Ne?

Kendinize bu soruyu sorun. Eğer anında bir cevap veremiyorsanız ciddi bir sorun var.

Tabi yaşınız 18-25 arası ise panik yapmaya gerek yok, ancak yaşınız 30’lara merdiven dayamış ise ve halen çok iyi olduğunuz bir uzmanlık alanınız yoksa gelecek planlarınızda değişiklik yapmanız gerekiyor.

Uzmanlık İçin Acil Eylem Planı

Her ne kadar Türkiye’de dünyanın önde gelen birçok sitesine ulaşım sansürleniyor da olsa umutsuzluğa kapılmayın. İnternet doğru kullanıldığı zaman uzmanlaşmada en iyi dostunuz, yanlış kullanıldığı zaman en büyük düşmanınız olacaktır. Sadece interneti ve kütüphaneleri kullanarak istediğiniz her alanda uzmanlığa ulaşmada ilk ve en önemli adımı atabilirsiniz. Gelelim uzmanlık için acil eylem planımıza.

    1. Uzmanlaşmak istediğiniz alanı seçin

Herşeyden önce planınızı yapın ve yol haritanızı çıkartın. Örneğin internet pazarlama konusunda uzman olmak istiyorum diyorsanız SEO, SEM, Affiliate Pazarlama gibi üç önemli alanı seçebilirsiniz. Ya da ben sadece SEO konusunda uzman olacağım ve dünyada sayılı isimlerden birisi olacağım diyebilirsiniz, bu tercih sizin (SEO hakkında daha fazla bilgi için SEO Nedir? yazımı okumanızı tavsiye ederim). Bu kişisel gelişim ve eğitim süreci için ayırabileceğiniz vakte göre planınızı yapın.

Bu süreçte, uzmanlaşmak istediğiniz alanda dünyada önde gelen isimlerle kontağa geçmeye çalışın, onların fikirlerini alın. Bu işi yaparken gerçekten zevk alarak yapabilir miyim sorusunu defalarca kendinize sorun. Unutmayın ki ne iş olursa olsun eğer zevk almadan yaparsanız çok başarılı olma şansınız yoktur.

    1. Kısa ve Orta Vadeli Hedefler Belirleyin

Zamanınıza ve bütçenize göre kısa ve orta vadeli hedefler belirleyin ve hedef odaklı çalışın. Örneğin iyi bir bilgisayar programcısı hedefi koydunuz. Yaşınız 20. Bugünden başlayarak 6 ay içinde PHP programlama dilini çok iyi öğrenme hedefi koyun. 12 ay içinde PHP/MySQL’de internette hakkında söz edilmeye başlanmış, otorite konumuna doğru yol alan bir kariyer hedefi seçin.

Kısa vadeli hedefler belirlemenin en büyük avantajı, uzun bir çalışma sürecinde bıkkınlık ve yorgunluktan kurtulmanız olacaktır. Örneğin 6 aylık hedefinizde kendinize bir mükafat belirleyin. 6 ayda istediğim konuma gelirsem uzun zamandır planladığım tatile çıkacağım. Kısa vadeli hedefler ve ödüller kişisel motivasyon için çok önemlidir.

    1. Zaman En Değerli Kaynağınız

Zamanı doğru kullanmayı öğrenemezseniz bir konuda uzmanlaşıp, o konunun en iyisi olamazsınız. İnternet çağının hastalığı information overload ya da aşırı bilgi yüklenmesine karşı önlemlerinizi alın.

    1. Paylaşın ve Otorite Olun

Uzmanlaşmak için çalıştığınız alan üzerine bir blog yazmaya başlayın, bu sektördeki bütün konferansları yakından takip edin, işin uzmanlarının bloglarına yorumlar yazın, sorular sorun. Size danışanlara elinizden geldiğince yardımcı olun. Ne kadar paylaşırsanız geri dönüşümü o kadar büyük olur. Hatta uzmanlaşmayı düşündüğünüz konuda kitap yazma hedefi koyun. Örneğin 5 yıl sonra bu konuda bir kitabım yayınlanacak diye iddialı hedefler koyun önünüze.

Gerek bloglarla, gerek sosyal medya ile, gerek kitap yazarak gerekse başka yöntemlerle bilginizi elinizden geldiğince çok paylaşın.

    1. Artık Uzmansınız

1 yıl, 2 yıl ya da 3 yıl çalıştınız. Belirlediğiniz alanda, çizdiğiniz yolda uzmanlaşmak için ilerlediniz ve gerçekten bilgi ile donanmış, pratik yaparak bunu desteklemiş, sektörde ismi sürekli telafuz edilen bir uzmansınız. Bu noktada kariyer yönetimi konusunda kendinizi geliştirin. Basit bir tabirle kendinizi ucuza satmayın. İşinizde çok iyisiniz ancak bu noktaya gelmek için yaptığınız özverili çalışmalarınızı ve zamanınızı hiçbir zaman unutmayın. Buna göre bir fiyatlandırma politikasına gidin.

    1. Kendinizi Sürekli Güncelleyin

Uzmansınız, aranılan kişisiniz. Ancak sakın rehavete kapılmayın. Konunuz ne olursa olsun hergün yenilikleri takip edip, kendinizi güncellemeyi hedef edinin. Koltuklarını gençlere bırakmak zorunda kalan birçok üst düzey yöneticinin hatası kendilerini yeterince güncelliyememek olmuştur.

Sektörünüzdeki yenilikleri ilk siz duyun hatta duyurun.

Belki de dünyayı kasıp kavuran bu kriz sizin için bir fırsat. Yeni birçok proje bir süreliğine rafa kalktı, ya da çalıştığınız ortamda çok yoğun değilsiniz ve her zaman aklınızda olan bir konuda uzmanlaşma projesi için en doğru zaman bugün.

Hedeflerinizi ertelemeyin, zevk aldığınız, başaracağınıza inandığınız konuyu seçin ve hemen bugün o konuda UZMANLAŞMAK ve dünyada EN İYİ olmak için planınızı yapmaya başlayın.

pisuar-post

Pisuar Kuralı

Bayanlardan özür dileyerek başlıyorum bu konuya.  Çünkü sadece erkeklerin kullandığı pisuar hakkında bu yazım.

Hiç Pisuara İşediniz mi?

Sanırım bu soruya hayır cevabı veren çıkmayacak aranızdan.  Peki genelde restoranlarda, otogarlarda, barlarda, kafelerde, halka açık tuvaletlerde kullanılan pisuarın insanoğlunun düşünce tarzını çözmede en önemli araçlardan birisi olduğunu biliyor muydunuz?

Pisuar Kuralı

Aşağıdaki fotoğrafa bakın ve dürüstçe kendinize A dolu ise ne yaparım, B dolu ise ne yaparım, ve son olarak C dolu ise ne yaparım diye sorun.  İnsanların neredeyse hepsi şemada açıkladığımı yapıyorlar.  Yani tuvalete girdiklerinde bir kişi işiyorsa ve yanı boşsa, yanındaki boş pisuar yerine bir sonrakini kullanıyorlar.  Daha ayrıntılı açıklamama gerek yok herhalde?

Pisuar Kuralı

İsteyen istediği yere işesin kardeşim, bana ne? Aynen katılıyorum. Olayı pisuar boyutunda düşünmeyip bir kez daha düşünmeyi denemek ister misiniz? Kapıya daha yakın bir pisuar varken bir insan daha uzaktaki pisuarı tercih edebiliyor ve bunu farkında olmadan yapıyor, acaba neden?

Başkalarının Davranışları Bizleri Farkında Olduğumuzdan Çok Daha Fazla Etkiliyor

Sosyal psikiyatris ve Arizona State Üniversitesi’nde Pazarlama hocası Dr. Robert Dialdini bir örnekle pisuar kuralını şu şekilde açıklıyor:

ABD’de Vergi Dairesi hızla artan vergi kaçaklığına bir çözüm bulabilmek için bir yasa çıkartılmasını sağlıyor ve halka bir basın açıklaması yapıyor. Basın açıklamasında “Çok fazla vatandaşımız vergi beyanlarında dürüst davranmıyor, bu nedenle yeni yasa ile vergi cezalarını ve ceza faizlerini arttırıyoruz” diyorlar.

Şimdi sıkı durun. Bu yeni yasa ve açıklamadan hemen sonraki vergi döneminde vergi kaçakçılığı kat kat artıyor. Sonuçta devlet dürüst bir şekilde vergisini ödeyenlere çok açıkça bakın çoğunluk vergi kaçırıyor diyor. Dürüst insanlar ise eğer çoğunluk vergi kaçırıyorsa benim de kaçırmamda bir sakınca yok diyerek, aslında hiç akıllarında olmayan bir işi yapıyorlar.

Bunu Türkiye’ye de uyarlarsanız en azından her seçim dönemi bir vergi affı çıkıyor ve dürüst şirket sahipleri bile rakiplerinin sürekli vergi ödemekten kurtulduklarını görünce sonunda dayanamayıp vergi kaçırıyorlar.

Girişimciler İş Hayatında Pisuar Kuralından Nasıl Bir Ders Çıkartabilirler?

Kendimden çok basit bir örnek vereyim. Türkçe blog yazmaya karar verdiğimde, Türkiye’de internet sektöründe tanınan birkaç arkadaşıma fikir danıştım. Sizce nasıl bir tarz izlemeliyim dedim, tek korkum sivri ve farklı dilimden dolayı yanlış anlaşılmaları önlemekti. Yoksa yıllardır Amerika’da birçok farklı blogda yazmıştım ve bu işi en ince ayrıntısına kadar biliyordum.

Peki sizce arkadaşlarımın tavsiyesi ne oldu? Bana kesinlikle cool takılmam gerektiğini, okuyucularımla çok muhattap olmayıp, özellikle sosyal ağlarda çok görünmemem gerektiğini, çok paylaşım yapmamam gerektiğini, karşılığında teşekkür yerine eleştiri alacağımı, yani açıkçası ulaşılamaz imajını vermem gerektiğini tavsiye ettiler. Kimse bu yöntemin doğru ya da yanlış olduğunu sorgulamıyordu bile. Çünkü başkaları böyle yapıyordu. Bana tavsiye edilen yöntemle ben blog yazamazdım. Çünkü benim tarzıma çok tersti. Onca blog sahibi olmuş, birçok blogda da yazarlık yapmış biri olarak zevk almadan, kendi tarzımı ortaya koymadan yazarsam baştan yenik düşeceğimi biliyordum. Ve ben pisuar kuralını uygulamaktansa, başkalarının davranışlarının benim tarzımı etkilemesine izin vermektense kendi yolumu seçtim.

Bu örneği onlarca, yüzlerce, binlerce kez çoğaltabilirim. Türkiye’ye uyarlanabilecek bir iki kısa örnek daha geçelim hemen:

Devlet dairelerinde sistem neden çok yavaş işler? Çok şevkle ve azimle işe başlayan bir memur zamanla başkalarının davranışlarından etkilenmeye başlar. Devlet dairelerinde sistem herkesin birbirinin sırtını kaşıması üzerine kurulu olduğu için denetleme mekanizması sıfıra yakındır. Aradan yıllar geçtikçe bu genç ve heyecanlı memur farkında olarak ya da olmayarak işleri daha yavaş ve isteksiz yapar. Çünkü çevresindekilerin davranışları artık norm olmuştur.

Başka bir örnek daha. Normal hayatta bir karıncayı dahi incitemeyecek bir futbol taraftarı genç, bir derbi maçı çıkışı çevresindekilerin davranışlarına uyarak farkında olmadan bir kavgaya girip, hatta rakip takımdan birisini bıçaklayabilir. Bunlar birçok adli kayıtta resmi şekilde bulunan vakalarda vardır. Türkçe’de biz buna arkadaş kurbanı diyoruz, ancak esas neden pisuar kuralıdır.

Pisuar Kuralından Çıkarılacak Ders

Farkında olarak ya da olmayarak çalışma ortamınızdan, arkadaş ortamınızdan, aile/akraba ortamınızdan ve bu insanların davranışlarından etkileniyorsunuz. Bu da belli bir süre sonra gerek iş gerekse özel hayatınızda yaratıcılığınızı, farklılığınızı, yenilikçiliğinizi köreltiyor.

Çevrenizdekilerin davranışları ve tarzına ters gelse de kendi fikirlerinizi aksiyona geçirmekten çekinmeyin. Tepki alma riski üstüne hesaplar yapmayın. Unutmayın ki büyük girişimciler ve büyük liderler bulundukları ortam ve çağın davranış tarzına zıt işler yaparak büyük olmuşlardır.

Kıssadan Hisse: A pisuarında birisi işerken B pisuarında işemekten çekinmeyin :)

dur

İnternette Başarılı Olamamanın 5 Nedeni

Koskoca bir yıl daha geçti. 2008’de ne hayallerin vardı? Ne kadarını başardın?

Yazıyı okumaya devam etmeden önce 2008 hayallerini ve hedeflerini yaz istersen tek tek ve bak bakalım ne kadarını gerçekleştirdin?

Eğer 2008’de internette hedeflerini gerçekleştirdiysen bu yazının devamını okumana gerek yok, senin için yazmadım. Ama listende çok eksikler varsa, ve şu anda aklında onlarca bahane oluşmaya başladıysa tamamdır, bu yazı senin için.

BAHANE BAHANE BAHANE

İnsanoğlu bahane üretmek için sanki gelmiş bu hayata. Daha ilkokulda başlamadık mı hepimiz bahane üretmeye?

  • İlkokulda, Öğretmenim elektrikler kesildi ödevimi yapamadım
  • Ortaokul geldi, hocam yeterince çalışamadım, aslında çok sevdiğim ve başarılı olacağıma inandığım bir ders bu. Bir şans daha verin.
  • Lise geldi, aşkım gerçekten seni seviyorum ama ÖSS var, ÖYS var, şu var bu var. Olmaz diyorum, bu iş yürümez.
  • Üniversitede, Oxford vardı da biz mi okumadık? Hoca psikopat yoksa ben süperim.
  • Masterda, Hayalim çok iyi bir araştırmacı olmaktı ama Türkiye şartlarında bütçe yok araştırmaya, o yok, bu yok, yayın yok, vs
  • İş hayatında, Rakip firmanın en büyük avantajı bizden önce pazarda olmaları. Türk insanı için bizim yaptığımız iş henüz çok erken, zamanla anlayacaklar (evet böyle bir bahane duydum). Kurumsal hayat bir oyun, kuralına göre oynayıp suya sabuna dokunmuyorum, vs vs vs.

DUR ve DÜŞÜN

Şimdi sakin ol, bir nefes al, dur ve düşün. Onca bahane geldi aklına doğru mu? 2008’de şunu yapıcaktım bu oldu, onu yapıcaktım şu oldu. Şimdi bahaneleri bir kenara bırak ve tekrar düşün.

Neden Hedeflerini Gerçekleştiremedin? Neden Gerçekten Başarılı Olamadın?

Kimseye hesap verme derdin yok, kendinle başbaşasın, kendine yalan söyleme lütfen ve sorgula kendini. Nedenlerini anla ve kabul et önce. Başarısızlığının nedenlerini iyi kavrayamadıysan bunlardan ders alıp başarılı olamazsın. O yüzden otur ve uzun uzun düşün.

Benim işim internet ve internette başarılı olma hayali kurup da olamayan onlarca insan görüyorum hergün. Eğer senin de hedefin internette başarılı olmak ise işte sana neden başarılı olamadığına dair ipuçları.

İnternette Başarılı Olamamanın 5 Nedeni

  1. Herşeyi Biliyorsun: İşte bu çok tehlikeli. Kendine güveni olup kendini iyi pazarlayabilmek ile kendini kandırmak çok farklı şeyler. Birkaç ortamda benim için internet marketing guru, aynı şekilde konferanslarda internet marketing expert gibi laflar ettiler. Özellikle durdurup ne guru ne de expert’üm ben dedim. Hergün onca yeni şey öğreniyorum, ve herşeyi biliyorum hastalığına yakalanmadım henüz. Her fikre açığım, sonuna kadar öğrenme hevesi ile doluyum.2009’da temiz bir sayfa açıyorsun bunu unutma. İstersen başkalarını kandırmaya devam et, ancak otur ve kendini geliştirmek için planını yap. İnternet denen bilgi bankası elinin altında. Gerçekten istedikten sonra her türlü programlama dilini, tasarımı, internet pazarlama tekniğini ya da internet ile ilgili başka bir uzmanlık alanını öğrenebilirsin. Ne pahalı kurslara gitmene gerek var ne de kitap satın almana. Herşey internette. Bak bahane fırsatın yok artık.
  2. Uygulamıyorsun: (Just do it !) İnternette uygulamadan, “deneme yanılma” yapmadan başarılı olamazsın. İnternette ilk paramı kazanmadan ne kadar çok yöntem denedim ve başarısız oldum haberin var mı? “Bu bana göre birşey değil” demedim hiçbir zaman. Yılmadan, usanmadan sabahlara kadar bilgisayar başında test ettim, denedim, uyguladım. İnternette forumlarda, sosyal medyada ve bloglarda takılan birçok kişinin sorunu, okuyup okuyup hiçbirşeyi uygulamamaları. Harekete geçmeden başarma şansın olamaz.
  3. “Mehmet Ali Bey Lütfen Yardımcı Olun” Sendromu Yaşıyorsun:Literatürde var mı böyle bir sendrom? Belki yok, ama ben bunu genç nesilde her geçen gün daha çok gözlemlemeye başladım. Mehmet Ali Erbil başlatmadı bunu emin olun. Atalarımız dememiş mi “Armut piş, ağzıma düş”. Yok böyle birşey buna emin olun. Karma var, yardımlaşma var, destek var, şans var ama her adımda “Mehmet Ali Bey Yardımcı Olun Lütfen” diyecek bir Mehmet Ali Bey yok gerçek hayatta. Bana ya da başka birine email atıp “İnternette para kazanmak istiyorum yardımcı olun” demekle bu iş olmuyor. Proje ile gel, soru ile gel sonuna kadar, ama “ya şu balığı sen pişirmişsin, ben de şimdi üşendim balık tutmaya, temizlemeye, pişirmeye, gel senin balığını bana ver, karnım aç” dersen bırak interneti hayatın hiçbir dalında başarılı olamazsın.
  4. Eski Kafalısın: İnternette para kazanmak başka sektörlere benzemez. Çok başarılı bir eğitim hayatından sonra mühendis olarak Türkiye’nin önde gelen fabrikalarından birinde işe girebilirsin. Kendini çok da yenilemeden, emek ve hizmet vererek o fabrikada adım adım yükselebilirsin. Kusura bakma ama internette her gün kendini yenilemez ve sektöründeki gelişmeleri takip etmezsen çok başarılı olamazsın. Yani bizler için yatarak para kazanıyor tabiri aslında tam tersidir. Hali hazırda çok iyi para kazanan bir websitesi bile yenilikleri takip edip, öğrenip uygulanmadıkça ömrünü tüketebilir. Amerika’lıların mindset dediği benim kafa yapısı olarak tercüme ettiğim konu tahmin ettiğinden daha önemlidir. Yenilikleri çok yakından takip edip, adapte olmayı bilmek internette başarının en büyük kuralıdır.
  5. Farklı Düşünemiyorsun: Ortalama bir rakamla internetten para kazanmak isteyen her yüz kişiden 90’ı başarısız olur. Geri kalan 10 kişiden 9’u normal ve rahat bir hayat sürecek kadar para ve başarı kazanabilir. Ancak işte o 1 kişi, o gerçekten büyük başarıyı yakalayan kişi farklı düşünebilendir. Yaratıcılık ve farklı düşünebilme senin diğerlerinden farkını ortaya koyacak en önemli faktörlerdir.

İnternette bugüne kadar başarılı olamamanın en önemli 5 nedenini sıraladım. Şimdi kendi nedenlerini de bu listeye ekleyip, 2009’da hayatında temiz bir sayfa açarak başarıdan başarıya koşmak senin elinde.

Ya da bu yazıyı oku, gaza gel ve unut gitsin. Nasılsa seneye de 2009’da başarılı olamamanın nedenleri adlı bir yazı yazarım.

122

Pozitif Olun ve Gülümseyin

Pazar günü İstanbul’a geldim ve üç günde ancak kendime gelebildim.  Türkiye’ye her gelişimde yaşadığım yoğun tempo başladı bile.

Tam 11 ay oldu Türkiye’ye son gelişimden sonra ve bu zaman çok çabuk geçti.  Belki yurt dışında yaşayan birçok kişi bana hak verecektir, uzun süre sonra ülkemize her dönüşümüzde gelişim, değişim ve farklılıklar çok çabuk gözümüze çarpar.

Son gelişimden sonra tabi ki birçok değişim gözüme çarptı ancak beni her zaman üzen bir konudan bahsetmek istiyorum ve sizlerin yardımına ihtiyacım var.

Bize toplum olarak ne oluyor?  Bu karamsarlık neden?

Sabah evden çıkıp bakkala uğramakla başlayan günüm birçok arkadaş görüşmesi ve toplantı ile geçiyor.  Herkesin suratı ASIK.  Kimse gülümsemiyor, kimse birbirine teşekkür etmiyor.  Uçakta servis yapan Türk Hava Yolları hostesleri bile teşekkür ettiğimde sanki birşey söylememişim gibi suratıma bile bakmadılar.

Bindiğim taksi bir bilgisayar oyunu oynar gibi yayaları ezmek istercesine üstlerine sürüyor.  Hastanede sıra bekleyen hastaları sekreter ufak bir çocuğu acımasızca azarlar gibi azarlıyor.  İnsanlar yolda yürürken birbirine çok sert ve çok sinirli bakıyor.

Benim bu güzel ülkemin bu güzel insanları neden bu kadar mutsuz?  Sinirli ve mutsuz başlayan bir gün nasıl verimli ve olumlu geçebilir?

Belki içinde yaşadığımız için çok farkında değiliz ancak sürekli negatif bir yaklaşım hem iş hem aile yaşantımızı çok ciddi etkileyebilir.

Sizden bir ricam var.  Bir günlüğüne bile olsa güne pozitif başlayın, gülümseyerek evden çıkın.  Tanıdık tanımadık herkese gülümseyin, merhaba ve günaydın diyerek güne başlayın.  Bütün gün pozitif olun ve herkese teşekkür edin.

Hem kendiniz mutlu olacak hem de beni mutlu edeceksiniz.  Şimdiden teşekkürler hepinize.

basari

İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural

Az önce “İnternette Hiç Çalışmadan, Kolay Yolla Para Kazanmak” adlı bir yazıyı tamamladım, bu yazı aslında sektöre bir eleştiri getiren, kısa yoldan para kazanma hayallerini ti’ye alan bir yazı idi. Eğer o yazıyı okumadıysanız, öncelikle okumanızı, daha sonra bu yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de internet sektöründe genç ve heyecanlı arkadaşlarımın genel olarak yaptıkları yanlışlardan bahsettim, ve bana göre internette başarılı olabilmek ve iyi para kazanilmek için doğru yöntemleri de hazırlamadan yapamadım. İşte benim başarı formülüm:

İnternette Para Kazanmak İçin 10 Altın Kural

  1. Çok iyi İngilizce Öğrenin: İngilizce çalışın. İngilizceyi çok iyi bilmeden internet sektöründe çok başarılı olma şansınız yok. Çünkü yenilikleri takip etme şansınız yok. İnternette ortak dil İngilizce, bunu unutmayın.
  2. Hedef Belirleyin: Bir zaman ve hedef belirleyin. Bu süreçte bütün sektörleri inceleyin, ve sonunda bir sektörde karar kılın. Herşeyi aynı anda öğrenmeye, hem social marketing konusunda dünyada bir numara olmaya, hem SEM konusunda bir numara olmaya çalışmayın. Basamaklar tek tek çıkılırsa en sağlıklı şekilde hedefe ulaşırsınız.
  3. Çok Çalışın: Rahmetli Sakıp Sabancı her zaman beni girişimciliği ile heyecanlandıran bir insandı. Onun bir sözü hiçbir zaman aklımdan çıkmaz. O heyecanlı ses tonu ve sevecen şivesi ile her fırsatta “Çalışmak, çalışmak, çalışmak” derdi. İşin ana formülü budur arkadaşlar, daha ötesi yok. Ancak internet çağının hastalığı olan aşırı bilgi yüklenmesi konusuna çok önem vermeniz ve verimli olmanız gerekiyor.
  4. Dinlemesini Bilin: Dinleyin, başka fikirlere önem verin. Bu çok ciddi bir sorun. Dinlemeyi bilmiyoruz, hep biz doğruyuz, hep bizim fikirlerimiz mükemmel. İş hayatımın başında iken bu hatayı çok yaptım. Şu anda emin olun hertürlü projemde işin uzmanından, sıradan bir kullanıcıya kadar başkalarının fikirlerini dinliyorum, ve farklı fikirlere çok önem veriyorum.
  5. İçi Fos Karpuz Olmayın: Eskiden Adana’da karpuz alırken büyükler tabiri caizse önce karpuzu tartarlardı. Dıştan kocaman, yemyeşil, tam olmuş dediğiniz karpuzun içi kabak çıkabilirdi. İnsanın sektörüne göre kişisel markalaşması, imajı, giyimi, kuşamı, konuşması, her adımı önemlidir. Ancak sektörünüzde başarılı değilseniz, yaptığınız işler gurur duyacağınız işler değilse imajınız hiçbir işe yaramaz. Hedef belirleyin ve bir konuda uzmanlaşın dememin sebebi de budur.
  6. Test Edin, Pratik Yapın: Fikirler, fikirler, fikirler. Herkesin, hepimizin fikri var. Her fikri olan büyük girişimci sayılıyor. Bu konuyu geçen sene verdiğim girişimcilik konferansında uzun uzun anlattım. Eğer fikrinizi uygulamaya geçirmemişseniz siz bir girişimci değilsiniz. Denemekten ve hata yapmaktan korkmayın. Her başarılı internet girişimi süper iş planları, çok ciddi yatırımı olan ve uzun çalışmalar sonucu yapılan girişimler değildir. Aksine çoğu başarılı internet girişimi bir anda, birkaç günde belki bir gecede yapılan websiteleri ile doğmuştur. Test etmekten korkmayın.
  7. Çevre Yapın: Bu aslında sadece internet için değil bütün sektörler için geçerli bir kural. Ne kadar doğru insanlarla donatılmış bir networkünüz varsa o kadar büyüme şansınız vardır. Social sitelerin artması ile birlikte genç Türk popülasyonunu FriendFeed, Twitter gibi sosyal sitelerde internet sektörünün Amerika’da önde gelen isimleri ile konuşurken, tartışırken, fikir alışverişi yaparken görmek normal oldu. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Ancak gözlemlerinden birçok arkadaşımızın yaptığı bir hatayı paylaşmak istiyorum. Unutmayın ki internetten gerek email, gerek IM, gerekse sosyal sitelerle iletişim kurduğunuz kişiler (bizler, onlar, vs) yoğun kişiler, hergün sizler gibi yüzlerce kişiden talepler geliyor. Burada çok zeki davranın, kesinlikle karşınızdakini rahatsız etmeyin. Sizi arkadaş listesine ekledi diye önemli kişileri dakika başı rahatsız ederseniz krediniz anında tükenir. Sosyal networklerin verdiği avantajı annoying olarak anında dezavantaja çevirirsiniz, benden söylemesi.
  8. Küçük Düşünün: Evet, küçük düşünün. Başımıza ne geldiyse büyük düşünmekten geldi. Her proje, her fikir, her site için global hedefler, dünya markası olma vs gibi hayaller peşine düşmeyin. Gerektiği zaman küçük hedefler koyarak daha başarılı olabileceğinizi unutmayın. Cebinizde beş kuruş para, hiçbir tecrübe, çevre, ya da bir iş planı yokken Türkiye’nin en büyük eticaret sitesini kurma fikri ile benim gibi yatırımcıların kapısını çalmayın, kredinizi tüketirsiniz.
  9. KARMA’ya İnanın: Özellikle Web2.0 gibi paylaşım çağında mümkün olduğunca verici ve yardımcı olun. Emin olun faydasını göreceksiniz. Bundan birkaç ay önce üyesi olduğum bir mastermind gurubunda işimin önemli bir bölümü olan aslında çok gizli bir yazılımı diğer 4 üye ile paylaşmıştım, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Herbiri internet pazarlama sektöründe önde gelen isimler olan bu mastermind gurubu üyelerinden birisi bu yazılım sayesinde işlerinin 10 katı daha çok kar yaptığını, yıllardır aradığı şeyin bu olduğunu ifade eden bir teşekkür emailı attı birkaç hafta önce. Dile benden ne dilersen diyordu. Ben de başarılarının devamını diledim. Aynı gün içinde internet pazarlamada gelecek olacak ve beni büyüleyen, ona şu anda hergün onbinlerce dolar kazandıran bir fikri bana email attı, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Bu kişi Amerika’da arrogant olarak tabir ettiğimiz, hem de işinde çok başarılı, tanınan birisi. KARMA kendini birkez daha gösterdi. Hep ben, hep ben demeyin.
  10. Büyük Düşünün: Çok çalışıp, seçtiğiniz dallarda uzmanlaştıktan sonra yapacağınız tecrübeler ile birlikte vizyonunuz genişlemiş olacak. Artık içi fos karpuz değilsiniz, büyük düşünmenin zamanı geldi. Büyük düşünüp, donanımlı olmanın verdiği güvenle hareket edin ve büyük projelere imza atın.
information-overload

İnternet Çağının Hastalığı “Aşırı Bilgi Yüklenmesi” (Information Overload)

Daha yüksek binalar, daha büyük alışveriş merkezleri, daha güzel arabalar, daha çok teknoloji.

Bizim çocuklarımız cep telefonu olmadan yaşamanın ne olduğunu hiçbir zaman bilmeyecekler. Siz küçükken internet olmadan nasıl oyun oynuyordunuz diye soracaklar bizlere. Hastalık hastası birisinin yatağının başucunda duran tabaktaki rengarenk haplar gibi herşey formülüne göre imal edilmiş bir şekilde ufak ufak haplarda onlara sunulacak.

Bırakın bir sonraki nesli, şu anda 20’li yaşlarının başında olan genç nesil bile hiçbir zaman bir bilgisayar oyunu oynayabilmek için saatlerce büyük bir heyecanla Commodore 64’lerinin “kafa ayarını” uyduruk bir tornavida ile yapmakla uğraşmadılar. Oyunun kasedi eskidiği için kafa ayarı tutmayan ve başlamayan oyunların verdiği o hayal kırıklığını yaşamadılar.

Bizim zamanımızda yaz tatili demek sevgililerimizden uzak geçen dolu dolu 3 ay demekti. Ne başımızı yorganın altına gömüp sabahlara kadar sevgilimizle mesajlaşabileceğimiz bir cep telefonumuz ne de saatlerce sesli, videolu chat yapabileceğimiz bir internetimiz vardı. Bizim zamanımızda yaz tatili demek internet kafelerde sigara dumanı altında counter strike oynamaktansa sokaklarda kaçırılmak korkusu olmadan çocukca koşup oynamak, derimiz buruş buruş olana kadar denizden çıkmamak, günleri unutmak demekti.

Bizler küçükken nasıl o şehrin can damarında bulunan bir alışveriş merkezini gösteren babamız, hey gidi günler, zamanında burada portakal bahçeleri vardı derken boş boş ve anlamsız bakıyorduysak şimdi genç arkadaşlar da belki bu yazdıklarıma aynı şekilde bakıyorlar.

Hızla ilerleyen teknoloji, hayatımızda birçok şeyi iyi ya da kötü şekilde değiştirir oldu, işte bu yüzden dünyada organiğe ve yeşile kaçan bir akım başladı. İnsanlar yoruldu.

Babam zamanında ilk bilgisayarını aldığında 40 MB bir harddisk ile gelmişti ve o zaman için gerekli hertürlü bilgiyi barındırmaya yetiyordu. Benim bu hafta siparişini verdiğim bilgisayarın hafızası 1.2 terrabyte. Matematiği siz yapın diyorum.

Sabah uyanır uyanmaz emailların kontrol edilmesi ile başlayan, arabadaki navigasyon sisteminden telefonumuzdaki onca uygulamaya kadar devam eden teknoloji alışkanlığı gittikçe kontrolü imkansız bir bilgi yüklenmesine yol açıyor.

İşte buna çağın hastalığı diyorlar ve ismi de Information Overload (aşırı bilgi yüklenmesi).

En son ne zaman çok işiniz olmasına ve bitirmeniz gereken önemli projeleriniz olmasına rağmen hiç farkında olmadan saatlerinizi bilgisayar başında sevdiğiniz blogları okuyarak, friendfeed, facebook ve twitter gibi sosyal sitelerde takılarak geçirdiniz?

İnternette sosyal etkileşimin artması ile beraber eskiden email, daha sonra forum, chat ve şimdi de sosyal siteler aracılığı ile aynı anda onlarca, yüzlerce hatta binlerce insanın neler yaptığını takip etmeye çalışıyoruz.

Bir yandan elimizden geldiğince, belki tutkumuz belki mesleğimiz gereği internette birçok sitede paylaşım yapıyor bir yandan da internet sayesinde göz önüne daha çok çıkan hayatlarımızı yaşıyoruz.

Aşırı Bilgi Yüklenmesi Verimliliğin Düşmanı

Sorun da burada başlıyor. Zaman denen şey dolar, altın, hisse senedi ve en karlı yatırım aracından daha değerli günümüzde. Aşırı bilgi yüklenmesi konsantrasyon bozukluğunu, konsantrasyon bozukluğu da verimsizliği doğuruyor.

Aşırı bilgi yüklenmesi ve verimsizlikle başa çıkabilmek için birçok blog, web sitesi ve kitap inceledim. Herkes kendi bottle necklerine göre doğru bir plan yaparak çağımızın hastalığı aşırı bilgi yüklenmesi ve verimsizlik ile başa çıkabilir.

Ben kendimce bir reçete yazdım, ama bana özel, belki sizin de işinize yarayacak noktalar olabilir?

Aşırı Bilgi Yüklenmesi ile Ahmet KIRTOK Yöntemi Sayesinde Başa Çıkmak:

1) Çalışma Alanınızı Organize Edin:

İster ev ofisiniz olsun ister büyük bir firmadan çalışın, çalıştığınız ortam veriminizi ve başa çıkılamaz bilgi akışını yaşadığınız ortam. Ne kadar huzurlu, motive edici ve mutlu edici olursa veriminiz o kadar artar.

Gerekirse sezonluk değişikliklere gidin. Kışın bilgisayar masaüstünüzdeki bir deniz ve sahil fotoğrafı bile veriminizi arttırmaya ya da azaltmaya neden olabilir. Ben işe çalışma ortamımı organize ederek başladım. İhtiyacım olanları ve beni daha çok mutlu ve motive edecek noktaları not aldıktan sonra değişiklikleri yaptım.

2) Gün İçinde Sürekli Emaillarınızı Kontrol Etmeyin:

Yaptığım araştırmalar sonucu bizler gibi sürekli bilgisayar başında çalışanlar için en önemli vakit kaybının email olduğunu anladım. Birkaç basit testten sonra her sene ortalama 14,400 dakika emaillarımı doğru kontrol edemediğim için kaybettiğimi farkettim.

Yoğun programım olduğu günler günde 2 kez, hafif programım olduğu günler ise günde 3 kez emaillarımı kontrol ediyorum. Sürekli açık olan ve hem vaktimi hem verimimi çalan email ekranlarına veda ettim.

3) MSN, AOL, Yahoo Messenger, GTalk, vs hepsine ELVEDA:

Evet yanlış duymadınız. Verimimi en çok etkilediğini düşündüğüm bütün instant messenger programlarını bilgisayarımdan kaldırdım. Sadece ve sadece Amerika’da endüstri standardı haline gelmiş Skype kullanıyorum ve çok gerekli olmayan kişilerin davetiyelerini kabul etmiyorum.

Burada ufak bir uyarı. Ne yazıkki Türkiye’de bu tarz programlardaki STATUS kısmı pek dikkate alınmıyor. O anda “Do Not Disturb” yani rahatsız etme seçeneği seçili olsa bile Türkiye’de birçoğumuz buna önem vermeden mesaj atıyoruz.

Gerçekten söylenecek önemli sözünüz yoksa arkadaşlarınızı, özellikle mesai saatlerinde gereksiz mesajlar atarak rahatsız etmeyin derim.

Bir de Skype ile yaptığım görüşmelerde sesli ya da hem sesli hem görüntülü görüşme yaptığımda yazışarak yaptığım görüşmelere göre yaklaşık 4-5 kat daha hızlı sonuç aldığımı ve hem zamandan hem verimden kar ettiğimi farkettim. Mümkün olduğunca sesli görüşmeyi tercih ediyorum.

4) Akış Şemaları (Flow Chart) Çizin, Veriminiz 2’ye Katlansın:

Master yaparken Advanced Analytics dersinde bir hocamız vardı ve aklınıza gelebilecek her konu, proje vs için flow chart çizmemizi isterdi. Bu çizimler için Microsoft Visio kullanırdık ve ben o zaman flow chart olayının önemini kavrayamamıştım.

Şimdi çok ufak bir projeye dahi başlıyor olsam hemen bir flow chart çiziyorum. Neredeyse hergün kullandığım 100% web tabanlı ve tamamen ücretsiz, olmazsa olmaz araçlar listemde olan FlowChart.com sitesini her türlü flow chart çizimi için tavsiye ederim.

5) Büyük Resim (The Big Picture) Hep Gözünüzün Önünde Olsun, Mikro Yönetim (Micromanagement) Yapmayın:

Bunca bilgi, veri ve kaynakla uğraşırken büyük resmi kaçırdığınız oluyor mu hiç? Benim çok oluyor. Bu nedenle artık mümkün olduğunca micromanagement yapmamaya dikkat ediyorum ve projenin bütününde olan fokusumu korumaya çalışıyorum. Verimimi çok arttırıyor, kesinlikle tavsiye ederim. Bu süreçte bir önceki örnekte verdiğim flow chartlar çok işime yarıyor.

6) Proje Yönetim Aracı ve Yapacaklar Listesi:

Olmazsa olmazlardan. Hele birden çok kişi projelere dahil ise. Biz şirkette 37Signals Ürünleri kullanıyoruz. Basecamp ve Backpack özellikle kullandığımız ürünler. Belki de ben en az kullanan kişiyim bu araçları ekipte. O nedenle yapacaklarım listesinde önümüzdeki dönemlerde bu araçları daha çok kullanmak var.

To Do List (Yapacaklar Listesi) de aynı şekilde çok önemli. İster TaDa ister başka bir araç, mutlaka kullanın derim.

7) Haftalık Toplantılar:

Mutlaka haftada en az bir kez şirket içi toplantılar yapın. Çok kısa da olsa herkes geçen hafta neler yaptığını, ve önümüzdeki hafta neler yapacağını anlatsın. Bu bir şekilde sizi motive edecektir. Çünkü insanlara haftaya yapacaklarınız için bir nevi söz vermiş oluyorsunuz.

Amerika’da her şirkette yapılan düzenli haftalık çalışan toplantılarının herkesin verimini arttırdığı ispatlanmıştır.

Eğer tek başınıza çalışıyorsanız, her hafta başı bir önceki haftanın ve gelecek haftanın muhasebesini bir liste halinde yazın. Kişisel motivasyonunuz artacaktır.

8 ) Tatil ve Sosyal Hayatın Önemi:

İş, iş, iş, nereye kadar? Birçoğumuzun yaptığı hata. Kesinlikle sosyal hayatınıza ve dinlenmeye önem verin. En yoğun temponuzda bile kendinize vakit ayırmayı bilin.

9) Networking ve Ortaklıklar (Joint Ventures):

“It’s not who you are, it’s who you know” yani kim olduğun değil kimleri tanıdığın önemlidir lafını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çevrenizi, networkünüzü genişletin. KARMA’ya inanan birisi olarak iş hayatında da bunu uygulamaya çalışıyorum.

Hep ben, hep ben demeyin. Doğru ortaklıklarla başarınız, kazancınız ve veriminiz doruk noktasına ulaşabilir. Joint venture’lara önem verin.

Benim için internet çağının hastalığı olarak kabul edilen aşırı bilgi yüklenmesi ile başa çıkmada önemli bazı maddeler bunlar.

Peki zamanı daha verimli kullanmak ve daha organize çalışabilmek için sizlerin önerileri neler?

Benim Yerim Ne Kadar Kolay Doldurulur?

FriendFeed‘de Kaliforniya’lı bir firma olan Anybots tarafından üretilen bu robot fotoğrafına rastladım az önce:

İşte o robotun fotoğrafı:

Birkaç saniye güldükten sonra aklıma ilk gelen bu fotoğrafı eşime yollamak oldu. Her ne kadar eşim bulaşık konusu ile pek ilgilenmese de konuşmaya gelince bayanların yerinin doldurulmasının imkansız olduğunu söyler hep.

Basamak basamak geliyor işte, şimdi korkmaya başlamalı bence :)

Herneyse, şaka bir yana, hadi bu fotoğraftan birşeyler öğrenelim hep beraber.

Günlük hayatınızı gözünüzün önünden geçirin. Kullandığınız şeyler, arabanız, iPhone’unuz, ofisiniz, işiniz, çalışanlarınız, patronunuz, mp3 oynatıcınız, eviniz, vs… ve binlerce başka şey ve insan.

Listenizdeki herşeye 1 ile 10 arasında bir değer/not vermenizi istiyorum. Eğer birşeyin/birisinin yeri çok kolay doldurulur ise 1 verin. Yerinin doldurulması zorlaştıkça bu verdiğiniz notu da yükseltin. Örneğin:

Bilgisayarım – 1
iPhone’um – 2
Ofisim – 3
Kardeşim – 10
Annem – 10
Babam – 10
Ablam – 10
Eşim – 10
Arabam – 3

ve devam eden bir liste…

Konuyu dağıtmayalım, beyin fırtınası yapıyoruz burada, değil mi?

Şimdi bu yaptığınız listeyi çöpe atın ve temiz bir kağda sadece kendi isminizi yazın.

Senin Yerin Ne Kadar Kolay Doldurulur?

CRM gibi düşünün. Müşteri gözüyle bakmaya çalışın olaya.

– Sabah 9, akşam 5 çalışıyorsanız bir patronunuz var.

Patronunuzun gözüyle yeriniz ne kadar kolay doldurulur?

– Bir takımda basketbol oynuyorsanız.

Yeni gelen bir oyuncu sizin yerinizi ne kadar kolay doldurur?

– Çok güzel bir ilişkiniz var.

Partneriniz için sizden ayrılmak ne kadar kolay? (lütfen bu soruyu partnerinize sorun, çok ciddiyim, sizin iyiliğiniz için, dürüst bir cevap isteyin ondan).

Kendi durumunuza göre senaryoyu değiştirin. Listenizdeki her sorunun yanına 1 ile 10 arasında notunuzu verin. Eğer listenizde herhangi bir madde 10 altında not aldı ise işte geliştirmeniz gereken noktalarınızı buldunuz.

Unutmayın eğer 10 altında not aldıysanız bu sizin hatanız, başka birinin değil. (Bu notlarda dürüst davranın, sizi sizden iyi kimse tanıyamaz).

Ne, nerede ya da ne zaman birşey yaptığınız önemli değil. Bu işiniz olabilir, çocuk yetiştirmeniz olabilir, ya da partnerinizle ilişkiniz olabilir, her zaman kendinize bu soruyu sorun “Benim Yerim Ne Kadar Kolay Doldurulur?”.

Yaptığınız şeyin en iyisini yapın, başkalarının yerinizi doldurmasını imkansız hale getirin. Bu hem performansınızı arttıracak hem de sizi hayatta daha üretici bir insan hale getirecektir.

Bu gece uyumadan önce, sakin bir ruh hali ile, kendinize bu soruyu sormayı unutmayın:

Benim Yerim Ne Kadar Kolay Doldurulur?

Kendinize tam anlamı ile güvenerek, HAYIR benim yerim doldurulamaz cevabını vermediyseniz, o noktalarda çalışmaya ve kendinizi geliştirmeye başlamalısınız.

To read this post in English: Are you easily replaceable?