BLOG - Sosyal Medya

twitter-basari

Twitter’da Başarının Sırrı

Twitter’da başarı herkesin amacına göre, kişiden kişiye çok değişen bir kavram.

Bu yazı, Twitter’da Kişisel Hesap Stratejimi sizlerle paylaştığım 5 yazılık serinin son yazısı ve de özeti niteliğinde.

Önceki yazılarda Twitter’da birisini takip etme, sizi takip edenleri otomatik takip etme, ya da benzer birçok özellik için otomasyonu tercih ettiğimi belirtmiştim. Gelen sorularda, bunları yapabilecek bir araç ya da yazılım tavsiye etmem istenmiş özellikle.

2010 başına kadar yönettiğimiz bütün Twitter hesaplarını Tweet Adder adlı bir masaüstü yazılımı ile otomasyon yapıyorduk. Şu anda kendi yazılımımızı kullanıyoruz ve Tweet Adder ile aynı özelliklerin üstüne ekstra olarak birkaç özellik daha barındırıyor.

Daha önce uzun süre şahsen kullandığım ve memnun kaldığım için, Twitter’da özellikle birden çok hesap yönetenlere tavsiye edeceğim yazılım Tweet Adder doğal olarak. Ücretsiz versiyonu limitli de olsa, en azından kullanıp test etmeniz için yeterli.

Şimdi gelelim bu seride paylaştığım konu başlıklarına.

1) Twitter Kişisel Hesap Stratejisi

Serinin ilk yazısı Twitter Kişisel Hesap Stratejisi‘nde, Twitter’da kişisel hesabım için belirlediğim hedefleri paylaşarak başladım. İster Twitter’da, isterse diğer sosyal medya sitelerinde bir hedef belirleme zorunluluğu yok kimse için.

Sosyal medya sadece vakit geçirmek için, geyik muhabbeti için, ya da yeni arkadaşlar edinmek için kullanılabilir. Ancak kendi adıma, tek amacı vakit geçirmek olan bir işe çok da vaktim yok. Çünkü yoğun iş tempomda vakit buldukça bu vakti arkadaşlarıma ve hobilerime ayırıyorum.

Ben Twitter kişisel hesabım için kendi hedeflerimi belirledim ve bu hedefler doğrultusunda stratejimi şekillendirmeye başladım.

2) Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?

Serinin ikinci yazısında Twitter’da kişisel hesap kullanırken, iş hayatı ve özel hayat konularının önemini paylaştım.

Kurumsal çalışan, ajanslarda çalışan ya da birçok farklı sektörde çalışanlar için kişisel Twitter hesaplarında nasıl bir yöntem izleyebileceklerine dair fikirlerimi paylaştım. Ayrıca bu konu ile ilgili iki önemli örnek de bu yazıda paylaştıklarım arasında.

3) Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?

Serinin üçüncü yazısında Twitter’da takipçi kalitesinin önemi konusunu paylaştım.

Twitter’da benim için takipçi kalitesi, beni kaç kişinin takip ettiğinden çok daha önemli. Kaliteli takipçi benimle iletişime giren, sorularıma cevap veren, yaptığı kaliteli paylaşımlarla bana değer katan ve benim paylaşımlarımı kendi kitlesine ulaştıran takipçiler benim için.

4) Twitter Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı?

Dördüncü yazıda Twitter’da takipçilerinize verdiğiniz değeri nasıl gösterebilirsiniz sorusunun cevabını ve takipçilerimle iletişim stratejimi paylaştım.

Özellikle Twitter’da listeler yaparak takipçileri kategorize etmenin işinizi ne kadar kolaylaştıracağını belirttim.

5) Twitter’da Başarının Sırrı

Twitter’da kişisel hesap stratejimi paylaştığım bu serinin son yazısı olan bu yazıyı bu yazı dizisinin özeti olarak yazıyorum.

Sonuç olarak, kendiniz gibi olursanız, iletişim ve etkileşimin önemini kavrayıp, uygulamaya geçerseniz, Twitter’da da diğer sosyal medya kanallarında oluduğu gibi başarısız olma şansınız yok.

Başarı, sonuç, kazanç, marka değeri, kişisel marka vs gibi her zaman ölçümlenebilir olmayan birçok terim var hayatta.

Twitter’da başarı da ister kurumsal, ister kişisel hesaplar için olsun, çoğu zaman direk ölçümlenebilir bir kavram olmayabilir.

Kendi adıma, Twitter’ı aktif kullanmaya başlayalı henüz 1 hafta civarı oldu, ve şimdiden birçok değerli insanı tanıdım, hergün değerli bilgiler edindim ve takipçilerimle aramda bir bağ kurmaya başladım.

Paylaşımlarımda, bu yazı dizisinde belirttiğim gibi, hem kişisel hem de ilgi alanlarımla ilgili birçok konu oldu.

Şu ana kadar, takipçilerimin benimle iletişimi, hatta şimdiden etkileşime geçiş, Twitter kişisel hesap stratejimde doğru yolda olduğumu gösteriyor.

Umarım Twitter’da kişisel hesap stratejimi paylaştığım bu yazı dizisi size de hem birçok konuda fikir verir, hem de kendi Twitter stratejinizi oluşturmak için bir sebep olur.

Henüz beni Twitter’da takip etmiyorsanız, @AhmetKirtok linkinden takip edebilirsiniz. Şu ana kadar beni takip etseniz dahi, iletişime geçmemişseniz, bana mention yaparak (@AhmetKirtok şeklinde tweet’e başlayarak) benimle iletişime geçebilirsiniz. Hem sizi takip ediyor, hem de bana yönelik bütün soru ve paylaşımlarınıza elimden geldiğince cevap veriyor olacağım.

Bu yazı Twitter Kişisel Hesap Stratejisi adlı yazı dizisinin beşinci ve son yazısıdır. Diğer yazılar için:

  1. Twitter Kişisel Hesap Stratejisi
  2. Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?
  3. Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?
  4. Twitter’da Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı?
  5. Twitter’da Başarının Sırrı (Okumakta olduğunuz bu yazı)
twitter-takipciler

Twitter Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı?

Twitter’da Kişisel Hesap Yönetimi için kişisel stratejimi paylaştığım serinin dördüncü yazısı bu.

Bu yazıyı okumaya başlamadan önce, ilk üç yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

  1. Twitter Kişisel Hesap Stratejisi
  2. Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?
  3. Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?

Twitter’da kişisel hesabımı aktif olarak kullanmaya başlamadan önce, bugüne kadar sosyal medyada yakından takip ettiğim ve stratejisini başarılı bulduğum, bana göre en önemli isimleri belirledim.

ABD’de her biri kendi alanında başarılı ve sosyal medyada, özellikle Twitter’da çok aktif olan bu kişilerin Twitter’ı kullanmaya başladıkları ilk günden itibaren nasıl bir yol izlediklerini inceledim.

Tekerleği baştan icad etmenin bir anlamı yok. Eğer Twitter stratejimi belirlerken orta vadeli amacımı influencer olmak olarak belirlediysem, hali hazırda Twitter’da influencer olan insanların neler yaptığı benim için çok önemli.

ABD’de sosyal medyada en etkili isimlerden birisi olan Chris Brogan‘ın ortaya attığı ve sosyal medyada bir terim haline gelen I See You adlı bir kullanış var. Chris Brogan‘ın “I See You!” derken demek istediği, siz kim olursanız olun, eğer beni takip ediyorsanız ve gerçekten benimle iletişim kurmaksa, etkileşim kurmaksa amacınız ve benim sesimi yeni takipçilere duyurmak için gönüllü çalışıyorsanız, ben bunu görürüm, bu çabanızın değerini bilirim ve size bunu hissettiririm.

Chris, aslında internet dışında, normal hayatta sosyal olmanın ana kurallarını bir araya getirip sadece internette uyguluyor “I See You” diyerek.

Yapım gereği, iletişimi seven, değer vermeyi bilen, takdir etmeyi ve edilmeyi, daha da ötesinde bunun karşılığında teşekkür etmeyi de bilen bir bireyim normal hayatta.

Twitter’da milyonlarca insan arasında, eğer birisi beni takip etmeyi tercih ettiyse, her kim olursa olsun o benim için değerlidir.

Ben her bir takipçime benim için gerçekten değerli olduğunu nasıl hissettirebilirim sorusunu kendime sordum ve Twitter hareket planımın temelini bunun üstüne kurdum.

Twitter Hareket Planım: Communication (İletişim) & Engagement (Etkileşim)

Twitter kişisel hesabımda takipçilerimin benim için değerli olduklarını hissetmeleri amacı ile yolan çıkan, iletişim ve etkileşime dayalı 10 maddelik bir hareket planında özetledim uygulayacaklarımı.

1) Dürüstlük

Dürüstlük hem iş hem özel hayatımda birinci ilkem. Sırf dürüst ve açık sözlü olduğum için iş hayatımda kısa vadede çok şey kaybettim. O kadar mutluyum ki böyle oldu diye bugüne kadar, anlatamam.

Dürüstlük zaten olmazsa olmaz, bunu bir marifetmiş gibi neden ayrı bir maddede anlatıyorsun diyenler olabilir. Çok üzülerek söylüyorum ki, dürüstlük birçok kişi için olmazsa olmaz değil artık.

İş ve özel hayatta dürüstlükle Twitter’da dürüstlüğün farkı ne peki?

Twitter’da dürüstlük, zaten kişisel anlamda dürüst olmanın dışında, “gizli reklam yapmama”, “kimseyi enayi yerine koymaya çalışmama”, “hata yapınca, üstünü örtmeye çalışmak yerine, I’m sorry, I’ve fucked it up!” diyebilme ile başlar.

Uzun lafın kısası, gerçek hayatta ne isem Twitter’da da aynı Ahmet Kırtok olacak.

2) Takip Etme

Twitter’da kimleri takip etmeliyim konusuna karar vermek önemli bir karar. Bu serinin bir önceki yazısı Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli? konusunda beni takip eden herkesi takip edeceğim dedim. Şimdi hem bu kararı nasıl verdim, hem de bunu teknik olarak nasıl uygulayacağım konusuna değineceğim.

Twitter’da insanları takip etme anlamında 3 seçenek var önümüzde:

    1. Hiçkimseyi takip etmeme:

Dalai Lama, Abdullah Gül, Devlet Bahçeli ve benzeri yüzlerce şahsiyet var Twitter’da hiçkimseyi takip etmeyen.

Twitter’da kaç takipçisi olursa olsun, hiçkimseyi takip etmeyenler siyasi ya da dini liderler, sanatçılar ya da genel olarak ünlüler kendi alanlarında.

Ya bir kitap yazar edasında tweet’leri, ya da atasözü oluşturma çabası var 140 karakterde. Birçoğunun Twitter hesabından bile haberi olmayabilir, bazılarının Twitter hesaplarını danışmanlarının planlayıp, yönettiriyor olma ihtimali yüksek.

Benim için sosyal medya mantığına ters gelse de, sonuna kadar özgürlüğü savunan birisi olarak Twitter’da hiçkimseyi takip etmeyen ünlü şahsiyetlerin fikirlerine saygı duyuyorum.

Doğal olarak birinci alternatif benim için imkansız bir seçenekti.

    1. Sadece istediğim kişileri takip etme:

Hali hazırda 5000’in üstünde takipçim varken, benim için gerçekten çok az ve öz bir kitleyi takip etmek, aslında en cezbedici ve en az zaman alıcı bir alternatif olarak geldi ilk başta. Çevremde birçok arkadaşım bu seçeneği seçenlerden.

Twitter’da stratejimi düşünürken, her takipçimi gerçek anlamda takip edemeyeceğimi tabi ki biliyordum.

Doğal olarak binlerce insanın yazdığı her tweet’i okumam, onlarla iletişime girmem, hatta bir ileri basamağa götürerek etkileşime girmem imkansızdı.

Bu seçeneği seçersem, yeni takipçilerimden hangilerini takip etmeye karar vermem gerekecekti. Hergün 100’e yakın yeni takipçi edindiğim için şu sıralar, her bir yeni takipçimin profilini, attığı tweet’leri incelemek ve hangisini takip edip etmeyeceğime karar vermek çok ciddi bir mesai alacak bir durumdu benim için.

Belki hergün onlarca değerli insanı, sırf yeterince vaktim olmadı diye takip edemeyecek ve ilerde oluşabilecek bir iletişim ihtimalini baştan kaybedecektim.

Bu seçeneği tercih etmememde iki önemli neden oldu.

Bunlardan birincisi, hayatta tanıştığım herkese, hiçbir karşılık beklemeden bir kredi verme huyum. Madem Twitter’da gerçek hayatta olduğum gibi olmak amacındaydım, o zaman beni takip eden her insana, ben de seni takip ediyorum, kendimce bu bir kredi, bu krediyi, karşılıklı olarak doğru kullanabilirsek ilerde birbirimizle iletişime geçebiliriz, hatta etkileşime geçebiliriz demek istedim.

İkinci neden olarak da, belki ilerde çok fazla iletişime geçemeyecek de olsak, paylaşımları benim için çok değerli olabilecek, beni gerçekten besleyecek bazı insanları takip etme şansımı kaçırmış olacaktım.

Bu iki ana nedenden dolayı, manuel olarak, beni takip edenler arasından seçtiğim, sadece istediğim kişileri takip etme opsiyonunu seçmedim. Bu arada bu seçeneği seçmekte hiçbir sorun yok, kardeşim dahil, birçok tanıdığım insan Twitter’da sadece seçtiği kişileri takip ediyor.

Bu sadece bir tercih meselesi.

    1. Beni takip eden herkesi takip etme:

Yukarda belirttiğim nedenlerden dolayı, benim stratejime en uygun olanın beni takip eden herkesi takip etme olduğuna karar verdim.

Buna ek olarak beni takip etmeyen ama benim için paylaşımları çok değerli insanları da direk takip etmeye karar verdim.

Peki şu anda binlerce, belki kısa bir süre sonra on binlerce kişiyi nasıl takip edecek ve ilerde bu takipçilerimden mümkün olduğunca çoğu ile iletişime geçmeye çalışacaktım?

Bu konuda nasıl bir strateji izleyeceğime karar vermeden önce, teknik olarak bunu minimum zaman harcayarak yapabilmem gerekiyordu.

Twitter’da Follow, Unfollow ve Follow-Back olarak adlandırılan, takip etme, takip etmeyi bırakma ve beni takip edeni otomatik takip etme işlerini bir yazılıma bıraktım.

En azından manuel olarak çok büyük vaktimi alacak bir kısmı üstümden atmış oldum.

Takipçilerimle gerçek anlamda iletişime geçmek, sadece Follow’a tıklayarak takip etmek değil, tweet’lerini okuyarak, onlarla etkileşime geçerek takip etmek için teknik olarak ya bir 3rd party yazılıma ihtiyacım vardı (takipçilerimi gruplandırmak için) ya da Twitter Listeleri (Twitter Lists) kullanacaktım.

Twitter iPhone uygulaması dışında hiçbir yazılım kullanmadan bunu yapmaya ve direk Twitter’dan bu işi yönetmeye karar verdim.

Binlerce insanı takip etmeye karar verdiyseniz ve bir yandan da bu insanları sadece follow etmek değil, gerçek anlamda takip etmek ise amacınız, Twitter Lists’i şiddetle tavsiye ederim.

Şimdi Twitter Lists’de nasıl bir setup yaptığıma geçelim.

Twitter Listeleri

Twitter Lists, ya da Türkçe olarak Twitter listeler yayına girmeden önce Twitter’ı doğru kullanabilmenin tek yöntemi 3. parti bir yazılım idi. Ancak Twitter Listeleri sayesinde hiçbir ek yazılıma ihtiyaç duymadan, milyonlarca takipçiniz olsa dahi Twitter’ı efektif kullanabilirsiniz.

Twitter listelerinde, şu ana kadar tecrübelerimden edindiğim izlenimle, başarının sırrını public (herkesin görebildiği) ve private (özel) listeleri doğru oluşturmaya bağlıyorum.

Herkesin görebildiği, yani public listelerden bahsetmeyeceğim. İsterseniz benim yaptığım gibi pazarlama blogları, medya, bloggerlar tarzı listeler keyfinize, ilgi alanınıza göre oluşturabilirsiniz.

Burda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Bir kişiyi birden fazla listeye eklediğiniz zaman (private ya da public), farklı listelerdeki tweet’leri okurken, doğal olarak aynı kişinin tweet’leri tekrar karşınıza çıkıyor ve bu da zaman kaybına neden oluyor. Bu bir trade off, ve karar sizin.

Gelelim gizli/özel listelere (private lists). Twitter’da bir liste oluştururken public ya da private şeklinde seçme opsiyonunuz var.

Benim oluşturduğum private listeler şu şekilde:

    • Watch List

Herhangi bir şekilde takibe almaya başlamaya karar verdiğim insanları bu listeye ekliyorum. Değerli bir paylaşımını görmüş olabilirim, bir gün önce bir partide tanışmış olabilirim, bir fuarda muhabbet etmiş olabilirim, bir RT’de görmüş olabilirim, vs vs. Bu listeyi çok sık tazelemek önemli olan benim için. Sürekli temizleyip, ya bir sonraki private list’lerime geçiyor bu listedekiler, ya da takipden çıkartılıyorlar.

    • Tribe to Be

Watch List’te gözüme çarpan, benimle iletişime geçmeye başlayanlar bu listeye geçiyorlar. Kendime göre bazı kriterler belirledim ve bu kriterlere göre watch listimden birisini Tribe to Be listeme alıyorum. Önemli olan, bu listeye aldığım birini watch list’ten çıkartmak. Artık daha değerli bir takipçi oluyor bu listeye giren.

    • Tribe

Tribe benim hedef kitlem. Bu listeye girenler genelde “Tribe to Be”den ya da “VIP” listemden geliyorlar. Bir takipçimin bu listeye girebilmesi için öncelikle benimle tam anlamı ile iletişime ve etkileşime girmesi gerekiyor. Sadece 1-2 mention yapması yeterli değil. Sırf arkadaşım, kuzenim, sevidiğim bir insan diye kimse bu listeme giremiyor.

    • VIP

Bu benim için önemli insanlar. Benimle iletişime geçmeleri önemli değil, aktif Twitter kullanmaları önemli değil. Çok değer verdiğim, çok önemli bir iş adamı da olabilir, uzun yıllardır blogunu takip ettiğim ve fikirlerine çok değer verdiğim bir insan da olabilir.

    • Inspiration

Paylaşımları ile bana hayatta ilham verebilecek insanlar buraya giriyor. Seth Godin olabilir, çok değerli bir blogger olabilir, ya da gerçekten paylaşımlarını çok sevdiğim birisi olabilir. Aynı VIP listem gibi, benimle iletişim ya da etkileşime girmesinin bir önemi yok. Beni besleyen insanlar bu listede yerini alıyorlar.

Açıkladığım bu 5 private list’teki herkesin neredeyse her tweet’ini okuyorum, ve elimden geldiğince iletişim kapısını açmaya çalışıyorum. Watch list’imdekiler nasıl Tribe to Be listeme girer, Tribe to be listemdeki arkadaşlarım nasıl Tribe listeme geçebilir diye düşünüyorum.

Twitter’da ister bir hedefiniz olsun ister olmasın, eğer sizi takip eden herkesi takip etmeye karar verirseniz, ya bir 3rd party yazılım ile hesabınızı ve takip ettiklerinizi gruplara ayırarak yönetmek ya da Twitter Lists’i kullanarak bunu yapmak size hem ciddi zaman kazandırır, hem de daha doğru iletişim ve etkileşim olanağı sağlar.

A’dan Z’ye açıkladığım planımdaki gibi, benim için en doğru seçenek olan beni takip eden herkesi takip etmek ve private list’ler yardımı ile gerçek takibe geçerek iletişim ve etkileşim kurmak planım genel Twitter hareket planımın önemli bir adımı.

3) Paylaşım

Paylaşım tarzımı ve tonumu bu yazı dizisinin ilk yazısında açıkladım ayrıntılı olarak, o nedenle tekrar girmeyeceğim.

Benim için paylaşım değeri olan sektörel bir blog yazısından, fuar haberine, gittiğim bir konserden, o anda içimden gelen bir cümleye kadar, her an her şeyi paylaşabilirim.

4) Cevaplama (Mention)

İletişim dedik, etkileşim dedik. Elimden geldiğince, vaktim yettiğince, bana mention ile yöneltilen (Tweet’in başında @AhmetKirtok diye başlayarak bana yöneltilen soru/yorumlar) herkese cevap vereceğim. Takipçim olsun olmasın, takipçimse ve takip ettiğim biriyse ancak private list’lerimde henüz bulunmuyorsa, birisi için benimle iletişime girip, ilerde benim için çok önemli bir takipçi olmasına giden ilk yol genelde mentionlar.

Çünkü @AhmetKirtok ile başlayan her yazdığınız tweet’i okuyorum, ve emin olun, cevap ya da yorum gerektiren hepsini cevaplıyor olacağım.

5) Köprü Olma

Takipçi listemden değerli tweet’leri retweetlemem sonucunda sizinle yeni takipçileriniz arasında köprü olabilirim.

Sizi doğru takipçilerle tanıştırarak aranızda köprü olabilirim.

Aradığınız bir ürün, servis, ya da hizmeti sunan başka bir takipçimle aranızda köprü olabilirim.

Twitter dışında sosyal medyada, bloglarda vs sizden ya da bir paylaşımınızdan bahsederek yeni takipçilerle aranızda köprü olabilirim.

ABD’de ulaşmak istediğiniz bir kontağa köprü olabilirim.

Köprüler kurmak, iki tarafı birleştirmek güzeldir. Elimden geldiğince köprüler kurmak Twitter’da da amacım.

6) Değerini Bilme/Teşekkür Etme (Appreciation)

Teşekkür etmek benim için çok önemli.

Beni tavsiye ederek, tweet’lerimi retweet yaparak, sorularımı cevaplayarak, fikirlerini paylaşarak benimle Twitter’da iletişim kuran, etkileşim kuran herkese Twitter’da teşekkür etmek, RT’lemek, tavsiye etmek planımın bir parçası olacak.

Ayrıca diğer kanalları kullanarak da bu planı uygulamayı düşünüyorum. Örneğin burda, kişisel blogumda, sidebar’da favori tweet’lerimi paylaşacağım bir plugin kullanıp, Twitter’da beğendiğim tweetleri blog ziyaretçilerim ile de paylaşma planım var.

7) Hoşgörü

Her ne iş yaparsanız yapın, hayatta herkesi memnun etmek imkansızdır. Ben yıllardır, hiçbir karşılık beklemeden, saatlerimi ayırarak kişisel blogumda Türkçe paylaşımlar yapıyorum, ve tamamen gelir amacı olmayan bu ortamda bile eleştiriler oluyor arada.

Özellikle birçok nedenden dolayı takipçisi çok olan insanlara laf atılması, eleştirilmesi, ya da eleştirilecek konu aranması çok doğal.

Yapıcı eleştiriler benim için çok değerlidir, şapkamı önüme koyup düşünürüm. Yıkıcı eleştirilere ise hoşgörü ile davranıp, tartışmaya girmem.

Tecrübesiz, genç, ya da ne dediğini bilmeyen insanlar çıkabilir sosyal medyada karşıma, böyle durumlarda hoşgörümle onları mahcup etmeyi tercih ederim.

Bugüne kadar normal hayatta ve internette hoşgörü konusunda tarzım ne ise Twitter’da da aynı şekilde devam edecek.

8 ) Madenleri Bulma

Takipçilerimin paylaşımlarında tavsiye ettikleri, retweet’ledikleri yeni takipçi arayışı her zaman devam edecek.

Bunun yanısıra başka sosyal medya kanallarında tanıştığım, ya da değerli bir blogda rastgeldiğim, ve bunlara benzer birçok farklı ortamda rastladığım önemli paylaşımları olabilecek birçok insanı beni takip etmesini beklemeden takibe alacağım.

9) Twitter’a Yönlendirme

Twitter’ı kişisel markam için pazarlama kanallarından birisi olarak görüp, bloglarımdan, başka sitelerden, kartivizitimden vs paylaşacağım.

Gerek offline, gerekse online diğer ortamlardan Twitter’da sadık takipçim olabilecek insanları Twitter hesabıma yönlendireceğim.

10) Takipçilerimin Karar Verme Hakkı

Takipçilerim madem benim için bu kadar değerli, iletişimden etkileşime bizi geçirecek önemli noktalardan birisi onların/sizin fikirlerinize verdiğim önemi ispatlamak olacak.

Bazen kişisel blogumda yazmayı düşündüğüm bir yazı ile ilgili fikrinizi sorup, sizin yorumlarınız doğrultusunda karar vereceğim, bazense önemli bir davette ne giyeceğimi sizlere soracağım.

Soru sormak, fikrinizi istemekle kalmayıp, çoğunluğun kararını uygulayacağım.

Takipçilerimin benim için sözde değil, gerçekten önemli olduğunu göstermek için 10 maddelik hareket planım bu şekilde olacak Twitter’da.

Bakalım bunu başarabilecek miyim?

Henüz beni Twitter’da takip etmiyorsanız, @AhmetKirtok linkinden takip edebilirsiniz. Şu ana kadar beni takip etseniz dahi, iletişime geçmemişseniz, bana mention yaparak (@AhmetKirtok şeklinde tweet’e başlayarak) benimle iletişime geçebilirsiniz. Hem sizi takip ediyor, hem de bana yönelik bütün soru ve paylaşımlarınıza elimden geldiğince cevap veriyor olacağım.

Bu yazı Twitter Kişisel Hesap Stratejisi adlı yazı dizisinin dördüncü yazısıdır. Diğer yazılar için:

  1. Twitter Kişisel Hesap Stratejisi
  2. Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?
  3. Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?
  4. Twitter’da Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı? (Okumakta olduğunuz bu yazı)
  5. Twitter’da Başarının Sırrı (23 Aralık Perşembe)
twitter-takipci

Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?

Twitter’da şu ana kadar yüzlerce farklı hesapla birçok test yaptık. Kurumsal ve kişisel birçok hesabı yönettik ya da yönetiminde yardımcı olduk. Aynı zamanda Twitter’da adından söz ettiren birçok kişinin hesabını çok yakından takip ettik.

Twitter’ı etkili bir şekilde kullanmak isteyen birisi için takipçi kalitesinin takipçi sayısından daha üstün olduğu tartışılmaz.

Takipçi Kalitesi Nedir?

Takipçi kalitesi nedir sorusunu ele almakta fayda var.

Her ne iş yaparsa yapsın, kendi sektöründe gerçek hayatta çok başarılı birisi Twitter’da sizi takip ediyorsa, bu kaliteli bir takipçi midir?

Ne yazık ki birçok kişi için bu sorunun cevabı evet.

Ancak gerçek hayatta çok değerli bir insan Twitter’da sizi takip etse dahi hiçbir iletişim kurmuyosa, mention’larınıza hiçbir cevap vermiyorsa, sizi sırf takip ettiniz diye geri takip ediyor ve varlığınızdan bile haberdar değilse sizin için kaliteli bir takipçi değildir.

Twitter, sosyal medyada takipçileriniz ile iletişim kurmanızı sağlayan araçlardan birisidir. İletişim tek taraflı olmaz. Bir takipçiniz ister gerçek hayatta çok önemli bir gazeteci olsun, ister de sizi auto-follow yapan bir bot olsun, eğer sizinle hiçbir iletişim kurmuyor ise hiçbir değere sahip değildir.

Özellikle Türkiye’de gözlemlediğim bir konu (bu ABD’de yok demiyorum), Twitter’da insanların birbirini takipçi sayısına göre değerlendirilmeleri.

Eğer bu amaçla yola çıkıp aylarca takipçi sayınızı arttırmaya uğraşıyorsunuz, boşuna uğraşıyorsunuz. Sizi hemen şöyle alalım. 24 saatte, bütçenize göre isterseniz 1 milyon takipçi bile kazanabilirsiniz.

Peki bu gerçek olmayan takipçiler ego tatmini dışında ne işinize yarayacak?

Bana Göre Twitter’da Kaliteli Takipçi:

    • Benimle iletişim kuran takipçidir:

Tweetlerime cevap veren, arada direk mention’la sorun soran, kısacası benimle kontak halinde olan takipçidir.

    • Bana güvenen takipçidir.

Şu makale mutlaka okunmalı dediğimde okuyan, tavsiye ettiğimi inceleyen, kısacası bana güvenen ve değerli vaktini ayırıp bunu gösteren takipçidir.

    • Sesimi duyuran takipçidir.

Kaliteli takipçi, bana güvenip, tavsiyelerimi uygulamak/incelemek dışında, sesimi duyuran takipçidir. Sesimi duyurmak demek, bir tweet’imi retweet yapmak da olabilir, arkadaş ortamında benim paylaşımlarımın değerli olduğunu belirtip, beni takip etmeleri için tavsiye eden de olabilir.

Kaliteli bir takipçi edinmek zaman ve emek ister.

Ancak Twitter’da onbinlerce auto-follow takipçi yerine, doğru ve gerçekten kaliteli onlarca takipçi çok daha değerlidir.

Twitter’da Takip Etme Stratejim (Following Strategy)

Twitter’da Follow, Follow Back ve Unfollow dediğimiz insanların birbirini takip etmesine yönelik üç ana hareket var. Hali hazırda 5000’in üstünde takipçim olduğu için, bunu manuel takip etmem neredeyse imkansız.

Şu anda birçok Twitter hesabımızı kendimize ait olan bir yazılım ile yönetiyoruz. Kişisel hesabımın takip etme özelliklerini de bu yazılım yönetmeye devam edecek.

Beni takip eden herkesi otomatik olarak takip edeceğim.

Özellikle Türkiye’de sektörde birçok kişi çok az sayıda insanı takip ediyor gözlemlediğim kadarı ile. Bu, bana göre yanlış bir strateji de olsa herkesin kararına saygım var.

Binlerce takipçisi olmasına rağmen, çok az sayıda insanı takip eden birkaç arkadaşıma bunun nedenini sorduğumda böyle bir Twitter hesabını yönetmeyi bilmediklerini anladım.

Bir sonraki yazıda, hem binlerce insanı takip edip, hem de bütün kaliteli takipçilerinizle nasıl iletişim halinde olabilirsiniz sorusunun cevabı olacak.

Birçok genç arkadaş da, sektörün önde gelen ve az insanı takip eden büyüklerini örnek alarak aynı yolda devam ediyorlar ve çok az kişiyi takip ediyorlar.

Bana neden seni takip eden herkesi takip etmeyi seçiyorsun diye sorarsanız iki ana nedeni var.

Takipçi sayıları on binleri geçtikten sonra manuel olarak beni takip edenleri incelemek ve kimleri takip edeceğime karar vermek neredeyse imkansız hale geliyor.

İkinci neden ise, birkaç saniyede, Twitter profiline bakarak takip etmemeye karar verdiğim zaman, ilerde aslında çok ciddi takipçim olabilecek birisini küstürmek istemiyorum. Hatta aynı şekilde, bana paylaşımları ile çok şeyler katabilecek birisi ile iletişim ihtimalimi sınırlamıyorum.

Twitter’da benimle iletişim kuracak, paylaşımlarımı değerli bulacak ve beni aynı gerçek hayattaki gibi tavsiye edecek, kaliteli takipçiler istiyorum.

İleride benim için kaliteli takipçi olmayacak da olsa, beni takip eden diğer takipçilerime de Tanrı Misafiri misali hoşgeldiniz diyorum ve ben de onları otomatik takip ediyorum.

Bir sonraki basamağa geçmeden önce Twitter’da sizin için kaliteli takipçi ne demek sorusunun cevabını netleştirin ve nasıl bir takip etme stratejiniz olacak, buna kesin olarak karar verin.

Bir sonraki basamakta hem binlerce takipçiyi teknik olarak ve çok az zaman harcayarak nasıl takip edebiliriz, hem de sadık birer takipçi haline nasıl getirebiliriz konusunu konuşacağız.

Henüz beni Twitter’da takip etmiyorsanız, @AhmetKirtok linkinden takip edebilirsiniz. Şu ana kadar beni takip etseniz dahi, iletişime geçmemişseniz, bana mention yaparak (@AhmetKirtok şeklinde tweet’e başlayarak) benimle iletişime geçebilirsiniz. Hem sizi takip ediyor, hem de bana yönelik bütün soru ve paylaşımlarınıza elimden geldiğince cevap veriyor olacağım.

Bu yazı Twitter Kişisel Hesap Stratejisi adlı yazı dizisinin üçüncü yazısıdır. Diğer yazılar için:

  1. Twitter Kişisel Hesap Stratejisi
  2. Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?
  3. Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli? (Okumakta olduğunuz bu yazı)
  4. Twitter Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı?
  5. Twitter’da Başarının Sırrı (23 Aralık Perşembe)
twitter-kisisel-kurumsal-he

Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?

Twitter’da Kişisel Hesap Yönetimi için kişisel stratejimi paylaştığım serinin ikinci yazısı bu.

İlk yazıda, Türkçe ve İngilizce’yi ayrı hesaplarda kullanmaya karar verdikten sonra Twitter kişisel hesabım için belirlediğim hedeflerimi paylaşmıştım.

Özellikle belirtmek isterim ki, bu bir en doğru Twitter kişisel hesap yönetimi yazı dizisi değil. Sadece kendi stratejimi paylaştığım bir yazı dizisi.

Herkesin belirlediği hedeflerine göre izlediği yollar farklı olabilir. Örneğin şu anda öğrenci iseniz, kişisel hesabınızla iş hayatınızı nasıl dengelemeniz konusu sizin ilginizi çekmeyebilir. Ancak öğrenci dahi olsanız, öğreneceğiniz önemli noktalar olduğunu düşünüyorum.

Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesaplar Birbirine Karışıyor

Twitter’da ve genel olarak sosyal medyada, özellikle kurumsal çalışanların ve birçok ajans yöneticisi ve çalışanının aklına takılan bir soru var; Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Ayrı Tutmalı mıyım?

Bu birçok profesyonelin bir türlü karar veremedeği soru aslında sosyal medyada. Öncelikle ben profesyonel olarak, maaşlı çalışan birisi değilim. Gerek stratejik, gerekse uygulamalı danışmanlık projelerimizde birlikte çalıştığımız markaları kolay kolay benim ismimle yan yana bulamazsınız internette. Bunun birçok nedeni var. Belki bir başka blog yazısında anlatırım.

Twitter’da kişisel hesabınız ile kurumsal paylaşımlar nasıl yapacağınız ya da yapıp yapmayacağınız konusuna karar vermeden önce önemli olan birkaç soru var kendinize sormanız gereken.

Twitter’da İş & Özel Hayat Üzerine Kendinize Sormanız Gereken Sorular

Bu soruların cevapları doğrultusunda sosyal medyada kişisel ve kurumsal hesaplarınızı ne kadar ilişkilendireceğinize karar vermeniz kolaylaşacaktır. Bu sorulara, kendi durumunuza göre net birer cevap vermeden bir sonraki basamağa geçmenizi tavsiye etmem.

1) Kişisel hesabınızdaki paylaşımlar çalıştığınız kuruma zarar verebilir mi?

Bu konu en hassas konulardan birisi. Eğer hedefiniz kendiniz olmak ve 100% dürüst bir şekilde paylaşımlar yapmak ise sosyal medyada bazen özel ve iş hayatınız arasına belirgin bir çizgi çizmenin faydası olabilir. Hali hazırda çalışanı olduğunuz bir marka hakkında olumsuz bir tecrübenizi paylaşmak ne gibi sonuçlar doğurabilir? Ya da rakip bir firma hakkında özgürce, içinizden geldiği gibi bir paylaşım yapabilir misiniz?

Bu durumda ABD’de gözlemlediğim ve sıkça tercih edilen 2 seçenek var. Birincisi, birçok kurumsal çalışanın kişisel sosyal medya hesaplarında ne çalıştıkları ne de aynı sektörde rakip hiçbir marka ve şirketten bahsetmemeleri.

İkinci alternatif ise, kişisel hesaplarını çalıştıkları sektör ile paralel kullanmaları. Yani bir çalışanın sadece çalıştığı A Bankası’nı destekleyici tweet’ler yapması yerine, bankacılık sektöründe pozitif ve negatif, paylaşım değeri olan bütün konular hakkında konuşması. Bu durum ABD’de hoşgörü ile karşılanabilir. Ancak Türkiye’de A Bankasında çalışan birinin, akşam B Bankasının yeni bir uygulamasını öven bir tweet’i, ertesi sabah yöneticileri tarafından ne kadar hoş karşılanır tartışılır.

İkinci alternatifte riski yüksek, ancak sektörde kişisel marka olabilmenize yol açacak bir yolu tercih edebilirsiniz, ya da suya sabuna dokunmayarak, çalıştığınız sektör ile ilgili hiçbir paylaşım yapmayabilirsiniz.

2) Çalıştığınız ya da ajans olarak hizmet verdiğiniz kurumun sosyal medyada ya da iş hayatında yaptığı hatalar kişisel markanıza zarar verebilir mi?

Çalıştığınız ya da ajans olarak hizmet verdiğiniz markayı sosyal medyada duyurmak amaçlı ne kadar çok telafuz ederseniz, başınıza gelebilecek olayların sayısı da o kadar artabilir.

Sizi, kişisel olarak çok uzun zamandır takip eden ama reklamını yaptığınız markadan aldığı bir ürün nedeni ile çok mutsuz olan bir müşterinin gözünde ister kabul edin ister etmeyin, ama kişisel markanız da zarar görür.

Peki bu tarz memnun olmayan müşteriler Twitter’dan ya da diğer kanallardan size, neden bizi yanlış yönlendirdin diye sormaya başlarsa ne olacak?

Bir ajansınız var ya da bir ajans çalışanısınız. Yaptığınız bir event promosyonu, birçok talihsizliklerle sonuçlanırsa, ertesi gün sırf size kişisel olarak güvenen ve bu promosyona katılan takipçileriniz acaba ne kadar loyal kalacaklar?

Çalıştığınız, ya da hizmet verdiğiniz markanın/firmanın sosyal medyada kişisel markanıza verebileceği zararları önceden planlamak ve buna göre bir strateji belirlemek en doğru yöntem.

3) Kişisel görüşlerinizle çalıştığınız kurumun resmi görüşleri çeliştiğinde nasıl bir yol izlemeli?

Temmuz 2010’da Atlanta’da, 20 yıldır CNN‘de çalışan Octavia Nasr‘ın yazdığı bir tweet sonucu işten atılması, iş & özel hayatın sosyal medyada birbirine karıştırıllıp karışıtırılmaması üzerine, 2010 yılının en çok konuşulan konularından birisi oldu.

Yazıldıktan kısa bir süre sonra Octavia Nasr tarafından silinen tweet’in ekran görüntüsü aşağıda ve kısaca “Hizbullah’ın önemli bir üyesinin ölümünden duyduğu üzüntüyü paylaşıyor” bu tweet.

Octavia Nasr Tweet

ABD’de özellikle televizyoncular ve gazeteciler Twitter’ı çok aktif kullanmaya başladılar son iki yıldır. Octavia Nasr olayına kadar birçok medya kuruluşunun sosyal medya kullanımına yönelik belirgin bir stratejisi yokken, şu anda neredeyse bütün medya kuruluşları kişisel sosyal medya kullanımı üzerine hem sözleşme yapıyor çalışanlarına, hem de bunun eğitimini veriyorlar.

Kişisel görüşlerinizin, çalıştığınız kurumun görüşleri ile çelişmesi, aslında sorduğumuz ilk soruya benzer bir durum. Ancak burda farklı bir açıdan bakıyoruz konuya.

Bu durumda, ilerde başınıza gelebilecek farklı senaryolara karşı nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine baştan bu soruyu kendinize sorarak karar vermenizi tavsiye ediyorum. Farklı kriz senaryolarına hazır olursanız, plansız, acele verilen bir kararla yaptığınız paylaşımlar sonucu, kurumsal hayatınızda oluşabilecek sorunları engellemiş olursunuz.

4) Kişisel markanızı bir kurum ya da marka ile özdeşleştirmek doğru mu?

Çalıştığınız kurumun yaptığı bir hatanın kişisel markanıza verebileceği zararlara 2. soruda değindik. Kişisel markanızı, çalıştığınız kurumsal marka ile özdeşleştirmek ise konunun bir ileri basamağı. Şahit olduğum bir örneği sizinle paylaşarak durumu açıklamama izin verin.

Performans pazarlama sektöründe ABD’de çok yakından tanıdığım ve sektörde bir firmada sosyal medya uzmanı olarak çalışan bir arkadaşım var. Bu arkadaşım sosyal medyada ilk günden itibaren, tam bir taraftar gibi kendi çalıştığı firmanın reklamlarını yaptı kendi ismini kullanarak. Twitter, Facebook, Digg, nerede onun ismini görsem, yanında çalıştığı firma ile ilgili bir paylaşım vardı.

Aradan birkaç sene geçtikten sonra arkadaşımın çalıştığı firma, devlet tarafından açılan çok büyük bir dava ile hem marka imajını mahvetti, hem de büyük tazminatlar ödeyerek neredeyse iflasın eşiğine geldi.

Bu arkadaşım, bütün iyi niyeti ile, gerçekten sevdiği ve inandığı, aynı zamanda çalışanı olduğu bir şirket ile ismini tamamen özdeşleştirdi birkaç sene içinde.

Şimdi her türlü uğraşına rağmen, sektörde Çalıştığı Şirket + İsmi olan (Coca-Cola Muhtar Kent gibi) imajını sadece ismine çevirmek için gece gündüz çalışıyor. Ancak çok zor bir iş için uğraştığının farkında.

Twitter’da ve sosyal medyada kişisel markanızı, çalıştığınız bir şirket ismi ile özdeşleştirmek ne kadar uzun vadeli bir plan, kendinize sorun ve cevabına siz karar verin derim.

Twitter’da Kişisel & Kurumsal Kullanım Stratejinizi Belirleyin

Yukarda, genel olarak, Twitter’da ve sosyal medyada hem kişisel, hem de kurumsal paylaşımlar yaparken önem vererek düşünmeniz gereken dört sorudan bahsettik.

Özel durumlara ve çalıştığınız sektöre göre bu soruların sayısı artabilir.

Bu soruların herkes için geçerli doğru cevapları yok.

Gerek iş hayatınızda, gerekse kişisel marka stratejinizde çizdiğiniz yola göre size sadece düşünmeniz için yol gösterecek araçlar bu sorular.

Halen ABD’de çok tartışılan ve ortak çözüm yolu bulunamayan bir konu, sosyal medyada kişisel ve kurumsal paylaşımlar arasındaki çizgi.

Ancak, özellikle Türkiye’de gözlemlerim, bu konuya hiç kafa yormadan sosyal medayada aktif olan birçok kişi olduğu üzerine.

İlerde ne büyük emeklerle oluşturduğunuz imajınız ve kişisel markanızı zedelemek istemiyorsanız, ne de profesyonel hayatınızda sosyal medyadaki paylaşımlarınız yüzünden zarar görmek istemiyorsanız, size tavsiyem, kişisel Twitter ve sosyal medya kullanım stratejinizi belirlerken bu konulara çok ama çok önem vermeniz.

Ben Kişisel Hesabımda İş Hayatı Dengesini Nasıl Yakalamayı Planlıyorum?

Benim işim bu yazıyı okuyan birçoğunuzdan çok daha kolay.

Öncelikle ben maaş alarak bir şirkette çalışmıyorum, bu durumda beni bağlayan bir patronum ya da yöneticim yok. Ayrıca uzun yıllardır ABD’de yaşadığım için Türkiye’de sektörün içinde değilim.

Doğam gereği Türkiye’de internet sektöründen şu ana kadar tanıştığım hiç kimse ile bir sorunum olmadı.

Bu yazı dizisinde başta belirttiğim gibi, amacım kişisel Twitter kullanım stratejimi ve planımı paylaşmak. Yukardaki soruları ben de kendime sordum ve kendi durumuma göre cevaplarımı çıkarttım.

Şahsen, Twitter’da kişisel hesabımda iş hayatı dengesini şu noktalara önem vererek koruyacağım:

    • Danışmanlık Yaptığım ya da İş İlişkim Olan Firmalar Hakkında Paylaşımlarım

Gizli bir şekilde, danışmanlık yaptığım ya da bir ücret karşılığı herhangi bir hizmet sunduğum hiçbir marka ya da şirket hakkında paylaşım olmayacak kişisel hesabımda. Yaptığım çok ender paylaşımlarda, kesinlikle bir açıklama (disclaimer) olacak.

Zaten iş ilişkim olan firmaların hepsi ABD’de olduğu için, Türkçe hesabımdaki takipçilerimi çok ilgilendiren konular olmadığını düşünüyorum.

    • Kendi Girişimlerim Hakkında Paylaşımlarım

Gelelim kendi girişimlerime. Ben girişimciyim. Washington Post’ta çalışan bir gazetecinin kişisel hesabı ile benim kişisel hesabım farklı. Onun kişisel fikri markasına zarar verebilir. Benim kişisel fikrim de kendi girişimlerime zarar verebilir. Ama sonuçta kendim dışında hiçkimse zarar görmez. Çünkü bu girişimlerin sahibi benim.

İçimden gelirse, paylaşım gerektiği durumlarda kendi girişimlerimden iyi kötü örnekler verebilirim, destek isteyebilirim, girişimlerimle takipçilerime destek verebilirim.

Yani iş anlamında şahsi girişimlerim hakkında tweet görebilirsiniz, ancak profesyonel anlamda destek verdiğim markalar hakkında açıklama olmadan, büyük ihtimal hiçbir zaman bir tweet görmeyeceksiniz.

    • Paylaşım Tarzım/Tonum

Gelelim paylaşım tonuma. Beni tanıyanlar az çok bilirler. Ne siyasetten anlarım ne de siyasi olabilirim. Ben neysem burda da, yani internette de oyum.

Ben ABD’de sosyal medyada şakır şakır konuşan, ona buna laf yetiştiren, sonra bir konferansta, fuarda bir araya gelince iki kelimeyi bir araya getiremeyen çok insan ile tanıştım. Onlar adına üzüldüm. Keşke hiç yüzlerini göstermeselerdi dedim.

İnsan yazarken garip şeyler olur. Bazen gerçek hayatta söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri çok kolay yazabilir. Twitter stratejinizi belirlerken bu konuyu iyi düşünün derim.

Ben, şahsen neysem o olacağım Twitter’da. Kişisel bloguma çok geyik birşey aklıma gelse dahi yazmam. Çünkü burası yeri değil, ama Twitter tam yeri.

Modum geyikse geyik (ki çoğu zaman geyik modundayımdır), işse iş, sıkıntılı ise sıkıntılı paylaşımlar olacak, muhtemelen mutluluğumu da sizinle paylaşacağım, üzüntümü de.

Kişisel mahremiyetime zarar gelmeyecek kadar açık ve doğal olacağım Twitter’da.

Yanlışım olduğumda düzeltmekten, hatam olduğunda özür dilemekten, doğru olduğumda ısrar etmekten, eleştrildiğimde durup düşünmekten hiç gocunmadım hayatta, Twitter’da da gocunmayacağım.

Twitter’da kurumsal bir hesap yönetiyorsanız birçok hesap kitap yapmanız, strateji belirlemeniz, hatta her türlü senaryoya karşı workflowları hazırlanmış tepki senaryoları hazırlamanız gerek.

Twitter kişisel hesabımda, hesapsız kitapsız, ben neysem o olacak, buna emin olabilirsiniz.

Twitter Kişisel Hesabımda @AhmetKirtok iş hayatı dengesini yakalamak için kendi planımı yaptım ve stratejimi belirledim.

Umarım bu yazıda sesli düşündüğüm sorular, örnekler ve konular sizin de kendi kişisel Twitter ve sosyal medya kullanım stratejinizi belirlemede faydalı olur.

Henüz beni Twitter’da takip etmiyorsanız, @AhmetKirtok linkinden takip edebilirsiniz. Hem sizi takip ediyor, hem de bana yönelik bütün soru ve paylaşımlarınıza elimden geldiğince cevap veriyor olacağım.

Bu yazı Twitter Kişisel Hesap Stratejisi adlı yazı dizisinin ikinci yazısıdır. Diğer yazılar için:

  1. Twitter Kişisel Hesap Stratejisi
  2. Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı? (Okumakta olduğunuz bu yazı)
  3. Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?
  4. Twitter’da Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı?
  5. Twitter’da Başarının Sırrı (23 Aralık Perşembe)
twitter-stratejisi

Twitter Kişisel Hesap Stratejisi

14 Aralık 2010’da, aktif olarak kişisel Twitter hesabımı kullanmaya başladım.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, Twitter’da bugüne kadar kendimize ait ve danışmanlık yaptığımız firmalara ait yüzlerce hesap kurduk ve yönettik, halen yönettiğimiz birçok hesabımız var.

Ancak @AhmetKirtok kişisel hesabımı şu ana kadar hiç aktif olarak kullanmadım. Bu hesap 14 Aralık’a kadar düzenli takip ettiğim 5-6 İngilizce blogun RSS Feed’lerini otomatik yayınlıyordu. Vakit ayırmadığım için de doğal olarak bir aktivite yoktu.

Türkiye’de Twitter çok hızlı yayılsa da henüz çok yeni ve birçok kullanıcının halen aktif kullanmadığını ve aslında Twitter mantığını tam anlamadığını gözlemliyorum son bir iki aydır.

Twitter’da kurumsal ya da startup, kısacası iş hayatı için bir hesap yönetmek ile kişisel hesap yönetmek çok farklı iki konu.

Kesinlikle doğru bir “Twitter Kişisel Hesap Yönetim Stratejisi” yok, bunu baştan belirtmek isterim. Ben bu yazıda, kendi Twitter kişisel hesap stratejimi sizlerle paylaşıyorum ve hoşunuza giden fikirleri alıp uygulamak ya da uygulamamak sizin elinizde.

Twitter’da uygulamaya karar verdiğim hareket planım bu yazının da dahil olduğu 5 ana basamaktan (yazıdan) oluşuyor. Bir de birçok Türk takipçimin ihtiyacı olmayan bir dil sorunu konusu var. Dil sorunundan kısaca bahsedip, basamaklara geçelim.

Dil Sorunu

Ben neredeyse 10 yıldır ABD’de yaşıyorum ve şu anda okuduğunuz kişisel blogum dışında Türkçe hiçbir projem olmadı çok uzun yıllardır. Doğal olarak da sosyal medya hesaplarımın hepsi İngilizce. Son iki yıldır Friendfeed’de ağırlıklı Türkçe olarak paylaşımlar yaptım. Ancak hiçbir zaman çok aktif olmadım. Arada bir seneye varan paylaşım yapmadığım zamanlar oldu.

@AhmetKirtok kişisel hesabım da doğal olarak İngilizce başladı. Twitter’ı aktif olarak kullanmaya başlamadan önce dil olarak nasıl bir yol izlemeliyim diye düşünürken, İngilizce ve Türkçe hesaplarımı ayırmanın daha doğru olacağına karar verdim.

Uzun lafın kısası, @AhmetKirtok hesabında tamamen Türkçe, @Kirtok hesabında ise tamamen İngilizce paylaşımlarım olacak.

Eğer yurtdışında yaşıyorsanız ya da yurtdışında bir takipçi kitlesi oluşturma hedefiniz varsa, herşeyden önce paylaşım dili olarak nasıl bir yol izleyeceğinize karar verin derim.

Twitter kişisel hesabımı aktif olarak kullanmaya başlamadan önce belirlediğim her ana madde üzerine tek tek düşündüm ve aşağıda sizinle tamamen paylaştığım şekilde bir yol almaya karar verdim. Ben seçtim diye bu yol 100% doğru diyemem. Aynı kişisel blog yazarken herkesin stratejisi, hedefleri, hareket planları nasıl farklı olabiliyorsa, Twitter kullanımı için de bu geçerli.

Uzun yıllardır internette edindiğim tecrübelere dayanarak belirlediğim Twitter’da kişisel hesabımı planlama ve kullanma stratejimi sizlerle A’dan Z’ye paylaşmaya karar verdim.

Ancak burda amacım paylaşmak olduğu için ve kimilerine yol gösterici olabileceği için planımı tamamen açıklıyorum.

Hedef Belirleme

Hep söylerim, tekrar söylüyorum, başarmak için ilk adım hedef belirlemektir. Twitter’da kişisel hesap kullanmak için hedefe ne gerek var diyebilirsiniz. Benim için hedef belirlemek hayatın her alanında önemli.

Twitter’da, bunca yoğun programım arasında aktif olarak kişisel bir hesap kullanabilmek için ciddi bir vakit harcamam gerekiyor, bunu biliyorum. Zamanım benim için herşeyden değerli. Bu nedenle bir hedefi olmayan işe zaman ayırma lüksüm yok.

Twitter’da Türkçe paylaşımlarımda birisi uzun, diğeri orta vadeli iki amaç belirledim:

Uzun Vadeli Amacım: “İnsanların Hayatlarını Değiştirebilmek”

Orta Vadeli Amacım: “Kendi alanımda en etkili isimlerden birisi olmak”

Uzun vadeli amacım kişisel blogumdaki amacım ile aynı. Aslında Twitter ve diğer sosyal mecra araçları ve bloglar birbirinin tamamlayıcıları bana sorarsanız.

Bazen çok kısa, blog yazısına gerek olmayan ama çok şey anlatabilecek fikirler gelir aklımıza. İşte bu durumlarda Twitter, blogumuzdan çok daha hızlı bir paylaşım kanalı olabilir.

Daha önce yazmıştım bu konuda, tekrar belirtmekte fayda var. İnsanların hayatlarını değiştirmek çok ama çok büyük bir hedef. Ancak ben konuya şu şekilde bakıyorum.

Herhangi bir blog yazımı okuyup, heyecanlanıp, o yazı sayesinde gelecekte ne yapacağına karar veren bir üniversite öğrencisinin hayatını değiştirmeye çok ufak da olsa bir katkım olabilir.

Ya da uzun zamandır uygulamayı düşündüğü bir fikri bir türlü proje haline getiremeyen bir girişimci, bir tweet’imden etkilenip bu projeyi hayata geçirebilir.

Hayatım boyunca okuduğum ve takip ettiğim başarı hikayelerinden çok şey öğrendim. Sadece bir konferansdaki konuşma ya da bir blog yazısı sayesinde birçok şeye bakış açımın değiştiği oldu. Biliyorum çok büyük bir hedef bu, ama ben bu hedef için, karşılıksız paylaşmaya çalışıyorum yıllardır.

Benim internet girişimciliğine ilk adım attığım yıllarda, bırakın Türkçe kaynağı, bu işi İngilizce paylaşan insan sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi. Şimdi ise zamanında yakalayamadığım bu fırsatı yeni gelenler yakalasın istiyorum.

Gelelim orta vadeli hedefime. ABD’de Influencer diyoruz. Uzun vadeli hedefime gidebilmek için ilk mola burda olmalı. Çok spesifik kriterleri henüz yok aslında Twitter’da ne kadar etkili olduğunuzun. Bazıları retweet rakamlarına bakıyor, bazıları reply & retweet indeksine. Amaç doğru insanlara ulaşabilmek ve doğru aracıların yeni doğru takipçiler kazanmama yardımcı olması bir nevi.

Influencer olmak ciddi emek ve çaba gerektiren bir iş. Aşağıda bu orta vadeli hedefe giderken yapacaklarımdan bahsedeceğim.

İster şu ana kadar Twitter’da aktif kişisel bir hesabınız olsun, isterseniz de bugün Twitter’ı ciddiye alıp aktif kullanmaya karar verin, kesinlikle hedefinizi belirleyerek bu işe başlayın.

Twitter’da kişisel hesabınızı kullanırken hedefiniz iş bulmak, çevre edinmek, freelance iş almak, kişisel markanızı oluşturmak ya da onlarca başka nedenden birisi olabilir. Önemli olan bu hedef ya da hedeflerinizin farkında olarak ilk adımı atmanız.

Aksi takdirde, çok değerli vaktinizi ayırıp kullandığınız sosyal medyada ve Twitter’da bırakın faydalı sonuçlar almayı, kişisel markanıza ciddi zarar verebilirsiniz.

Hedef belirledikten sonra her zaman olduğu gibi, hızlı bir şekilde harekete geçmek gerekir.

Twitter’da kişisel hesabını ciddiye alıp aktif ve doğru bir şekilde kullanmak isteyenler için hem bu uzun konuyu rahat okunur kılmak, hem de uygulamaya vakit ayırmak adına 5 ana bölüme ayırdım.

Bugün ilk bölümünü okuduğunuz Twitter Kişisel Hesap Stratejisi yazı dizisini hergün bir bölüm olmak üzere, aşağıdaki başlıklar altında yayınlıyor olacağım.

Eğer bu yazıları takip ederken aynı zamanda uygulamak istiyorsanız, bugün hedefinizi belirlemek için en doğru gün bence.

Her zaman Twitter’da sorularınızı @AhmetKirtok şeklinde başlayarak bana mention ile sorabilirsiniz ya da burda, yorumlar bölümünde paylaşabilirsiniz.

Bu yazı Twitter Kişisel Hesap Stratejisi adlı yazı dizisinin ilk yazısıdır. Diğer yazılar için:

  1. Twitter Kişisel Hesap Stratejisi (Okumakta olduğunuz bu yazı)
  2. Twitter’da Kişisel & Kurumsal Hesapları Nasıl Ayrı Tutmalı?
  3. Twitter’da Takipçi Kalitesi mi Takipçi Sayısı mı Daha Önemli?
  4. Twitter Takipçileriniz Sizin İçin Önemli Olduklarının Farkındalar mı?
  5. Twitter’da Başarının Sırrı (23 Aralık Perşembe)
pegasus-is-basvurusu

Pegasus İş Başvurusu

Google’da Pegasus İş Başvurusu şeklinde bir arama yaptıktan sonra bu yazı karşınıza çıktıysa, ya da amacınız Pegasus Hava Yolları’na iş başvurusunda bulunmak ise hem yanlış hem doğru yerdesiniz.

Pegasus Hava Yolları’nın işe başvuran her adaydan, başvuru ücreti adı altında 15 lira talep etmesini öğrenmem üzerine yazmaya karar verdiğim bir yazı bu. Eğer kariyer planlarınız arasında Pegasus’ta çalışmak varsa, bu yazı, doğal olarak sizi de yakından ilgilendiriyor. Birkaç dakikanızı ayırıp, okumadan Pegasus’a başvuru yapmaya başlamayın derim. Ancak vaktim yok, ben 15 liramı öder, başvurumu yaparım diyorsanız, başarı ve bol şans diliyorum, sizi şöyle alalım.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, ne Pegasus’la ne de havacılık sektöründe başka bir firma ile iş anlamında, organik ya da inorganik hiçbir bağım yok. Beni tanımayanlar için başka bir nokta da, amacım burada Pegasus’u kötülemek yerine, bana göre yanlış olan bir uygulamalarını eleştirmek ve mümkünse bu uygulamadan vazgeçmelerine aracı olmak.

Pegasus’un iş başvurularında, adaylardan ücret talep etmesinden birkaç saat önce şans eseri haberim oldu. Birkaç saat içinde bu konuda blog yazmama neden olacak kadar önem teşkil eden şey ne oldu sorusunu 3 ana başlıkta toparlamaya çalışacağım.

1) Pegasus İş Başvurusunda Ücret Talep Edildiğini Öğrenmem

Bu yazıyı yazmadan birkaç saat önce, sosyal medyada şans eseri rastladım bu konuya.

Bu uygulamanın halen devam edip etmediğini araştırırken, bloglarda, haber sitelerinde ve sosyal medyada birçok kez paylaşılıp, eleştirildiğini gördüm konunun. Ancak ne yazık ki halen devam eden bir uygulama olduğunu öğrendim.

Hoşuma gitmeyen bu uygulamayı kendimce eleştirmek için şu şekilde, biraz kara mizah kullanarak paylaştım bu uygulamayı.

Eğer sadece, “Pegasus’un iş başvurusunda adaylardan ücret talep etmesi bence yanlış” tarzı bir paylaşım yapsaydım bu kadar yorum ve ilgi almayacağını tahmin ediyordum tabi ki.

Tahminlerim doğru çıktı ve bu paylaşımdan birkaç saat sonra, bu yazıyı yazarken, 100’ün üzerinde yorum yapıldı bile bu paylaşıma.

Birkaç dakika önce alınmış bir Pegasus iş başvurusu ekran görüntüsü aşağıda:

Pegasus İş Başvurusu Ekran Görüntüsü

2) İnternetin ve Sosyal Medyanın Gücü

İnternet ve sosyal medyanın kullanımındaki artış, eski tip iş mantığı ile çalışan birçok firmanın dezavantajına oldu. Her ne kadar internet sayesinde eskiden ölçümlenemeyen birçok kriter artık ölçümlenebilir hale gelse de, marka değeri halen tam olarak ölçümlenemeyen bir kavram.

Pegasus iş başvurularında adaylardan talep ettiği ücretin şirkete toplam getirisini çok basit bir hesapla tam olarak hesaplayabilir. Ancak internette ve sosyal medyada, sırf bu konu hakkında on binlerce yazının, haberin ve paylaşımın markasına verdiği zararı nasıl hesaplayabilir?

Eskiden firmalar “Şikayetlerinizi bize, memnuniyetinizi çevrenize iletin” derlerdi. Ancak artık herkes şikayetini de memnuniyetini de internette paylaşıyor. Ve eskiden şikayetini ya da memnuniyetini ancak çevresindeki 3-5 kişiye ulaştırabilen son kullanıcı, artık internet sayesinde sesini binlerce, hatta çok daha fazla kişiye ulaştırabiliyor.

İnternette Pegasus hakkındaki olumsuz eleştirilerin büyük bir çoğunluğu, sunduğu servisin kalitesi ve ürün & servis için ekstra ücret talep etmesi konuları.

Bir marka yaratırken fiyat, kalite ve servis denkleminde Pegasus, şirket politakası olarak en ucuz uçak bileti sunmayı hedefleyip, doğal olarak servis ve kaliteden ödün vermeyi tercih etmiş olabilir. Bu bir tercih meselesidir. Dünyada bu mantıkla, başarılı ve karlı şekilde çalışan birçok marka örneği var. Bu konuda Pegasus’u şahsen eleştirmiyorum.

Özellikle ve tekrar belirtmek istiyorum, benim eleştirim, Pegasus’un iş başvurusunda adaylardan ücret talep etmesi.

3) Ali Sabancı’ya Açık Mektup

Sayın Ali Sabancı

Sizi şahsen tanımıyorum, iş hayatınızı da yakından takip etme fırsatım olmadı. Ancak soyadınızdan dolayı, ailenizin Türkiye iş hayatına ve sanayisine çok büyük ve değerli katkıları olduğunu çok iyi bilen birisiyim.

İnternette edindiğim bilgilere ve gözlemlerime dayanarak, sizin de bir girişimci olduğunuzu ve Pegasus’u kurarken bu girişimci ruhun verdiği heyecanla hareket ettiğinizi tahmin ediyorum.

Öncelikle her ne iş dalı olursa olsun, girişim yapan ve ülkemizde bir kişiye dahi olsun istihdam yaratan birisine saygım sonsuzdur, bunu belirtmek istiyorum. Sizi de girişimciliğiniz ve yarattığınız istihdamlar için tebrik ediyorum.

Pegasus Hava Yolları’nın İş Başvuru sürecinde adaylardan ücret talep etme politikasını eminim kendinizce açıklayabilirsiniz.

Ancak işsizlik rakamları halen çok ciddi düzeyde seyreden ülkemizde, birçok işsiz insanın bu tarz bir uygulama ile madur kaldığını size hatırlatmak isterim. Mağduriyetin yanı sıra, birçok iş arayan vatandaşımızı, aynı zamanda rencide edici bir politika olarak da görülebilir bu durum.

İster başvuru sayısının yüksekliğini bir bahane olarak sunun bu konuya, isterseniz de şirket politikanızda iş başvurularını önemli bir gelir kalemi olarak hesaplayın, ya da dünyadan benzer örnekler vererek bir açıklama getirmeye çalışın, sonuçta yanlış yanlıştır.

Biz girişimciler de, her insan gibi hata yapabiliriz. Bence önemli olan bu hatayı kabul edip, zararın neresinden dönülse kardır mantığıdır.

Sizden beklentim, Pegasus iş başvurularında adaylardan alınan ücret politikanızı gözden geçirip bu hatadan ilk fırsatta vazgeçmenizdir.

Eminim istihdam yaratarak mutlu ettiğiniz binlerce Pegasus çalışanının yanı sıra, ülkemizde şu anda işsiz olan birçok insan tarafından da, bu vereceğiniz karar çok olumlu karşılanacaktır.

Pegasus İş Başvurularında alınan ücret konusunu yakından takip edip, gelişmeleri bu yazımı güncelleyerek aktaracağım. Eğer sizden de direk bir haber gelirse, emin olabilirsiniz ki burada duyuruyor olacağım.

Bu isteğimi, başarılı olup, ülkemizde çok daha fazla istihdam yaratmanızı gönülden isteyen girişimci bir kardeşinizden ve hemşerinizden gelen yapıcı bir eleştiri/istek olarak görürseniz beni mutlu edersiniz.

Saygılarımla

Ahmet Kırtok

Pegasus Örnek Olabilir

Daha kısa yazılar yazmalı diyorum ve ardından böyle uzun bir yazımı okuyorsunuz. Ancak konuyu tam olarak açıklamak için gerekli gördüm ayrıntıları yazmayı, vaktinizi aldım, affola.

Bloglar çok önemli diyoruz internetin ve medyanın geleceğinde, ama birçoğumuz yanlış gördüğümüz konulara yapıcı eleştiriler getirmeye vakit ayırmıyoruz. Bizce yanlış olan uygulamaları, ucu bize dokunmadıkça ben eleştirmezsem, siz eleştirmezseniz, kim eleştirecek?

Son olarak belirtmek isterim; Bu yazıma Sayın Ali Sabancı’dan ya da Pegasus Yönetiminden bir yorum geldiği takdirde, yazıyı güncelleyip, sizlerle paylaşacağım.

Pegasus’a İş Başvurusu yapmak için bilgisayar başına geçip, değerli vakitlerini bu yazıyı sonuna kadar okumaya ayıran herkese de başarılar ve bol şanslar diliyorum.

tesekkurler

Teşekkürler

Trafik, iş, alışveriş, faturalar, toplantılar, stres, stres, stres…

Günlük hayatımızdaki yoğun koşuşturmada çoğumuzun genelde unuttuğu, halbuki söylerken birkaç saniyemizi bile almayacak bir kelime var:

Teşekkürler !

Hatta çok yoğun olanlar için, güzel dilimiz Türkçe’nin sağladığı avantajla, daha da kısa bir versiyonu kullanılabilir:

Teşekkür !

Markette, takside, işte, evde, günlük hayatta alışkanlık haline getirebilsek hepimiz teşekkür etmeyi, çok daha pozitif olmaz mı bir günümüz?

Teşekkürler

Bu yazıya giriş kısmı bahanemdi. Asıl amacım sizlere teşekkür etmekti.

Birçoğunuzu şahsen tanımıyorum. O çok değerli vaktinizi ayırıp yazılarımı okuyorsunuz.

Hatta yorumlarınızla destek oluyor, eleştiriyor ve tartışmaya katılıyorsunuz.

Hiçbir yükümlülüğünüz yok iken, sosyal medyada yazılarımı paylaşıyorsunuz ve birçok yeni okuyucumla tanışmama aracı oluyorsunuz.

Bazılarınız dertlerinizi, bazılarınız başarılarınızı, bazılarınız da teşekkürlerinizi email ve yorumlarla paylaşıyorsunuz.

Beni ne kadar mutlu ediyorsunuz anlatamam.

Hepinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum…

İnternet Ortamında da Teşekkür Edilebilir

Ne sosyal medya, ne de kişisel marka gurusuyum.

Bildiğim birşey var, o da gerçek hayatta ne iseniz, sosyal medyada da o olmanız gerektiği.

Günlük hayatımda kendime teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirmiş biri olarak sosyal medyada da bunu uyguluyorum.

Yazılarımı paylaşanlara, yazdıklarımı yepyeni insanlarla tanıştıranlara, ya da çok değerli bir paylaşımla bana birşeyler katanlara içten teşekkür ediyorum.

Siz de deneyin, tavsiye ederim.

Hepinize tekrar teşekkürler.

Twitter Teşekkür Mesajları

new-media

Yeni Medya Düzeni ve Değişim

Bugün İstanbul’da Doğuş Grubu tarafından Yeni Medya Düzeni adlı bir konferans düzenleniyor.

Çok değerli katılımcılarla internetin yarattığı yeni medya tartışılıyor.

Son günlerde özellikle geleneksel medyada bir panik havası var. Yeni medya düzeni nedir? Yeni medyada bizim yerimiz ne olacak? tarzı sorular, henüz çok yüksek sesle sorulmaya başlanmasa da en çok duyduğumuz sorular arasında.

Seth Godin hafta sonu yazdığı bir yazıda değişimden bahsetti.

Seth Godin’e göre değişime insanlar ve şirketler iki farklı tepki verirler;

Birinci grup, değişimden zarar göreceğini düşünenler. Değişim dolayısı ile zarar göreceğini düşünenler, hemen seslerini yükseltir ve gerçekleri görmezlikten gelerek değişime karşı çıkarlar.

İkinci grup ise değişimden faydalanacaklar, ancak buna inanmayan ya da farkında olmayanlar. Bu insanlar ve şirketler de değişim tamamen gerçekleşene kadar inanmazlar ve sessiz kalırlar.

Geleneksel Medya ve Değişim

Geleneksel medyada yeni medya düzenine bakış açısını ağırlıklı olarak birinci grup oluşturuyor. Birçok gazete, televizyon ve basın organı yeni medya düzeninden zarar göreceğini düşünüyor. Bu da çok normal bir düşünce. Oturmuş, hantal da olsa işleyen bir düzenin kuralları baştan yazılıyor. Bu nedenle birçok geleneksel medya yöneticisi ve çalışanı aslında yeni medya düzenine tepkili ve hoşnut değil.

Değişimden korkan geleneksel medyadakiler, gazetelerin internet sitelerinin para kazanmadığını belirtiyorlar, insanların televizyondan internet videoya kaydığını gözlemliyorlar ve panik ortamında, ne yapacaklarını bilmeden konuşuyorlar.

Geleneksel medyanın bir kısmı ise sessiz, ne yapacağını bilmiyor. Halbuki doğru adımlar, geç kalınmadan atılırsa değişimin öncüleri olabileceklerinin farkında değiller.

Değişimden Kazançlı Çıkacaklar

Yeni medya düzenine geçerken, bu değişimden en çok kazançlı çıkacaklar ise değişimin farkında olanlar ve panik yapmak yerine kendilerine “Ne yapabiliriz?” sorusunu soranlar.

Hatta ne yapabiliriz sorusunun cevabını çoktan vermiş ve yeni medyada projeleri ile adından söz ettiren kişiler de var.

Bu isimlerden birisi Radikal Gazetesi’nde teknoloji editörü Serdar Kuzuloğlu. Kendisi MYK Medya adlı bir internet şirketi var ve Televidyon gibi birçok projeye imza atmış bugüne kadar. Aynı zamanda sosyal medyada çok aktif ve tanınan bir isim.

Seth Godin’in bahsettiği iki ana modele uymayan bir örnek Serdar Kuzuloğlu örneği. Bana göre de yeni medyadaki değişimin farkında olup, geç kalmadan adım atan insanlardan birisi.

Bireylerin dahi gerek ulusal gerekse uluslararası ses getirebilecek haberlerde tek kaynak olabildikleri yeni medya düzeninde, kendi alanında değişimin farkında olan, farkında olmakla kalmayıp ne yapabilirim sorusunu kendine soran ve bu sorunun cevabı doğrultusunda hızlı hareket edip, fikirlerini Serdar Kuzuloğlu gibi icraata geçirebilenler yeni medya düzeninde başarılı olacak üçüncü kategorideki bireyler olacaklar.

Değişim Treni Kaçmadan

Geleneksel medyadaki kurumlar, paniğe kapılmadan, öncelikle yeni medyayı çok iyi analiz ve takip etmeliler. Daha sonra yurt dışındaki geleneksel medyada daha önce yapılan hataları incelemeli ve bu hatalara tekrar düşmemeliler.

Son adım olarak da, geleneksel medyanın yöneticileri, değişimi kabul edip, gençlerin sesine kulak vererek, bu değişimde en doğru adımları atıp, en kazançlı nasıl çıkabiliriz sorusunu kendilerine hergün sormalılar ve cevabını bulabilmek için somut adımlar atmalılar.

Değerli geleneksel medya yöneticileri; Dünyada yeni bir medya düzeni kuruluyor. Bundan sonra ya ilk iki kategorideki gibi panik ya da sessizlik ile tepki verip, değişim trenini kaçırırsınız, ya da hemen bugün ilk adımı atıp değişime nasıl uyum sağlarızı araştırmaya başlarsınız.

sosyal-medya-takibi-fail

Sosyal Medya Takibi Nasıl Yapılmaz

Sosyal medya takibi (social media monitoring) son zamanların popüler konularından birisi. Özellikle 2010’da social media monitoring üzerine servisler ve araçlar sunan birçok startup ismi duyuyoruz.

Sosyal medya takibi ve önemi, bir markanın sosyal medyada nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlatan bir yazı içinde ufak bir bölüm olabilir. Ancak sadece sosyal medya takibi üzerine bile saatlerce tartışıp, onlarca yazı yazabiliriz.

Bu yazım uzun bir sosyal medya takibi yazısı olmayacak. Sosyal medya takibi nasıl YAPILMAZ’a ufak bir örnek olacak.

Sosyal Medya Takibi Nasıl Yapılmaz – Case Study

8 Eylül’de FriendFeed’de aşağıda screenshot’ını gördüğünüz bir paylaşım yaptım.

Sosyal Medya Takibi Örneği

Paylaşımım çok basitti:

Ne zamandir Turkce bir roman okumamistim. Cok huzurlu hissettim 2 gunde Elif Safak’in Ask’ini bitirince. Turkiye’ye bu gelisime yeni kitaplar almak istiyorum. Ozellikle yenilerden tavsiye edeceginiz romanlar var mi?

Bu üç cümlelik paylaşımda özellikle koyu renk yaptığım 4 kelime var:

almak istiyorum & tavsiye edeceğiniz

Sizce burada benim bir sosyal medya kullanıcısı olarak commercial intent‘im ne?

Commercial Intent (short for commercial intention) = Ticari Amaç, Niyet, Maksat, Gaye (ya da nasıl tam çevriliyorsa)

Sorunun cevabı 100%. Yani 100% potansiyel müşteriyim.

Ve ne kadar üzücü ki hiçbir online kitapçı böyle potansiyel bir müşterinin soyal medyada paylaştığı, bütün dünyaya duyurduğu, “Kitap Almak İstiyorum !!!” haykırışını duymadı ve beni müşterileri yapamadı.

Buradaki örnek internet kitapçıları üzerine, ama her sektörde birçok firma bu hatayı yapıyor.

Sosyal medya takibi için ajanslara bütçe ayırabilirsiniz, süslü süslü grafikli raporları üst yönetime sunabilirsiniz, birçok yazılıma her ay para harcayabilirsiniz, “Geçen ay markamız sosyal medyada şu kadar kez geçti” diye hava atabilirsiniz.

Ancak ayağınıza gelmiş potansiyel müşteriye kapınızı açıp, içeri buyur etmezseniz hepsi nafile.

Hangi firmayı, hangi markayı temsil ederseniz edin, bu çok basit örnekteki hatayı siz siz olun tekrarlamayın.