BLOG - Kişisel

istanbul

İstanbul – New York Hattı

Lise sonu New York’ta okuduktan sonra, master için Amerika’ya temelli dönüşüm ile ABD’de 11 yıldan fazla yaşadım. Hayatımın üçte biri ve özellikle son üçte biri ABD’de geçince doğal olarak Amerika ikinci vatanım oldu. İlk olarak 1996 yılında, büyük bir heyecanla adım attığım ABD’de acısıyla, tatlısıyla uzun yıllar geçirdim.

Gurbette yaşıyorum diye kültürümü, ülkemi, adet ve geleneklerimi hiçbir zaman unutmadım. Aksine uzakta olmam özlemimi arttırdı ve kökenime daha sıkı sarıldım.

Hiçbir zaman asimile olmadım, ama daima yaşadığım topluma entegre oldum ve bir yabancı gibi yaşamadım.

Eğitimimi ve iş hayatında tecrübelerimi cebime koyarak bir gün ülkeme geri dönmekti hep hayalim.

Yurtdışında yaşayanlar için 10 yıl bir dönüm noktasıdır. Bir ülkede 10 yıldan fazla yaşadıktan sonra karar vermek gerekir. Ya o ülkede devam edip, Türkiye’yi yılda bir gelip tatil yapılan bir ülke olarak sevmek ya da kesin dönüş yapmak arasında bir tercih vaktidir. Herkes için olmasa da benim çevremde gözlemlediğim yabancı arkadaşlarım ve benim için bu böyle idi.

Ben de son birkaç yıldır içimde büyüyen İstanbul hasreti ile Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya karar verdim.

Son 3-4 aydır bu yoğun, yorucu ama bir o kadar da heycanlı süreci yaşıyorum.

Yıllardır New York-İstanbul hattı yaşadım. Evim, işim New York’ta da olsa bir ayağım hep İstanbul’da oldu. Bundan sonra evim İstanbul’da olacak ve New York’a sıkça gideceğim. Kısacası İstanbul-New York Hattı yaşayacağım.

Türkiye’ye kesin dönüş sürecinde birçok arkadaşım ve yakın dostum “New York bırakılır mı?” diye sordu/soruyor. Bu sorunun cevabını, Türkiye’ye taşınmadan önce çok düşündüm.

Dünyada birçok şehri görme şansım oldu ve tartışmasız, İstanbul beni en çok büyüleyen şehir olarak hep kaldı. İkinci sırada New York olsa da İstanbul’un yerini hiçbir şehir alamadı benim için. Ailem ve dostlarıma olan özlemim hiç eksilmedi, aksine sürekli arttı.

New York’ta e-ticaret üzerine bir danışmanlık şirketim var ve bu şirket çalışmalarına devam edecek. Ancak bundan sonra Türkiye’de beni çok heycanlandıran internet sektörüne yatırım yapacağım. Yeni girişimler, yeni ekipler, yeni başarı hikayeleri peşinde koşacağım.

İstanbul’da ilk ofisimizin hazırlıkları bitti sayılır ve yorucu birkaç aydan sonra çalışmalara başlayacağız. Sizlerle girişimlerimi, yatırımlarımı ve Türkiye internet sektörü ile ilgili gelişmeleri buradan paylaşıyor olacağım.

Yakın çevremde birçok kişi artık İstanbul’da yaşadığımı biliyor. Bu geçiş sürecinde çok ihmal ettiğim blogumda, siz değerli dostlarımla da hayatımdaki bu önemli kararı paylaşmak istedim.

thy

Atlantik Okyanusu Üstünden Merhaba

Uzun zaman oldu yeni bir yazı yazmayalı. Şu anda New York’tan İstanbul’a doğru Türk Hava Yolları ile yolculuk ediyorum.

THY’nin yeni başlattığı bir hizmet gecenin sürprizi oldu. Şu anda ücretsiz wi-fi ile internete girdim.

Daha önce ABD içi uçuşlarda internete girmişliğim var, ancak okyanus aşırı bir uçuşta ilk defa girdim internete ve sizlerle heycanımı paylaşmak istedim.

İyi mi oldu, kötü mü tartışılır. NY-İstanbul uçağı eskiden bol bol okumaktı benim için.

Özdemir Asaf’ın “Bir Kapı Önünde”si koltuğun arkasında okunmayı bekliyor, tabi internette takılmaktan vakit kalırsa.

Uzun lafın kısası zaten en favori hava yolları listemde en üstlerde olan THY beni şaşırtmaya devam ediyor.

Burda verdiğim uzun araya da bi son vererek yeni yazılarımı ilk firsatta sizlerle paylaşacağım.

Atlantik üstünden, hepinize sevgiler…

HNY

Hoşça kal 2011, Hoş geldin 2012

Zaman gerçekten çabuk geçiyor. Hoşgeldin 2011 dedikten sonra koskoca bir yıl daha geride kaldı.

Bu sene detaylı bir kişisel ya da sektörel değerlendirme yapmayacağım. Özellikle Türk internet sektörü için çok güzel değerlendirmeler yapıldı.

2011 Türk internet sektörü için çok başarılı bir sene idi, umarım 2012 daha da başarılı olur.

2011’de yapılanlar üzerine birkaç not…

Türkiye’de İlk Projemiz EticaretMag.com

2011’de Türkiye’de ilk projemizi gerçekleştirdik. “E-ticaret haber ve bilgi kaynağı” sloganı ile mayıs ayında Eticaret Mag sitesi yayına girdi.

Eticaret sektöründe birbirinden değerli yazarların katkıları ile 8 ay gibi kısa bir sürede hızlı yol aldı Eticaret Mag ve 2012’de esas hedeflerimiz için harekete geçiyoruz.

AhmetKırtok.com’da Neler Oldu?

Bu yazı ile birlikte 2011’de 47 yazı yazdım. Son bir aydır düzenli yazıyorum ve düzenli yazılarım devam edecek.

2011’de Yazdığım & AhmetKırtok.com’da En Çok Okunan 10 Yazı

  1. Alan Adlarında 138 Kelimeye Toplu Yasak Geldi
  2. Kişisel Blog Yazmaya Başlamanız İçin 10 Neden
  3. Dizi İzle
  4. Affiliate Nedir?
  5. Girişimci Yalnızdır
  6. Bu iş tutar mı?
  7. Amerika’da Şirket Kurmak
  8. E-ticaret Sektöründe Yeni Bir Proje EticaretMag.com
  9. Tembellik
  10. Öğrenmekten Uygulamaya Vaktiniz Kalıyor mu?

2011’de EticaretMag’de Yazdıklarımdan Seçtiğim Birkaç Yazı

Sosyal Medyada 2011

2010 sonu 2011 başında Twitter’da aktif olarak Türkçe paylaşımlar yapmaya karar vermiştim. Birçok Türk kullanıcı gibi Friendfeed’den yavaş yavaş uzaklaşıp Twitter’ı daha çok kullanmaya başladım.

Sosyal medyada beni en güncel olarak Twitter’da @AhmetKirtok takip edebilirsiniz.

Hoşgeldin 2012

Acısı, tatlısı, hüznü, kederi, mutluluğu, başarısı ile koskoca bir sene geride kaldı. Şimdi ileriye bakma zamanı.

2012 size, ailenize, sevdiklerinize ve bütün dostlarınıza mutluluk, sağlık, başarı ve bol kazanç getirsin.

2012’de keyfiniz hiç eksik olmasın.

Dünyanın bir ucunda yaşasam da hem blogumda yorumları ve paylaşımları ile hem de sosyal medyada mesajları ile beni yalnız bırakmayan sizlere çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Hepinize New York’tan Sevgiler, Mutlu Yıllar…

ingilizce-egitim

İngilizce Eğitim

Ortaokulu Adana Anadolu Lisesi‘nde okudum. Bizim zamanımızda Adana Anadolu Lisesi bir tane idi. Henüz o yıllarda her mahalleye Anadolu Lisesi kampanyası başlamamıştı.

Fen Bilgisi dersimize gelen bir İlyas Hocamız vardı. Çok severdim, çok cana yakın, samimi bir öğretmendi.

Fen Bilgisi dersi zorunlu olarak İngilizce idi, Matematik ve diğer birçok ders gibi. Gelin görün ki bizim İlyas Hoca’nın bir sorunu vardı,

İngilizce bilmezdi… ya da bildiğini bize belli edemedi…

Ortaokul boyunca İlyas Hoca kitabı satır satır okudu, günler, haftalar, aylar, yıllar boyunca… İngilizce yazılanı Türkçe okunuşu ile okudu hem de. Gülerdik çoğu zaman ama içimde hep bi hüzün olurdu.

Biz de her sınava kitaptan satır satır kopya hazırladık ezberledik, çalıştık.

Biyolojim hep bu yüzden zayıftır. Ortaokulda hiçbirşey öğrenmedim. Matematik, fizik gibi sayısal derslerin temelini az çok kaptım, sonuçta İngilizce de olsa rakamlardı ağırlıklı.

En verimli çağımda, en almaya hazırken beynim, daha iki cümle konuşup kendimi ifade edemedeğim bir dilde bana molekülleri, Darwin Teorisini ve daha birçok konuyu anlattı bu sistem.

İlyas Hocamın suçu yoktu. O da sistemin kurbanı idi. Ona hiç kızmadım büyüyünce de…

Aradan yıllar geçti, Teksas’ta yüksek lisans yaparken yeni gelecek bir Türk arkadaşı karşılamaya gittim. Toplasan 40-50 Türk öğrenci vardı okulda ve yeni gelecek Türk öğrencileri müsait olanlar karşılardı. Yerleşmesine yardımcı olur, ihtiyaçları için alışverişe götürür, vs.

Gelen arkadaş Türkiye’nin en güzide üniversitelerinden birinde hem üniversite okumuş hem de master yapmış. Bu üniversitenin zorunlu eğitim dili İngilizce. Muhtemelen orta öğretimde de İngilizce zorunlu eğitim olan bir okulda okumuştu. Kendisini alır almaz yemeğe götürdüm.

Öğrenciyiz o zamanlar, ayak üstü ve ucuza McDonald’s yeriz dedik ve yolumuzun üstünde bir McDonaldsa girdik.

Çok uzun yıllar boyunca, aklınıza gelen her dersi zorunlu olarak İngilizce öğrenmiş bu arkadaşım McDonalds’ta yemek siparişi veremedi. Daha doğrusu İngilizcesini çalışan kişi anlamadı. Yaklaşık 3-4 dakika tekrar edip, eliyle bir yandan menüye gösterdikten sonra ben kola aldığım yerden durumu farkederek geldim ve bir şekilde sipariş vermesine yardımcı oldum.

Daha sonra öğrendim, bir sene ortaokulda hazırlık okumuş. Kolejde tamamen İngilizce eğitim almış ve üstüne bir yıl hazırlık daha okuyarak üniversite ve master eğitimi boyunca da İngilizce eğitim almış.

“Olur mu?” demeyin. Abartıyorsun demeyin…

Türkiye’nin en iyi okullarından gelip, ABD’ye ilk geldiklerinde iki cümle İngilizce konuşamayan çok insan tanıdım yıllar boyunca.

Örnekler uzar gider…

Türkiye’de bir üniversitede, Türk bir profesörden, Türkiye Cumhuriyeti yasalarını öğrenmek için hukuk fakültesi okuyan ve İngilizce eğitim alan, gencecik, pırıl pırıl Türk öğrenciler var.

Sadece avukat olacaklar değil, psikologlar, mühendisler, fen bilimciler hatta felsefeciler… Hepsi mesleklerini, tam olarak okuyup anlamadıkları bir dilde öğrenmeye çabalıyorlar.

İngilizce’ye karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. Hangi mesleği icra ederseniz edin, yenilikleri takip etmek, dünyada önde gelen yayınlardan uzak kalmamak, hatta yayınlar yapabilmek için İngilizce olmazsa olmaz bence.

Ama bir öğrenciye, ana dili dışında bir dille, bir meslek doğru düzgün öğretilemez. İşte bu yüzden, ne mesleğine ne de İngilizce’ye tam hakim yüz binlerce genç mezun oluyor her sene üniversitelerden.

Zorunlu İngilizce Eğitime Karşıyım

İlkokuldan, ortaokula, liseden, yüksek lisansa kadar, Türkiye’de zorunlu İngilizce eğitime karşıyım.

Çünkü;

  • Dünyada sözü geçen, güçlü ve bağımsız hiçbir devlet ana dili dışında meslek eğitimini zorunlu kılmaz, kılmamalı. Biz sömürge ya da koloni bir ülke değiliz.
  • Gençlerin büyük bir çoğunluğu, ana dilleri olmayan bir dilde aldıkları eğitim sonucu, yetersiz mesleki bilgi ile iş hayatına atılıyorlar ve hayal kırıklığı yaşıyorlar.
  • Zorunlu İngilizce eğitim, Türkiye’de Osmanlı zamanında kurulan misyoner okullar ile başlamıştır. 2012 yılına girerken, misyonerlerin ve dış güçlerin Türkiye için planladığı bu oyunun bir parçası olmamalıyız diye düşünüyorum.
  • Mesleki eğitimi İngilizce dilinde verecek akademisyen sayısı Türkiye’de yetersizdir. Türkiye’nin en güzide üniversitelerinde dahi İngilizce konuştuğunu anlamakta zorlandığımız birçok öğretim üyesi vardır. Birçok yeni açılan devlet ve vakıf üniversitelerinde İngilizce mesleki eğitim verebilecek düzeyde akademisyen kadro oluşturmak bir hayalden ibarettir.

İngilizce Eğitmek Yerine İngilizce Öğretelim

İngilizce’nin, özellikle internetin hayatımıza girmesi ile birlikte olmazsa olmaz bir dil olduğunu kesinlikle kabul ediyorum ve özellikle genç arkadaşlara İngilizce’yi çok iyi öğrenmelerini hep tavsiye ediyorum.

İngilizce eğitim konusunda bana yanlış gelen yönleri ve eleştirileri sıraladım bu yazıda. Sürekli eleştiren ve hiçbir çözüm önerisi sunan insanlardan pek haz almam. Bu nedenle çözüm önerilerimi de sıralıyorum.

  • Öğrencilere genç yaştan itibaren çok iyi seviyede İngilizce öğretelim (öğretelim diyorum, eğitelim ile farkını vurgulamak istiyorum)
  • Meslek eğitimlerini (meslek liseleri, yüksek okullar, üniversiteler, vs) kendi ana dilimiz olan Türkçe ile daha kaliteli yapalım.
  • Temel İngilizce’yi genç yaşta öğrenen öğrencilere mesleki İngilizce dersleri ile yüksek eğitimlerinde destek dersleri verelim.
  • Gençleri okumaya, araştırmaya teşvik ederek, ezberletmek yerine, mesleki İngilizcelerini geliştirecek programlar oluşturalım.
  • Öğretmenlerimizin, akademisyenlerimizin mesleki İngilizce’lerini geliştirmeleri için destek ve teşvik programlarını arttıralım.

Bazılarınızın “Her okul, her üniversite zorunlu İngilizce eğitim vermiyor, Türkçe eğitim veren okulları tercih edebilir gençler.” dediğinizi duyar gibiyim.

Türkiye’nin önde gelen birçok devlet üniversitesi ve özellikle sayıları hızla artan birçok vakıf üniversitesi zorunlu İngilizce eğitim veriyor. Boğaziçi’ni kazanıp, “Ben Felsefe okuyorum, okuduğumu anlamıyorum, felsefeyi Türkçe öğrenmek istiyorum” demek gibi bir lüksünüz yok.

Bir Dil, Bir İnsan

Ne iş yaparsanız yapın, iş hayatında büyük hedefleriniz varsa, İngilizce olmazsa olmaz.

Özellikle gençlere tavsiyem, yabancı dile önem vermeleri. İngilizce dışında bir ek dil daha öğrenmeleri ve öğrencilik yıllarında, imkanları dahilinde, fırsatlar da yaratarak yurt dışı tecrübeleri edinmeleri.

Daha Güçlü Bir Türkiye İçin

Türkiye dünyada daha güçlü bir ülke olmak istiyorsa, devletimizi yönetenlerin bu konuya önem vermesi gerekiyor. Güç, sadece ekonomik başarılarla elde edilmez.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığını bir kenara bırakıp, bizlerin olmasa bile, en azından bizden sonraki nesillerin daha güçlü bir Türkiye’de, kendi dillerinde eğitimlerini alıp, her alanda, dünyada faydalı ve başarılı işlere imza atmaları dileği ile…

Daha güçlü bir Türkiye ve daha başarılı bir yeni nesil için İngilizce Eğitim yerine, Türkçe Eğitimi destekliyorum.

dinlemek

Sizi Dinliyorum

Neredeyse 4 yıl olmuş bu blogu yazmaya başlayalı.

Bazen çok sık vakit ayırdım, bazense hayat koşuşturması ve bahanelerle ihmal ettim bu blogu.

Ancak bugün yeni bir yazı yazmak için bilgisayar karşısına oturduğumda birşey farkettim.

Ben blogu biraz tecrübelerimi paylaşmak, biraz içimden gelenleri kaleme dökmek ve biraz da kafama göre ahkam kesmek için başlattım.

Özellikle Türkiye ziyaretlerimde birçok farklı ortamda, birçok farklı takipçimin yorumlarını dinledim, fikirlerini öğrendim blogum hakkında. Sizin yorumlarınız ve desteğiniz, en yoğun zamanımda bile bu bloga vakit ayırmaya çalışmamı sağladı.

Girişimcilikten ekonomik konulara, kişisel gelişimden pazarlamaya kadar belki yüzlerce konuda yazdım bugüne kadar.

Bugün yeni bir yazı kaleme almak için bilgisayar başına geçtiğimde “acaba sizlerin gerçekten okumaktan zevk alacağı ve fayda sağlayacağı konu ne olabilir?” diye düşünürken buldum kendimi.

Sizden ricam, ne tarz yazılar yazmam konusunda bana yardımcı olmanız.

Eski yazılarımdan örnekler verebilirsiniz, bazı kategorilere/konulara önem vermemi isteyebilirsiniz ya da yepyeni konular isteyebilirsiniz.

Bu yazı altındaki yorumlar bölümünde değerli fikirlerinizi okumak istiyorum.

Sizi dinliyorum…

istekaynak

İsteKaynak.com İş Hayatı Soru & Cevap Rehberi

Yıllardır gerek kişisel blogumdan gerekse sosyal ağlardan tanıştığım birçok kişinin sorularını elimden geldiğince cevapladım.

Arada kaçırdıklarım ve çok mantıksız sorular dışında, bazıları biraz geç de olsa, bugüne kadar binlerce soruyu email ile cevaplamışımdır.

Geçtiğimiz ay başında bir gece yaklaşık 4 saat email ile bana gelen soruları cevaplarken, her geçen gün artan bu sorulara nasıl cevap vermeye devam edeceğimi ciddi ciddi düşünmeye başladım. Özellikle girişimcilik ile ilgili bazı genel soruları tekrar tekrar cevaplamaya başladığımı farkettim.

Hem cevapladığım soruları tekrar cevaplamamak, hem de benzer soruları olanlara bir kaynak sunabilmek için iş hayatı ile ilgili bir soru cevap sitesi yapmaya ve bundan sonra sizden gelen soruları orada cevaplamaya karar verdim.

İsme karar vermem, alan adını almam ve wordpress kurmam yaklaşık 15 dakikamı aldı. Temanın Türkçe’ye çevrilmesi işini ise ancak bugün tamamlayabildim.

İsteKaynak.com bugünden itibaren yayına giriyor.

Sizlerden ricam, iş hayatı ile ilgili her türlü konuda sorularınızı burda sormanız ve uzmanlık alanınızdaki sorulara cevaplarınız ile yardımcı olmanız.

Hiçbir ticari kaygım olmadan, sadece girişimcilerin ve kurumsal çalışanından danışmanına kadar, iş hayatındaki herkesin sorularına cevap bulabilecekleri kaliteli bir kaynak oluşturmak amacım.

Zaten ciddi vakit ayırdığım soru cevaplama işini, herkese açarak bir fayda sağlamak amaç.

Bundan sonra İsteKaynak.com‘da hem sizin sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım hem de iş hayatı ile ilgili aklıma takılan bütün soruları sizlere soruyor olacağım.

İş hayatı ile ilgili kaliteli bir kaynak oluşturma amacındaki bu projede soru ve cevaplarınızla yapacağınız destekler için şimdiden teşekkürler.

Bilgi Paylaşıldıkça Çoğalır…

yazmak

Yazmak

Bir ritüeli andırır benim için yazmak. Zamanı, tarifi, şekli, biçimi pek yok aslında.

Evde ve gece yazmak daha verimli benim için.

New York’ta bir sonbahar akşamı, kucağımda laptop’ım, Central Park’ta uçuşan sarı yaprakları izlerken yazmak kulağa hoş gelse de, yanımda kahvem ve sigaram, evimde sessizlikte bir kalem bir kağıtla yazmak, tarifi zor, ama sanki anneme sarılırken hissettiğim güven, mutluluk ve kendim olma hissi arasında bir ruh hali ile hep daha çekici gelmiştir.

Daha önce hiç karşılaşmadığım bir ilham perisi gelse, getirdiği fikirlerle doyumda hissedeceğim satırlar ortaya çıkacak bile olsa, kağıdın kokusunu burnuma çekmeden yazamam ben. Eski kafalı deyin, hiç alınmam, ama kağıt ve kalem olmadan eksik yazarım.

İlkokul ikinci sınıf yazında, pek saygıyla anmadığım ilkokul öğretmenimin verdiği yaz tatilinde günlük tutma ödevinin travmasını atlatıp, gerçekten isteyerek, heyecanla ve tamamen özgür irademle tekrar yazmaya başlayabilmem, ilk aşık olduğum on beş yaşıma denk gelir.

On beşimden beri, bazen birkaç saat bile ara vermeden, bazense çok uzun yıllar süren aralar vererek hep yazdım. Yazdıklarımla para kazanma ya da geçinme zorunluluğum olmadığı için bunların çoğu ya hiç paylaşılmadı, ya da saklanmadı.

Bana göre doğru ya da yanlış yazı yoktur.

Okurken hissettiğim, belki yazarın kaleme alırken hayal ettiği dünyadan çok farklı bir dünya da olsa, yazının içinde yarattığım o dünyaya içine çekercesine beni götüren yazı bana zevk verir. İster dört mısralık bir şiir olsun, ister yüzlerce sayfalık bir roman, ister çok ağır bir dil ve betimleme dolu olsun, ister çok yalın, beni alıp o hayal dünyasına götüren yazı bana göre okunası yazıdır.

Dünyaca ünlü bir eleştirmen bir kitap hakkında ne demiş umursamam. Çünkü bir eleştirmenin kendi hayal dünyasında işlediği ve oluşturduğu sonuçlar yerine o kitabı okuduğumda damağımda bırakacağı lezzet benim için daha önemlidir.

Blog yazıyorum ama sadece kendim için, sosyal medyada paylaşıyorum ama kaç kişinin yazdıklarımı takip ettiği umrumda değil diyen kişi ya samimi değildir ya da hakikaten ne yaptığının farkında değildir. Okuyucu sayısı ya da okuyanların fikirleri umrumda olmadığı yazılarım hiçbir zaman paylaşılmamış, paylaşılmayacak, yayınlanmamış ve yayınlanmayacak yazılarımdır. Çok okunmak isteyen, takdir edilmek için çabalayan yazarla sorunum yoktur bu arada, hayatta kimseyle sorunum olmadığı gibi.

Blog yazmak benim için yazmak değil, bildiklerimi paylaşmaktır. Genelde acele yazarım blog yazılarımı, çok hata yaparım, umursamam. Önemli olan, en hızlı ve en sık biçimde, bildiğim konularda ahkam kesmektir. Çok sevdiğim birisi blog yazarlarına “ahkam kesenler” der. Ahkam kesmek lafı da ordan gelir.

Yazıya başlarken giriş, gelişme ve sonucunu planlamak strese sokar beni, bu stres de kağıda yansır, kaçınamam. Mutlu sona ve klişelere inanmam, bu nedenlerden senaryo yazamam.

Sırf yazmak için yazılmış yazıları sevmem, yazarın ruh halini, yazma nedenini anlamaya çalışırım. Sırf yazmak için yazılmış bir yazı, olsa olsa birkaç dakikalık sahte bir zevk verebilir bana, tıpkı bir Serdar Ortaç yaz şarkısı gibi. Geçen yaz dinlediğim o zorlama şarkının ne sözleri ne de melodisi kalmıştır aklımda.

Yazmak rahatlatır beni. Yazmak için ne bir amaç, ne kendini açıklama zorunluluğu, ne de binbir kaygıya ihtiyaç duyarım. Rahatlamak için yazarım, şu anda olduğu gibi.

Girişi, gelişmesi, sonucu olmasa da aklımdan geçenleri kağıda döküp, zihnimi rahatlatmak mutlu eder çoğu zaman.

Madem bu bir blog ve ister istemez ahkam kesiyorum sürekli burada, bu sefer de ahkam kesmek için değil, sadece içimden geldiği için yazayım dedim.

hosgeldin-2011

Hoşça kal 2010, Hoş geldin 2011

Bir sene daha nasıl olduğunu anlamadan geldi ve geçti.

2010’un son gününde, geçen bir sene içinde kendi adınıza, başarıları, başarısızlıkları, önemli olayları, ulaşılan hedefleri, kaçırılan fırsatları ve daha birçok önemli noktayı sıralayıp, değerlendirmek ve 2011’de yeni hedefler belirlemek için en doğru zaman.

Birçok blog ve web sitesi, 2010’un önemli olaylarını paylaştılar, 2011 ile ilgili öngörülerini yazdılar. Ben ise sektörel bir 2010 değerlendirme yazısı yerine, tamamen kişisel bir yazı yazmaya karar verdim 2010’un bu son yazısında.

2010’da yine çok çalıştım ve birçok gelişme oldu iş hayatımda. 2009’a kıyasla, daha sistemli ve daha organize bir çalışma tempom oldu. 2010’un kendi adıma önemli olaylarına kısaca bakınca aklıma ilk gelen maddeler şu şekilde:

  • 2010’da Türkçe paylaşımlara önem verdim. 2010 Eylül ayında Türkiye’de tatildeyken, kardeşim Volkan, dostum Umut, çok değerli hocalarım Uğur Özmen ve Şule Özmen‘in teşvikleri sonucu, bir daha uzun bir ara vermeme hedefi ile birlikte hem Türkçe bloguma hem de sosyal medyada Türkçe paylaşımlarıma önem vermeye karar verdim. 2010 Ekim’de uygulamaya başladığım bu hedefe ara vermeden devam etme planım 2011 için de geçerli.
  • 2010’da da müşterimiz olan internet 20 firmalarından birine ekibimle birlikte, 2009’daki kendi rekorumuzu kırarak, 2 yıl üst üste, dünyada en çok müşteri kazandıran pazarlama ekibi/dinamik ajansı olduk.
  • Aktüel Future Dergisi, benim de aralarında bulunduğum Dünyayı Sallayan 10 Türk adlı bir haber yayınladı. Bana sorarsanız, dünyayı sallamam için daha çok uzun bir yol kat etmem gerekiyor, ama böyle bir haber doğal olarak hem beni sevindirdi, hem mahcup etti, hem de 2011 için hedeflerimi yükseltmeme neden oldu.
  • 2010’da uzun vadeli projeler için ciddi bir ön araştırma fırsatı yakaladım. Ne zamandır planladığım ancak vakit ayırmadığım bu işe öncelik verdim ve 2010 yazında zamanımın önemli bir kısmını araştırma ve planlama ile geçirdim.
  • 2010’da gerek ABD’de gerekse Türkiye’de çok değerli insanlarla tanıştım ve networkümü genişlettim. Çevrenizde, yaptığı işlerde başarılı, değerli insanların olması kadar önemli birşey olamaz. Bu açıdan 2010 çok verimli geçti benim için.
  • Outsourcing, proje yönetimi ve freelancer’larımızın eğitimleri konusunda ne zamandır kurmayı düşündüğüm sistemi tam olarak hayata geçirdim 2010’da. Artık çok daha hızlı, verimli ve uyumlu ekipler oluşturmak ve projelerde büyük başarılar elde etmemek için hiçbir bahanemiz kalmadı ekip olarak.
  • 2010’da da yaptığımız bütün işlerden başarıyla ve yüzümüzün akı ile çıktık. Benim için maddi kazançtan binlerce kez daha önemli olan işimizi doğru yapmamız ve arkamızdan sadece olumlu şeyler duymamız. Bildiğim ve duyduğum kadarı ile iş hayatında önceliğim olan bu konuda 2010’da da herşey olumlu geçti.
  • Herşeyden önemlisi, yazdıklarımı ve paylaşımlarımı takip eden, uygulayan ve benim için çok değerli olan takipçi kitlem genişlemeye devam etti ve çok değerli kişilerle tanıştım. Sizler için faydalı olduğu sürece paylaşımlarıma devam etmem için bana en büyük destek paylaşımlarımın hedeflediğim amaçlara ulaşıyor olmaları oldu 2010’da. İyi ki varsınız.

2010’da yapmayı hedeflediğim ancak tamamlayamadığım işler olmadı mı? Tabi ki oldu. Ancak umursamazlık yerine, ya yarım kalan işleri tamamlamak üzere planlamamı yaptım, ya da to do list’imden tamamen çıkarttım.

2011 başlamadan kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, 2010’da yarım kalan işlerinizi ya kesinlikle tamamlamak üzere, tarih belirleyerek yapılacaklar listenize eklemeniz, ya da tamamen aklınızdan çıkartmanız olacaktır. Hep bitirilmeyi bekleyen, ama hiçbir zaman bitirilmesi için harekete geçilmeyen, sürekli aklınızın bir köşesinde duran bu işler, hem verimliliğinizi düşürür, hem de moralinizi etkiler.

2010’da iş hayatında benim için önemli konuları paylaştım, bir de 2011’de benim için önemli konular ve tavsiyelerimi paylaşacağım.

Hoşgeldin 2011

  • Yaptığınız işte heyecanınız bittiyse, ya bu heyecanı baştan yakalamalı, ya da noktayı koymayı bilmelisiniz.
  • 2010’da özellikle vurguladım ve yazdığım bir konu. Başarmak için atmanız gereken ilk 3 adım. Birkaç dakikanızı ayırın lütfen ve başarmak için ilk adım hedef belirlemek, ikinci adım harekete geçmek ve üçüncü adım engelleri aşmak yazılarımı okuyun. Bu üç adımın önemini ne kadar anlatsam azdır ve 2011’de de hayatımın her anında önem vereceğim bu üç adıma.
  • 2011 için planladığımız birçok proje şimdiden beni heyecanlandırıyor. 2010’da olduğu gibi, sevdiğim, hatta aşık olduğum bir işi yapmanın verdiği büyük şansla başarılı birçok işe imza atma planım var. Size 2011 için en büyük tavsiyem, ne olursa olsun, sevdiğiniz işi yapın. Sevmediğiniz bir işi yapmak için hayat gerçekten çok kısa.
  • 2011’de de 2010’un son aylarında olduğu gibi aktif bir şekilde Türkçe paylaşımlarıma devam edeceğim. Elimden geldiğince sık blog yazacağım, tecrübelerimi paylaşacağım ve gerek Twitter’da, gerekse diğer sosyal medya kanallarında aktif paylaşımlar yapmaya çalışacağım. Beni Twitter’dan da takip edip, iletişime geçebilirsiniz, @AhmetKirtok.

2010’da yazılarımı okuyan, beni takip eden, çok değerli vaktini ayırıp paylaşımlarımı çevresine duyuran siz değerli okuyucularıma binlerce kez teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız ve umarım 2011’de de beraber oluruz.

2011 size, ailenize, dostlarınıza ve bütün sevdiklerinize herşeyden önce sağlık, daha sonra başarı ve mutluluk getirsin. 2011’de hayallerinizi ertelemeyin ve çok daha büyük başarılara koşun. 2011 hoşgörü yılı olsun hepiniz için, başkalarının hatalarını, yanlışlarını, eleştirilerini hoşgörme erdemi hep yanınızda olsun. 2011’de pozitif olun, hayat negatif olmak, herşeyi stres yapmak için çok kısa, pozitif olun ki bu ışık çevrenize de yansısın ve çevrenizdekiler mutlu olsun. 2011’de sizin gibi şanslı olmayan ve ihtiyacı olanları unutmayın, paylaşılmayan maddiyat ve maneviyat hiçbir zaman tam olmaz.

Hoşçakal 2010, Hoşgeldin 2011…

ogretmenler-gunu

En Kutsal Meslek Öğretmenlik

Öğretmenlik benim gözümde en kutsal meslek.

Öğretmenler gününde, yılda bir kez bile olsa, çok değerli öğretmenlerimizi hatırlamak önemli.

Bugün Öğretmenler Günü !!!

Başta annem ve babam olmak üzere, ilkokuldan yüksek lisansa kadar, üstümde emeği geçen bütün öğretmenlerimin ellerinden öpüyor, hepsinin öğretmenler günün kutluyorum.

Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. “Mustafa Kemal Atatürk”

daha-kisa

Daha Kısa Paylaşımlar

140 karakterde kendimizi ifade etmeye çalışmak aslında internette birçok şeyi değiştirdi.

Aşırı bilgi yüklenmesi dikkat sorununu çok önemli noktalara getirdi.

İnternette ortalama bir ziyaretçinin 3 dakikadan fazla bir videoyu bile izlemeye tahammülü yok artık.

Okuyucuların önemli bir kısmı, 500 kelimeden fazla blog yazılarını ve haberleri sonuna kadar okumuyor.

Daha çok kişiye ulaşması için, daha kısa paylaşımı deniyor birçok kişi.

Bir Atasözü hem kısadır, hem de çok şey anlatır.

Daha çok kişiye ulaşmak için, belki de bir Atasözü tadında, daha kısada, daha çoğu anlatmaya çalışmak gerek. Zor da olsa…

Ne dersiniz?

bogazici-thumb

Türkiye Ziyareti Ardından

New York’a döneli 24 saati geçti ve ancak bugün tam olarak kendime gelebildim. Türkiye’ye gelmeyeli neredeyse bir yıl olmuştu ve bu sefer de 3 haftalık tatilim çok hızlı geçti ve bitti. 2010’da Türkiye’ye daha sık gelme kararını verdim. Yılda bir gelişler çok zor oluyor.

Ne zamandır kirtok.com’a vakit ayıramıyorum. Her hafta kesin birşeyler yazmalıyım diyorum ve yoğunluktan, koşuşturmadan hep erteliyorum. Türkiye’de görüştüğüm bazı arkadaşların çok pozitif yorumları beni teşvik etti ve elimden geldiğince daha çok bloguma vakit ayırmaya karar verdim.

Uzun yıllardır gitmediğim Mersin’e gidiş ile başladı tatilim. Çocukluğumda yazlarımın geçtiği Mersin’i çok özlemişim. Bir haftaya yakın bir süre doya doya tadını çıkarttım Mersin’in. Birkaç gün de Adana’da akraba ziyaretleri ile geçirdikten sonra tatilimin son 10 günün geçirmek üzere İstanbul’a geçtim. Bayram ziyaretleri ve bir gecelik Bursa ziyareti derken ancak son birkaç gün çok sevdiğim arkadaşlarıma vakit ayırma fırsatı buldum.

Gerek arkadaşlarımla konuşmalarımda, gerek çevremizdeki aile dostlarından duyduklarıma göre işsizlik geçen seneye göre çok daha büyük bir sorun haline gelmiş. Ayrıca krizi bahane eden birçok şirket çalışma şartlarını ağırlaştırıp maaşlarda kısıntıya gitmiş. Aynı sorunları Amerika’da da yaşıyoruz birkaç senedir. Ancak arada çok büyük bir fark gözlemledim, o da Amerika’da işsizliğin sürekli gündemde olması ve tartışılması, Türkiye’de ise gündemde bambaşka konuların olması idi.

Gündüzleri ne zaman televizyonu açsam kanallarda evlenme programları vardı. Reyting almasalar yayınlanmazlar diye düşündüm. Akşam haberlerinde istisnasız saatlerce bir cinayet konuşuluyordu ve aylardır aynı cinayetin konuşulduğunu söyledi arkadaşlarım. Şaşırdım…

Sanayici ve üretimle uğraşan bazı dost ve akrabalarımla konuşma fırsatım oldu. Sanayinin gururu, çok sevdiğim şehirlerden biri olan Bursa’yı ziyaretimde çok acı bir tablo ile karşılaştım. Yıllarca tekstil sektöründe hizmet vermiş amcam bana Bursa’da tekstilin tamamen bittiğini üzülerek ve örnekler vererek açıkladı. Denizli’nin en büyük fabrikalarının tek tek üretime son verdiğini öğrendim. Giderek ithalata dayalı bir ekonomiye dönüşen ülkemiz ekonomisinde bu gidişattan çok insanların bunu kabullenmiş olması beni çok üzdü.

Duyarsızlık ve vurdumduymazlık bir toplumu önce etik ve ekonomik çöküşe daha sonra da kaosa sürükler. Ne yazıkki her Türkiye’ye gelişimde daha çok duyarsızlık daha çok vurdumduymazlık görüyorum ve üzülüyorum.

Amerika’da sistem mükemmel mi? Tabi ki hayır. Amacım burada iki ülkeyi karşılaştırmak değil. Her Türkiye dönüşü beni derin üzüntü ve düşüncelere iten bu gidişatı benim gözümle sizlere anlatmak.

Bu gelişimde yoğunluktan istesem de bir kirtok.com toplantısı düzenleyemedim. Bana ulaşan bazı arkadaşlarla birebir görüşmeler yapabildim. Bir sonraki gelişime söz önceden planlayıp biraraya geleceğiz.

Değerli hocam Uğur Özmen‘le buluşmamızda hem internet sektöründeki sorunlara hem de genel olarak Türkiye’deki sorunlara değindik. Kısa da olsa çok verimli fikir alışverişi yaptık. Pozitif ve ülkem için geleceğe dair umutlarla biten görüşmemizin hemen ardında toplantı yaptığımız otelin önünde, Balmumcu kaşvağında trafikte çıkan iki farklı kavgaya birebir şahit olmamız birçok umudu içimden aldı götürdü.

Biz bu kadar tahammülsüz bir toplum mu olduk? Bize neler oluyor dedim ve o gece gözüme uyku girmedi. Neredeyse bir sene önce Türkiye’ye gelişimde yazdığım Pozitif olun ve Gülümseyin yazım geldi aklıma. Keşke daha çok pozitif olsak ve gülümsesek, keşke hoşgörülü ve birbirimize tahammüllü olsak…

Çok karamsar oldu bu yazdıklarım, biliyorum. Ama içimi dökmem gerekiyordu ve döktüm. Bir sonraki Türkiye’ye gelişlerimde daha pozitif bir tablo ile karşılaşma dileği ile yazımı bitiyorum. Gelmeden önce konuştuğumuz ancak Türkiye’de iken görüşemediğimiz bütün arkadaşlar lütfen kusura bakmasın. Bir sonraki sefere daha planlı ve programlı geleceğim ve hepinize vakit ayıracağım.

New York’tan Türkiye’ye sevgiler…

brooklyn-bridge-thumb

New York’ta İlk Video Blog Deneyimi

Herkese merhabalar

2009 yılına merhaba derken birçok hedeflerim ve projelerim vardı. 2009 yılı beklediğimden daha hızlı ve hareketli başladı benim için. Özellikle son birkaç aydır yoğunluğumdan Kirtok.com’a hiç vakit ayırma fırsatım olmadı.

Yoğun bir çalışma temposunda, tamamen uykusuz geçen bir gecenin ardından dün önemli bir toplantı için sevgili dostum Erdal Bezaroğlu ve kardeşim Volkan Kırtok ile birlikte Brooklyn’de DUMBO bölgesinde idik.

Toplantı çıkışı New York’ta ilk ofisimin olduğu ve iş hayatıma başladığım DUMBO’da vakit geçirme fırsatımız oldu. Bizim için eski günleri yad etmemizi sağlayan, nostalji dolu bir gündü dün.

Tamamen plansız programsız, uykusuz bir gecenin ardından gözlerimin altı mosmor bir şekilde, video kameramız da yanımızda olunca aylardır yapmayı düşündüğüm video blog olayına başlayalım dedik.

New York DUMBO’dan sevgiler.

akademi-thumb

Ekonomik Krizi E-ticaret ile Avantaja Çevirin

Kasım 2008’de Türkiye seyahatimde internet, girişimcilik ve iş hayatından birçok değerli insan ile tanışma fırsatı buldum. Bu isimlerden birisi de Akademi Dergisi Genel Yayın Editörü Muhammet Furkan Gümüş idi.

Kendisinin ricası üzerine New York’a dönüşümde Akademi Dergisi Bahar 2009 Girişimcilik Özel Sayısı için bir yazı hazırlamıştım. Bu ay Akademi Dergisi’nde yayınlanan bu yazımı sizlerle de paylaşmak istedim.

Ahmet Kirtok – Akademi Dergisi E-Ticaret Makalesi Ahmet Kirtok – Akademi Dergisi E-Ticaret Makalesi

blogging

Blogger’a Kız Yok

Türk blogger camiasında sıcaklık gittikçe artıyormuş ve kaynama noktasına birkaç derece kalmış şeklinde duyumlar geldi kulağıma.

Ben vakit ayırıp olay(lar)ın ayrıntılarını öğrenemedim, o nedenle yorum yapmak bana düşmez. Ama bu vesile ile hem benim nasıl bu blog işlerine girdiğimi sizlerle paylaşmak hem de “Gururla söylüyoruz, Oğlumuz Blogger !!!” kampanyasını başlatmak istedim.

Ben Blogger Olmadan Önce

Ben yazmayı oldum olası severim. Sayısını hatırlamadığım kadar kitap ve makale yazmış bir baba ile hep kitap okurken uykuya dalan bir annenin ortanca çocuğu, ve 5 ferdinin 4’ü gözlüklü (ben dahil) olan bir çekirdek ailenin kıvırcığıyım :)

İlkokul ve ortaokulda müzikti aşkım, hep şarkılar yazdım. Lisede yatılı okul bana günlük tutmayı öğretti. Kışın donduran soğuğunda, bir yorgan iki battaniye yatağımın içinde, soğuktan uykumun kaçtığı her gece mumumu yakıp günlük yazdım.

Lise 1’de feci aşık olmuştum. Yazdım da yazdım. Hatunu tavladım, yazmaya devam ettim. Günlük kabardıkça kabardı.

Ne RSS takipçileri vardı, ne günlük ziyaretçi sayıları. Benim bildiğim, birkaç kez bazı sayfalarını okuttuğum bir sevgilim, bir de bavulumu toplarken bulduğunda ne olduğunu anlamaya çalışırken karıştıran annem iki okuyucusu.

İki okuyuculuk bir günlüğe bunca vakit ayırmak deililik di mi? Hayır bu beni en çok rahatlatan ŞEY idi. Ne idi? Şey idi. Yazmak benim için tarifi zor, kelimeye dökmesi imkansız bir şeydi.

Tası tarağı topladım, Amerika’ya geldim. Baktım ne evde bilgisayar var ne de okulda, ben yine kalem kağıda sarıldım. Bu sefer mektuplar yazdım. Amerika’daki o bahçeli evlerin yol kenarında duran posta kutuları vardır ya, hergün okuldan eve dönüşte, servisten inip posta kutusuna kadar yürüdüğüm 20-30 adımlık mesafe bana bir maraton uzunluğunda geldi. Bazen yazdığım mektubun 1 ayda Türkiye’ye ulaşması, 1 ayda da cevabının gelmesini beklemenin heyecanını yeni nesile nasıl tarif edebilirim ki? Edemem. Yeni nesil, mektup, zarf, kalem, kağıt kavramları ile hiç tanışmadı. Bizim bazen aylarca süren bir mektuba cevap için bekleme süresi şimdi Gmail’da inbox’a tıklayıp birkaç saniye bekleyip, bazen de o birkaç saniye beklemeye sinirlenen bir hal aldı.

İşte ne olduysa herşey 1996 yılı sonlarına doğru oldu. Bizim lise yönetimi kütüphaneye ortak kullanım için internete bağlı 3 bilgisayar tahsis etmeye karar verdi. O zaman kadar kağıt kalem ve arkadaşlarımın evinden yollanan emaillar, yerini bir anda istediğim an email atabileceğim ve anında aileme herşeyi anlatabileceğim bir ortama dönüşüverdi.

Dünyada Blog’u İlk Ben Keşfettim :)

Hergün email atabilme hevesim, lise yönetiminin kütüphanedeki bilgisayarları hergün kişi başı azami yarım saat kullanma sınırı koyması, email ulaşımının yasak olduğu, surf yapmanın sadece araştırma için serbest olduğu bir duyuru asması ile henüz yeşermeden öldü gitti.

İnternet çağına bir şekilde girmiştik ama tam da istediğim internet çağı bu değildi. Sabahları servisten iner inmez kütüphaneye gidip ismimi öğle arası için yazdırarak başlayan bir rutine dönüştü günlerim ve her öğle arası yapabildiğim kadar surf yaptığım keşif günlerim.

1996 yılı kasım ya da aralık ayında, Geocities‘de ilk site denemelerimi yaparken farkında olmadan BLOG denen şeyi keşfettim.

Aklıma süper bir fikir geldi.

Kütüphanede email ulaşımı yasak idi. Email atmak için arkadaşlarıma gitmem gerekiyordu, ve çok şanslı isem bu ancak haftada bir oluyordu. Babam da ofisinde bu emailı print edip eve götürüp bizimkilere okuyordu. Ben ise dahice bir fikir bulmuştum. Tabi o zaman adının blog olduğunu bilmiyordum.

Geocities’te sadece ailemin okuyabileceği bir site yaptım. O hafta babama emailımda sitenin URL’sini verdim ve hergün bu siteyi kontrol etmesini söyledim. Ben günlük mektup yazar gibi yazdıklarımı bu siteye ekleyecektim. Babam benden daha önce bilgisayarla tanışmış birisi olarak olayı anında çaktı ve süper fikir oğlum, sen yaz, biz hergün okuruz diyerek beni yüreklendirdi.

Ben tek sayfalık bu siteme çok sıradan günlük olayları anlatır gibi günlük/blog yazmaya başladım. Hergün yazımı en üste ekliyordum, baktım sayfa aşağı doğru uzadıkça uzuyor, olacak gibi değil. Sonra her gün ayrı bir sayfa açtım ve o günü ayrı bir sayfaya yazmaya başladım. Ana sayfaya da sadece o günün tarihini yazıyor ve doğru sayfaya link veriyordum. Bir yandan html öğreniyor, sayfayı resimlerle vs süslemeye başlıyordum.

Hatta, tamam tamam, madem kişisel blogum bu, itiraf edeyim, bir dönem sayfa açılışına müzik bile koymuşluğum olmuştu :)

Sadece ailem ile günlerimi paylaşmak için açtığım, daha sonra akrabalar arasında da takibe başlanan benim Geocities sitem o zamanlar farkında olmadan ilk blog icadım olmuştu. Sonra ne oldu, neden kapattım o siteyi hatırlamıyorum. Ancak bugün archive‘da eski sitelerimi (hatırladığım kadarı ile) aratmaya çalıştım ve en eski 1999 tarihine dayanan ayak izlerini bulabildim.

Herneyse, ilk blog kavramı ile karşılaştığım zaman ya ben bunu yıllar önce bulmuştum zaten demiştim ama sanırım elin oğlu benden önce davranmış bu konuda. İlk blogger olmasam da blog işi benim çok işime yaramıştı zamanında. Sağolsun, varolsun…

Bloglardan Çok Para Kazandım

2002 yılına kadar arada internet ile ilgili çok farklı dallara atlamamdan dolayı blog konusuna çok geri dönmedim. Ancak blog yazmak lazımdı, bunu biliyordum. 2002 yılından itibaren sayısı yüzleri geçen çok farklı konuda ve sektörde, genelde ticari bloglarım oldu.

Tam rakam vermek çok zor ancak direk ve endirek olarak bloglardan çok ama çok para kazandım.

Bunu özellikle belirtmemin sebebi de, özellikle Türk Blogger camiasında sıkça duyduğum bloglardan para kazanmanın bir şehir efsanesi gibi anlatılması.

Özellikle ticari bloglarda direk olarak milyonlarca dolar kazanan yüzlerce blog var. Birçoğu Techcrunch gibi göz önünde olan bloglar değil, kendi nişlerinde uzmanlaşmış ticari bloglar.

Ticari bloglarımın hiçbirinde, sektörel bloglarımın ise neredeyse hiçbirinde yazarken adımı kullanmadım. Kişisel blog ile ticari blogu karıştırmamak gerektiğini düşündüm, hala da düşünüyorum. Türkçe blog yazarlarının birçoğunun para kazanamama sebebini blog kavramını kişisel blogdan ibaret algılıyor olmaları. Henüz Türkiye’de blogger ve blogging kavramları yeni, bu nedenle zamanla taşların yerine daha iyi oturacağını düşünüyorum. Blog konusuna ticari yaklaşımda Türkçe kaynak sağlayan Mert Erkal’ın Profesyonel Blogcu adlı blogunu bu konuya ilgi duyanlara tavsiye ediyorum. Ben de Blog Yazarak Para Kazanmak diye bir yazı yazmıştım ve bloglardan para kazanma yazılarımın devamını getiriyor olacağım.

Bloglardan çok para kazandım dedim. Bunu kimse ukalalık olarak algılamasın, genç blogger arkadaşları teşvik edecek yaşanmış bir örnek olarak algılansın diye belirtiyorum özellikle. Yoksa ben blog yazarken endirek yollardan paradan çok daha değerli şeyler kazandım.

Bloglarım sayesinde farklı sektörlerde çok ciddi networklerim oldu. Gittiğim konferanslarda blogumun adını söylemem bir anda karşımda yeni tanıştığım kişi için prestij sahibi olduğumu gösterdi. Sayısını bile hatırlamadığım danışmanlık teklifini sektörel bloglarım sayesinde aldım, birçok güzel projeler bunlardan çıktı. Birçok joint venture proje bu bloglarda beni okuyan okuyucularım tarafından teklif edildi ve gerçekleştirdik. Şu anda bile kirtok.com’u yazmaya başladığımdan itibaren, sektörden çok değerli Türklerle tanıştım. Bloglarımın bana getirdiği bütün endirek faydaları anlatmaya kalksam bir kitap olur eminim.

Türk Blogger Camiası

Türk blogger camiası henüz çok yeni. Arada nispeten eski blogger’lar var elbette ama bence emekleme çağında bir camia. Belki herşeyden önce biraz daha pozitif olup, gülümseyerek güne başlamaya ihtiyacımız var, belki de biraz daha hoşgörüye.

Bir avuç blogger var şu camiada ve birbirimizi acımasızca eleştirmeye lüksümüz yok. Evet efendim, yok. Bu benim kişisel blogum istediğimi yaparım kardeşim diyebilirsiniz, ama uzun vadede bu camianın dışardan bakılınca (özellikle iş hayatından) pozitif mi negatif mi bir imajı olacağı hepimizin elinde ve bu fırsatı hep beraber yakalayabiliriz.

Gelin hep beraber bu camiaya sahip çıkalım, birbirimizi yüceltelim, yüceltmesek de eleştirmeden önce bir kez daha düşünelim.

Vakit sorunumdan dolayı çok fazla Türkçe blog takip edemiyorum, ancak hergün yeni ve çok kaliteli bloglarla karşılaşıyorum. Tecrübe ve yaş olarak bizlerden üstün, sektörlerinde üstad lakabı almış değerli bloggerlardan tutun da henüz üniversite öğrencisi iken bir tutku ile blog yazmaya başlamış pırıl pırıl insanlar, dolu dolu bloglar.

Bloggerların para kazanması kadar doğal birşey yok. Lütfen bunu direk kalemini satmak olarak algılamayalım. Bizler gazeteci değiliz. Her konuda olduğu gibi tabi ki herkesin kişisel etik sınırları olmalı ancak bir Türk blogger para kazandığı zaman hep beraber mutlu olalım ve destek olalım. Bu ancak uzun vadede bütün Türk Blog camiasının işine yarar.

Birçok alanda taraf olmaya mecbur bırakıldığımız güzel ülkemizde gelin bu çok yeni doğan blog sektöründe taraf olmayalım, illa ki taraf olacaksak birbirimizin tarafını tutalım ve bloggerlar olarak birbirimizi destekleyelim. Tekrar belirtiyorum, destek olmasak bile köstek olmayalım.

“Gururla söylüyoruz, Oğlumuz Blogger” Kampanyası

Sektör gelişip, taşlar yerine oturduğu zaman Ahmet demişti diyeceksiniz. Nasıl Türkiye’de babalar anneler kız istemeye gittiğinde “Gururla Söylüyozur, Oğlumuz Doktor, Avukat, Mühendis… vs” tarzı cümleler kurarak konuya girerler, birgün kız istemelerde “Gururla söylüyoruz, Oğlumuz Blogger” ile başlayan cümleler duyalım diyorum. İşin esprisi bir yana (lütfen bayan bloggerlar alınmasın, bir espri idi) bu sektörü beraber büyütüp, hatta blogger kelimesini bir meslek haline getirebilmek ve o pozitif imajı yaratmak şu anda sadece ve sadece biz Türk Blogger’larının elinde.

Gençlerin geleceği hepimizin elinde. Birkaç sene sonra şimdi lise/üniversite öğrencisi genç blogger arkadaşlarımız aileleri ile kız istemeye gittiklerinde; “Blogger’a Kız Yok” cevabını mı alsınlar yoksa babaları sohbete başlarken “Gururla söylüyoruz, Oğlumuz Blogger” mı desin?

Ya da bayan blogger’ların aileleri “Gururla söylüyoruz, Kızımız Blogger” mı desinler? Yoksa kızlarının blogger olduğunu gizlesinler mi?

Yeni nesil bloggerların bütün geleceği BİZLERİN elinde.

(new york, nisan 8, sabah saat 5, bu kadar yazdım, kırmayın beni, kırmayın birbirinizi)

iletisim-thumb

Bana E-Posta Yollamadan Önce Tavsiyeler

Bu yazıyı iletişim formunu doldurmadan önce okunmasını tavsiye ettiğim bir yazı olarak yazıyorum. Aşağıdaki tavsiyelerden sonra bu yazıyı neden yazdığımı ayrıntılı şekilde açıklayacağım. Lütfen iletişim formunu doldurmadan önce en azından aşağıdaki maddelere göz atın.

  1. Mümkünse Yorumlar Bölümünü Tercih Edin: Eğer sorunuz ya da konu çok özel ve proje/şirket bilgilerini içermiyor ise lütfen ilgili konu altında yorumlar bölümüne sorunuzu yazın. Bu şekilde aynı soruya benzer cevapları e-posta ile defalarca vermekten kurtarın beni.
  2. Lütfen Ücretsiz Danışmanlık Talep Etmeyin: Net ve kısa birkaç sorudan bahsetmiyorum. Bazen öyle sorular geliyor ki, günlerimi haftalarımı harcasam, bütün ekibim üstünde çalışsa, profesyonel bir rapor sunsak belki cevabı sizi tatmin etmez. Kırtok.com benim için bir gelir kaynağı değil, kişisel blog, bu nedenle lütfen sorularınızı buna göre seçin.
  3. Size Geri Dönemezsem Lütfen Bana Küsmeyin: Büyük bir aksilik olmadıkça iletişim formundan gelen bütün talepleri okuyorum. Ancak tahmin edersiniz ki birçok nedenden dolayı hepsine geri dönüş yapamıyorum. Bazen hemen cevap yazmak istesem de zamanım buna müsait olmuyor. Bu nedenle bir soru sorduktan 24 saat sonra “Ben de seni adam sanmıştım, bir soruma cevap vermedin” tarzı mesajlar atmayın, atma planınız varsa o formu hiç doldurmayın. Ayrıca mükemmel bir fikriniz, projeniz olabilir ve benim ilgimi çekmeyebilir, size cevap yazamamış olabilirim, lütfen bana küsmeyin.
  4. Beni Ara Bir Fikrim Var: Gerçek yaşamda konuşma ve yazma tarzım ne ise bu blogumda da böyle. Bazen birçok arkadaşım samimiyetimi yanlış anlıyor ve iletişim formunda, süper bir fikrim var, telefonum şu, lütfen beni arayın. Hatta sizi ortak bile yapabilirim tarzı mesajlar alıyorum. Bu tarz bir mesaj sadece vakit kaybı iki taraf için de. Gerçekten süper bir fikriniz var ise bana projeniz ya da prototipi, betası, alphası vs ile gelin. Ve benden ne istediğinizi net belirtin.
  5. Lütfen Kısa Yazın: Geçenlerde iletişim formumda Word dökümanı olarak 36 sayfalık bir e-posta aldım. Benim gerçekten 36 sayfalık bir yazıyı okumaya vaktim yok. Lütfen isteğinizi net ve kısa bildirin. Mümkünse birkaç paragrafla sınırlı tutun. Mecbursanız uzun yazmaya, giriş olarak özet şeklinde bir iki paragraf yazın ve ayrıntıyı sonra anlatın.
  6. Kendinizi Tanıtın: Bu sadece iletişim formları için geçerli değil. Konu ne olursa olsun tanımadığınız birisi ile iletişime geçerken önce kısa da olsa kendinizi tanıtın. Yaşınız, mesleğiniz vs gibi genel bilgileri benden eksik etmeyin. Siz beni tanıyorsunuz sonuçta, benim de sizi tanımama izin verin.
  7. İletişim Bilgilerinizi Unutmayın: Sadece e-posta eklemek zorunlu ancak konu önemli ise telefon ve gerekli bilgilerinizi de ekleyin. Bazen çok önemli bulduğum ve e-posta ile cevap yazdıktan sonra kullanılan adresin yanlış olduğunu öğrendiğim hayal kırıklığı yaratan durumlar oldu. Türkiye’nin en önemli televizyonu ya da gazetesinden bile ulaşmaya çalışsanız, e-posta adresinize ulaşılamıyorsa ve başka bir kontak bilginiz yoksa emin olun size ulaşmak için çaba harcamayacağım.

Henüz öğrencilik yıllarımda önde gelen web sitelerine, başarılı işadamlarına, bazı şirketlere, değerli öğretim üyelerine ve benzeri önemli kişilere farklı yollardan ulaşma denemelerim oldu (e-mail, mektup, randevu talebi, vs). O zamanlar bana geri dönülmezse ya da çok geç geri dönülürse bunu kişisel algılar, çok üzülürdüm. Kesin fikrimi beğenmediler, genç bir girişimcinin yorumlarını dinlemeye vakitleri yoktur, çok meşgullerdir kesin gibi bakış açıları ile kendimi teselli ederdim.

Şimdi ise böyle yoğun kişileri çok ama çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de onlardan biriyim.

Sahibi olduğum bloglarımın iletişim formlarından günde ortalama 100 adet e-posta alıyorum. Ayrıca iş ve özel hayat dolayısı ile aldığım emaillar, konferanslarda dağıtılan kartlardan gelen yazılar, reklamlar, junk mail vs derken altından kalkması zor bir yük altındayım. Biliyorum bu birçok kişinin sorunu, ancak emin olun benim gibi haftada en az 80 saat çalışan, kendi şirketleri dışında yönetmesi ve danışmanlık yapması gereken işler olan birisi için daha da büyük bir sorun.

Üzülerek söylemek isterim ki iletişim formundan gelen e-postaların 90%’ı öylesine, düşünmeden yazılmış, ne istediğini bilmeyen yazılar. Okuduktan sonra bir daha okuyup anlamaya çalıştıklarım dahi oldu. Yolladığınız soru/yorumu ilk okuyuşumda net bir şekilde anlayamıyorsam eğer size nasıl yardımcı olabilirim?

Bunca yoğunluğuma rağmen iletişim formumu açık bırakıyor ve sizlerin değerli fikirlerini halen merak ediyorum. Benim okuyucularımdan biri iseniz ve benimle iletişime geçmek istiyorsanız samimiyetimden şüphe etmeyeceğinizi bildiğim için bir nevi sizden yardım istemek amacı ile bu yazıyı yazdım.

Bu yazdığım maddelerin hepsini benim için önemli olan birisine ulaşırken ben şahsen uyguluyorum. Sizlerin de bana yardımcı olacağınızı biliyorum. Bu anlattıklarım lütfen değerli fikirlerinizi bana iletmek için bir engel olmasın. Bunları hem benim hem de sizin işinizi kolaylaştırsın diye yazdım.

Kalın sevgi ile ve beni habersiz bırakmayın…

tunc-kilinc-thumb

Faili Meçhul Kıyak Hareketi Tunç Kılınç

Uzun zamandır okuduğum Fikir Atölyesi adlı bir blog ve blogun yazarı, henüz tanışmamış olsam da kendisini kırk yıllık bir dostum gibi hissettiğim, dolu dolu bir adam Tunç Kılınç.

Bir yandan ekonomik kriz ve günlük yaşam koşuşturması ile uğraşan, bir yandan eğitim, gelecek gibi dertlerle koşuşturan ve gün geçtikçe daha karamsar, daha umutsuz bir Türk toplumu. Bu benim gözlemim, kimse yanlış anlamasın, elimden pozitif olun demek dışında birşey gelmiyor ki.

Birçok duyarlı insan bu gidişata, toplumumuzun üstüne bir kara bulut gibi çöken bu karamsarlığa, duyarsızlığa kızarken, sevgili Tunç Kılınç belki de Don Kişot’luk yaptı ve mükemmel bir hareket başlattı. Pay It Forward filmindeki fikre benzer, sadece filmlerde olabileceğini düşündüğümüz bir hareket başlattı, adını da Faili Meçhul Kıyak Hareketi koydu. Umudumu kaybetmek üzereyken, bizlere ve yeni nesle bir umut verdin, çok yaşa Tunç.

Faili Meçhul Kıyak Hareketi Nedir?

Tunç’un kendi sözleri ile Faili Meçhul Kıyak Hareketi:

Faili Meçhul Kıyak

Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!

Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.

Faili Meçhul Kıyak Hareketi

Yapmanız gereken bir iyilik yapıp, tek iz olarak da Faili Meşhur Kıyak Hareketi kartlarından birini bırakmak. Amaç iyiliği yapanın başka iz bırakmaması. Tunç’un konu ile ilgili yazısını mutlaka okuyun.

Son yıllarda gerek siyasi anlamda gerekse sosyal anlamda sürekli taraf olmaya alıştırılmış ve kin nefretin günden güne arttığı, insanların birbirine güveninin kalmadığı bir toplumda ne kadar naiv ve basit gibi gözüken ancak kelimenin tam anlamı ile umut tohumları eken bir hareket.

Sevgili Tunç Kılınç, fikrine, aklına, yüreğine sağlık diyorum ve seni gerçekten içten tebrik ediyorum, bana bir umut varmış dedirttiğin için. Faili Meçhul Kıyak Hareketi’ne katılan ve bu hareketi duyuran bütün arkadaşlara da teker teker teşekkür ediyorum, sağolun varolun arkadaşlar.

Faili Meçhul Kıyak hareketi henüz çok yeni olmasına rağmen hakettiği ilgiyi medyadan da çok hızlı bir şekilde görmeye başladı.

Faili Meçhul Kıyak Hareketi ve Tunç Kılınç Beyaz Show’da


Faili Meçhul Kıyak Hareketi Haber Türk’te

 


Daha fazla söze gerek yok arkadaşlar. Siz de Faili Meçhul Kıyak Hareketine katılın ve hemen bugün faili meçhul bir kıyak yapın.

flip

Kırtok.com 1. Blog Yarışması Kazananlar

Kırtok.com 1. Blog Yarışması çekilişini az önce tamamladık. Daha önce söz verdiğim gibi ustream.tv’den canlı olarak yayınladım çekilişi. Yayını kaydettim ve bu linkten izleyebilirsiniz (Çekiliş 10:30 civarında başlıyor, direk 10. dakikaya kadar ileri alabilirsiniz).

Çekilişi canlı yayına katılan 3 arkadaşımız yaptılar. Uğur Özmen, Serbay Arda Ayzit ve Yavuz Selim Şen‘e teşekkürler.

Hediyeler ve yarışma ile ilgili ayrıntıları bilmeyenler için linki verelim ve kazananları açıklayalım.

Kırtok.com 1. Blog Yarışması Çekiliş Sonuçları

Toplam katılımcı sayısı 37.

“The Goal” adlı kitabı kazanan katılımcı: Serkan Özçalık

“Search Engine Marketing, Inc.” adlı kitap ve DVD setini kazanan katılımcı: Barış Ünver

… ve büyük ödül:

“Flip MinoHD Video Kamera”yı kazanan katılımcı: Uğur Çelenk

Katılan herkese teşekkürler. Kazananlara tebrikler.

Bu arada bu yarışmaya vesile olan Burcu Tüzün ve Taci Yalçın‘a da birer adet “The Goal” adlı kitabı hediye olarak yolluyorum. Teşekkürler.

Kazanan arkadaşlarımı lütfen kontak formundan bana ulaşarak telefon numaralarınızı yollayın, sizinle irtibata geçip hediyelerinizi ulaştıralım.

pusula-thumb

Yerel Seçimde Oyumu Hangi Partiye Vereceğim

Yerel seçimlerde oyumu hangi partiye vereceğime dair başlık düzenli takipçilerimi eminim baya şaşırtmıştır. Hatta bazı gözlerin hızlı bir şekilde giriş bölümünü atlayıp aşağıya doğru indiğini ve bir parti adı aradığını görür gibiyim. Nedeni benim blogumda siyaset olmaması.

Hayatımın üçte birine yakınını yurt dışında geçirdiğim için şu ana kadar sadece bir genel seçimde oy verme fırsatım oldu, o da üniversite ertesi ilk oy kullanışım idi. Bana göre kutsal bir vatandaşlık görevi olan oy kullanma hakkımı diğer seçimlerde kullanamamam gerçekten üzücü.

Amerika’da yaşayan bizden yaşça büyük Türklerden öğrendiğimiz kadarı ile hangi partiden olursa olsun buraya seçim arifelerinde gelen siyasi büyüklerimiz her seferinde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının oy kullanma hakları konusunda yoğun bir çalışma içinde olduklarını ve bu yasayı mutlaka geçireceklerini söylemişler ve bütün suçu daima kendilerinden önceki hükümetlere atmışlar. Ne yazıkki, yıl 2009 ve bizlerin hala oy kullanma hakkı yok.

Günümüzde Avrupa’da çok ciddi bir oy potansiyeline ulaşmış, ABD’de ise nüfusu hızla artan ve kendi vatanındaki hükümetler tarafından daima ikinci plana itilmiş ama herşeye rağmen bir arada olmaya çalışan bir Türk toplumu var (ya da sizlerin değimi ile Gurbetçiler).

Aranızdan bazıları tamam genel seçimlerde oy hakkınız ancak yerel seçimlerde neden oy hakkı istiyorsunuz diye sorabilirler. Ben Türk pasaportu taşıyan ve yurt dışında yaşayan bir Türk vatandaşı olarak İstanbul’da bir ev aldığımda herhangi bir Türk vatandaşı gibi vergisini ödüyorsam, İstanbul’da bir şirket kurduğumda bana hiçbir ayrıcalık tanınmıyorsa ve yurtdışında yaşayan birçok Türk vatandaşı gibi kazandığımı ülkeme nasıl yatırırım diye düşünerek yaşıyorsam İstanbul’da oy kullanmak hakkım olmalı diyorum.

Postahane var, noter var, internet var, hadi hepsini geçelim Amerika’nın dört bir köşesinde masrafları ve maaşı devletim tarafından ödenen konsolosluklar ve çalışanları var.

Değerli siyasi büyüklerimize sesleniyorum. Biz yurt dışında yaşayan Türkler’in kutsal vatandaşlık hakkı olan oy kullanma hakkını neden bizlere çok görüyorsunuz?

flip-post

Kırtok.com 1. Blog Yarışması Flip MinoHD Video Kamera Kazanın

Güncelleme: Çekiliş sonuçlarına bu linkten ulaşabilirsiniz. Herkese katılımları için teşekkürler.

Friendfeed’de Burcu Tüzün‘ün sorduğu “Pazarlama Bloglarını Ne Sıklıkta Okuyorsunuz ve Favorileriniz Kimler?” sorusuna Taci Yalçın‘ın verdiği cevap kendi kendime “Neden Kirtok.com’u yazıyorum?” sorusunu bir kez daha sormama neden oldu. Sağolsun Burcu ve Taci.

Burcu Tüzün’ün Sorusu: Pazarlama bloglarını ne sıklıkta okuyorsunuz ve favorileriniz kimler?

Taci Yalçın’ın Yorumu: Pazarlama yazanlar arasında ”favorim” yok. Çünkü pazarlama yazan kişiler, aynı zamanda kendilerinin de pazarlamasını yapıyorlar ve bence bu durum onları ”favorileştirme” kıstaslarını ortadan kaldırıyor.

Her ne kadar kirtok.com benim kişisel blogum da olsa özellikle uzmanlık alanım olan internet pazarlama konusunda yazılar yazdığım için bir pazarlama blogu da sayılabilir. Baksanıza Blograzzi pazarlama kategorisinde 4. sıraya çıkmış kirtok.com.

Taci’nin yorumunu düşündükten sonra kirtok.com’u yazmaya başladığımda ne düşüncedeysem halen aynı düşüncelerde olduğumu farkettim. Sonuçta bu yoğun tempomda ciddi vakit ayırıp yazı yazmakta tek amacım elimden geldiğince tecrübelerimi Türkiye’de internete gönül vermiş arkadaşlarla paylaşmak, belki de ben de içinizden biriyim “ben başarıyorsam, siz de başarabilirsiniz” tadında samimi bir ortam yakalamaktı (yok yok siyasete girmiyorum). Ben şu ana kadar sonuçlarından, bana kazandırdığı yeni bir çevre ve dostluklardan çok memnunum, umarım 2009’da daha çok zaman ayırıp daha fazla yazılar yazacağım.

Ancak Taci’nin yorumundaki ince eleştiri beni biraz daha düşünmeye itti. Gerçekten pazarlama blog yazarlarının amacı aynı zamanda kendi pazarlamalarını yapmak mıydı? Bundan doğal ne olabilir diye düşünüyorum. Çok küçük yaştan itibaren farkında olarak ya da olmayarak kişisel markamıza ve kendimizi pazarlamaya bir ömür vermiyor muyuz? Sevgili Murat Esenli bas bas bağırarak MARKA SİZSİNİZ derken boşuna mı konuşuyor? Giyim kuşamımızdan eğitimimize kadar her türlü harcama sonuçta kişisel markamıza bir yatırım değil mi? Zaten bir kişisel blog yaparken, kimseye hesap vermeden, içimden ne geliyorsa, nasıl istersem yazayım diye açmıştım kirtok.com’u. iyi ki de yapmışım. Sevgili Taci, yorumuna aynen katılıyorum, sen yazana kadar düşünmemiştim açıkçası ancak şimdi farkettim, ben kirtok.com’da kendimi de pazarlıyorum. Geçenlerde tarot falımda ideal meslek: entertainer boşuna çıkmamış demek. Belki de şöhret, beğenilmek, takdir edilmek, saygıyla isminizden bahsedilmesi gibi duygular ve fiiller olmasa daha az bonkör oluruz bu hayatta.

Her neyse ben bunları düşünürken bakın aklıma ne geldi.Tamam ben şu anda hayatımda en değerli şeylerden birisi olan zamanımı ayırarak burada elimden geldiğince paylaşımda bulunuyorum. Karşılığında, normalde Türk kültüründe çok az olan ama kirtok.com’da cömertçe kullanılan TEŞEKKÜRler alıyorum. Bu beni fazlası ile mutlu ediyor, daha çok paylaşıma teşvik ediyor, gururumu okşuyor.

Bu fikirler aklımda dolaşırken, kendi kendime şunu sordum: “Ben okuyucularıma nasıl teşekkür ederim?” Yılbaşı ve tatil sezonu belki bitti ama heyecanı tam olarak bitmedi. Ben de bir yarışma yaparak bu aralar sevdiğim, hayatımda olan birkaç üründen alıp sizlere de hediye etmeye karar verdim ve Geleneksel :) Kırtok.com 1. Blog Yarışması bu şekilde doğmuş oldu. Buyrun ayrıntılar:

Kırtok.com 1. Blog Yarışması Ödülleri

1 Kişiye Flip MinoHD Video Kamera Hediye

Introducing MinoHD™: The World's Smallest HD Camcorder

Bu aralar oyuncağım haline gelen, dünyanın en küçük HD video kamerası Flip MinoHD.

İnanılmaz bir alet, tam 1 saat yüksek kalitede (high definition) video kaydı yapabiliyor. Cep telefonumdan çok daha küçük.

Hafta sonu gezmeye giderken, konferanslarda, toplantılarda, heryerde yanımda taşıyabiliyorum.

Ayrıca USB portundan herhangi bir bilgisayara bağladığınız an hiçbir ekstra CD istemeden, yazılımını kendi yüklüyor ve içinde çok pratik bir video editing yazılımı ile geliyor. İsterseniz Yahoo, Myspace Video gibi sitelere direk yükleme de yapabiliyorsunuz.

Flip MinoHD ile çekeceğim röportajlar, konferans videoları ve daha birçok videoyu çok yakında kirtok.com’da sizlerle paylaşıyor olacağım. Bu oyuncağımdan bir tane daha alıp sizlerden birine hediye etmek istiyorum.

1 Kişiye Search Engine Marketing, Inc. Kitabı Hediye

İnternet pazarlama ile ilgili 2008 yılı içinde okuduğum en kapsamlı ve en başarılı kitap.

Yeni başlayan birinin anlayacağı gibi kolay anlatımlı, ancak ciddi ayrıntılı konulara da yer vermiş Mike Moran ve Bill Hunt’ın birlikte kaleme aldığı bu değerli kitap, 2 saatin üstünde eğitim video DVD’si ile birlikte geliyor.

İnternet pazarlama ve özellikle arama motorları konusunda kendini geliştirmek isteyenler için bir başucu kitabı.

1 Kişiye internet pazarlama alanında favori kitaplarımdan birisi haline gelen Search Engine Marketing, Inc. hediye ediyorum.

1 Kişiye The Goal Adlı İş Hayatına Bakış Açımı Değiştiren bu Kitap Hediye

Çok zaman oldu okuyalı. Geçenlerde Türkiye’deki Kırtok.com Buluşmamızda da bahsettim. The Goal adlı kitap sıradan bir mühendisin çalıştığı fabrikayı yönetirken yaşadıklarını ve tecrübelerini bir roman tadı ile anlatırken iş hayatı ve yöneticilik üzerine inanılmaz dersler veriyor.

Constraint teorisinin çıkışına sebep olan bu kitap bana iş hayatında bottleneck (tıkanıklık, dar boğazlar) konusunu tam olarak anlamama yardımcı olmuştu zamanında. Yayına çıkışının üstünden yıllar geçmesine rağmen hala satış grafikleri yüksek bu kitap Eliyahu M. Goldratt tarafından kaleme alınmış.

Bir değerli okuyucuma da The Goal’u hediye ediyorum.

Yarışmaya Katılım Şartları

Toplamda en fazla 5-10 dakikanızı alacak 3 katılım şartı var:

  1. AhmetKirtok.com RSS‘ine üye olun. İsterseniz İngilizce Kırtok.com RSS linkim de burada. (1. basamak opsiyoneldir. RSS’ler’me üye olmasanız da yarışmaya katılabilirsiniz)
  2. Eposta listeme üye olun. Eğer şu ana kadar üye olmadıysanız, aşağıdaki formu doldurmanız yeterli. Hali hazırda email listeme üyeyseniz birşey yapmanıza gerek yok. (2. basamak yarışmaya katılım için zorunlu)

    Ad Soyad:
    Email:


  3. Blogunuzda bu yarışmadan da bahseden ve şu anda bulunduğunuz sayfaya link veren bir yazı yazın. İstediğiniz kadar kısa ya da uzun yazın, isterseniz beni eleştirin, isterseniz kirtok.com ile ilgili pozitif yazın, hiç farketmez. Sadece http://www.kirtok.com adresine Ahmet Kırtok ismi ile bir link ve istediğiniz şekilde bu sayfaya bir link vermeniz gerekiyor. Blogu olmayanlar ise üzülmesin. Friendfeed’de bu konuya link vererek yeni bir yazı açıp yorumlarınızı eklemeniz yeterli. Friendfeed’de bu konuya yorum yazmak yeterli değil arkadaşlar katılım için. Sizin yeni bir konu açıp buraya link vererek bir nevi yarışmanın promosyonunu yapmanız gerekiyor. Ancak blogu olanlar için friendfeed kabul edilmeyecek, kısa da olsa bloglarında bir yazı eklemeleri gerekecek. (3. basamak da yarışmaya katılım için zorunlu)

Yorumlar bölümüne yazdığınız yazıya (ya da friendfeed yazınıza) link verip adınız, soyadınız ve eposta adresinizi doğru girmeniz katılım için yeterli. Ayrıca herhangi bir sorunuz olursa yorumlarda ya da eposta ile sorabilirsiniz.

Sonuçlar

Ocak ayi son günlerinde katılımcılar arasında bir çekiliş yapacağım, ve hile hurda olmasın diye bu çekilişimi ustream‘den canlı yayınlayacağım (daha sonra kayıtlardan da izlenebilecek). Ve Şubat 1’de Türkiye’ye dönecek olan kardeşim Volkan hediyenizi size ister İstanbul ofisimizde takdim edecek (tabi çay kahve de ikram edecek), ya da dünyanın neresinde olursanız olun adresinize postalayacağım.

Yeni yıla girerken bir değişiklikle başlamak istedim. Sevdiğim ve hediye olarak belirlediğim bu 3 ürünü umarım sizler de sevmişsinizdir ve bu yarışmaya katılarak destek olursunuz.

2009-post

Hoşgeldin 2009

Koskoca bir yıl daha geride kaldı. Acısıyla, tatlısıyla geçen 2008 yılına veda ettik ve hoşgeldin 2009 dedik.

Takip ettiğim neredeyse bütün bloglarda yeni yıla girerken 2008’in özeti şeklinde birer yazı okudum. Bu yazımda ben de hem kişisel, hem de sektörel olarak 2008’in özetini, kazandığım tecrübeleri ve 2009 hedeflerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

2008 Kısa Bir Özeti

2008 yılı benim ve işlerim adına çok hızlı ve hareketli başlamıştı. 2007 Aralıkta Türkiye ziyaretim, ve bu ziyarette verdiğim girişimcilik konferansı ile birlikte Türkiye’de internet sektöründe bulunan değerli insanlarla tanışma fırsatı oldu.

2007’de %300’e yakın büyüyen e-ticaret şirketimizin Dumbo, New York’ta bulunan ofisleri yetersiz kaldığı için önemli bir karala Long Island City’deki yeni ofis ve deposuna taşındık. 2008’te çok büyük hedeflerimiz ve bir o kadar da kararsızlıklarımız vardı. 2007 sonuna doğru çok fazla konuşulan ekonomik krizin etkilerini ne zaman göreceğimiz en büyük belirsizlik idi. Ancak biz büyüme hedefi ile her adımı attık.

2008 yılına sadece büyüme ve hem Amerika hem Türkiye’de daha çok istihdam sağlama hedefe ile girdik. Temmuz 2008 itibari ile önceden hesaplamadığımız, hayatın bize sürpriz olarak sunduğu yeni fırsatları ve heyecanları değerlendirme hedefi ile e-ticaret işlerimizi yeni sahiplerine devrettik.

Girişimciler beni çok iyi anlayacaktır ki, sıfırdan kurduğunuz, her aşamasında alın teriniz olan bir işi, bir markayı satmak zor bir süreç. Bu süreç bize birçok tecrübe kazandırdı ve geleceğe daha sağlam adımlar atmamızı sağladı. İş hayatı olarak 2008 yılı bizim için ikiye bölünmüş oldu: İlk 6 ay ve ikinci 6 ay olarak.

2008 Kirtok.com – Blogumun Doğuşu

Bu arada Aralık 2007 Türkiye dönüşü ne zamandır aklımda olan ancak yoğun tempomdan dolayı proje aşamasında bekleyen, şu anda okuduğunuz kişisel blogumu yayına alabildim. İşlerimin yoğunluğundan dolayı çok fazla yazı yazamayacağımı biliyordum, ancak beklettikçe, erteledikce kafamı kurcalayan bir proje idi kirtok.com. İyi ki de ihmal etmeyip yazmaya başlamışım. Kirtok.com sayesinde birçok değerli insanla tanışma, arkadaşlıklar kurma imkanı buldum. İlk defa Türkçe yazarak, tecrübelerimi elimden geldiğince sektördeki genç arkadaşlarla paylaşma fikrim de böylece hayata geçmiş oldu.

2008 yılında Kırtok.com’da 50 civarı yazı yazabildim (Türkçe olarak). E-ticaretten internet pazarlamaya, girişimcilikten başarı hikayelerine, geniş bir yelpazede kişisel fikirlerimi paylaşma fırsatı buldum.

Beni pek şaşırtmasa da, 2008 yılında google’dan gelen ziyaretçilerimin önemli bir bölümü kolay para anahtar kelimesi ile arama yaptılar ve eğer burada kalıp yazılarımı okudularsa internette para kazanmanın hem çok kolay hem de çok zor olduğunu anladılar.

En çok yorum alan yazım, E-ticarette Niş Pazarların Önemi üzerine yazdığım konu oldu. Okunma ve yoruma göre toplamda en popüler yazım New York’ta bir Konferans üzerine yazdığım konu oldu.

Bir yıl boyunca istatistiklerim bana Türkiye’de internet kullanıcısı profili ve arama verileri üzerine çok değerli bilgiler sundu. Birçok Türk internet kullanıcısının yazarak para kazanmak konusunu araştırdığını öğrendim. İnternetten para kazanmak konusunun en çok aranan konulardan birisi olduğunu gördüm.

2008 Kasımında, Türkiye ziyaretim sırasında, son anda, plansız programsız da olsa bir Türkiye ziyaretimde bir Kirtok.com Buluşması organize ettik. Çok değerli insanlarla tanışıp, sohbet etme, Türkiye ve Amerika’daki internet sektörünü kıyaslama fırsatı bulduk.

2008 ikinci bölümü benim için çok daha verimli ve iş hayatı anlamında yoğun geçti. Gerek danışmanlık işlerimizde, gerekse kendi internet projelerimizde hedefimiz 2008 sonuna kadar çekirdek ekibimizi kurup, tam bir yol haritası çizmekti ve hedefimize ulaştık. Hatta bazı projelerimiz beklediğimizden çok daha hızlı yol aldı ve 2009 için önemli hedefler koyduk.

2009 Hedeflerim ve Planlarım

  • Haftanın 3 günü danışmanlık projelerime, 3 günü ise kendi projelerimize ayırıp, haftada 1 gün kesinlikle dinlenme hedefim var (umarım bu sene başaracağım).
  • Nakit yatırımımızı geri dönüşü hızlı ve küçük/orta büyüklükte internet projelerine yapıyoruz.  İlk 6 ay içinde en az 2 exit planımız var.
  • Ekonomik kriz şartlarına adapte bir nakit akışı planı ve 2009 sonuna daha büyük yatırımlara hazır, nakit pozisyonumuz güçlü gireceğiz.
  • Türkçe bir internet projesine imza atma planlarımız var.  Plan aşamasındayız, 2009 ilk çeyreğinde hayata geçirmeyi düşündüğümüz bir proje.
  • 2009 projelerimizin çoğu finans, eğlence ve Amerika’da KOBI’lere yönelik sektörler olacak.  Şirket olarak eticaret üzerine 2009 için bir proje planımız yok.
  • 2009’da daha fazla sektörel konferans ve seminerlere hem katılımcı hem konuşmacı olarak katılma planlarım var.
  • 2009 bizim için tam anlamı ile outsourcing yılı olacak.  Ağırlıklı olarak Filipinler’de olmak üzere ekibimizi ciddi bir şekilde büyütme hedefimiz var.
  • İnternet pazarlamada özellikle yönetimdeki yükün önemli bölümünü kardeşim Volkan’a devretme ve daha çok yeni projeler üzerine araştırma, planlama ve vizyon belirlemede yoğunlaşmayı düşünüyorum. Volkancım bu sene New York-İstanbul hattı senin güzargahın olacak :)
  • İnternet pazarlama üzerine bir kitap yazma projem var, ancak vakit olarak çok hazır olmadan başlamayı düşünmüyorum.   Bu nedenle 2009 sonuna doğru, ya da 2010 başına kayabilecek bir proje.  Ancak 2009 içinde bütün şartlarımız netleşince Amerika’da önemli bir yayın evi ile el sıkışabiliriz.
  • Son olarak hem Türkçe hem de İngilizce olarak Kirtok.com’a çok daha fazla vakit ayırıp, daha çok yazı yazma, röportaj yapma ve videolar ekleme planım var.

Umarım 2009 hepimiz için sağlıklı, başarılı, huzurlu, mutlu ve barış içinde geçer.  Peki sizin 2009 hedefleriniz neler?

istanbul-universitesi-post

Hayatımı Değiştiren Bir Polis, Bir Bekçi ve Bir Profesör

Üniversite birinci sınıfta, henüz ilk aylar okulda.  Amerika’dan yeni dönmüş olmanın verdiği kültür şoku, İstanbul’a yeni yerleşmiş olmam ve tek başıma yaşıyor olmam, bu yeniliklerin verdiği müthiş heyecan ve yepyeni bir beyaz sayfa hayatımda.

Bu geçiş sürecinde farkında olarak ya da olmayarak bana inanılmaz destek olan bir deha bilim adamı, Prof. Dr. Ruhi Kaykayoğlu‘nun dersi ile ilgili bir proje ödevi. Daha doğrusu üniversite hayatımda ilk projem.

Ben mühendis olmak, buluşlar yapmak, dünyada ülkemin adını Türk buluşları ile duyurmak isteyen çok toy, genç ve tecrübesiz bir öğrenci olarak bu ilk projeye nasıl hazırlık yapacağımı Ruhi hocam ile konuşuyorum odasında.

O zamanlar Ruhi Kaykayoğlu bölüm başkanımız. Başarılarla dolu akademik geçmişi dışında, insanlığı, samimiyeti, her zaman, hiç çekinmeden odasına girip her türlü konuda fikir danışabilmemiz için bizi teşvik eden, bozuk Türkçesi ile konuşması bile bize çok hoş gelen, şahsen ufkumun genişlemesinde büyük rol oynamış, Türkiye’ye az gelebilecek gerçek bir bilim adamı.

Üniversite Birinci Sınıfta Bir Mühendislik Öğrencisinin İlk Projesinin Hikayesi

İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüs’ündeki kütüphane (o zamanlar) çok yeni olduğu ve içinde tahminim 100-200 civarı kitap bulunduğu için kaynak çalışması yapmaya bizi Beyazıt Kampüsü’ndeki büyük kütüphaneye yönlendirmişti hocamız. Ben çok yoğun geçen bir günün üstüne çalıştığım yere o gün işe gelemeyeceğimi haber verip okuldan çıkarak bir otobüse bindim ve Beyazıt Kampüsünün yolunu tuttum.

Araştırma İçin Beyazıt Kapmüsüne Gidiş

Yolda kendimce rüyalar alemindeyim. Aklımda birkaç ay önce WPI kampüsünde bir yetklinin bana tanıtım turu yaptırırken gördüğüm Makina Mühendisliği 3. Sınıf öğrencilerinin yaptıkları solar enerji ile çalışan aracın testlerini yaptıkları an var. İşte diyorum, gerçek mühendis, büyük projeler yapmalı, dünyaya faydalı şeyler sunmalı. Sonra 1996’da Cornell gezim geliyor aklıma. Sıfırdan bir hayata başlayıp Cornell gibi dünyanın en önemli üniversitelerinden birinde doktora yapmakta olan ve yaptığı inanılmaz araştırmalarla bana araştırmacılık ruhunu bir hafta yanında kaldığım sürede bir kere daha aşılayan Sami abi geliyor aklıma. Her zaman rol model olarak aldığım, hayatını araştırmaya adamış babamın (Profesör Yusuf Kırtok) araştırmanın ve eğitimin önemini vurguladığı, ve kulağıma küpe olarak takıp, hep yanımda taşıdığım onlarca söz geliyor aklıma.

Heyecanım gitgide artarak, hayaller kurarak otobüs yolculuğumun sonuna yaklaşıyorum.

İkinci otobüsteyim ve otobüs Beyazıt yokuşuna girince trafik çok yavaşlıyor, hatta bir yerde duruyor ve halk otobüsü muavini inip yürürsek meydana daha hızlı ulaşacağımızı söylüyor. Bizler de iniyoruz ve yürümeye başlıyoruz. Beyazıt Meydanını ilk defa görüyorum hayatımda, ancak yanlış adrese geldiğimi düşünüyorum, çünkü burası bir üniversiteden kampüsü girişinden çok savaşa hazır bir ordunun harekete geçmeden toplandığı kışlaya benziyor. Kapının önündeki meydanda yüzlerce polis, sıralanmış şekilde bekliyorlar. Hepsi ellerinde cop ve kalkanlarla.
İstanbul Üniversitesi

Hayatımı Değiştiren Polis

Ben yavaşça kaldırım tarafındaki polislerden birisine, “pardon kampüse nasıl girebiliriz” diye soruyorum, o da bana “sen burada öğrencimisin” diye soruyor.

Ben de sonuçta kampüs farklı da olsa İstanbul Üniversitesi öğrencisi olduğum için saf saf “Evet” diye cevap veriyorum. Beni koruyup kolladığı henüz çok küçük yaşta kafama işlenmiş, hep kutsal bir meslek sahibi olarak gördüğüm, bizim güvenliğimiz için canını siper eden o yüce meslek sahibi bu polis, sağ elindeki cobu yavaşça havaya kaldırarak “.iktir git, komunist şerefsiz” diyerek üstüme hamle yapıyor. Ben de refleksle bir adım geriye giderken bir yandan savunmaya geçiyorum ve “abicim siz yanlış anladınız ben Avcılar kampüsünden geliyorum, mühendislik öğrencisiyim, hocamız Profesör Ruhi Kaykayoğlu kütüphane için bu kampüse gelmemi söyledi” tarzında birşeyler söylüyorum.

Polis abi de bana “Lan olum niye baştan söylemiyon, az kalsın yiyodun sopayı” diyerek sırıtıyor. Sonra hatasını affettirmek istercesine beni yanına alıp, yüzlerce polisin arasından geçirerek üniversite kampüsü kapısına getiriyor.

Hayatımı Değiştiren Bekçi

Kapıda bir bekçi ben tam içeri adım atarken kolumdan tutuyor ve kimlik diyor. Ben de üniversite kimliğimi çıkartıp, gülümseyerek uzatıyorum. Tam içeri doğru adım atmak için hamle yapacakken bekçi bana, “Beyazıt öğrencisi değilsen giremezsin” diyor. Ben de durumu açıklayıp Avcılar Kampüsünde okuduğumu ve kütüphaneye geldiğimi sölüyorum. Bekçi yeni gelenlerin kimliklerini soruyor ve sanki ben o anda orada yokmuşum gibi davranıyor.

Ben de beyefendi, lütfen benim sorumu cevaplar mısınız, bir İstanbul Üniversiteli olarak üniversite kütüphanesine gitme hakkım yok mu diyorum. O da bir anda beni adam yerine koyup bana dönüyor ve gayet pişkin bir tavırla “Yav delikanlı akşam akşam adamı deli etme, gerizekalımısın, anlamıyor musun, giremen dedik” diyor.

Ben birkaç saniye yaşadıklarımın bir kabus mu yoksa gerçek mi olduğunu kavramaya çalıştıktan sonra arkamı dönüp yürümeye başlıyorum ve arkamdan “Hah anladı sonunda salak” tarzı cümlelerin gittikçe sesi azalıp, uğultuya dönüşene kadar yürüyorum.

Ancak dönüşte, meydanda yüzlerce polisin arasından yürürken beni siper edecek kapıya getiren bir polis yok, ve kampüsten o anda çıkmış komunist bir İstanbul Üniversiteli damgam alnımda polislerin bakışları ve itişleri arasında yürüyorum. Ve ilk defa çok ciddi anlamda korkuyorum.

Hasretle hayalini kurduğum Türkiye’ye dönmüşüm, en büyük isteğim olan İstanbul’da üniversite öğrencisi olarak tek başıma bir yaşama başlamışım. Hala buram buram ülkem tütüyor burnumda. Ve ben benim can güvencem, Türki polisim sayesinde korka korka hayatı sorgulayarak yürüyorum. Henüz altından geçme fırsatı bulamadığım, o ihtişamlı, tarih kokan İstanbul Üniversitesi kapısından meydana kadar 2-3 dakikalık yürüme mesafesi bana aylar yıllar gibi geliyor.

Eve dönüşte yol boyunca olayın şokunu üzerimden atamıyorum. İçimde üzüntü, isyan, pişmanlık, baş kaldırma, ülkemi kurtarma, kaçıp gitme ve daha birçok duygu fırtınası ile eve ulaşıyorum.

Hayatımı Değiştiren Profesör

Ben lisede New York’ta öğrenci iken bana elleri ile yazdığı bir mektup ile Türkiye’ye dönmemde en büyük etkiyi sağlayan, daha sonra üniversiteyi bitirdikten sonra yanına gidip hocam ben Amerika’ya gidip master yapacağım, fikrinizi almaya geldim dediğimde bana destek olup yol çizen değerli insan Ruhi Kaykayoğlu.  Kendisine ne kadar minnetar olsam azdır.

Üniversitenin ilk dönemi sürecinde bu ve buna benzer birçok olay beni Türkiye’de eğitim sisteminden soğuttu. İlk dönemin sonunda Ruhi Hocamın da bölümden ayrılıp Bahçeşehir Üniversitesi’ne geçmesi ile beni bölüme bağlayan çok da birşey kalmadı. Benim hatalarım olmadı mı? Tabi ki olmuştur, hem de fazlasıyla, ancak hata yapmayan mükemmel insanlar olsak eğitim almak için neden çırpınıp duralım ki?

O sıralar iş hayatı ve yeni gelişmekte olan internet sektörü cazibesine kapılıp mühendislikten iyice soğudum. 4 yıl boyunca sadece kitaplara gömülerek hiçbir pratik yapmadan, ilk dönem sonunda sınavlar dışında uğramadığım bir bölümden bir diplomam oldu. Kız istemeye giderken mühendis oğlumuz deyip gurur duysun ailem diye geçen koskoca 4 yıl.

Kıssadan Hisse

Gerek iş hayatında, gerekse özel hayatınızda, bazen çok yapmak istediğiniz şeyler çevre ve ortam faktörlerinin elverişli olmaması nedeni ile başarıyla sonuçlanmayabilir.  Ben kendi adıma kader ve kısmet kavramlarına da inanan biriyim.

Şimdi geçmişe bakıp düşündüğüm zaman, belki de o polis ve o bekçi olmasa ve o olay yaşanmamış olsa şimdi birçok olaya bakış açım farklı olabilirdi diye düşünüyorum.  Her zaman yaptığım gibi bu tecrübeden de negatif sonuçları değil, olabildiğince pozitif sonuç ve tecrübeleri yanıma alıp yoluma devam ediyorum.

Ve son olarak, değerli emniyet müdürümüzün söylediklerinin verdiği zafer sarhoşluğu ile sizi yolda durduran polislere kimlik sormamanızı sağlığınız açısından tavsiye ediyorum (bu hikaye başka bir yazıya artık).

Kalın sağlıcakla

kirtokcom3thumb

Kirtok.com Buluşması Video ve Fotoğrafları

Geçen ay Türkiye ziyaretim sırasında 12 Kasım 2008 tarihinde Kirtok.com Buluşması adı altında internet sektöründen çok değerli arkadaşlarla buluşma, tanışma ve sohbet etme fırsatı yakalamıştım.

Türkiye’den döndükten sonra yoğun çalışma tempom nedeni ile bu buluşma ile ilgili yorumlarımı, teşekkürlerimi, fotoğraf ve videoları sizlerle paylaşma fırsatını ancak yakalayabiliyorum.

Öncelikle çok geç haber verebilmeme ve hafta içi iş çıkışı olmasına rağmen çok değerli vakitlerini ayırıp bu buluşmaya gelen bütün arkadaşlara teşekkürlerimi tekrar iletmek istiyorum. Ayrıca Takas Merkezi‘nden sevgili Önder Eren‘e video ve fotoğraf çekimleri için bir kez daha teşekkürler.

Çok samimi, sohbet havasında, konudan konuya atlayarak çok sıcak bir buluşma oldu benim açımdan, ve internette Türkiye’de de çok değerli yeni isimlerle tanışma fırsatım oldu. Buluşmaya katılmak isteyip katılamayan ya da ilgisini çeken arkadaşlar için videoları özet şeklinde de olsa sunuyorum.

Ve Kirtok.com Buluşmasından Fotoğraflar

Ayrıca değerli vakitlerini ayırıp Kırtok.com buluşması ile ilgili yazı yazan Önder Eren’in Ahmet Kırtok ve Kirtok.com Buluşması yazısını ve Murat Esenli’nin Amerika’da bir Türk Girişimci Markası Ahmet Kırtok adlı yazılarını okumanızı da tavsiye ederim.

Birdahaki Türkiye’ye gelişimde görüşmek üzere.

Kırtok.com Buluşması

UPDATE: Kirtok.com Buluşması videoları ve fotoğraflarını ekledim siteye. Katılabilen herkese tekrar teşekkürler, katılamayan arkadaşlara söz, bir dahaki sefere daha erken haber vereceğim.

Tarih: 12 Kasım 2008 Çarşamba
Saat: 18:00 – 20:00
Yer: Profilo AVM – Schiller Cafe

Türkiye’de geçen ilk hafta hem kişisel hem işlerle ilgili çok yoğun geçti. Email atan, yorum yapan ve telefonla görüştüğüm herkese tekrar teşekkürler.

Türkiye’ye gelmişken herkesle görüşmek fikir alışverişi yapmak istiyorum, ancak zaman buna müsade etmiyor. Bu nedenle hep beraber buluşalım, tanışalım diyorum, ne dersiniz?

Etohum‘dan Burak ve Takasmerkezi‘nden Önder’in tavsiyesi üzerine Profilo Alışveriş Merkezinde Schiller Cafe adlı mekanı seçtim bu buluşma için. Saat 18.00’de başlayacak, herhangi bir konusu olmayacak, tanışma, soru cevap, sohbet şeklinde geçecek bir toplantı olacak.

Eğer gelebilirseniz aşağıda yorumlara geliyorum ve kaç kişi geleceğinizi belirtebilirseniz sevinirim. Bu şekilde kaç kişi olacağımızı öğrenmiş oluruz.

Çarşamba günü görüşmek üzere.

P.S. Katılım için RSVP ya da yorum yazmak zorunlu değildir. İsteyen herkes katılabilir.

122

Pozitif Olun ve Gülümseyin

Pazar günü İstanbul’a geldim ve üç günde ancak kendime gelebildim.  Türkiye’ye her gelişimde yaşadığım yoğun tempo başladı bile.

Tam 11 ay oldu Türkiye’ye son gelişimden sonra ve bu zaman çok çabuk geçti.  Belki yurt dışında yaşayan birçok kişi bana hak verecektir, uzun süre sonra ülkemize her dönüşümüzde gelişim, değişim ve farklılıklar çok çabuk gözümüze çarpar.

Son gelişimden sonra tabi ki birçok değişim gözüme çarptı ancak beni her zaman üzen bir konudan bahsetmek istiyorum ve sizlerin yardımına ihtiyacım var.

Bize toplum olarak ne oluyor?  Bu karamsarlık neden?

Sabah evden çıkıp bakkala uğramakla başlayan günüm birçok arkadaş görüşmesi ve toplantı ile geçiyor.  Herkesin suratı ASIK.  Kimse gülümsemiyor, kimse birbirine teşekkür etmiyor.  Uçakta servis yapan Türk Hava Yolları hostesleri bile teşekkür ettiğimde sanki birşey söylememişim gibi suratıma bile bakmadılar.

Bindiğim taksi bir bilgisayar oyunu oynar gibi yayaları ezmek istercesine üstlerine sürüyor.  Hastanede sıra bekleyen hastaları sekreter ufak bir çocuğu acımasızca azarlar gibi azarlıyor.  İnsanlar yolda yürürken birbirine çok sert ve çok sinirli bakıyor.

Benim bu güzel ülkemin bu güzel insanları neden bu kadar mutsuz?  Sinirli ve mutsuz başlayan bir gün nasıl verimli ve olumlu geçebilir?

Belki içinde yaşadığımız için çok farkında değiliz ancak sürekli negatif bir yaklaşım hem iş hem aile yaşantımızı çok ciddi etkileyebilir.

Sizden bir ricam var.  Bir günlüğüne bile olsa güne pozitif başlayın, gülümseyerek evden çıkın.  Tanıdık tanımadık herkese gülümseyin, merhaba ve günaydın diyerek güne başlayın.  Bütün gün pozitif olun ve herkese teşekkür edin.

Hem kendiniz mutlu olacak hem de beni mutlu edeceksiniz.  Şimdiden teşekkürler hepinize.

Türkiye Seyahati

İşlerimin yoğunluğu nedeniyle yazamıyorum uzun zamandır.  Yeni projeler, yeni heyecanlar, yeni yoğunluklar bitmiyor.  Bütün emaillara cevap vermesem de hepsini okuyorum.  Cevap yazamadıklarım ya da yazmayı unuttuklarım için kusura bakmayın.

Çok kısa da olsa merhaba demek istedim.  Bu yaz iki kez erteledeğim Türkiye seyahatim sonunda yarın başlıyor.  2-22 kasım tarihleri arasında Türkiye’de olacağım.  Aile, arkadaşlar, ve toplantılar derken yine benim için tatilden çok koşuşturma olacak ancak yıllardır hiç eksilmeyen her memlekete gelmeden başlayan heyecan yine başladı.

Kimbilir belki İstanbul’da iken bir Kirtok.com buluşması yapıp hem gelebilen arkadaşlarla tanışma hem de sohbet etme fırsatı buluruz. Ne dersiniz?

Soru & Cevap 1 CEVAPLAR

Soru & Cevap serimizin birinci turundaki soruların cevapları:

Soru 1 (Erhan): Masa başında ancak kendi yağında kavrulacak kadar işler yapan, cesaretini ve yaratıcılığını bir türlü ateşleyemeyen bir bilişim elemanı ne yapar da girişimci sıfatına sahip olur? Başka bir şehirde, başka bir ülkede yeni bir hayata başlar, başarılı olur?

Sevgili Erhan, burada en önemli konu senin yapacaklarına inanman. İyi bir girişimci olabilmenin birçok ön şartı olabilir ancak en önemlisi kendine güven ve başaracağına inanmaktır. Risk almak her zaman gereklidir ancak riskin dozu da önemlidir.

Eğer izlemediysen girişimcilik üzerine verdiğim konferans videomu izlemeni tavsiye ederim. Bu konular üzerinde konuştuk orada uzunca.

Soru 2 (Selim): Amerikada yada başka ülkelerde yapılmış denenmiş yada beta durumda olan projelere(özellikle e-ticaret ile ilgili olanlar) hangi kanallardan ulaşabiliriz? türkiye de uygulamak istersek(örn:gittigidiyor) nelere dikkat etmek gerekir?

Selim, eticaret sektöründe büyük ve göze batmaya başlayan projeleri sektörel dergiler, konferanslar ve bloglardan takip edebilirsin. Internet Retailer ve Practical Ecommerce sektörün önde gelen iki dergi/web sitesidir.

Internet Retailer’ın Amerika’da fuarları da olmakta, ve bu fuarlarda sektörün önde gelen isimleri ve eticaret site sahipleri bir araya gelmektedir.

Ancak bloglarda ve haber sitelerinde olup bitenleri herkes takip etmekte. Gerçek anlamda olup bitenleri, yeni projeleri ve çok sıcak haberleri ancak birebir bağlantılar ve network ile sağlayabilirsin.

Bu tarz projeleri Türkiye’de uygulamak istersek nelere dikkat etmeliyiz demişsin. Çok güzel bir noktaya değinmişsin. Amerika’da tutmuş bir projenin Türkiye’de ya da başka bir ülkede tutma garantisi yoktur.

Ben bu konuda ilk olarak içgüdü diyorum. Amerika’da yeni başarılı olmaya başlayan bir proje gördüğüm an bana 6. hissim bu Türkiye’de tutar ya da tutmaz diyebiliyor. En önemli iki etken: Dil ve kültürel farklılıklar. Projeyi bu iki açıdan ele almak gerekiyor. Eğer bu site Türkçe dilinde olsa aynı başarıyı yakalar mı ve Türk kültürü bu projeye sıcak bakar mı.

Tekrar belirtmek istiyorum ki Amerika’da tutmuş bir projenin Türkiye’de de tutacak diye bir garantisi yok. Craigslist’in Türkiye uygulamasında bir örnekle bunu anlatmıştım.

Soru 3 (Ali Barçın): Bizler burayı takip ediyoruz, peki ya sizin takip ettiğiniz bloglar/siteler neler?

Hepsini yazmaya kalksam çok ciddi vakit alır, ilk aklıma gelenleri hemen yazayım (ilk aklıma geliyorlarsa bana göre en önemli sitelerdir):

Günlük girdiğim sanırım bunun 3-4 katı site vardır, ancak ilk aklıma gelenler bunlar.

Soru 4 (Ali Barçın): Türkiye’nin eticaret konusunda yolun çok daha başında olduğunu tespit etmenize rağmen, neden Türkiye’ye dönüp uzmanlık alanınız olan bu işi yaparak bu pastadan pay kapmayı denemiyorsunuz? (Amerika’daki mevcut projelerinizden haberdarım ancak Türkiye’de böyle bir girişiminiz yok diye biliyorum.)

Şimdilik Amerika’da kurulu bir düzenim var, kesin dönüş anlamında bir planım yok, ancak Türkiye ile ilgili birçok proje önümüzdeki yıl planlarımızda konuşuyoruz.

Pastadan pay konusuna gelince, maddi anlamda düşünürsek Amerika’daki projelerin getirisi çok daha yüksek, benim için Türkçe bir proje ya da Türklere yönelik bir proje yapmamdaki en büyük motivasyon duygusal anlamlarda olabilir.

Bizim gibi yurtdışında yaşayan insanların hep aklının bir köşesinde birgün ülkesine dönüp başarılı işlere imza atmak vardır. Ancak şimdilik buralarda elimizden geldiğince ülkemizi başarılı bir şekilde temsil etmeye çalışıyoruz.

Soru 5 (Ali Barçın): Bugüne kadar internetten sağlanan kazançlar arasında sizi en şaşırtanı ne oldu?

Üstünde Meryem Ana’nın silüeti olan bir kızarmış ekmek parçasının eBay’de açık arttırmada $22,000’a kadar yükselmesi beni gerçekten şaşırtmıştı :)

Soru 6 (Ali Barçın): Bugüne kadar internette kesin tutar dediğiniz ama ömrünün çok kısa sürdüğü bir proje (Sizin ya da başkasının) oldu mu?

Oldu, ismini veremeyeceğim bir proje. Tanıdığım birinin eBay’e rakip olarak başlattığı bir açık arttırma sitesi idi. eBay’i geçemeyeceğini en baştan itibaren biliyorduk ancak hedeflediği pazar paylarını alacağını ve başarılı olacağını düşünüyordum. Ancak çok kısa süren bir ömrü oldu (birçok nedenden dolayı).

Soru 7 (Ahmet): paypal şu anda türkiye de etkin bir şekilde kullanılmıyor.yakın zamanda bir türk bankasını paypal ile bir ortaklığı olacak.tabii bu da paypal kullanımının artmasına neden olacak.türkiye de e ticarette neleri değiştirir.bundan nasıl kazançlı çıkabiliriz.

Türkiye’de hali hazırda başarılı ve çok kullanıcısı olan shopping cart sistemlerine paypal plugin yazan parayı toplar :)

Ben paypal konusunda hem pozitif hem negatif düşüncelere sahibim, belki ayrıntılı bir yazı ile paypal konusuna girerim, çünkü çok uzun sürer şimdi yazarsam.

Bence en önemli faktör Türkiye’deki birçok freelancer’ın dünyaya daha çok açılmasını sağlamak olacak. Benim çevremde bildiğim birçok teknoloji şirketi sahibi arkadaşım sadece ve sadece paypal ile ödeme yapıyor freelancer’larına. Bu durumda Türkiye’de Anadolu’nun bir köşesinde evinden çalışan bir freelancer arkadaşımız bile dünyanın önde gelen firmalarına proje yapıp, fatura kesip, ödeme alabilecek.

Bunun yanısıra ufak ölçekli birçok girişimci e-ticarete girebilecek. Çünkü bir merchant hesabı açmak birçok prosedür isteyen birşey, ancak internet girişimcisi sitesini paypal ile yaklaşık 5dk içinde alışveriş yapılabilen bir site haline getirebilecek.

soru-cevap

Soru & Cevap 1 (31 Temmuz 2008)

Güncelleme: CEVAPLAR yayınlanmıştır. Bu konu yeni sorulara kapanmıştır. Bir sonraki Soru & Cevap’ta sorularınızı sorabilirsiniz.

Dünyada ünlü birçok blog yazarının düzenli uyguladığı bir yöntem: Soru & Cevap. Çok uzun zamandır işlerimin yoğunuğu nedeni ile yazı yazamıyorum, sizleri de özledim ve bu akşam bilgisayar başına bir yazı yazmak için oturdum. Ancak nedendir bilmem bir saattir birçok konuya başlamama rağmen bitiremedim.

Bu nedenle sizden kısa kısa sorularınızı bekliyorum. Benim maksimum 2-3 cümlede cevap verebileceğim tarzdan sorular olursa çok sevinirim.

İnternet, SEO, e-ticaret, teknoloji, kişisel, liderlik, girişimcilik, aklınıza ne gelirse sorabilirsiniz. Tabi ki her soruyu cevaplama garantisi vermiyorum, ancak vaktim yettiği kadar, çok özele inmedikçe, bütün soruları cevaplamak amacım.

Hadi merak ettiğiniz herşeyi yorumlar bölümünde sorun şimdi.

24 Mayıs 2008 New York Türk Günü Yürüyüşü

Cumartesi günü yılda bir kez düzenlenen geleneksel Türk Günü Yürüşü New York’ta coşku içinde kutlandı.  Yıllardır şans eseri hep New York dışında olduğum için Türk Günü Yürüşüne ilk defa katılma fırsatım oldu.  Daha önceki senelerde Türk gününe katılan arkadaşlarımın söylediklerine göre bu sene daha coşkulu ve kalabalık geçti Türk günü.

Uzun bir konvoy şeklinde olan Türk Günü Korteji Madison Bulvarından aşağıya gelerek 46. cadde ve 2. bulvar köşesinde konsolosluğumuzun hemen yanında olan bir parkta düzenlenen aktiviteler ve konserlerele devam etti.  Amerika’da yaşayan biz Türklere mutluluk ve gurur veren bu günü daha fazla anlatmaktansa fotoğraflarla sizlerle paylaşmak istedim.

Türk Günü Kortejinde Türk, Amerikan ve Kıbrıs Bayrakları

Türk Günü Kortej - Bayraklar


Türk Günü Kortejinde Arabalar ve Bayraklar

Türk Günü Kortej - Arabalar


Türk Günü Kortej - Arabalar


Türk Günü Kortej - Arabalar


Protokol Bölümü

Türk Günü Protokol


En Başarılı, En Neşeli ve En Güzel Kortej Aracı – Karşıyaka USA Derneği

Karşıyaka USA Derneği


Halk Oyunları Ekipleri

Halk Oyunları Ekipleri


Halk Oyunları Ekipleri


ITSS Türk Öğrenci Derneği

ITSS Türk Öğrenci Derneği


ITSS Türk Öğrenci Derneği


Katılımcı Türk ve Amerikan Vatandaşları

Türkler


Günün En Önemli Fotoğrafı

Atatürk Sevgisi

Bu kesinlikle günün en önemli fotoğrafı idi ve beni çok duygulandırdı. İki Amerikalı bayan ellerinde bir pankart ve aynen şunlar yazıyor:

“The Leader of the 20th Century, Ataturk, Thank you for Women’s Rights”

“20. yüzyılın lideri Atatürk, Kadın Hakları İçin Teşekkürler”…

Seneye Mayısta Türk Günü Yürüşünde buluşmak üzere. Son olarak bir de kendi fotomu ekliyorum :)

Fenerbahçe Forması ile Ben

Kirtok.com'u Yayından Kaldırıyorum

Sevgili dostlar

Kirtok.com’u kurmakta tek amacım elimden geldiğince tecrübelerimi Türkiye’de internet sektörü ile ilgilenen genç arkadaşlar ile paylaşmaktı.  Bunun yanısıra burası kişisel blogum olacaktı.

Ancak sanırım Türkçe ilk defa bir blog yazdığım için yeterince kendimi ifade edemedim.

Şu ana kadar gelen yorumların %65’i direk bana ve aileme küfür ediyordu (tabi ki modere ettim), diğer %36’sı ise Türkiye devletine küfür ediyordu.

Herneyse, üzülerek söylemek isterim ki Kirtok.com’a bu son yazım.

Sayıları çok az da olsa takip eden okurlara teşekkürlerimi iletiyorum.

Sevgiler, hoşçakalın

Ahmet KIRTOK

Not: Bu yazi 1 Nisan şakası idi :)  Yaklaşık 5dk içinde 3 güzel yorum almak da beni sevindirdi açıkçası :)  Hiçbiryere gitmiyorum merak etmeyin, henüz küfür eden de olması, olursa da o zaman düşünürüz :)

Buket Uzuner New York Söyleşisi

Dün akşam ofisten çıktıktan sonra Buket Uzuner’in de aralarında bulunduğu farklı ülkelerden yazarların bir söyleşisine katılmak için Housing Works Used Book Cafe‘ye gittim.  Birçok Türk’ün bu söyleşiye katılmasını tahmin ederken, sanırım 5-10 arasında Türk’ün orada olduğunu görmek beni üzdü.

Ben Türkiye’den gelmiş yazar, şair, ressam, politikacı, hiç farketmez kim olursa olsun eğer New York’ta bir aktivitesi var ise elimden geldiğince, vaktim oldukça gidip desteklemeye çalışıyorum.  Ancak birçok kez ilgi azlığı beni üzüyor.  Birçok ortamda yapılan Türkler birbirine destek olmuyor, kenetlenip Amerika’da birbirimizi desteklemeliyiz vs gibi konuşmalar uygulamaya gelince genelde rafa kalkıyor.

Buket Uzuner’in de aralarında bulunduğu bu yazar topluluğu New York’un kuzeyinde Hudson‘da bir proje için buradalar.  Anladığım kadarı ile belli bir süre aynı ortamda yaşayarak hem yazılarını yazıyorlar hem de sürekli farklı kültürlerden ünlü yazarlar ile edebiyat bilgi alışverişi yapma fırsatları oluyor.  Buna bir edebiyat kolonisi diyorlar ve Hudson New York’ta ormanın içinde 3 köşkte kalıyorlar.  Bu kadar huzurlu ve yaratıcı bir ortamda eminim çok başarılı romanlar, hikayeler doğacaktır.

Buket Uzuner ile söyleşiden sonra konuşma fırsatımız oldu, daha sonra katılımcıların da aralarında bulunduğu 10 kişi kadar bir gurup ile hemen bu cafe’nin karşısında Puck Fair adlı bir bara geçerek muhabbete devam ettik.

Buket Uzuner çok samimi, çok mütevazi ve içten birisi.  Kitapları birçok dile çevrilmiş, dünyada birçok okuyucusu olan böylesine ünlü bir yazarın bu kadar mütevazi olması beni çok şaşırttı.  Kendisi ile tanışmak ve muhabbet etmek beni sevindirdi.

Buket Uzuner’in New York Söyleşisinden Fotoğraflar
(iPhone kapalı ortamda çok kötü fotoğraf çekiyor, kusura bakmayın)

Buket Uzuner New York Söyleşi

Buket Uzuner New York Söyleşi

Buket Uzuner New York Söyleşi

Buket Uzuner New York Söyleşi

Buket Uzuner’e başarılar diliyorum, umarım daha birçok başarılı kitaplara imza atar. New York’a tekrar bekliyoruz.

Kirtok.com Blograzzi'de Günün Blogu Seçildi

Türkiye’de internet sektöründe isimleri önde gelen Webrazzi‘den Arda Kutsal ve Inveon ekibinin projesi olan Blograzzi Türkiye’de bir ilki başardı.  Henüz beta yayınına devam eden Blograzzi Türkiye’de blog severlerin hergün uğradığı bir kaynak haline geldi.

Blograzzi sayesinde birçok başarılı Türkçe Blogdan haberim oldu, açıkçası Türkçe blog okumaya başladım.  Saolsunlar, bugün (16 Mart) benim blogumu günün blogu seçmişler.  Blograzzi’den bloguma gelen ve ilk ziyareti olan bütün arkadaşlara hoşgeldiniz diyorum.  Umarım yorumlarınızı paylaşıp henüz çok yeni olan blogumun geleceği ile ilgili bana yol gösterirsiniz.

Herhangi bir websitesi ile bir blogu ayıran en büyük özellik, blogların kişisel olması ve okuyucular ile yazar arasında karşılıklı diyalog kurulabilmesi bence.  Bu nedenle çok kısa da olsa yorumlarda kendinizi tanıtırsanız beni mutlu etmiş olursunuz.

Blograzzi aracılığı ile bloguma ilk ziyarette bulunan bütün arkadaşlara tekrar hoşgeldiniz diyorum. 

Blograzzi

Herkese Merhaba

Herkese merhaba.  Şu ana kadar birçok İngilizce blog yazdım, ve çok kısa süreli bir Türkçe blog yazma denemem oldu.  Ne zamandır aklımda olan bir proje, ciddi vakit ayırıp, dolu bir içeriği olan bir Türkçe blog hazırlamaktı.  Ve işte bu proje sonunda hayata geçti, hepiniz Kirtok.com’a hoşgeldiniz.

İsmim Ahmet Kırtok, ABD’de New York’ta yaşıyorum ve bir girişimciyim.  Ağırlık olarak internet ve eticaret üzerine olmakla beraber birçok farklı konu ve sektöre ilgi duyuyorum.  Burada gerek iş hayatımda gerekse günlük hayatımda yaşadıklarımı sizlerle paylaşma fırsatı bulacağım.

Bazen teknik bir konuda yazılar yazıp, bazense Amerika’daki Türklerle ilgili bir yazı yazacağım, belki gelecek taleplere göre video ve podcastler ekleyip, başarılı insanlarla röportajlar yapacağım.

Bu site tamamen kişisel bir site olarak yayın hayatına devam edecek.  Sizlerin yorumlarınızla katılımları birçok konuda bu siteye yön verecek.

Umarım karşılıklı fikir alışverişi yapar, birbirimizden birşeyler öğrenir, ve burada hoşça vakit geçiririz.

Sevgi ve saygılarımla

Ahmet Kırtok