yazmak

Yazmak

Bir ritüeli andırır benim için yazmak. Zamanı, tarifi, şekli, biçimi pek yok aslında.

Evde ve gece yazmak daha verimli benim için.

New York’ta bir sonbahar akşamı, kucağımda laptop’ım, Central Park’ta uçuşan sarı yaprakları izlerken yazmak kulağa hoş gelse de, yanımda kahvem ve sigaram, evimde sessizlikte bir kalem bir kağıtla yazmak, tarifi zor, ama sanki anneme sarılırken hissettiğim güven, mutluluk ve kendim olma hissi arasında bir ruh hali ile hep daha çekici gelmiştir.

Daha önce hiç karşılaşmadığım bir ilham perisi gelse, getirdiği fikirlerle doyumda hissedeceğim satırlar ortaya çıkacak bile olsa, kağıdın kokusunu burnuma çekmeden yazamam ben. Eski kafalı deyin, hiç alınmam, ama kağıt ve kalem olmadan eksik yazarım.

İlkokul ikinci sınıf yazında, pek saygıyla anmadığım ilkokul öğretmenimin verdiği yaz tatilinde günlük tutma ödevinin travmasını atlatıp, gerçekten isteyerek, heyecanla ve tamamen özgür irademle tekrar yazmaya başlayabilmem, ilk aşık olduğum on beş yaşıma denk gelir.

On beşimden beri, bazen birkaç saat bile ara vermeden, bazense çok uzun yıllar süren aralar vererek hep yazdım. Yazdıklarımla para kazanma ya da geçinme zorunluluğum olmadığı için bunların çoğu ya hiç paylaşılmadı, ya da saklanmadı.

Bana göre doğru ya da yanlış yazı yoktur.

Okurken hissettiğim, belki yazarın kaleme alırken hayal ettiği dünyadan çok farklı bir dünya da olsa, yazının içinde yarattığım o dünyaya içine çekercesine beni götüren yazı bana zevk verir. İster dört mısralık bir şiir olsun, ister yüzlerce sayfalık bir roman, ister çok ağır bir dil ve betimleme dolu olsun, ister çok yalın, beni alıp o hayal dünyasına götüren yazı bana göre okunası yazıdır.

Dünyaca ünlü bir eleştirmen bir kitap hakkında ne demiş umursamam. Çünkü bir eleştirmenin kendi hayal dünyasında işlediği ve oluşturduğu sonuçlar yerine o kitabı okuduğumda damağımda bırakacağı lezzet benim için daha önemlidir.

Blog yazıyorum ama sadece kendim için, sosyal medyada paylaşıyorum ama kaç kişinin yazdıklarımı takip ettiği umrumda değil diyen kişi ya samimi değildir ya da hakikaten ne yaptığının farkında değildir. Okuyucu sayısı ya da okuyanların fikirleri umrumda olmadığı yazılarım hiçbir zaman paylaşılmamış, paylaşılmayacak, yayınlanmamış ve yayınlanmayacak yazılarımdır. Çok okunmak isteyen, takdir edilmek için çabalayan yazarla sorunum yoktur bu arada, hayatta kimseyle sorunum olmadığı gibi.

Blog yazmak benim için yazmak değil, bildiklerimi paylaşmaktır. Genelde acele yazarım blog yazılarımı, çok hata yaparım, umursamam. Önemli olan, en hızlı ve en sık biçimde, bildiğim konularda ahkam kesmektir. Çok sevdiğim birisi blog yazarlarına “ahkam kesenler” der. Ahkam kesmek lafı da ordan gelir.

Yazıya başlarken giriş, gelişme ve sonucunu planlamak strese sokar beni, bu stres de kağıda yansır, kaçınamam. Mutlu sona ve klişelere inanmam, bu nedenlerden senaryo yazamam.

Sırf yazmak için yazılmış yazıları sevmem, yazarın ruh halini, yazma nedenini anlamaya çalışırım. Sırf yazmak için yazılmış bir yazı, olsa olsa birkaç dakikalık sahte bir zevk verebilir bana, tıpkı bir Serdar Ortaç yaz şarkısı gibi. Geçen yaz dinlediğim o zorlama şarkının ne sözleri ne de melodisi kalmıştır aklımda.

Yazmak rahatlatır beni. Yazmak için ne bir amaç, ne kendini açıklama zorunluluğu, ne de binbir kaygıya ihtiyaç duyarım. Rahatlamak için yazarım, şu anda olduğu gibi.

Girişi, gelişmesi, sonucu olmasa da aklımdan geçenleri kağıda döküp, zihnimi rahatlatmak mutlu eder çoğu zaman.

Madem bu bir blog ve ister istemez ahkam kesiyorum sürekli burada, bu sefer de ahkam kesmek için değil, sadece içimden geldiği için yazayım dedim.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorumları Gör(5)
  1. Çok samimi ve akıcı bir yazı olmuş… Ellerinize kaleminize sağlık. Demek ki sizden, daha sık “sadece içinizden gelen” yazılarıda istiyecegiz artık :)

  2. Gerçek işi olmadığı halde, kalem ve kağıtla böylesine gönül bağı kurabilen kişi sayısı azdır.
    Farkında olduğunuz ve paylaşmaya devam ettiğiniz için teşekkürler. Ellerinize sağlık :)

  3. Yazmak zorunda olmamak güzel birşey; yazmak bence gönül işi, en çok okunan yazar yürekten, içten yazan yazardır. Sizin yazılarınızda biz zaten bunu hissediyoruz. En uzun yazınızı bile son satırına kadar sıkılmadan okuyoruz…. Yüreğinize sağlık…

  4. Ahmet Bey, google’da tesadüfen buldum sitenizi. Iki gündür sikilmadan okuyorum yazilarinizi. Okumayi çok seviyorum, yazmayi da. Okumanya değer şeyler yazamadiğim için mi, utandiğimdan mi bilmem yazamiyorum. Yazma yetisi kazanmam için ne/neler yapmaliyim?

    Sevgi ve saygilarimla…