BLOG - Marka

gecis-bariyeri

Ürün, Servis & Markalar Arası Geçiş Bariyeri

1997 yılında ilk cep telefonuma sahip oldum. Turkcell’den aldığım bu hattı 2002 yılında ABD’ye yerleşene kadar hiç değiştirmedim. Hatta, halen Türkiye’ye gittiğimde aynı 532’li numaramı kullanırım.

Peki 1997 yılından 2002 yılına kadar, beş sene sürecinde, piyasaya yeni giren ve çok daha cazip fiyatlar sunan Telsim gibi başka bir firmaya geçmeyi neden düşünmedim?

Çünkü, telefon numaramı değiştirmek zorunda kalacaktım.

Bir müşteri olarak Turkcell’den Telsim’e geçiş bariyeri (ya da maliyeti) benim için çok yüksekti. Maddi olmasa da manevi olarak bu yüksek maliyet hoşuma gitmedi ve operatörümü değiştirmedim.

9 Kasım 2008’de Türkiye’de, isteyen herkes, numarasını değiştirmeden, başka bir operatöre geçmeye hak kazandı. 2008’den bugüne, her üç cep telefonu abonesinden birisi müşterisi olduğu şirketten ayrılıp, başka bir opeartöre geçti.

Geçiş/Değiştirme Bariyeri/Maliyeti

Geçiş Bariyeri ya da değiştirme maliyeti, gerek kurulum aşamasında olup pazardan nasıl pay alırıza cevap arayan, gerekse hali hazırda pazar payını arttırmaya çalışan şirketler için çok önemli bir konu.

Küçük, büyük, birçok şirketin hem yeni müşteri edinme stratejilerini belirlemek, hem de müşteri kayıplarını engellemek için yaptıkları çalışmalarda aslında gerekilen önemi vermedikleri bir konu Geçiş Bariyeri, ya da Değiştirme Maliyeti.

Geçiş bariyerine birkaç örnek daha verdikten sonra, konuyu iki farklı bakış açısından ele alacağım. Bu iki bakış açısı, yeni müşteri edinmeye çalışan şirketlerle, müşterilerinin rakip firmaya geçmesini engellemek isteyen şirketler olacak.

Geçiş Bariyerine Gerçek Hayattan Örnekler

    • Online Proje Yönetim Sistemimizi Değiştirme Hikayesi

İnternet sektöründe olanlar muhtemelen bilirler, Basecamp, popüler bir online proje yönetim sistemidir. Biz de gerek kendi projelerimizde, gerekse birçok danışmanlık projemizde kullandık Basecamp’i yıllarca. Ancak bizim için çok önemli birkaç özellik eksikti Basecamp’te ve rakip ürünler arasında yaptığım araştırmada, birçok benzer ürünle karşılaştım.

Ancak, yıllarca kullandığımız Basecamp’de, eski ve yeni birçok projemizin verilerini nasıl başka bir platforma taşıyacağımız sorusu aklımın bir köşesinde kaldı. Araştırmalarımın sonunda, Basecamp’e kıyasla, çok daha fazla özelliği olan, hatta daha uygun fiyata kullanabileceğimiz TeamWork adlı bir firmaya geçmeye karar verdik.

Bu geçişte, benim için en önemli karar verme nedeni, TeamWork’de tek buton tıklayarak, Basecamp’deki bütün projelerimizi ve verilerimizi transfer edebilmemizdi. Bu şekilde, hiçbir vakit kaybetmeden yeni proje yönetim sistemine geçebilecektik. Bizim için en önemli geçiş bariyeri olan zaman sorununa yanıt bulmuş olduk. Bunun yanı sıra, daha fazla özelliği olan bir çözümü, daha uygun fiyata kullanabilme avantajı da verdiğimiz kararda rol oynadı.

TeamWork, Basecamp ile aynı özellikleri ücretsiz dahi sunmuş olsaydı, projelerimizin en yoğun olduğu dönemde, veri transferi işine vakit ayıramayacağımızdan, muhtemelen ya bu geçişten vazgeçecek, ya da erteleyecektik.

TeamWork, pazar araştırmasını çok iyi yapıp, pazardaki en büyük oyuncudan nasıl müşteri alacağını çok iyi planlamıştı. Çünkü biz müşteriler için olmazsa olmaz geçiş bariyeri sorununa çok pratik bir çözüm sunmuştu.

    • Gillette’in Birden Çok Kullanımlı Traş Bıçaklarını Pazara Sunma Hikayesi

Ustura ile traş devri, tek kullanımlık bıçakların pazara girmesi ile sona erdi. Uzun yıllar tek kullanımlık traş bıçaklarını kullanan tüketiciler, teknoloji olarak çok daha ileri, elektrikli traş makinelerine, üreticilerin planladıkları rağbeti neden göstermediler?

Bunun nedeni, geçiş maliyetinin maddi olarak yüksek olması idi. Tüketiciler, sürekli alsalar da, fiyatı çok uygun olan tek kullanımlık traş bıçaklarını tercih etmeye devam ettiler.

İşte tam bu noktada, geçiş bariyerinin önemini çok iyi kavramış ve pazarlama stratejisi ile dünyada birçok tüketicinin alışkanlığını değiştirmeye yönelik bir planla ortaya çıktı Gillette.

Plan aslında çok basitti. Bütün ön araştırmada ortaya çıkan, elektrikli traş makineleri, tüketicilerin çok hoşlarına gitsi dahi, alıştıkları rakamın çok üstünde bir rakam vermek istemedikleri bir üründü.

Gillette de, 1998 yılında 750 milyon dolarlık üretim & ar-ge yatırımı ve 300 milyon dolarlık pazarlama bütçesi ile yeni ürünü Mach 3’ü piyasaya sürdü.

Gillette’in bu yeni ürünü, pazara hakim tek kullanımlık traş bıçaklarına kıyasla çok daha kaliteli bir ürün sunarken, en büyük geçiş bariyeri olan fiyat konusuna çözüm getiriyordu. Gillette özellikle pazara ilk girerken, Mach3’ü herkesin deneyebilmesi için çok uygun fiyata sattı.

Gillette’in planında, iyi bir kar marjıyla makineyi satıp kar elde etmektense, bu traj bıçaklarının ucuna takılan, değiştirilebilir jiletlerin satışından elde edilecek kar vardı.

Gillette’in, pazardaki geçiş bariyeri sorununu çözüp, lider olacak bir ürün piyasaya sürmesine neden olan bu başarılı süreçte en önemli etken, henüz ar-ge sürecinde, ürünün özellikleri ve kalitesi kadar potansiyel müşterilerin davranışlarının ve pazarın çok iyi analiz edilmesi idi.

Verdiğim bu iki örneğe ek olarak, onlarca, hatta yüzlerce örnek eklenebilir.

Hergün karşımıza birçok yeni ürün, servis ya da marka çıkıyor. Hali hazırda kullandığımızdan ya da tükettiğimizden belki de çok daha avantajlı bu yeni ürünleri neden tercih etmiyoruz? Ya da neden tercih ediyoruz? soruları bize birçok geçiş bariyeri örneği olarak geri döner.

Finansal maliyet, zaman, öğrenme süreci ve maliyeti, entegrasyon maliyeti, psikolojik maliyet, erişilebilirlik, yüzlerce geçiş bariyerinden sadece birkaçı.

Pazara Yeni Giren Firmalar

İster makine üreticisi olun, ister bir internet girişimcisi. Pazara girmeye hazırlandığınız yeni ürününüz için yaptığınız araştırma ve planlama sürecinde, rakip olarak belirlediğiniz şirketleri kullanan her müşteri, sizin potansiyel müşteriniz.

Bu potansiyel müşterileri yeni ürününüzü kullanmaya nasıl ikna edeceksiniz? Onlarca bileşeni olan bu denklemde, en önemli bileşenlerden birisinin geçişte oluşabilecek bütün bariyerleri kaldırmak olduğunu unutmayın.

Müşteri Tabanı Oturmuş Firmalar

Müşteri tabanı oturmuş firmalar geçiş bariyeri konusunu iki açıdan ele almalılar.

    1. Yeni müşteriler nasıl edinirim?

Müşteri gözüyle ürün ya da servisinize baktığınızda, potansiyel bir müşterinin rakip bir markadan sizin markaya geçiş sürecinde oluşabilecek bütün engelleri, maliyetleri ve bariyerleri kaldırmalısınız.

Burada yapılan en büyük hata algıda. Bir marka, bizim ürünümüz daha iyi, daha çok özelliği var, müşteri eninde sonunda bizi tercih edecek şeklinde yaklaştığı zaman geçiş bariyeri konusunu kavrayamadığı net ortaya çıkıyor.

Geçiş bariyerini ortadan kaldırmak, hali hazırdaki ürün/servisinizin daha kaliteli, daha özellikli, daha ucuz olması ile alakalı değil. Pazar payını arttırmak isteyen şirketler, geçiş bariyeri konusunu öncelikle iyi öğrenip, daha sonra müşteri davranışını çok iyi analiz etmeliler.

Müşterilerin sizi tercih etmesine, ya da en azından denemesine engel bütün bariyerler ortadan kalkınca pazar payınız da artmaya başlayacaktır.

    1. Müşterilerimi nasıl elimde tutarım?

Reverse engineering mantığı ile, birçok şirket, hali hazırdaki müşterilerinin rakip bir şirkete geçiş bariyerini arttırmanın çözüm olduğunu düşünüyor. Buna bir örnek, cep telefonu firmalarının belirli süre kontrat yapmaları ve erken ayrılan müşterilere büyük cezalar ödetmeleri. İşte bu şirketler yeni düzenden habersiz, CRM düşmanı ve uzun vadede hakettikleri yeri alacak şirketler.

Hali hazırdaki müşterilerinizin sizden ayrılıp rakip bir şirkete müşteri olmalarını önlemekte en büyük silahınız, müşteriyi kazanırken verdiğiniz sözleri tutmanız, vaad ettiğiniz kalitede ürün ve servis sunmanız ve CRM’i doğru uygulamanız olmalıdır.

Bir müşteri için sadakat nedenlerini çok iyi kavrayıp, sadakatın sadece indirim ve kuponla olmayacağını bilmek gerekir.

Geçiş Bariyerlerini Kaldırın

Müşteri gözüyle, markanıza, ürününüze ya da servisinize geçişte oluşabilecek bütün bariyerleri ve maliyetleri ortaya çıkarıp, doğru bir stratejik planlama ile bu bariyerleri ortadan kaldırmak sizin elinizde.

Ya harekete geçmeyi sevmeyen birçok şirket ve kişi gibi yoğun temponuzda okunmuş ve unutulacak bir yazı olarak anımsayın bu yazıyı, ya da bugün, hemen çalışmaya başlayıp, geçiş bariyerlerini ortadan kaldırarak yepyeni müşterilere ulaşın.

Her zaman olduğu gibi, harekete geçmek ya da geçmemek sadece sizin elinizde.

zappos

Bir Eticaret Başarı Hikayesi: Zappos.com

Zappos.com

  • 1999 yılında kurulmuş bir internet ayakkabıcısı
  • 3 milyon çiftin üzerinde ayakkabı çeşidi
  • 100% stoktan teslim ve daima stokta olma garantisi
  • 365 gün hiçbir soru sorulmadan iade garantisi
  • Hem müşteriye yollarken, hem iadelerde ücretsiz kargo
  • Eticaret standartlarına göre çok hızlı tedarik sistemi
  • 7.5 milyon müşteri
  • Siparişlerin %75’i memnun kalıp geri dönen müşterilerinden geliyor
  • Bir müşteri ilk alışverişinin ardından gelen 12 ay içinde 2.5 katı daha çok alışveriş yapıyor
  • İlk alışveriş yapan müşteriler kişi başı ortalama her alışverişlerinde $111.98 harcıyorlar
  • Geri dönen müşteriler kişi başı ortalama her alışverişlerinde $143.22 harcıyorlar
  • Yeni kazanılan müşterilerin %43’ü WOMM (başka birinin tavsiyesi üzerine) kazanılıyor
  • 7/24 ücretsiz telefon hattı ve diğer büyük eticaret sitelerinin (amazon, overstock, ebay, vs) aksine her sayfada ücretsiz telefon hattının numaraları bulunuyor.
  • 1999 yılında çok düşük, 2000 yılında $1.6 milyon, 2007 yılında $840 milyon dolar ciro ve 2008 yılı hedefi 1 milyar dolar üstünde
  • Müşteri hizmetleri satıştan bonus almıyor, telefonda sınırsız konuşma hakkı var.
  • Ellerinde müşterinin aradığı ürün olmadığı zaman rakip siteleri tavsiye ediyorlar.
  • Pozitif müşteri hikayeleri, blog yazıları, haberleri internette çığ gibi büyüyor.
  • Las Vegas’ın hemen yanında olan depoları 24/7 çalışıyor.
  • İsmini açıklayarak ya da açıklamadan, şu ana kadar hiçbir çalışanı memnun olmadığını belirtmemiş.
  • Yılda bir kez, tamamen çalışanların kollektif projesi olarak
  • “Culture Book” yani “Kültür Kitabı” adlı bir kitap yayınlanıyor ve satışa çıkıyor.
  • 34 yaşında olan CEO’su Tony Hsieh blog yazıyor, Twitter’da takılıyor, konferanslar veriyor ve bir şirket kültürü yaratma konusunda dünyada en önde gelen isimlerden biri olarak anılıyor.

Zappos CEO’su Tony Hsieh
Zappos CEO'su Tony Hsieh

Yukarıda saydığım maddelerin neredeyse hepsi Eticaret için Amerika’da okullarda öğretilenlere ters. Bu maddelerin hepsini yapabilen bir firma aynı zamanda nasıl para kazanır, ya da rekabet edebilir?

Marka Yaratırken 3’ün 2’si kuralını uygulayan Zappos.com müşteri hizmetlerine verdiği önem sayesinde bu başarıyı elde etmiş durumda.

İşte Zappos’un Başarı Formülü

  • Standart ürün kalitesi
  • Yüksek fiyatlar
  • Mükemmel müşteri hizmetleri

İnternetten pahalıya ayakkabı satılmaz tezini tamamen yıkıp perakende, hatta bazı ürünlerde perakende fiyatlarının üstüne satış yapıyor. Ürünleri bilinen markalar zaten, o nedenle standart bir ürün kalitesi mevcut. Ancak müşteri hizmetleri denince Zappos rakiplerinden farklı konumda. Müşteri hizmetlerini çok iyi yapıyor, hatta o kadar iyi yapıyor ki Amazon bile bu önemli pazar payını Zappos’a kaptırmaya başladığını farkedip Endless.com adlı Zappos’a rakip aynı stratejide bir marka yaratmaya karar veriyor.

Zappos.com Yıllık Ciroları

Zappos yola çıkarken kendine seçtiği slogan:

Ayakkabı da Satan bir Hizmet/Servis Şirketi. (The Service Company that Just Happens to Sell Shoes). Tam olarak Türkçe’ye çeviremedim sanırım, ancak bu sloganı ilk gördüğüm gün ne diyeceğimi bulamamıştım. Bu kadar mı yaratıcı olunur demiştim ve bu sloganı birçok ortamda, konferansta, seminerde anlatmışımdır.

Zappos’un yeni sloganı

Hizmet/Servis ile Çalışan/Desteklenmiş (Powered by Service)
Ayakkabı kategorisini ana kategori olarak tutup, daha birçok kategoriye girmeye karar verdiklerinde sloganı değiştirmek de kaçınılmaz oldu Zappos için. Ancak yeni sloganları da bana göre eskisi kadar güzel olmasa da şirket felsefesini ortaya koyuyor.

Zappos Müşteri Hizmetlerinde Neden Çok Başarılı?

Zappos’un bu başarısının tek sebebi var, o da müşteri hizmetleri departmanında çalışanlarını çok iyi seçmesi, çok iyi eğitmesi, onlara çok iyi şartlar sunması. Kısacası çalışanlarını mutlu etmesi.

Zappos Çalışanlarının bazı hakları:

  • Ofiste sürekli ücretsiz yemek, içecekler, abur cubur
  • Mükemmel sağlık sigortası (diş ve göz bakımlarını da kapsıyor)
  • Çok iyi bir çalışan bonus programı (2007 yıl sonunda çalışanlar 1 yıllık maaşlarının %10’u kadar yıl sonu bonusu olarak aldılar)
  • Eğitim: İşe başlarken 5 haftalık eğitim, sürekli eğitim programları

Zappos çalışanları ve müşteri hizmetleri hakkında yüzlerce akıl almaz pozitif hikaye internette dolaşıyor.

Hızla büyüyen Zappos.com müşteriye değer verip, hakettiğinden çok daha iyi bir hizmet sunulduğu zaman eticarette nasıl büyük başarılar elde edilebileceğinin en güzel örneği. Zappos.com ve iş stratejileri hakkında saatlerce yazabilirim ve konuşabilirim, ancak uzatmaya gerek yok, mesaj verilmiştir.

Zappos.com Başarı Formülü = Mükemmel Müşteri Hizmetleri + WOMM

Eski iPhone'umu Götürsem Apple Bana 2 Yeni iPhone Verir mi?

Güncelleme: Sonunda yoğun tempomdam vakit bulup Manhattan Soho’daki Apple Store’a gidebildim. Ne yazıkki iki yeni iPhone yerine kullanılmamış bir eski iPhone verdiler. Ancak iTunes’dan doğan bir hatadan dolayı (teknik ayrıntıya şu anda girmiyorum) bütün telefon defterimi kaybettim :( Teşekkürler Apple.

Teknoloji dünyasının heyecanla beklediği Steve Jobs’ın keynote konuşması, bugün Apple’ın 2008 WWDC konferansında gerçekleşti.

Sürekli Twitter‘ın çökmesi ile dalga geçen Techcrunch sahibi Michael Arrington’ın kulakları çınlasın, bu canlı konferans boyunca Twitter gayet iyi çalışırken aksine Techcrunch sürekli çöktü. Ne demiş atalarımız: Büyük lokma ye, büyük konuşma. İşin esprisi bir yana Twitter down-time’lar ile en çok dalga geçen kişi Arrington, dün kesinlikle Twitter’ın apple konferansında çökeceğini iddia etmişti, ancak işin aksi olunca bu yazdığı yazıyı Techcrunch’tan melekler alıp götürdü :)

Yılbaşında yaklaşık 5 ay önce eşim bana hediye olarak bir iPhone aldı, buraya kadar herşey çok güzel. Bugüne kadar PC geçmişi olan, programcılıktan gelen birisi olarak kreatif ve hipster bir takipçi ahalisi olan Apple beni pek cezbetmemişti. Ben bisürü sorun yaratan sevgili windows ve linux altyapılı sistemlerimle mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyordum. Apple’ın aklımda yer etmiş bir marka değeri vardı ve bu marka değerini düşürecek birşey aklımın ucundan bile geçmezdi. Ta ki…

Henüz 3 aylık olan iPhone’um mart gibi sorunlar yaratmaya başladı. Kendi kendine kapanmalar, arkadaşlarımın aradık ulaşamadık demeleri ile başlayan bu ufak sorunlar son olarak tam olarak şarj ettiğim iPhone’umun şarjının max. 2-3 saat dayanmasına kadar gitti.

Şu anda çevremde birinci dereceden tanıdığım ve 5-12 ay arası bir süre iPhone sahibi olmuş bütün arkadaşlarım ya iPhone’larını değiştirmek için elma mağazalarının kapılarını aşındırıyorlar ya da yoğunluktan vakit bulamadıkları için (benim gibi) sürekli iPhone dedikodusu yapıyorlar.

Uyarı 1: Steve Jobs’ın başarı hikayesine bir lafım yok ancak benim markam kraldır, marka değerim çok yüksektir telkinleri ile rehavete kapılan markaların ömrü çok uzun sürmemiştir. sevgili apple ilk sahibi olduğum apple ürünü iphone tek kelime ile berbat. Eğer bir telefonun en basit özelliği telefon aç, arananlara cevap ver, şarjı olsun, mesaj at konularında ciddi sorunlar varsa isterse o marka apple olsun birgün gelir marka değeri dip yapar.

Uyarı 2: İki hafta önce $400’a iphone alan sevgili müşterilerin acaba şimdi aynı telefonun yeni versiyonunu $199’a sattığını duyunca markan hakkında ne düşünecekler? Şimdi soruyorum sana sevgili apple:

Eski iPhone’umu getirsem, bana 2 adet yeni iPhone verir misin?

Bunu hep beraber göreceğiz. Gidip, bunu deneyip, gelişmeleri de sizinle paylaşacağım.

Bir markanın yapabileceği en tehlikeli şey müşterisi ile arasındaki güven denen o ince mi ince ip üstünde oynamaktır. iPhone belki inovatif, belki cool, belki gelecek, farklılık, süper reklamları var. Ama bana bir cep telefonunun en basit fonksiyonlarını sunmuyorsa ben iPhone’a nasıl güvenirim?

Uyarı 3: Özellikle Amerika gibi bir tüketim toplumunda bu bilinen bir gerçek ama ben yine hatırlatmak isterim. iPhone’a $400 ödeyip, üstüne AT&T’ye bir sürü telefon parası bayılıp, üstüne iPhone limitsiz data planı için ayda $20 öderken bir anda yeni iPhone yarı fiyatına piyasada. Süper Süper sadece $199, yuppi… Hımm, çok ufak bir ayrıntı gözden kaçmasın, artık 3g kişisel data planı ayda $30, 3g businessman data planı ayda $45, me.com (adı yeni eski servis) yılda sadece $99, vs vs vs. Bu AOL’in de yıllarca dial up müşterileri için oynadığı bir oyun değil miydi sevgili apple? benden uyarması. Unutmadan ekleyelim, bu fiyatların üstüne en az 2 yıllık kontrat şartı da var. iPhone Türkiye’de satılmaya başladığında kontrat şartlarına dikkat edin derim. Webrazzi’nin haberine göre Vodafone da ön talep toplamaya başlamış Türkiye’de, hadi hayırlısı.

Sonuç:

Yeni iPhone 3g’nin özelliklerine, applicationlarına, ayrıntılarına girmeyeceğim, çünkü benim ilk istediğim cep telefonum ile istediğim zaman istediğim kişiyi arayabilmek.

Tavsiye 1:

Bence iPhone almadan önce bir kez daha çok ciddi düşünün. Apple benim eski iPhone’un yerine 2 yeni iPhone vermezse 5 aydır çekmecede duran Blackberry’imi tekrar çıkartıp kullanmaya başlayacağım. Apple’a müşteri memnuniyetini çok hızlı bir şekilde arttırabilecekleri bir tavsiyem var:

3. nesil iPhone’ları şarj aletleri montaj olmuş şekilde yapın, ve sokaklarda Starbucks, McDonalds vs gibi çok bulunan firmalar ile anlaşın, biz iPhone sahipleri istediğimiz zaman bu mağazalara girip, hali hazırda iPhone’umuza kaynakla tutturulmuş şarj aletimizi takıp bir mola verip telefonumuzu şarj ettikten sonra yolumuza devam edelim. Bu süreçte bu mağazalar ve restoranlarda yapacağımız alışverişlerden de Apple olarak komisyon isteyin. Hem müşteri memnuniyetini arttırmış olursunuz, hem de size bir ek gelir olur.

Tavsiye 2:

1. nesil – iPhone

2. nesil – iPhone 3g

3. nesil – WhyPhone?

brands

Marka Yaratırken Fiyat, Kalite ve Servis Denklemi

Bir marka düşünün ki en kaliteli ürünü en uygun fiyata sunarken bunun yanısıra mükemmel bir müşteri hizmetleri var.  Hepimizin hayallerini süsleyen bir marka ancak üç kriterde de en iyi olabilir.  Ne yazık ki rekabetin yüksek olduğu sektörlerde böyle bir markanın olması imkansızdır.  Birkaç örnekle başlayalım;

Mercedes:  Otomotiv sektöründe tartışmasız başarılı bir marka.  Çok kaliteli, mükemmel servis sunuyor, ancak fiyatları oldukça yüksek.

Dell: Bilgisayar sektöründe öncü bir marka.  JIT (Just in Time) stok yönetimi ve üretim sistemleri ile bilgisayar sektöründe yeni bir çağ açtı.  Çok uygun fiyata, gayet kaliteli ürünler, ancak berbat bir müşteri hizmetleri.  Konuyla tamamen ilgisiz Hindistan’dan operatörlerin yönettiği/yönetmeye çalıştığı bir müşteri hizmetleri ağı.

Walmart: Süpermarket zincirleri arasında dünyada bir numara.  Fiyatları çok uygun, servisi çok iyi (Amerika’nın en ücra kasabalarına bile ulaşıyor ve iade garantisi var), ancak ürünlerin kaliteleri tartışılır.

Bunlar sadece üç farklı sektörden örnekler.  Fiyat, kalite ve servis üçlü denkleminde Mercedes fiyatta, Dell serviste ve Walmart da kalitede kaybediyor, ancak üçü de kendi sektörlerinde öncü markalar.

Marka Yaratırken Üçün İkisi Kuralı

Eğer yeni bir marka yaratmak için kolları sıvamış iseniz size ilk tavsiyem elinizdeki imkanları (kapital, insan gücü, vs) tek tek çıkarttıktan sonra üçlü denklemde bir maddeyi dışarda bırakmaktır.  En ucuza, en kaliteli ve en iyi servisi verme sevdası yerine realistik olup bu üç maddenin ikisini en iyi yapmaya bakın derim.  Çünkü üç maddeden ikisini en iyi yapmak ürününüzü bir marka yapacaktır.  Tabi ki doğru markayı yaratmak için üçün ikisi kuralı yeterli değildir, ancak azami kuraldır.